(765 S. K. m. 168, 169)
Dava: Yasadışı silahlı çete mensuplarına yardım ve yataklık suçundan sanık Bekir'in, beraatına ilişkin Malatya 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince 11.06.2002 gün ve 139-550 sayı ile verilen kararın o yer C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.12.2002 gün ve 2483-2551 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise, 20.01.2003 gün ve 122111 sayı ile;
"İtiraz konusu ve tartışılması gereken sorun, sanığa yüklenen eylemin TCK'nun 169. maddesinde tanımlanan, silahlı çeteye hal ve sıfatını bilerek yardım etmek suçunun unsurlarını oluşturup oluşturmadığına, başka bir anlatımla, sanığın bu suçtan cezalandırılmasına ilişkin yeterli kanıt bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Türk Ceza Kanunun 169. maddesinde, silahlı çeteye bilerek yardım etmek suçu şöyle tanımlanmıştır:" 64 ve 65 nci maddelerinde beyan olunan hal haricinde her kim, böyle bir cemiyete ve çeteye hal ve sıfatlarını bilerek barınacak yer gösterir veya yardım eder yahut erzak veya esliha ve cephane veya elbise tedarik eder veya her ne suretle olursa olsun hareketlerini teshil ederse üç seneden beş seneye kadar ağır hapis ile cezalandırılır."
TCK'nun 169. maddesinde tanımlanan ve de silahlı çete kurmak suçuna özel katılma şekli olarak kabul edilen, TCK'nun 168. maddesinde belirtilen silahlı çeteye bilerek yardım ve yataklık etmek suçunun, barınacak yer gösterme, yardım etme, erzak, giyecek, silah veya cephane sağlama yanında "her ne surette olursa olsun hareketlerini kolaylaştıracak" biçimde yardımda bulunmak şeklindeki hareketler maddi unsurunu oluşturur. Uygulamada "her ne surette olursa olsun hareketlerini kolaylaştırma" deyiminin, bu hareketlerin Yasada sayılanlarla sınırlı olmadığının, yardımın her hangi bir biçimde yapılabileceğinin göstergesi olduğu kabul edilmektedir.
Suçun oluşması için genel kast yeterli olup, özel kast aranmamaktadır. Sanığın bilerek ve isteyerek, zorlayıcı etkenlerin baskısı altında kalmadan, özgür istenciyle, TCK'nun 168. maddesinde belirtilen silahlı çeteye yardım etmek bilinciyle eylemde bulunması yeterlidir. Uygulamada, kişilerin güvenliğinin etkin bir biçimde Devlet tarafından sağlanmadığı ortamlarda, ciddi anlamda baskı ve tehdit altında yapılan yardımlarda sanığın suç kastının bulunmadığı haklı olarak varsayılmaktadır.
Bu açıklamaların ışığında özel olay değerlendirildiğinde;
Sanık Bekir hakkında, Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 15.11.2001 gün ve ( 345-176-135 ) sayılı iddianamesiyle, "...Sanığın Aktuluk köyü Robayık mezrasındaki evine TKP/ML-TİKKO adlı örgüt üyesi dört kişinin geldiği, sanığın bunlara yemek yedirip, gıda yardımında bulunduğu, olaydan haberdar olan Güvenlik Güçlerinin 5.11.2001 günü sanığın evini gözetlemeye aldıkları, askerlerin görülmesi üzerine, sanığın evinde bulunanlardan birinin ( kara askerleri geldi kaçın ) diye bağırdığının duyulduğu, bunun üzerine bir çete mensubunun evden çıkarak ormanlık alana kaçtığı, yapılan takipte dört çete elemanı görüldüğü ve bunlara ait bir çok malzeme ele geçirildiği..." belirtilmek suretiyle TCK'nun 169. maddesi uyarınca cezalandırılması istenilmiştir.
Yerel Mahkeme gerekçeli kararında, "Güvenlik Güçlerinin gece yaptıkları gözetleme sırasında olayı net olarak göremeyecekleri ve konuşulanları anlayamayacakları" gerekçesiyle sanığın beraatına karar vermiştir. Yüksek Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise "Sanığın mahkûmiyetine yeter derecede inandırıcı kanıt bulunmadığı gibi atılı suçun manevi unsurunun oluşmadığının kabul edilmiş olması karşısında verilen kararda bir isabetsizlik görülmediği" belirtilerek karar onanmıştır.
Sanık, 7.11.2001 tarihli kolluk anlatımında özetle: "kızının silahlı çeteye katıldığını ve bu çetenin üst düzey elemanı Ali Haydar kod adlı kişi ile evli olduğunu, korktuğu için evine gelen örgüt elemanlarına yardım ettiğini ve güvenlik güçlerine haber veremediğini..." belirtmekle birlikte diğer aşamalarda ise atılı suçu işlemediğini söylemiştir.
Asker görevliler Ferdi, Serdar, Neşet, Eyüp, Cumalı tarafından düzenlenen, 5.11.2001 tarihli "Olay Tespit Tutanağının" içeriğinde, sanığın evinin gündüz saat 11 sıralarında gözetlemeye alındığı, bu sırada askerlerin görülmesi üzerine sanığın ailesinden birinin iki kez kürtçe olarak ( kara askerleri geldi kaçın ) şeklinde bağırmasıyla evden silahlı bir kişinin kaçtığının görüldüğü, yapılan takip sonucunda çete elamanlarının evin yakınlarında konuşlandıkları yerden henüz kaçtıkları" belirtilmiştir. Bu tutanakta yer alan bilgiler, düzenleyiciler Ferdi, Serdar, Neşet adlı tanıkların yeminli anlatımları ile doğrulanmıştır.
Öte yandan, TCK.nun 169. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilen diğer sanıklar Kemal ile Müslüm adlı kişiler, Kolluk ve Yedek Hakimlikteki anlatımlarında özetle: "... sanık Bekir'in, Ali Haydar kod adlı Kemal ile gayri resmi yaşayan kadının babası olup, tüm örgütsel buluşmalarda bu kişinin evini kullanıyorduk, sanık bize yardım ve yataklık yapıyordu, Kemal'in sıkça evine geldiğini biliyorduk..." dedikleri anlaşılmıştır.
TKP/ML, TİKKO adlı örgütün, TCK.nun 168. maddesinde tanımlanan nitelikte silahlı bir çete olduğu bilinmektedir. Sanığın kızının bu çeteye katıldığı ve üst düzey elamanı olan Ali Haydar kod Kemal adlı kişi ile gayri resmi yaşadığı ve sıkça görüştükleri belirlenmiştir. Bu nedenle sanık ve ailesinin belirtilen çetenin tehdidi altında bulunduğu inandırıcı olmaktan uzaktır. Bu durumun, sanığa karşı kolluğun önyargılı davrandığının kanıtı değil, tam karşıtı, sanığın adı geçen çeteye sempati duymasının ve de yardım etmesinin mantıksal göstergesi olarak kabul edilebilir.
Aynı dosyada yargılanan diğer sanıklar Müslüm ile Kemal'in, hazırlık aşamasındaki tüm ifadeleri karara esas alınarak TCK'nun 169. maddesi uyarınca cezalandırılmaları yolundaki karar onanmıştır. Bu sanıkların cezalandırılmalarına esas alınan, birbirini doğrulayan anlatımlarında, sanık hakkındaki açıklamalarına neden kanıtsal bir değer tanınmadığı konusunda hiçbir gerekçeye yer verilmemiştir. Bu sanıkların samimi anlatımlarını, kendilerinin cezalandırılmasına gerekçe kabul ederken, bunlarla bağlantılı olarak eylemde bulunan sanık hakkındaki açıklamalarını gerçek dışı, itibar edilemez varsaymak hukuk ilkeleriyle bağdaşır bir durum değildir.
Bu sanıkların anlatımları yanında, 5.11.2001 tarihli "Olay Tespit Tutanağını" düzenleyen görevlilerden tanıklar Ferdi, Serdar ile Neşet'in anlatımlarına, ( sanığın kızının Ali Haydar kod adlı kişi ile evli olması nedeniyle evine gelip gidecekleri düşüncesiyle hareket ettikleri ve sanığın bu konuda iki kez açılan davada beraat ettiği ) gerekçesiyle itibar edilmediği kararda açıklanmıştır. Adı geçen tanıklar, gerçek dışı bir tutanak düzenlemekle, yalan tanıklık yapmakla suçlanmadıklarına ve de anlatımları diğer sanıkların açıklamalarıyla doğrulanmış bulunmasına karşın, böyle bir gerekçenin mantığı çelişiktir. Kaldı ki, Yerel Mahkeme tutanak düzenleyicisi tanıkların ifadelerine neden değer tanımadığı yolundaki değerlendirmesinde maddi hataya düşerek, oluşa aykırı olarak gündüz saat 11'de yapılan operasyonun gece olduğu yolunda bir kabule yer vermiştir. Bu nedenle sanığın beraatına ilişkin gösterilen gerekçenin dosya içeriğiyle örtüşmediği kanısına varılmıştır.
Yukarıdan beri açıklandığı gibi, dosya içeriğine göre, sanık Bekir'in TKP/ML-TİKKO adlı silahlı çeteye bilerek ve isteyerek yardım ve yataklık yaptığı kesin olarak kanıtlanmasına karşın beraatına ilişkin Yerel Mahkeme kararının bozulması gerekirken onanması yönündeki Yüksek Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kararının yerinde olmadığı kanısıyla bu karara karşı itiraz edilmesi zorunluluğu doğmuştur." görüşüyle itiraz yoluna başvurarak, Özel Daire kararının sanık Bekir hakkındaki kısmının kaldırılmasına, Yerel Mahkemenin bu sanık hakkındaki kararının bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın yasadışı silahlı TKP/ML-TİKKO örgütüne yardım ve yataklık etmek suçundan beraatına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık yüklenen suçun sübuta erip ermediğinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
05.11.2001 tarihinde düzenlenen olay yeri tespit tutanağında; Tunceli merkez Aktuluk köyü Rubayik düzü mevkiinde bulunan sanık Bekir'in evi ve çevresine bir grup silahlı terör örgütü mensubunun gelip gittiğinin öğrenilmesi üzerine bu hususun araştırılması için bir jandarma iç güvenlik timinin görevlendirildiği, olay yerinde mevzilenilerek yapılan gözetleme sırasında gündüz saat 11.00 sıralarında sanığın evinde bulunan orta yaşlı bir kadının Kürtçe olarak "kara askerleri geldi, kaçın" diye bağırdığı,sonra bir erkeğin yine Kürtçe olarak "Hasan askerler geldi, vurun kaçın" diye bağırdığı, Kürtçe bilen erlerin bu sözleri tercüme ettikleri, sanığın evinde bir hareketliliğin başladığı, önce dama çıkan bir kadın ve erkeğin çevreyi gözetlediği, sonra aşağıya inip evin çevresinde dolaştıkları ve durup dururken evdeki keçi ve inekleri batı yönündeki ormana doğru sürdükleri, çobanı yakalamak için o tarafa yöneldiklerinde bu kişinin ani bir hareketle eve geri döndüğü, bu sırada diğer tim görevlilerinin ormanlık alanda çaydanlık ve dört adet bardak bularak getirdikleri, çayın yeni demlenmiş ve ateşin hala yanar halde olduğunun görüldüğü, bu arada evden çıkan silahlı bir kişinin ormanlık alana doğru kaçtığı görülerek, o yönde yaklaşan diğer timin telsizle uyarıldığı, ormanlık alanda yapılan aramada tahminen teröristlerce kullanılan bir kamp yeri ve çevresinde de bol miktarda taze gıda malzemeleri ile giyecek ve teçhizat bulunduğu, bunlar arasında sanık Bekir'in evinde bulunan arı kovanlarına ait bir adet yenmiş bal çerçevesinin de olduğu, ayrıca yeni kesilmiş bir keçinin kanı ile bir poşet içinde gömülü halde derisinin bulunduğu, etlerin ise yenmiş olduğu, bu sırada gözcü olarak bırakılan erlerin uyarısı ile silahlı dört teröristin daha ormanlık alana doğru kaçtıklarının görüldüğü belirtilmiştir.
Sanık Bekir kolluk tarafından alınan ifadesinde; yaklaşık 1.5 yıl kadar önce il merkezinden köydeki evine döndüğünü, annesi, eşi ve gelini ile birlikte yaşamaya başladıklarını, geçimini arıcılık yaparak sağladığını, birkaç tane de hayvanı olduğunu, olay günü evine kimsenin gelip gitmediğini, ancak evin önünde olduğu sırada gelen bir kadın ve erkeğin varsa bal almak istediklerini belirttiklerini, olmadığını söyleyince de gittiklerini, bu kişileri ilk defa gördüğünü, bunun dışında silahlı veya silahsız terör örgütü mensuplarının evine gelmediklerini, ancak 01.11.2001 tarihinde gece vakti iki kız, iki erkek dört silahlı teröristin evine gelerek ekmek ve sigara istediklerini, olmadığını belirtince de kendisine ait açık paket sigarayı alarak gittiklerini, aralarındaki konuşmalardan bunlardan üçünün adlarının Rojda, Kurtuluş ve İsmail olduğunu öğrendiğini, daha öncesinde de zaman zaman evine gelen silahlı terörist gruplarının kendisinden silah zoruyla erzak aldığının olduğunu, bu kişilerin TİKKO terör örgütüne mensup olduklarını tahmin ettiğini, terör örgütü mensuplarının evine gelip gitmelerini can korkusu yüzünden güvenlik güçlerine bildiremediğini, 1998 yılında kızı 1980 doğumlu Aycan'ın bir gün eve dönmediğini, kaçırıldığını zannettiğini, ancak daha sonra söylentilerden Tikko örgütü içinde dağ kadrosunda silahlı olarak faaliyet gösterdiğini öğrendiğini, en son Ali Haydar adlı bir örgüt mensubu ile evlenip çocuğunun olduğunu duyduğunu, kızıyla ayrıldığı tarihten bu yana görüşmediklerini, teslim olması için çaba gösterdiyse de ya haberinin ulaşmadığını ya da ölüm korkusuyla kızının örgütten ayrılamadığını, evine yaklaşık 1 km. mesafede arazide ele geçen malzemelerden haberinin olmadığını, bu malzemeyi kendisinin tedarik etmediğini, olay günü tutanakta belirtildiği gibi evinde kimsenin bağırmadığını, TİKKO terör örgütü mensuplarına yardım ve yataklık etmediğini, daha önce 1996 yılında bu suçtan tutuklu olarak yargılanıp beraat ettiğini beyan etmiş, sonraki aşamalarda da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Sanık vekili de sanığın suçsuz olduğunu, tutanakta belirtilen Kürtçe ibarelerin bu tutanağın hukuka aykırı olduğunu gösterdiğini, çünkü sanık ve yakınlarının Kürtçe değil Zazaca konuştuklarını ve tutanaktaki ibareleri anlamalarının olanaksız olduğunu, örgüte ait malzemelerin ise sanığın evinden 1 km. ötede ele geçirildiğini ve sanıkla bir ilgisinin bulunmadığının açıkça anlaşıldığını belirtmiştir.
Hakkında yasadışı TİKKO örgütüne yardım ve yataklık yapmak suçundan verilen mahkumiyet kararı onanarak kesinleşen sanık Arap Hüseyin ( K ) Kemal kolluk tarafından alınan ifadesinde, örgüt içinde kendi konumu hakkında ayrıntılı bilgi vermiş ve sanık hakkında da 2000 yılı sonbahar aylarında komşusu Şahin'in isteği üzerine buluştuklarını, beraber Robayık köyüne gittiklerini, burada daha önceden tanıdığı Ali Haydar ( K ) ve tanımadığı Çorumlu ( K ) ve Pala İsmail ( K ) adlı örgüt mensupları ile buluştuklarını ve bu kişilerin kendisinden uzaklaşarak aralarında konuştuklarını, daha sonra da çeşitli tarihlerde aynı yere gidip örgüt mensupları ile görüştüklerini ve onlara malzeme götürdüklerini, bu şekilde 2001 yılının 8. ayının sonlarına kadar ilişkilerinin devam ettiğini, yakalanmadan yaklaşık iki ay kadar önce yine çağrıldığında Robayık köyüne gittiğini ve arıcılık yapan sanık Bekir Tato ile oturdukları sırada, Şahin'in yanında diğer sanık Müslüm olduğu halde geldiğini, diğer örgüt mensuplarıyla buluştuklarında ilişkisini sanık Müslüm ile yürütmesi talimatının verildiğini, sanık Bekir'in Ali Haydar ( K ) Kemal'in sözde devrim nikahlı eşinin babası olduğunu, örgütsel amaçlı bütün buluşmalarında Robayık mezrasını kullandıklarını ve bu sanığın da kendilerine yardım ettiğini, Ali Haydar ( K )'un sık sık sanığın evine gittiğini gördüğünü beyan etmiştir.
Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda kolluk ifadesini tekrar ettiğini, 2000 yılı 9. ayından 2001 yılı 9. ayına kadar Robayık mezrasına giderek malzeme götürdüğünü ve örgüt mensuplarıyla görüştüğünü, yollarda güvenlik güçlerinin olup olmadığı konusunda onlara bilgi aktardığını belirtmiştir.
Duruşmada ise önceki ifadelerini reddetmiş, bu ifadelerin baskı altında imzalattırıldığını, sanık Bekir'i tanımadığını söylemiştir.
Hakkında yasadışı Tikko örgütüne yardım ve yataklık yapmak suçundan verilen mahkumiyet kararı onanarak kesinleşen sanık Müslüm kolluk tarafından alınan ifadesinde, kendi örgütsel konumu ve örgüt hakkında ayrıntılı açıklamalarda bulunmuş ve sanık Bekir hakkında ise örgüt mensuplarıyla Robayık mezrasında buluştuğu zamanlarda evinde kaldığı kişi olduğunu ve Ali Haydar ( K ) ile tanıştıklarını, Kendisini bu kişi ile Şahin'in tanıştırdığını belirtmiş, Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda kolluk ifadesini tekrar ettiğini, Şahin adlı kişinin tehditleri ile bu işe girip Robayık mezrasına kırsala adam götürdüğünü beyan etmiştir.
Duruşmada ise önceki ifadelerinin zorla imzalatıldığını, örgütsel bir bağı bulunmadığını, Tunceli'ye bal almak için gittiğini ve yakalanmadan bir önceki yıl da arıcılık yapan sanık Bekir'den bal aldığını, yakalandığında ise aynı köyden İsmail adlı kişiden bal almış olduğunu ve parasını ödemek için geldiğini söylemiştir.
Hakkında ek takipsizlik kararı verilen İsmail Taşbilek aşamalarda sanık Müslüm'e bal sattığını ve parasını almak için buluştuklarında güvenlik güçlerince yakalandıklarını, sanık Bekir'i ise köylüsü olması nedeniyle tanıdığını söylemiştir.
Tutanak tanığı Neşat aşamalarda tutarlı bir şekilde, Çiçekli Jandarma karakolunda er olarak görev yaptığını, olay günü arazide pusuda oldukları sırada aldıkları talimat uyarınca sanık Bekir'in evinin olduğu yere geldiklerini ve timin ikiye ayrılarak evi gözetleme üzere mevzilendiklerini, evden çıkan yaşını tahmin edemediği bir kadının kendilerini hareket halinde görünce Kürtçe, askerler geldi kaçın diye bağırmaya başladığını, gözetleme yaptıkları yerde bir çaydanlık ve dört adet bardak bulduklarını, çaydanlığın henüz sıcak olduğunu ve bunlardan yaklaşık beş dakika önce çay içildiğinin anlaşıldığını, yeni söndürülmüş bir ateş de olduğunu, sonra evini sahibi sanık Bekir'in evden çıkıp Hasan diye birine seslenerek, askerler geldi, vurun kaçın diye bağırdığını, ancak kime seslendiğini göremediğini, daha sonra büyük ve küçük baş hayvanları üstlerine saldıklarını, hayvanlar üstlerine doğru geldiği sırada evden siyah paltolu ve elinde kalaşnikof tüfek olan birisinin çıktığını gördüğünü, ormanlık alana doğru koşan bu kişiyi takip ettilerse de kaybettiklerini, bu olaydan sonra sanığın evinin çevresinde yaptıkları aramada eve yaklaşık 1 km. mesafede bal peteği, pişirilmiş yenmemiş makarna, 30 kadar bardak, 5 kg. sıvı yağ, bir torba kadar tandır ekmeği, kalaşnikof silah kütüklükleri, askerlere ait sırt çantası, bir adet kasatura kını ve panço bulunduğunu, diğerleri aramaya devam ederken tim komutanlarının emri ile gözetleme yaparlarken dört tane silahlı terörist gördüklerini ve komutanını uyardığını, onun da teröristlerin kaçtığı istikameti telsiz ile bildirdiğini, sonra da kamp alanını bulduklarını belirtmiştir.
Diğer tutanak tanıkları Jandarma Astsubay Çavuş Ferdi, er Serdar da benzer şekilde anlatımda bulunmuşlar ve olayı, tutanağa uygun bir şekilde ayrıntılı olarak anlatmışlardır.
Tanık Pamuk kolluk tarafından alınan ifadesinde; sanık Bekir'in ikinci eşi olduğunu, son 15-20 gün içerisinde eve silahlı veya silahsız terör örgütü mensuplarının gelmediğini, kimseye yardımda bulunmadıklarını, ancak 20 gün kadar öncesinde hava karardıktan sonra bazen 5, bazen 4, bazen de 10 kişilik grupların eve gelerek silah tehdidiyle yiyecek malzemesi olarak ne var ne yoksa alıp götürdüklerini, bu gidip gelmelerin 10 yıldır devam etmekte olduğunu, ayrıca eşinin kızı Aycan'nun 3-4 yıl önce TİKKO terör örgütünün dağ kadrosuna gittiğini ve örgüt mensuplarından Ali Haydar adlı kişi ile evlenip bir çocuğu olduğunu duyduklarını, evin çevresinde toprağın altından çıkartılan malzemelerin kime ait olduğunu, kim tarafından oraya konduklarını bilemediğini söylemiştir.
Duruşmada ise, teröristlerin eve geldiklerini ve sanık Bekir'in onlara yardım ettiğini görmediğini, kollukta da okunan ifadeyi vermediğini, mahkemedeki ifadesinin daha doğru olduğunu belirtmiştir. Tanık yeteri derecede Türkçe bilmediğinden ifadeleri tercüman aracılığı ile alınmış olup, daha sonra tanık sıfatıyla dinlenen tercüman Ali, tanığın Zazaca konuştuğunu, Kürtçe konuşmadığını, ayrıca kendisinin Kürtçe bilmediğini belirtmiştir.
Dosyada bulunan onaylı karar örneklerinin incelenmesinde sanık Bekir hakkında daha önce de Malatya 2 Nolu DGM.ce 31.05.2001 gün ve 96-103 sayı ile, yine aynı mahkemece 31.12.1997 gün ve 225-247 sayılı iki karar ile aynı örgüte yardım ve yataklık etmek suçundan dolayı yeterli ve inandırıcı kanıt elde edilmediği gerekçesiyle beraat kararları verildiği anlaşılmaktadır.
Bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanık aşamalardaki savunmalarında tutarlı bir şekilde yasadışı silahlı örgüt mensuplarına yardım etmediğini beyan etmiştir. Sanığın evinin bulunduğu yer, dosyada bulunan fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere bir mezranın, ormanlık alana bakan kenar kısmı olup ıssız bir yerdir. Örgüt mensuplarının barındıkları kamp alanı ise, sanığın evinden yaklaşık 1 km. uzaklıkta olup burada ele geçen malzemenin sanık tarafından temin edildiğine ilişkin dosyada herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Kolluk görevlilerinin düzenledikleri tutanaklarda sanık ve ailesinin Kürtçe olarak askerlerin geldiklerini bağırarak birilerini uyardıkları belirtilmişse de, gerek tanık Pamuk'un ifadesinin alınmasında tercümanlık yapan Ali'nin yalnızca Zazaca konuşabildiklerini, Kürtçe konuşamadıklarını bildirmesi gerekse söylendiği belirtilen sözlerin Zazacada herhangi bir anlamı bulunmadığına ilişkin bilirkişi görüşü nazara alındığında, artık bu tutanaklara da itibar edilebilmesi olanağı ortadan kalkmıştır. Biran için tutanak içeriklerinin doğru oldukları kabul edilse dahi sanığın evinin konumu dikkate alındığında, silahlı örgüt mensuplarından korkarak yardım etme olasılığı karşısında somut olayda yüklenen silahlı çete üyelerine yardım ve yataklık suçunun manevi unsurunun gerçekleştiğinden söz etmeye olanak yoktur.
Bu itibarla sanığın beraatına ilişkin Yerel Mahkeme hükmü ile bu kararı onayan Özel Daire kararı isabetli olup, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi O. K., "Mahalli Mahkemenin beraat kararı ile Yüksek 9. Ceza Dairesinin bu kararı onaması şu iki gerekçeye dayanmaktadır:
Zabıt mümzisi tanıklar o mesafeden şahısları tanımış olamazlar.
2- Tanıklar, sanığın Kürtçe olarak "kaç" diye bağırdığını söylemekteler ise de bölgede Kürtçe değil Zazaca konuşulduğundan, bu sözleri anlayamazlardı.
Bu her iki gerekçeye karşı da şunlar söylenebilir;
1- Devletin güvenlik güçlerinde görevli tanıkların, durup dururken sanık aleyhine uydurma tanıklık yaparak yalan olarak gördüklerini söylemelerine gerek yoktur. Mahkeme hiç olmazsa mahallinde keşif yaparak bu durumu tespit etmeliydi. Bu yapılmadığına göre; kendisi tahmin yürüteceğine, tanıkların beyanına itibar etmeliydi.
2- Doğuda görev yapan herkes bilir ki, Zazaca, Kürtçeden ayrı bir lisan değildir. Ben de Bingöl-Karlıova'da görev yaptığımdan biliyorum ki, Zazaca ayrı bir lisan değil Kürtçenin bir lehçesidir. Karmaşık cümleler anlaşılamasa da "kaç, git, gel" gibi basit kelimeler her ikisinde de anlaşılabilir. Bu itibarla ikinci gerekçenin de yerinde olmadığını düşünüyorum.
Açıkladığım nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığının itirazının kabulü ile mahkemenin beraat kararının bozulması gerekir." görüşüyle;
Bir kısım Kurul Üyeleri ise haklı nedenlere dayanan Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 25.03.2003 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy