(765 S. K. m. 2, 146, 451, 452, 462, 463) (1412 S. K. m. 304) (4771 S. K. m. 1, 2) (4709 S. K. m. 15) (2253 S. K. m. 12)
Dava: Türkan ile Hasan'ın Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak suçlarından TCY'nın 146/1. maddesi uyarınca idam cezasıyla cezalandırılmalarına ilişkin, İstanbul 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinden verilen 19.10.2001 gün ve 128-317 sayılı hükmün, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 8.4.2000 gün ve 288-800 sayı ile onanarak kesinleşmesinden sonra, 4771 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi üzerine İstanbul DGM. C.Başsavcılığınca hükümlülerin idam cezalarının müebbet ağır hapse dönüştürülmesi ve cezanın infaz yönteminin belirlenmesi konusunda talepte bulunulması üzerine, dosya üzerinden inceleme yapan İstanbul 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince hükümlüler hakkında 24.9.2002 gün ve 476 ve 477 Müt. sayılı kararlar ile; "yüklenen suçların savaş ve çok yakın savaş tehdidi altında işlenen suçlardan olmaması nedeniyle, 4771 sayılı Yasanın 1/A maddesi gereğince yapılan lehe değişiklik nedeniyle TCK.nun 2. maddesinin gözönünde bulundurarak her iki hükümlü hakkındaki idam cezalarının kaldırılarak müebbet ağır hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve 4771 sayılı Yasanın 1. maddesinin ( B/2 ) fıkrası gereğince müebbet ağır hapis cezasının ölünceye kadar sürdürülmesine karar verilmiştir.
Hükümlüler Hasan ile Türkan vekilleri ve Hazine vekili tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi 17.12.2002 gün ve 2555-2539 sayı ile;
"Hazine vekilinin davanın niteliği itibariyle davaya katılma hakkı bulunmadığı gibi usulen müdahilliğine de karar verilmemiş olması ayrıca; 4771 sayılı Yasanın 1/A maddesi uyarınca temel cezanın idamdan, müebbet ağır hapse dönüştürülmesine ilişkin, evrak üzerinde yapılan inceleme ile verilen ek kararın niteliği itibariyle itiraza tâbi olup, temyizi mümkün bulunmaması nedeniyle Hazine vekili ve hükümlüler vekilinin temyiz itirazlarının CMUK.nun 317. maddesi uyarınca reddine, gereği itiraz merciince yapılmak üzere dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine" karar vermiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı 14.1.2003 gün ve 183001 sayı ile;
"Çözümlenmesi gereken sorun sanıklar hakkındaki kararların duruşma yapılarak mı yoksa evrak üzerinden mi hükme bağlanacağı ve buna ilintili olarak temyizinin olanaklı olup olmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması noktasındadır.
Ceza yargılamasında amaç maddi gerçeği kuşkuya yer vermeksizin açığa çıkarmaktır. Sanık hakkında kamu davası açıldığında CMUK.nun 206, 207, 223/1, 236 ve 135. maddeleri uyarınca davaya bakan mahkemece duruşma günü belirlenecek, taraflar ve tanıklar davet edilecek, belirlenen günde sanığın sorgusu yapılarak toplanan kanıtlar değerlendirilerek karar verilecektir. Yargılama yapılırken "sanığın duruşmada hazır edilmesi", "yargılamanın yüze karşı olması", "savunma hakkının kısıtlanmaması", "cezanın kişiselleştirilmesi" gibi ilkeler gözönünde bulundurulacaktır.
CMUK.nun hükümleri çerçevesinde kural olarak ayrık hükümler dışında duruşma açılmaksızın ve sanığın sorgusu yapılmaksızın karar vermek olanaksızdır. Yasakoyucu, gerçeğin daha iyi ortaya çıkartılması, savunma olanağının sağlanması, cezaların kişiselleştirilmesi için sanığın sorgusunun yapılması gereğini kabul etmiştir.
Sanığın sorgusu yapılmaksızın karar verilebilecek ayrıksı durumlar yasada açıkça düzenlenmiştir. Bunlara örnek olarak CMUK.nun 223/1, 224, 225, 226, 253/son ve 379/2. maddeleri gösterilebilir. Yine duruşma açmaksızın karar verilebilecek durumlarda da yasanın 386 ve devamı maddelerindeki ceza kararnamesi ile karar verme, 392/2. maddesindeki müsadere ile ilgili hükümler, 402. maddesindeki infaz ile ilgili düzenleme ve 297 ve devamı maddelerinde düzenlenen itiraz müessesesi örnek olarak gösterilebilir. Görüldüğü üzere yasakoyucu duruşma açmaksızın karar verilebilecek durumların ayrıksı durumlar olduğunu kabul ederek bu hususları açıkça yasada belirtmiştir. Bunun dışındaki yargılamaların duruşma açılarak yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır. 4771 sayılı Yasa da uygulama yapılırken duruşma açılıp açılmayacağı konusunda özel bir düzenleme getirmemiştir. CMUK.nun hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapıldığında, sanıklar hakkındaki kararların önceki hükmün aslını ve sonucunu değiştirmiş olması sebebiyle ayrıksı düzenlemeler içerisinde nitelendirmenin mümkün olmayacağı, duruşma açılarak karar verilmesi zorunluluğu gözetilmelidir. Nitekim Yüksek Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17.03.1997 gün ve 3362/3286 sayılı ve 06.12.1993 gün ve 12324/1556 sayılı kararlarında açıklandığı üzere "hükmün aslını ve sonucunu değiştirecek nitelikteki kararların duruşma açılarak verilmesi gerektiği ve bu tür kararların temyiz olanağının bulunduğu" kabul edilmiştir. Ayrıca benzer olaylar irdelendiğinde, Yüksek Yargıtay 9. Ceza Dairesinin terör suçlarında kesinleşmiş hükümlere Pişmanlık Yasaları uygulanırken duruşma açılarak karar verilmesi gerektiği yönünde istikrar kazanmış ilamları bulunmaktadır. Somut olaya bakıldığında sanıklar hakkında verilen idam hükümleri müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmüştür. Verilen yeni kararlar önceki hükümlerin niteliğini değiştirmiştir. Hükümlerin aslı ve sonucu değiştiğinden bu tür kararların duruşma açılmadan yapılması konusunda ayrıksı bir düzenleme de olmadığından genel esaslar çerçevesinde duruşma açılarak verilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Anılan hususlar nazara alınarak sanıklar hakkında verilen kararların temyizi kabil kararlar olarak kabulü ile süresinde yapılan sanıklar vekilinin temyiz istemi hakkında esastan bir karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir." görüşüyle "Özel Dairenin hükümlüler vekilinin temyiz isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına, 4771 sayılı Yasanın 1/A maddesi ve Geçici madde 1. uyarınca sanıklar hakkında verilen kararların temyiz kaabiliyeti bulunduğu nazara alınıp, hükmün zat ve mahiyetini değiştiren kararların duruşma açılarak verilmesi gerektiği gözetilmeksizin evrak üzerinden inceleme yapılarak yazılı şekilde hüküm kurulmasının da sonuca etkili olmaması, verilen kararların niteliği ve sanıkların lehine olması nazara alınarak sanıklar hakkındaki hükümlerin onanmasına" karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 4771 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi üzerine kesinleşmiş ilam ile anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışmak suçundan dolayı TCY'nın 146/1. maddesi uyarınca idam cezasına hükümlü olan Hasan ve Türkan haklarında hükmü veren mahkemeye başvuran İstanbul DGM. C.Başsavcılığı, anılan yasa uyarınca hükümlülerin idam cezalarının müebbet ağır hapse dönüştürülmesi ve cezanın infaz yönteminin belirlenmesi konusunda talepte bulunmuş, dosya üzerinden inceleme yapan Yerel Mahkeme bir ek karar ile; yüklenen suçların savaş ve çok yakın savaş tehdidi altında işlenen suçlardan olmadığını belirterek, 4771 sayılı Yasanın 1/A ve TCY'nın 2. maddesi uyarınca hükümlülerin idam cezalarını müebbet ağır hapse dönüştürmüş ve cezanın 4771 sayılı Yasanın 1. maddesinin ( B/2 ) fıkrası gereğince ölünceye kadar sürdürüleceğine işaret etmiştir.
Kararın temyiz edilmesi üzerine Özel Daire; 4771 sayılı Yasanın 1/A maddesi uyarınca temel cezanın idamdan müebbet ağır hapse dönüştürülmesine ilişkin olarak evrak üzerinde yapılan inceleme ile verilen ek kararın niteliği itibariyle itiraza tâbi olduğunu belirterek temyiz inceleme isteminin reddine karar vermiş, Yargıtay C.Başsavcılığı ise 4771 sayılı Yasa uyarınca verilecek kararların duruşmalı inceleme sonunda verilmesi gerektiğini ve temyizi mümkün kararlardan olduğunu belirterek itiraz etmiştir.
Görüleceği üzere Özel daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, kesinleşmiş idam cezası ile hükümlü olanların cezalarının 4771 sayılı Yasa gereği müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmesi işlemine ilişkin incelemenin evrak üzerinden mi yoksa duruşma açılarak mı yapılacağı ve buna ilişkin karara karşı temyiz veya itiraz yasa yollarından hangisine başvurulabileceğine ilişkindir.
3.1.2001 tarihinde kabul edilip 17.10.2001 gün ve 24556 sayılı Mükerrer Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 4709 sayılı Yasanın 15. maddesi ile Anayasanın 38. maddesine eklenen ek fıkrada; "savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışında ölüm cezasının verilemeyeceği" Anayasal bir norm olarak kabul edilmiştir.
Bu düzenleme doğrultusunda 3.8.2002 tarihinde kabul edilip, 9.8.2002 gün ve 24881 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 4771 sayılı Yasanın 1/A madde ve fıkrası ile; savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar için öngörülen idam cezaları hariç olmak üzere, Türk Ceza Yasası, Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Yasa ve Orman Yasasında yer alan idam cezaları müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmüş, fıkranın ( a ) bendinde ise, TCY'nın 47, 50, 51, 55, 58, 59, 61, 62, 64, 65, 66, 451, 452, 462 ve 463. maddeleri ile 2253 sayılı Yasanın 12. maddelerinin idam cezalarına ilişkin hükümlerinin saklı olduğu hükme bağlanmıştır.
Yasa koyucu, fıkranın ( a ) bendinde tek tek saydığı indirim nedenleri yönünden önceki miktarların korunduğunu belirtmekle, sadece temel cezayı dönüştürme iradesini taşıdığını ortaya koymuş, böylelikle temel cezada yapılacak indirimlerde müebbet ağır hapis cezasının esas alınmasını ve dolayısıyla sonuç cezanın değişmesini önleyerek, önceden yaptırımını idam cezası olarak öngördüğü suçlar ile müebbet ağır hapis olarak belirlediği suçlar ve cezaları arasında var olan dengeyi korumak istemiştir. Bu düzenlemenin doğal sonucu olarak, temel ceza idam olarak belirlendikten sonra yapılan indirimler nedeniyle sonuç cezanın müebbet veya muvakkat hürriyeti bağlayıcı ceza olarak tayin edildiği kesinleşmiş hükümlerde, 4771 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması sonuç ceza üzerinde bir değişiklik meydana getirmeyeceğinden, bu durumda, mahkemesinden yeni bir karar istenmesine gerek bulunmamaktadır.
Sonuç cezanın "idam" olarak belirlendiği kesinleşmiş hükümler bakımından TCY'nın 2/2. maddesi ve 4771 sayılı Yasa uyarınca mahkemelerce yapılacak dönüştürme işlemi ise, esas itibariyle herhangi bir incelemeyi, araştırmayı, kanıt tartışmasını ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmemektedir. Kuşkusuz, biri müebbet ağır hapse dönüşmesi gereken idam cezası olmak üzere, başkaca hürriyeti bağlayıcı cezaya da mahkumiyet söz konusu ise, bu takdirde TCY'nın 70. ve 73. maddelerine göre yapılacak içtima işlemi sonunda, hükümlünün müebbet hürriyeti bağlayıcı cezasının hücrede geçirmesi gereken kısmı belirleneceğinden ve bu halde takdir kullanılması gerektiğinden, yerleşmiş yargısal kararlar gereğince bu durumda inceleme duruşmalı olarak yapılacak ve verilecek karar da temyiz incelemesine tabi bulunacaktır.
Ancak bu ayrıksı durum dışında yapılacak işlem sadece, kesinleşmiş hükümdeki "idam cezasının" Yasa değişikliği nedeniyle "müebbet ağır hapse" dönüştürülerek, hükmün sair bölümleri ile sonuç cezanın geçerliliğine karar vermekten ibarettir. Bu nedenle, incelemenin evrak üzerinden yapılarak, konu infaza da ilişkinse acele itiraza, değilse itiraza tabi nitelikte ek karar verilmesi gereklidir.
Öte yandan, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazında, Bazı Suç Failleri Hakkında Hükümlere Dair 3419 sayılı Yasa hükümleri uyarınca yapılan başvurular üzerine gerçekleştirilen incelemelerin duruşmalı yapıldığı belirtilerek bu uygulama emsal olarak gösterilmişse de, hükümlülerin 3419 sayılı Yasada belirtilen koşulları taşıyıp taşımadıklarının belirlenmesi inceleme ve araştırmayı zorunlu kıldığı gibi, anılan Yasa uyarınca cezalarında yapılacak indirim miktarının tayini de takdiri gerektirdiğinden, bu uygulamanın 4771 sayılı Yasa gereğince yapılan dönüştürme işlemi yönünden örnek oluşturmayacağı açıktır.
İnceleme konusu olayda;
Anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışmak suçundan TCY'nın 146/1. maddesi uyarınca kesinleşmiş idam cezası ile hükümlü Hasan ile Türkan'ın bu cezalarının sonradan yürürlüğe giren 4771 sayılı Yasa uyarınca dönüştürülmesi ve cezalarının infaz süresi ile ilgili olarak bir karar verilmesi istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, Yerel Mahkemenin: hükümlülerin idam cezalarının müebbet ağır hapis cezalarına dönüştürülmesine ve cezalarının infaz süresinin belirlenmesine ilişkin olarak evrak üzerinde yaptığı inceleme sonucunda temyiz yasa yolunun açık olduğuna işaret ederek verdiği karar, niteliği itibariyle infazı da ilgilendirdiği cihetle CYUY'nın 304. maddesi uyarınca acele itiraza tabi kararlardandır. Yerel Mahkemenin yasa yolunu tayinde yanılgı sonucu temyiz yasa yolunun açık olduğunu bildirmesi de işin tabi bulunduğu olağan yasa yolunu değiştirmez. Bu itibarla, hükümlüler vekilinin temyiz inceleme isteminin reddine dair Özel Daire kararı isabetli olup, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın merciince incelenip karara bağlanması için yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 4.3.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy