(4616 S. K. m. 1\4) (765 S. K. m. 146, 168, 169)
Dava: Yasadışı silahlı çetenin sair efradı olmak suçundan sanık Muhammed Faruk A.'ün eyleminin suç niteliğinde vaki değişiklik nedeniyle, yasadışı örgüt mensuplarının hal ve sıfatlarını bilerek yardım ve yataklık suçunu oluşturduğunun kabulüyle, 4616 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 4 üncü bendi uyarınca hakkındaki kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin Diyarbakır 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince verilen 05.11.2002 gün ve 38-377 sayılı hüküm, C. Savcısının temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 08.04.2003 gün ve 139/505 sayı ile onanmıştır.
Yargıtay C. Başsavcılığı 01.05.2003 gün ve 861 sayı ile;
"Sanığın hukuksal konumunun belirlenebilmesi bakımından dosya içeriğinin ayrıntılı bir biçimde ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
Sanık 14.01.2002 günlü kollukta alınan ifadesinde özetle: "1993 yılında örgüte katıldığını, örgütsel amaçlı olarak sopayla bir çok adam dövme eylemi gerçekleştirdiğini, 1993 yılında Mehmet Sincar adlı kişinin öldürülmesi olayından dolayı tutuklandığını, tahliye olduktan sonra örgüt tarafından sorgulandığını, öz geçmiş raporunu kendisinin vermediğini" belirterek örgüt elamanları tanıdığı birkaç kişinin adını bildirmiştir.
Örgüt liderinin evinde, 17.01.2000 günü yapılan operasyonda elde edilen belgelerden sanığın, örgüte resimli öz geçmiş raporu verdiği, örgüt sorumluları tarafından kuşku üzerine sorgulandığı ve sorgulamasının kasete alındığı, bir çok dokümanda, "polis ve aile baskısı nedeniyle başka kente hicret ettirilmesinin istendiği, kendisinin verdiği raporlarda, "her göreve hazır olduğunu ve askeri kanat içinde yer almak isteğini" ilettiği, bir başka belgede ise, "askeri kanat içine alınarak Batman'dan çıkarılması" notunun bulunduğu, ayrıca bir çok belgede sanığın örgütle bağlantısının derinliğini gösterir bilgilerin bulunduğu anlaşılmıştır.
Yerel Mahkeme gerekçeli kararında, "Sanığın örgüte öz geçmiş raporu verdiğini, örgüt üyeliğini gerektirir başkaca bir eyleminin saptanamadığı" belirtilmiştir. Oysa sanığın diğer belgelerle doğrulanan kolluk kabulü, örgüte verdiği resimli öz geçmiş ile elde edilen yazılı belgelerin içeriklerine göre, örgütsel bağlantısının derinliğinin bulunduğu ve eylemlerinin örgüt üyeliği konumunu kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya koyduğu saptanmıştır" görüşüyle itiraz yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanık hakkındaki kamu davasının 4616 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 4 üncü bendi uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık suç niteliğinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Sanığın sabit olan eylemlerinin hangi suç tipine uyduğunun belirlenmesi açısından öncelikle bu konudaki hukuki düzenlemelerin incelenmesi gerekir.
Ceza Yasamız kural olarak hazırlık hareketlerini cezalandırmamaktadır. Ancak, ayrık tutulan bazı hallerde, belirli amaçlara yönelik hazırlık hareketleri yasada özel suç tipi olarak düzenlenmiştir. Bu ayrık tutulan hallerden biri de Devletin şahsiyetine karşı cürümlerden olup, TCY.nın 168 inci maddesinde düzenlenen suç tipidir. "Silahlı çete suçunu" düzenleyen bu maddede hazırlık hareketlerinin "özel ve ayrık tutulan suç tipi" olarak öngörülmesinin amacı, Devlete karşı "ağır zarar tehlikesi" yaratacak nitelikteki bu hareketlerin cezalandırılmasını sağlamaktır.
TCY.nın 168 inci maddesinin 1 inci fıkrası ile; 125, 131, 146, 147, 149, ve 156 ncı maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil etmek yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği, kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz bulunmak eylemleri yaptırıma bağlanmıştır.
Silahlı cemiyet ve çetenin sair efradı olmanın cezai yaptırımı ise 168 inci maddenin 2 nci fıkrasında düzenlenmiştir. Birçok yargısal kararda vurgulandığı üzere; silahlı cemiyet ve çetede amirlik, kumanda ve özel bir görev almayan, çeteye basit şekilde katılan, gayeye ait konularda irade birliği içinde olan, çeteye katılırken çetenin niteliğini bilen ve çetenin gayelerini kendi amacına uygun görenler, cemiyet ve çetenin sair efradıdır.
TCY.nın 168 inci maddesinde tek tek sayılan yasa maddelerindeki suç tipleri "amaç suçu" oluşturmaktadır. "Amaç suç tipi" ile korunmak istenen hukuki değer açısından, "ağır ve yakın zarar tehlikesi" yarattığı varsayılan silahlı çete ve cemiyet oluşturulması ise "araç suç"tur. Bu bakımdan silahlı çete suçu, belirtilen amaç çerçevesinde kabul edilmiş bir "zarar tehlikesi" suçudur.
Silahlı cemiyet ve çeteye yardım suçu ise TCY.nın 169 uncu maddesinde düzenlenmiştir. Bu suçun oluşması için failin, 168 inci maddede nitelikleri belirtilen silahlı cemiyet ve çete mensuplarının eylemlerine iştirak etmeksizin, onların hal ve sıfatlarını bilerek barınacak yer göstermesi veya yardım etmesi yahut erzak, silah, cephane veya giysi temin etmesi ya da her ne suretle olursa olsun hareketlerini kolaylaştırması gerekir.
Açıklanan bu hukuki düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Anayasal düzeni yıkarak şer'i esaslara dayalı teokratik bir devlet kurmak amacını gerçekleştirmek için tebliğ ( propaganda ), cemaat ( teşkilatlanma ) ve cihad ( savaş ) biçiminde üç aşamalı bir strateji takip eden, askeri ve siyasi kanat olarak hiyerarşik bir sistem içinde hücre tipi yapılanmaya sahip olan, silahlı tehdit, kaçırma ve öldürme yöntemlerine sıklıkla başvurduğu anlaşılan yasadışı Hizbullah örgütünün TCY.nın 146 ncı maddesindeki amaç suçu gerçekleştirmek üzere kurulmuş silahlı çete niteliğinde olduğu kuşkusuzdur.
Bu örgütün lider kadrosunu yakalamak amacıyla İstanbul İli Beykoz İlçesi Kavacık Mahallesinde yasadışı örgüt lideri Hüseyin Velioğlu'nun kaldığı eve 17.01.2000 tarihinde güvenlik güçleri tarafından baskın yapıldığı, güvenlik güçleri ile silahlı çatışmaya giren yasadışı örgüt liderinin öldüğü, evinde yapılan aramada bilgisayar, CD ve disketlerin kurşunlanmış ve tahrip edilmiş halde bulunduğu, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalar sonucunda bunlarda kayıtlı bir kısım bilgilerin kurtarıldığı, kayıtlardan elde edilen ve dökümleri yapılan belgeler arasında sanık Muhammed Faruk A.'e ait özgeçmiş raporu ile yine adının geçtiği bir takım belgelerin de bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sanık tarafından verildiği iddia olunan ve fotoğrafının da bulunduğu özgeçmiş raporunda, cemaate 1992 yılında Bekir A. vasıtasıyla girdiği, Hürriyet, Muhammediye, Karşıyaka, Işık, Ebubekir ve İluh camiinde çalışmalar yaptığı, aile fertlerinden kardeşlerinin cemaat mensubu oldukları, Aydın, Bekir, Murat ve Şerif isimli şahıslarla cemaatte çalışmalar yaptığı belirtilmiştir.
Yine, örgüt evinde ele geçen kayıtlardan deşifre edilen, Mit ve Şüpheliler, Takip edilmesi gereken çözümler veya çözüm istenenler başlıklı belgede;
"Faruk A.: Kenan Ö. ve arkadaşlarını yakalayabilir, her şeye hazır olduğunu söylemiş"
Batman 10.8.1997 başlıklı belgede; "Erkan'a denilsin, Faruk askerden gelirse bu şahsı bir iki arkadaşa göstersin, biz onun işini hallederiz, şu anda nerede olduğu öğrenilsin, askerde ise askerlik adresi gönderilsin."
15.12.1999 Batman için çözümler başlıklı belgede, "Faruk A., Sadullahın yanına giderek cemaatin vereceği her türlü göreve hazır olduğunu söylemiş, onun vasıtasıyla Kenan Ö. gibileri yakalanabilir."
"Şerif Demir, Faruk A.'ün ders grubuna dahil edilecek, mitlerin getirilmesi veya vurulması için görev verilecek ayrıca sorgulanacak, Murat B.'ya ben cemaate zarar verecek bir davranışta bulunmamışım demiş,"
20.6.1996 tarihli belgede; "Faruk da askeri işlerin içine alınacak ve Batman'dan çıkarılacak"
Batman Eylül 1996 başlıklı belgede; "Şirin'in işi için çok güzel program yaptım, ilk deneme bölümünü tatbik ettik, güvenini kazandık, son bölümü Faruk gelir gelmez yapar, Allahın izniyle kıl çeker gibi olacak, o açıdan mümkünse Faruk'u erken yollayın, bu işimiz onsuz gerçekleşmez."
Batman soracakları başlıklı belgede; "Şükrü Tilki, Çakmakçı Mahsum, M.Şeref Demir, Diyadin Gündüz ve Faruk A. bir derse alınacak, Faruk bunların sorumlusu olacak ve bunlarla bazı mitler çağrılacak"
15.5.1995 tarihli belgede "Ömer G. ve Faruk A.ya notların cevabı iletildi, camiye gitmemeleri için nasihat edildiler"
10.6.1995 tarihli belgede "Faruk A. aile ve polis baskısından başka şehre gönderilse iyi olur."
Yılmaz 17.3.1996 başlıklı belgede, "Nazmi Ortaç, Derviş Soysal ve milletvekili olayında yakalanıp bırakılanlardan Faruk A.'ün evlerine değişik tarihlerde polisler gidip adı geçen şahısları sormuşlar, haberleri olsun." bilgilerinin yer aldığı anlaşılmaktadır.
Sanık, kolluk tarafından alınan ifadesinde özetle, 1993 yılında arkadaşı İhsan Sarsılmaz'ın telkin ve tavsiyeleri sonucu Hizbullah'a katıldığını, 1993 yılında Mehmet Sincar'ın öldürülmesi olayı nedeniyle gözaltına alınıp 9 ay tutuklu kaldıktan sonra beraet ettiğini, örgüt adına sopa ile birçok adam dövme eylemleri gerçekleştirdiğini, Veysi Demir'in, 19 Mayıs mahallesinde bulunan Enbiya camisinde İhsan Sarsılmaz'ın dersine katılmasını istediğini, gözaltına alındıklarında aynı koğuşta kaldığı Aydın Tuncer isimli şahsın gözaltı raporunu yazıp örgüte gönderdiğini, Hanifi kod'un İluh camiinde birlikte ders vermelerini önerdiğini, ancak bunu kabul etmediğini, askerlik dönüşünde örgüt mensupları tarafından sorgulandığını, özgeçmiş raporunu kendisinin vermediğini ancak, bilgilerin tamamının doğru olduğunu, fotoğrafın ise kimliğini kaybetmesi nedeniyle Veysi Demir'e verdiği resimle aynı olduğunu, bu şekilde örgüte gitmiş olabileceğini, beyan etmiştir.
C. Savcılığında ve Sulh Ceza Mahkemesinde; Hizbullah terör örgütü ile bir ilgisinin bulunmadığını, özgeçmiş raporunda yer alan fotoğrafın kendisine ait olduğunu, kimlik bilgilerinin doğru olduğunu, ancak örgütün eline nasıl geçtiğini bilmediğini söylemiş, duruşmada ise suçlamaları red ederek, iddia edilen hususların Mehmet Sincar'ın öldürülmesi olayı esnasında olduğunu, bu iddialar bakımından beraet ettiğini savunmuştur.
Sanık hakkında; Hizbullah terör örgütü adına, 11.7.1993 tarihinde Halil Yakut'a ait kahvenin taranması, Özgür Gündem gazetesinin Batman'da bayilerde satışının önlenmesi, Mehmet Sincar ve Metin Özdemir'in öldürülmesi eylemine gözcü olarak katılmak, eylemleri nedeniyle TCY.nın 146. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 20.10.1993 tarihli iddianame ile Diyarbakır 2 Nolu DGM.ne kamu davası açıldığı, 29.11.1994 gün ve 699/627 sayılı karar ile delil yetersizliğinden beraat kararı verildiği ve hükmün 17.11.1997 tarihinde kesinleştiği,
Beyanlarda adı geçen Mehmet Şerif Demir'in, Diyarbakır 2 Nolu DGM. ce 29.5.2001 gün ve 293/162 sayılı kararı ile TCY.nın 168/2, 59 ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası ile cezalandırıldığı, hükmün Özel Dairece onanarak kesinleştiği, kararda sanık ile ilgili bir bilgiye yer verilmediği,
Veysi Demir'in TCY.nın 146. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 3 nolu DGM'ne kamu davası açıldığı, beyanlarında sanığın adına rastlanılmadığı,
İhsan Sarsılmaz hakkında Hizbullah örgütüne üye olmak suçundan kamu davası açıldığı, sanıkla ilgili bir beyanın bulunmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Sanık hakkında düzenlenen 15.1.2002 günlü raporda darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmiştir.
Bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde; çeşitli yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, özgür iradeyle "özgeçmiş raporu" verilmesi sanığın silahlı çeteyle organik bağ kurduğunun, çetenin vereceği görevleri yapmaya hazır olduğunun en önemli kanıtlarından biri olduğu gibi, özgeçmiş raporu verenin, henüz örgütle tanışmamış ancak onun düşüncelerini benimseyen ve amacı doğrultusunda yardımlarda bulunan kişilerden ayrılmasını sağlayan kıstaslardan da biridir.
Herhangi bir kişinin, sanık adına onun fotoğrafını da yapıştırmak suretiyle örgüte özgeçmiş raporu vermesinin hayatın olağan akışına uymadığı nazara alındığında, sanığın, savunmasına itibar etmek olanaksızdır. Belirli bir eğitim ve tebliğ ( propaganda ) sürecinden geçip özgür iradesiyle örgüte özgeçmiş raporu vererek "cemaate" giren, ve hakkında örgüt arşivinde "cemaatin vereceği her türlü göreve hazır olduğu", "askeri işlerin içine alınacak ve Batman'dan çıkarılacak" "mitlerin getirilmesi veya vurulması için görev verilecek ayrıca sorgulanacak" şeklinde bilgi ve belge bulunan, örgütsel dökümanlarda belirtildiği şekilde örgütçe sorgulanıp, sorgusu kasete alınan sanığın yasadışı silahlı çete niteliğindeki Hizbullah örgütünün sair efradı olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyeleri ise, Yerel Mahkemenin kararı ve Özel Daire onama ilamının haklı nedenlere dayandığını belirterek karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 08.04.2003 gün ve 139-505 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, Diyarbakır 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 05.11.2002 gün ve 38-377 sayılı kararının suç niteliğinin belirlenmesindeki isabetsizlik nedeniyle BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 24.06.2003 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy