(765 S. K. m. 243, 245)
Dava: Bir kimseye cürmünü söyletmek için işkence etmek suçundan sanıklar R. A. ile T. S.'ın TCY'nın 243/1 ve 59. maddeleri uyarınca 10 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, 5 ay süreyle memuriyetten menlerine, 647 sayılı Yasanın 6. maddesi gereğince cezalarının ertelenmesine ilişkin Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 3.11.1999 gün ve 286-238 sayılı hüküm sanıklar vekili ile katılan Orhan Buyak vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 4.7.2001 gün ve 8044-12551 sayı ile;
"Livata iddiasıyla gözlem altına alınan mağdur O. B.'a suçunu söyletmek için işkence yapan sanıkların, livata suçlamasının asılsızlığının anlaşılması üzerine serbest bıraktıkları mağdurun ilgili yerlere kendilerini şikayet etmesi ve işkence olayının basında yer alması üzerine haklarında soruşturma başlatıldığı, buna kızan sanıkların mağduru geçerli bir neden bulunmadığı halde yeniden göz altına alıp, evvelce mağdur hakkında livata suçlamasında bulunmayan çocuğu zorla suçlamaya yönelttikleri, bu suçlamanın gerçeği yansıtmadığı yargılama süresinde anlaşılıp mağdurun beraat etmiş olması karşısında suç işleme konusundaki ısrarlı tutumları göz önüne alındığında, haklarında tayin edilen hürriyeti bağlayıcı cezanın ertelenmesini gerektiren haklı nedenlerin bulunmadığı gözetilmeden, salt yasadaki ertelemeye ilişkin terimlerin tekrarlanmasıyla yetinilerek dosya içeriğine uygun bulunmayan bir gerekçeyle verilen cezaların ertelenmesine karar verilmesi." isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme 18.9.2002 gün ve 372-211 sayı ile;
"Erteleme hakimin takdirine bırakılmış olup bu takdir hakkını sanıkla yüz yüze gelen mahkemenin objektif olarak kullanması hukukun genel prensiplerine daha uygundur. Sanıkların geçmişi sabıkasızdır. Disiplin yönünden olumsuz oldukları iddia ve ispat edilmemiştir. Devletin resmi polisleri olan sanıklar mahalli zabıta görevlileri ile birlikte adli suçları takip, işlem, önleme ve soruşturmaya çalışmaktadır. Kişisel bir menfaatleri söz konusu değildir. Şikayet üzerine keyfi olarak mağduru göz altına almamışlar, iddiayla ilgili olarak almışlardır. Sanıklara ceza tertip edilmiştir. Ancak bu olaydan ders alacakları düşünülmüş, duruşmadaki tavırları da dikkate alınarak onları yeniden Devlete ve topluma kazandırmak için bir şans verilmesi gerekmiş o nedenle de cezaları ertelenmiştir." gerekçesiyle önceki hükmünde direnmiştir.
Bu hükmün de sanıklar vekili ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının "onama" isteyen 22.1.2003 günlü tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanıkların isnad olunan suçtan cezalandırılmalarına karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, cezaların ertelenmesi konusunda gösterilen gerekçenin dosya kapsamına uyup uymadığına ilişkindir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 7.6.1976 gün ve 4/3 sayılı kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere erteleme, cezanın sanığın kişiliğine uydurulmasını sağlayan yargısal bir kişiselleştirilme kurumudur. Mahkemelerce cezanın ertelenmesine veya ertelemeye yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin, sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde dosya kapsamına uygun, yasal ve yeterli olması gerekir.
Yasal, yeterli ve geçerli bulunmayan bir gerekçeye dayanılarak erteleme isteminin kabulü veya reddine karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, cezanın kişiselleştirilmesi ilkesine aykırılık oluşturabilecek ve keyfiliğe yol açabilecektir. Bu nedenle, erteleme hususunda karar verilirken, sanığın olay öncesi ve sonrası davranışları gözönünde bulundurularak gelecekteki yaşamı sezilmeli, suç işleme hususundaki eğilimi değerlendirilmelidir.
Bu belirlemelerdeki amaç, 647 sayılı Yasanın 6. maddesinde öngörülen yasal nedenlere dayandırılmak kayıt ve şartı ile gerekçede konuya ilişkin olarak gösterilen nedenlerin yalnızca yargıcın soyut kanılarını değil, ölçünün isabetle seçildiğini doğrulayıp açıklayan, olaya ve dosyanın içeriğine, sanığın duruşmada gözlenen haline uygun bir değerlendirme sonucu, takdir hakkının yerinde kullanılıp kullanılmadığının saptanmasıdır.
Yerel Mahkemece ertelemeye karar verilirken gösterilen gerekçe "sanıkların geçmişteki hali, suç işleme hususundaki eğilimlerine göre cezalarının ertelenmesi halinde ileride suç işlemekten çekinecekleri yolunda mahkemede olumlu kanaat oluştuğu" şeklindedir.
İnceleme konusu olayda;
Evinden ayrılıp dönmeyen Murat Altın isimli 13 yaşlarındaki bir çocuğun 29.7.1997 günü kendisini bulan polislere eşkalini tarif ettiği "Piç Orhan" lakaplı bir kişinin kendisini kaçırıp ırzına geçtiğini bildirmesi üzerine, isim benzerliği nedeniyle katılan Orhan Buyak'ın gözaltına alındığı, götürüldüğü karakolda polis memuru olan sanıklar Ramazan Aktaş ve Turhan Sümertaş tarafından suçu inkar etmesi için beş gün iş ve gücüne engel biçimde dövüldüğü, ancak daha sonra Murat Altın'la yüzleştirildiğinde teşhis edilememesi üzerine aynı gece serbest bırakıldığı, bundan beş gün sonra Murat Altın ve babasının yeniden kolluğa başvurarak Murat'ı kaçıran ve ırzına geçenin Orhan Buyak olduğu, ancak duyulan korku nedeniyle daha önce teşhis edilemediği yolunda beyan ve şikayette bulunmaları üzerine 4.8.1997 tarihinde Orhan Buyak'ın yeniden gözaltına alınarak C.Savcılığına sevk edildiği, çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliğinde sorgusu yapılıp tutuklandığı, hakkında zorla kaçırma, ırza geçme suçlarına ilişkin olarak açılan davalardan yargılanarak beraat ettiği anlaşılmaktadır.
Katılan Orhan Buyak'ın kötü muameleye tabi tutulduktan sonra ikinci kez gözaltına alınıp adliyeye sevk edilmesinin keyfi bir işlem olmadığı, kaçırma ve fiili livata suçu mağduru ile babasının beyan ve şikayetleri üzerine bu yola başvurulduğu anlaşılmaktadır. Sanıkların mağdur Murat ile babasını Orhan Buyak aleyhine yeniden ifade vermeye zorladıklarını, dolayısıyla suç işlemeye yatkın kişiliğe sahip olduklarını gösteren bir kanıt da elde edilememiştir.
Sanıkların sabıkaları bulunmayıp, somut olay dışında memuriyet sicillerine yansıyan bir olumsuzlukları da saptanamamıştır. Yerel Mahkeme, sanıkların duruşma sürecine yansıyan kişiliklerini ve tavırlarını dikkate almış, bu olaydan bir ders alacakları ve ertelemenin sanıkları yeniden Devlete ve topluma kazandırmak için bir fırsat olduğu düşüncesiyle cezalarını ertelemiştir. Yerel Mahkemece gösterilen gerekçe dosya içeriği ile uyumludur. Öte yandan, TCY'nın 2.1.2003 tarihinde kabul edilen 4778 sayılı Yasa ile değişik 245/2 maddesinde, TCY'nın 243. maddesinde yazılı suçtan dolayı verilen cezaların ertelenemeyeceği belirtilmekte ise de, somut olayda suç tarihi olan 29.7.1997 günü itibariyle ertelemeye engel bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyeleri, Özel Daire bozma kararının haklı nedenlere dayandığından bahisle direnme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 18.3.2003 tarihli birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 25.3.2003 günü yapılan ikinci müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy