(6136 S. K. m. 15) (765 S. K. m. 2, 30/2, 59/2, 81) (647 S. K. m. 5, 6, 9)
Yasak bıçak bulundurmak suçundan sanık Harun'un 6136 sayılı Yasanın 15/1, TCY.nın 59/2, 81/1-4. maddeleri uyarınca 5 ay 15 gün hapis ve 130.501.800 TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve suça konu bıçağın TCY.nın 36. maddesi uyarınca zoralımına ilişkin Beyşehir Asliye Ceza Mahkemesince 27.12.2001 gün ve 284-314 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8.Ceza Dairesince 03.06.2002 gün ve 5671-6598 sayı ile;
"Suça konu bıçağın otomatik susta tertibatının bulunup-bulunmadığı konusunda usulüne uygun olarak bilirkişi incelemesi yaptırılmadan, eksik soruşturmayla yazılı biçimde mahkumiyet hükmü kurulması" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 18.09.2002 gün ve 170-296 sayı ile;
"Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 11.10.1994 tarih ve 1994/10285-10971 ve 21.06.1994 tarih 1994/5388-7751 sayılı yerleşik içtihatlarında, bıçaklarla ilgili olarak Adli Tıp Fizik Şubesinden görüş alınarak karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkememizce bozma ilamından önce İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik Balistik Şubesinden bilirkişi raporu alınmış, bu rapora göre suça konu bıçağın kabzasının üzerinde susta tertibatının mevcut olduğu ve 6136 sayılı Yasa kapsamında kaldığı yönündeki usulüne uygun bilirkişi raporu karşısında soruşturmanın genişletilmesine gerek olmadığı" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık ve üst C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istemli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın yasak bıçak bulundurmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, suça konu bıçak üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediğinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
22.09.2001 tarihinde düzenlenen olay tutanağında, saat 20.45 sıralarında Beyşehir ilçesi Köprübaşı caddesinde alkollü olduklarından ve durumlarından şüphelenilerek üzerleri aranan dört kişiden Harun Ay'ın üzerinde namlu uzunluğu 9.5 cm. olan Voyage marka sustalı bıçak bulunması üzerine gözaltına alındığı belirtilmiştir.
Polis memuru tarafından düzenlenen ön ekspertiz raporunda, sanığın üzerinde yakalanan mandallı bıçağın elle ve gözle yapılan incelemesinde tek yüzünün keskin ve ucunun sivri olduğu, mandal kısmının çalışmadığı, 6136 sayılı Yasa kapsamına girdiği belirtilmiştir.
Adli Tıp Kurumu Fizik-Balistik İhtisas Dairesince düzenlenen 08.11.2001 tarihli raporda; kesici-batıcı özelliğe sahip, kabzasının üzerinde susta tertibatı mevcut bıçağın; imal durumu, tip ve niteliği bakımından sustalı çakı olduğu, kabzasının üzerinde bulunan susta tertibatının bazı kereler sabitleme görevini yapmadığı, ancak arızası basit bir işlemle giderildiğinde kullanılmaya elverişli hale geleceğinden, 3684 sayılı Yasa ile değişik 6136 sayılı Yasa kapsamına girdiği, vahim nitelikte olmadığı bildirilmiştir.
Bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınarak değerlendirildiğinde;
Sanığın üzerinde yakalanan bıçak ile ilgili olarak gerek kolluktaki ön ekspertiz, gerekse Adli Tıp Kurumu Fizik-Balistik İhtisas Dairesince düzenlenen raporlarda, sustalı olduğu ve mandal tertibatındaki arıza nedeniyle bazı kereler sabitleme görevini yapmadığının tespit edildiği anlaşılmaktadır. Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporda, bıçağın kabzası üzerinde susta tertibatının bulunduğu hususu açıkça vurgulanmış ve arızasının da basit bir işlemle giderilebileceği belirtilmiştir.
Türk Dil Kurumu Güncel Sözlüğünde "susta" sözcüğünün anlamı, emniyet yayı olarak açıklanmıştır. Buna göre suça konu bıçağın, kabzasında yay tertibatı bulunan ve mandalına basıldığında namlu kısmı kendiliğinden açılarak, emniyet tertibatı ile de namlusu sabit kalan sustalı bıçak türü olduğu açıktır.
Bu itibarla Yerel Mahkemece yapılan soruşturma yeterli ve hüküm vermeye elverişli olup, direnme kararı bu yönü itibariyle isabetlidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyeleri A.E. Özgenç ve N. Yılmaz, "Özel Daire ile Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; suça konu bıçak üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Zabıtaca düzenlenen 22.09.2001 tarihli Ön Ekspertiz Raporunda "sanığın üzerinde elde edilen, metal-gri renkli 9.5 cm namlu uzunluğu, 11.5 cm kabze uzunluğu olup, toplam 21 cm uzunluğunda ve bele asmak için özel askılı olan, mandallı, bıçak üzerinde elle ve gözle yapılan incelemede, bıçağın tek yüzünün, keskin ve ucunun sivri olduğu mandal kısmının çalışmadığı, suç işlemek üzere taşınabileceği ve 6136 sayılı Kanun kapsamına girdiği" belirtilmiştir.
Dava konusu çakı bıçağına ilişkin olarak, yargılama aşamasında alınan, Adli Tıp Kurumu Fizik-Balistik İhtisas Dairesinin 8 Kasım 2001 tarihli raporunda; "Kesici-batıcı özelliğe sahip kabzasının üzerinde susta tertibatı mevcut bıçağın, imal durumu, tip ve niteliği bakımından sustalı çakı olduğu,
Kabzası üzerinde bulunan susta tertibatının bazı kereler sabitleme görevini yapmadığı, ancak arızası basit bir işlemle giderildiğinde, kullanılmaya elverişli hale geldiğinden 6136 sayılı Yasa kapsamına girdiği ve vahim nitelikte olmadığı" mütalaa edilmiştir.
Sanık, hazırlıkta ve mahkemedeki savunmasında, suç tarihinde zabıtaca yapılan aramada üzerinde elde edilen bıçağın kendisine ait olduğunu, bıçağa meraklı olduğu için üzerinde taşıdığını, ancak, bıçağın susta tertibatının bozuk olduğunu ve sustalı bıçak özelliğini kaybedip, normal bıçak niteliğinde olduğunu ifade etmiştir.
Yukarıda sözü edilen, gerek zabıtaca düzenlenen Ön Ekspertiz raporunda, gerekse Adli Tıp Kurumu Fizik-Balistik İhtisas Dairesinin, 8 Kasım 2001 tarihli raporunda, sanıkta yakalanan dava konusu çakının sustalı çakı vasfına haiz olduğunun belirtilmesi sanık aleyhine yorumlanamaz. Zira, dava konusu çakı bıçağında, pimine parmakla basılında birden bıçağın kesici kısmını ortaya çıkaran bir tertibatın bulunduğuna dair raporlarda ve dosyada bir bulgu yoktur.
Sadece kabza üzerinde sabitleme görevini yapan susta tertibatının bulunduğu ve sözü edilen tertibatında bazı kereler sabitleme görevini yapmadığı, ancak arızası basit bir işlemle giderildiğinde kullanılmaya elverişli hale geldiğinden, 6136 sayılı Yasa kapsamına girdiği bildirilmektedir.
Bu itibarla: Adli Tıp Kurumu Fizik-Balistik İhtisas Dairesince düzenlenen ve bıçağın sustalı çakı olduğu yönündeki mütalaası eksik incelemeye dayanmakta olup, bıçağın sustalı özelliklerini taşıyıp-taşımadığı raporda yer almamıştır.
Saptanan bu eksiklikler nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulunun emsal olaya ilişkin 8.6.1999 gün ve 1999/8-134 esas, 1999/150 sayılı kararında değinildiği üzere; dava konusu bıçağın, namlusunu sabitleştirmeye yarayan mandalı bulunan 2521 sayılı Yasa kapsamında av bıçağı mı, yoksa pimine parmakla basılınca birden bıçağın kesici kısmını ortaya çıkaran susta tertibatı bulunan ve 6136 sayılı Yasa kapsamında kalan bir bıçak mı olduğunun kesin olarak belirlenmesi bakımından soruşturmanın genişletilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Bu nedenle, gerek 6136, gerekse 2521 sayılı Yasalar ve bu yasalara dayanarak çıkarılan yönetmelik hükümleri de göz önünde tutularak, emanette kayıtlı bıçak üzerinde teknik donanımı yeterli ve konusunun uzmanı kişilerden oluştuğu bilinen Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Kriminal Polis Labora-tuvarından, özellikle bıçak üzerindeki düzeneğin düğmesine basılınca kesici kısmını birden ve kendiliğinden ortaya çıkaran susta tertibatı mı, yoksa uzunluğu sabitleştirmek için diğer elin katkısını da gerektiren bir kilitleme mandalı mı olduğu sorularına yanıt verecek biçimde görüş alınması zorunludur. İsabetsiz bulunan direnme hükmünün bu nedenle bozulmasına karar verilmelidir." görüşüyle; İki Kurul Üyesi ise de bu görüşe katılmak suretiyle karşı oy kullanmışlardır.
Ancak, incelenen dosya içeriğine göre;
Öğreti ve yerleşmiş yargısal kararlarda tekerrür nedeniyle yapılacak arttırmanın, hapis cezası para cezasına çevrilerek para cezasına, para cezası da hapse çevrilerek hapis cezasına eklenmesi suretiyle TCY. nın 2 ve 81/3. maddeleri ile 647 sayılı Yasanın 5. maddesinin 6 ve 9 . fıkralarındaki miktarlar da dikkate alınarak hesaplanacağı belirtilmiştir. (20.06.1960 gün ve 11/13 sayılı İBK., 15.02.1988 gün ve 5-574/43, 08.05.2001 gün ve 8-85/86 sayılı CGK.kararları)
Yerel Mahkemece, sanık hakkındaki Beyşehir Sulh Ceza Mahkemesinin 07.12.1999 gün ve 285-402 sayılı etkili eylem suçundan TCY.nın 456/4, 81/1-3 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 122.000.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin ve 25.04.2000 tarihinde infaz edilmiş olan önceki mahkûmiyeti tekerrür uygulamasına esas alınmıştır. Yukarıda açıklanan ilkeye göre, TCY.nın 81/son maddesindeki sınırlama ve 647 sayılı Yasanın 5. maddesinin 6 ve 9. fıkralarındaki miktarlar nazara alındığında sanığın cezası, direnme hükmünün verildiği tarih itibariyle 11 gün, inceleme tarihi itibariyle de 7 gün artırılabilecektir.
Öte yandan, hükümden sonra yürürlüğe giren 4806 sayılı Yasa ile TCY'nın 30/2. maddesinde değişiklik yapılarak, para cezalarında hesaba katılmayacak miktar bir lira küsurundan bin lira küsuruna çıkarılmıştır. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 4.3.2003 gün ve 1-17 sayılı ve 15.4.2003 gün ve 96-104 sayılı kararlarında açıklandığı üzere, TCY'nın 30/2. maddesinde düzenlenen muvakkat cezalarda bir günün, para cezalarında ise bin liranın küsurunun hesaba katılmayacağı yolundaki kuralın, gerek temel cezanın belirlenmesi ve takip eden arttırma ve eksiltme işlemleri ile sonuç ceza tutarına hükmedilmesi aşamalarında, gerekse 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin 1. fıkrasının 1 numaralı bendinde öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezanın paraya dönüştürülmesi aşamasında bir güne karşılık tutulan para cezası miktarlarının belirlenmesinde göz önünde tutulması zorunludur.
Oysa somut olayda sanığın 23.09.2001 tarihinde işlediği yasak bıçak bulundurmak suçundan 6136 sayılı Yasanın 15/1. maddesi uyarınca temel ağır para cezasının 142.365.600 lira olarak belirlendiği ve TCY.nın 59 ve 81. maddeleri ile yapılan uygulama sonucunda 130.501.800 liraya indirildiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla Yerel Mahkeme hükmünün, tekerrür uygulaması ve para cezasının belirlenmesindeki isabetsizlikler nedeniyle bozulmasına, ancak bu hususlar yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, CYUY'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle direnme hükmünün, tekerrür uygulamasında hata yapılması ile TCY'nın 2/2 ve hükümden sonra yürürlüğe giren 4806 sayılı Yasa ile değişik TCY'nın 30/2. maddesi hükümleri karşısında sanığa fazla ceza tayin edilmiş olması nedenleriyle BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, CYUY'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, Yerel Mahkeme hükmünün, "sanık Harun'un yasak bıçak bulundurmak suçundan 6136 sayılı Yasanın 15/1. maddesi uyarınca 6 ay hapis ve 142.365.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, cezasından TCY.nın 59/2. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılarak 5 ay hapis ve 118.637.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, TCY.nın 81/1-4 madde ve fıkraları uyarınca cezasının 1/10 oranında artırılarak 5 ay 7 gün hapis ve 130.500.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, Beyşehir adli emanetinde 2001/126 sayı ile kayıtlı olan suça konu sustalı bıçağın TCY.nın 36. maddesi uyarınca zoralımına" karar verilmesi suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 23.09.2003 günü tebliğnamedeki isteme aykırı olarak soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunmadığı hususunda oyçokluğuyla, bozma ve düzeltilerek onamada ise oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy