(6136 S. K. m. 13) (1412 S. K. m. 32, 260)
Dava: 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan sanık Şenol'un 6136 sayılı Yasanın 13/1 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca sonuç olarak 1.201.590.000.- lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, suça konu tabancanın TCY'nın 36. maddesi uyarınca zoralımına ilişkin Yalova Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 22.3.2001 gün ve 682-269 sayılı hüküm dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 1.11.2002 gün ve 1606-10096 sayı ile;
"Sanığın tüm aşamalardaki suçu kabul etmediğine ilişkin savunmasına, olay sonrasında boş kovan araştırılması yapılmamış olduğu gibi soruşturmanın da olay tarihinden iki ay sonra başlatılmış bulunması ve boş kovan elde edilemediği için olayda kullanılan silahın sanığın meskeninde bulundurma ruhsatlı tabanca veya silah vasfında sayılmayan kurusıkı tabancası olup olmadığının saptanamaması karşısında, sanık hakkında atılı suçtan mahkûmiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak kesin kanıt bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme 24.12.2002 gün ve 1070-1071 sayı ile;
"Ne sanık, ne de vekili suça konu silahın gazses ya da oyuncak tabanca olduğunu savunmadığı gibi görevini suistimal sureti ile sanık hakkındaki soruşturmayı engelleyen polis şefi ve tanık olarak dinlenen polis memurlarından hiçbiri de suçta kullanılan tabancanın gazses ya da oyuncak tabanca olduğunu söylemedikleri, öyle bir ihtimali akıllarına dahi getirmedikleri dikkate alınarak taraf iddia ve savunmaları ile yetinmeyerek re'sen de delil toplayan mahkemenin irat ve ikame eden delilleri duruşmadan ve tahkikattan edindiği kanaat ile değerlendirdiğinden önceki kararında direnmeye, 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan iddia, sanık savunması, tanıkların yeminli anlatımları, olay tutanakları, yazışma evrakı ve muhakik tarafından yapılan soruşturma dosyası emanet kaydı ve tüm dosya içeriğinden sanığı müsnet suçtan cezalandırmak gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 23.7.2003 gün ve 14662 sayılı "bozma" isteyen tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığına gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Yerel Mahkemece, sanığın 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan cezalandırılmasına ilişkin hükümde, "muhakkik tarafından yapılan soruşturma dosyası" ile "tanık ifadeleri" de hükme dayanak alınmış olup, tanıkların muhakkikteki, İrfan ve Yücel'in C.Savcısındaki anlatımlarını içeren tutanak fotokopilerinin ve muhakkik tarafından yapılan soruşturmaya ilişkin tüm belgelerin onaysız oldukları anlaşılmaktadır.
Ceza Yargılamasının amacı, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bunun için başvurulan kanıtlama araçlarından biri de belgelerdir. Yargılama makamları, suç isnadı nedeniyle oluşan uyuşmazlığı çözümlerken, kendiliklerinden getirttikleri, ya da iddia ve savunma doğrultusunda sunulan belgelerin güvenilirliğini de denetlemek durumundadır. Güvenilirliğin denetlenebilmesi için, belgenin aslının, mümkün olmadığı takdirde de aslına uygunluğu yetkili makam veya kişilerce onanmış örnek ya da kopyalarının dosyaya konulması gereklidir. Nitekim Cumhuriyet Savcılıkları ile Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 24. maddesinde hazırlık soruşturmasının, 59. maddesinde de davaların ayrılması halinde dosyadaki belgelerin onaylı birer örneğinin ayrılan soruşturma evrakına veya dava dosyasına konulacağı, aynı Yönetmeliğin 82. maddesinde de, mağdur, müşteki ve sanığın mahkemeye verdikleri bir belgenin istekleri nedeniyle kendilerine iadesi halinde, belgenin tasdikli örnek veya fotokopisinin dosyasına konulacağı belirtilmektedir.
İnceleme konusu olayda; fotokopi belgeler açıklanan hukuk kuralları çerçevesinde usulünce onaylattırılarak güvenilirliği sağlanmadan hükme dayanak kılınmış olduğundan, Yerel Mahkeme direnme hükmünün bu usul yanılgısı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
2- Öte yandan, sanığın 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan cezalandırılmasına ilişkin hüküm Özel Dairece; olayda kullanılan silahın sanığın meskeninde bulundurma ruhsatlı tabanca veya silah vasfında sayılmayan kurusıkı tabancası olup olmadığının saptanamaması karşısında cezalandırılmasına yeterli kanıt bulunmaması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle bozulmuştur.
Yerel Mahkeme; "suça konu silahın gaz ya da ses tabancası olduğuna yönelik bir savunma bulunmadığı gibi tanıkların da bu yolda bir beyanlarının olmadığı" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiş ve sanığın 6136 sayılı Yasaya muhalefet suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3. maddesinde; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." Buna paralel hüküm içeren CYUY.nın 32. maddesinde ise; "Bütün hakimlik ve mahkemelerin her türlü kararları muhalefet şerhleri dahil gerekçeli olarak yazılır....." hükümleri yer almaktadır.
Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde; geçerli, yeterli ve yasal olması aranmalıdır. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açar. Keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, denetimde kolaylık sağlamak için hükmün gerekçeli olması gerekir.
Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken noktalar ise CYUY.nın 260. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; bir hüküm sorun, gerekçe ve sonuç kısımlarından oluşmalı, gerekçede, suçun yasal unsurları başta olmak üzere sabit ve muhakkak sayılan olaylar ve eğer kanıt başka olaylardan çıkarılmışsa bunlar gösterilmeli, cezanın kaldırılmasını, artırılmasını, indirilmesini gerektiren hususların neden sabit sayılıp, sayılmadığı açıklanmalı, hangi kanıtlara neden itibar edildiği, hangilerinin ne sebeple geçersiz sayıldığı vurgulanmalıdır.
Yine bozulmakla bir karar tamamen ortadan kalkacağından bu kurallar direnme kararları bakımından da geçerli olup, direnme kararlarında da CYUY.nın 260, 261, 268 ve 308. maddelerine uygun olarak yeniden hüküm kurulmalıdır.
Açıklanan bu usul hükümleri buyurucu nitelikte olup, uyulmaması CYUY.nın 308/7. maddesi uyarınca mutlak bozma nedeni oluşturur.
İncelenen dosyada Yerel Mahkemece yukarda belirtilen ilkeler doğrultusunda işlem yapılmamış, bozulmakla ortadan kalkan eski hükümde direnilmesine karar verildikten sonra sabit ve muhakkak sayılan olaylar anlatılmamış, suçun unsurları ve hukuki nitelendirmeye yer verilmemiştir. Bu itibarla direnme hükmünün bu usul yanılgısı nedeniyle de bozulması gerekmektedir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; sair yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme direnme hükmünün öncelikle bu usul yanılgılarından dolayı BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, tebliğnamedeki isteme uygun olarak 04.11.2003 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy