(765 S. K. m. 2/2, 169) (4616 S. K. m. 1)
Dava: Yasadışı PKK örgütü üyelerine hal ve sıfatlarını bilerek yardım ve yataklık yapmak suçundan İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince 06.07.1994 gün ve 239-158 sayı ile TCY.nın 169, 3713 sayılı Yasanın 5 ve TCY.nın 59. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen ve hakkındaki bu hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 23.02.1995 gün ve 13678-1456 sayılı kararıyla onanan hükümlü Uzay'ın bu cezasının infazı için arandığı sırada, İstanbul DGM. C.Başsavcılığınca 19.09.2002 günlü yazı ile; 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin 9. bendinde öngörülen 1 aylık başvurma süresinin Anayasa Mahkemesince iptal edilerek yeniden düzenleme yapılması için 6 aylık süre verildiği, bu sürenin 27.04.2002 tarihinde dolmasından sonra 23.05.2002 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4758 sayılı Yasa ile bu kez 3 aylık başvuru süresi tanındığı, ancak 27.04.2002-23.05.2002 tarihleri arasında yasal boşluk doğduğu, buna göre resmi mercilere başvursun veya başvurmasın hükümlünün 4616 sayılı Yasanın hükümlerinden yararlandırılmasının gerektiği, bu itibarla başvurma süresi şartı aranmaksızın hükümlü Uzay K.'ün de 28.04.2002 tarihi itibariyle şartla tahliyesine karar verilmesi talep edilmiştir.
İstanbul 3 Nolu DGM. 01.10.2002 gün ve 375 müt. sayı ile; hükümlünün bu suçu nedeniyle 11.03.1993 tarihinde gözetim altına alındığı, 23.03.1993 tarihinde de serbest bırakıldığını, cezasının, suç tarihi itibariyle 4616 sayılı Yasa kapsamında olduğu, yasanın aradığı manâda, süresi içinde başvuru bulunmadığından bahisle talebin reddine karar vermiştir.
İstanbul DGM C.Başsavcılığınca bu karar karşı itiraz yoluna başvurulması üzerine infaz evrakını inceleyen İstanbul 4 Nolu DGM. 11.10.2002 gün ve 424 müt sayı ile; "4616 sayılı Yasanın kimi maddelerinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine yasama organınca 6 aylık süre içinde yasal düzenleme yapılmadığı, bu süre geçtikten sonra 23.05.2002 tarihinde 4758 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği, ancak 4616 sayılı Yasada değişiklik getiren 4758 sayılı Yasanın da Anayasa Mahkemesince iptal edildiği ve henüz iptal gerekçesinin Resmi Gazetede yayımlanmadığı, böylece ortada bir yasal boşluk bulunduğu, öngörülen süre içinde yasal boşluğun doldurulmadığı dikkate alındığında yasa koyucunun ilgililer aleyhinde bir düzenleme getirmesinin Anayasa hükümleri uyarınca mümkün bulunmadığı, ayrıca Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 28.01.2002 tarih ve 2002/ 153-175 sayılı kararında da benzer durumun vurgulanarak süreye bakılmaksızın koşullara uyan dosya içeriği itibariyle hükümlü Uzay'ın işlediği suçun 4616 sayılı Yasa kapsamında olup, gerek 4616 sayılı Yasada ve gerekse 4758 sayılı Yasa ile getirilen değişiklikte belirtilen süreler içinde başvurusu bulunmadığı anlaşılmakta ise de hükümlünün 4616 sayılı Yasa hükümlerinden yararlanmasının hakkaniyete uygun olacağı anlaşılmış bulunduğundan" gerekçesiyle itirazın kabulü ile İstanbul 3 Nolu DGM.nin kararının kaldırılmasına ve hükümlünün 28.04.2002 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar vermiştir.
Adalet Bakanlığının 25.12.2002 gün ve 54975 sayı ile yazılı emirle bozma talebi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 10.01.2003 gün ve 1-2 sayı ile;
"Tüm dosya kapsamına göre, 4616 sayılı Kanunun 1/9. maddesini iptal eden Anayasa Mahkemesi kararının yürürlük tarihine kadar yasal bir düzenleme yapılmamış ise de, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girmesinden sonra, 27.04.2002 tarihinden geçerli olmak üzere 22.05.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4758 sayıl Kanundan yararlanabilmek için 3 aylık başvuru ve teslim şartının getirildiği, hükümlünün yakalama emrine uymayarak halen firarda olduğu, yetkili mercilere bizzat başvurup teslim olmadığı gözetilmeden, itirazın reddine karar verilmesi yerine, yazılı şekilde kabulü ile şartla tahliyesine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, CMUK.nun 343. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığının 25.12.2002 gün ve 54975 sayılı yazılı emrine atfen, Yargıtay C.Başsavcılığının 3.1.2003 gün ve Y.E.201128 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelendi.
Yazılı emre atfen düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği, incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, İstanbul 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 11.10.2002 tarih ve 2002/424 müt. sayılı kararının CMUK.nun 343. maddesi uyarınca bozulmasına" karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı 04.02.2003 gün ve 201128 sayı ile;
"22.12.2000 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin 9. bendinde: "Haklarında yakalama, tutuklama veya mahkumiyet kararı bulunup da firar halinde olanlar bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren bir ay içinde resmi mercilere başvurup teslim olmadıkları takdirde bu madde hükümlerinden yararlanamazlar" hükmünü içermekteydi.
Bu hüküm, 27.10.2001 tarihinde yayımlanan, Anayasa Mahkemesinin 13.07.2001 tarih ve 04-332 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve yapılacak yeni yasal düzenleme için verilen altı aylık süre 27.04.2002 tarihinde dolmuştur.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararının 27.04.2001 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra doğan boşluk, 23.05.2002 günü yayımlanarak yürürlüğe giren 4758 sayılı Yasa ile doldurulmuştur. Bu Yasayla 4616 sayılı Yasanın 9. bendinde yeniden yapılan düzenlemeyle: "Haklarında yakalama, tutuklama veya mahkumiyet kararı bulunup da firar halinde olanlar bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde resmi mercilere başvurup teslim olmadıkları takdirde bu madde hükümlerinden yararlanamazlar" hükmü konmuştur.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararında, yeniden düzenleme yapılması için öngörülen altı aylık sürenin dolduğu 27.04.2002 tarihi ile 4758 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 23.05.2002 tarihleri arasında yasal boşluğun ortaya çıkmasıyla, başka bir anlatımla bu tarihler arasında hükümlü ya da tutukluların infaz çağrısına uyarak resmi mercilere başvurmalarını zorunlu kılan yasal düzenleme ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla, 27.04.2002 ile 23.05.2002 tarihleri arasında yapılacak işlemler bakımından belirli bir süre içinde ilgililerin başvurusunu zorunlu kılan yasal zorunluluk bulunmadığından, diğer koşulları varsa 4616 sayılı Yasa hükümleri görevlilerce kendiliğinden derhal uygulanacaktır. Bu bakımdan, 23.05.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4758 sayılı Yasanın hükmü aleyhte bulunduğundan, TCK'nun 2/2. maddesi gereğince, yasal boşluğun ortaya çıktığı evrede yapılması gereken işlemlere uygulanmasına olanak bulunmamaktadır.
Nitekim, Yüksek 11. Ceza Dairesinin 03.12.2002 gün ve 10908-9668 sayılı kararında: "... 4616 sayılı Kanunun 1. maddesinin 9. bendini iptal eden Anayasa Mahkemesi kararının yürürlük tarihine kadar bir yasal düzenleme yapılmamış olması karşısında iptal hükmü geçerli olmuş ve anılan bent hükmündeki teslim olma koşulu kalkmış olmasına göre, sonradan Anayasa Mahkemesinin 28.05.2002 tarih, 2002/99-51 sayılı kararı ile 4616 sayılı Kanunun 1. maddesinin 2. bendindeki değişiklik hükmü iptal edilmiş bulunan, 4758 sayılı Kanunun 27.04.2002 tarihinden geçerli olacağı hükmünün sonradan yürürlüğe girmiş aleyhte düzenleme içerdiği, bunun TCK'nun 2. maddesi hükmü doğrultusunda, hükümlü için doğmuş bulunan lehte durumu ortadan kaldırmayacağı gözetilmesi gerektiği.." yolundaki içtihadı yukarıda arz edilmeye çalışılan görüşü açıkça doğrular niteliktedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, hükümlü Uzay hakkında ceza kararının kesinleştiği 05.08.1994 tarihinden itibaren hakkında infaz işlemlerinin sürdüğü, suçun tarihi ve niteliği itibariyle hakkında 4616 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanabilirlik koşullarının bulunduğu, 27.04.2002 tarihinde anılan Yasanın 1. maddesinin 9. bendi yürürlükte bulunmadığı, sonradan 4758 sayılı Yasa ile yapılan düzenlemenin TCK'nun 2. maddesi gereğince uygulanma olanağı bulunmadığından İstanbul 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 11.10.2002 gün ve 424 müt. sayılı koşullu salıverilmeye ilişkin kararının yerinde olduğu kanısına varılmıştır." görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkemenin hükmüne yönelik yazılı emirle bozma isteminin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Yasanın 1 inci maddesinin 9 uncu bendinde yer alan hükmün, Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi ve iptal kararında verilen sürede yeniden yasal düzenleme yapılmaması karşısında, bu süre geçtikten sonra aynı Yasaya 4758 sayılı Yasa ile eklenen yeni 9 uncu bendindeki hükmün somut olayda uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Konuya ilişkin yasal düzenlemelerin kronolojik süreci ile yargısal kararlar incelendiğinde;
"23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Bazı Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun" adını taşıyan ve 22 Aralık 2000 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 4616 sayılı Yasanın 1 nci maddesiyle özde, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlar nedeniyle, bazı suçlara ilişkin istisna ve koşullar altında, a- İnfaz şekli ve ceza indirimine, b- Şartla salıverilmeye, c- Davaların açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin yeni düzenlemeler yapılmıştır.
Yasanın 1 nci maddesinin 1 nci bendinde, ölüm cezalarının yerine getirilmeyeceği, 2 nci bendinde toplam hükümlülük sürelerinden 10 yıl indirim yapılacağı belirtildikten sonra 3 ncü bendinde tutuklu ve hükümlüler hakkında yapılacak işlemler gösterilmiş, 4 ncü bendinde ise yine kesinleşmiş hükümlerdeki ceza indirimi ile paralellik arzedecek biçimde, davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin kurallar düzenlenmiş, 5,6,7,8 ve 9 ncu bentlerinde ise bu Yasanın uygulanması olanağı bulunmayan suçlar ile koşullara yer verilmiştir.
Yasadaki bazı düzenlemelerin Anayasaya aykırı olduğunun ileri sürülmesi üzerine, Anayasa Mahkemesince, 18.07.2001 gün ve 4/332 sayılı karar ile; 4616 sayılı Yasanın 1. maddesi 2 nci bendinin kısmen, 5 nci bendinin TCY.nın 188, 191, 240, 298 ve 383 üncü maddeler yönünden, 4, 6, 7 ve 9 uncu bentlerindeki düzenlemelerin ise tümüyle Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline, 2, 4 ve 9 uncu bentlerdeki iptal edilen kuralların doğuracağı hukuksal boşluk kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, bu bentlere ilişkin iptal hükmünün kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş, bu sürede yasal düzenleme yapılmamış ve iptal hükmü 27.4.2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesince iptal edilen 2, 4 ve 9 uncu fıkralar 23.5.2002 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4758 sayılı Yasa ile yeniden düzenlenmiştir.
Uyuşmazlık konusu olan 4616 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 9 uncu bendi, ilk düzenlemede, "Haklarında yakalama, tutuklama veya mahkumiyet kararı bulunup da firar halinde olanlar bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren bir ay içinde resmi mercilere başvurup teslim olmadıkları takdirde bu madde hükümlerinden yararlanamazlar." hükmünü taşımakta olup; 4758 sayılı Yasa ile yapılan yeni düzenlemede ise, aynı cümle yapısı korunmuş fakat öngörülen başvurma süresi bu kez üç aya çıkartılmıştır.
Görüldüğü gibi, 4616 sayılı Yasanın uyuşmazlık konusu olan 9 uncu bendindeki sınırlayıcı nitelikteki hüküm Anayasa Mahkemesince iptal edilerek, doğacak yasal boşluğun giderilmesi için 6 aylık süre verilmiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yayımlandığı tarih itibariyle öngörülen bu sürenin 27.04.2002 tarihinde dolmasına rağmen, yasakoyucu anılan tarihe kadar herhangi bir düzenleme yapmamış ve iptal kararının yürürlüğe girmesi nedeniyle artık 9 uncu bendde yer alan sınırlayıcı nitelikteki hüküm de yürürlükten kalkmıştır. Bu tarihten sonra, 23.05.2002 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4758 sayılı Yasa ile doğan bu yasal boşluk giderilmek istenmişse de sınırlayıcı nitelikte hüküm taşıyan bu yeni düzenlemenin, artık herhangi bir sınırlayıcı hükme tabi olmayan kişiler hakkında, TCY.nın 2/2. maddesi hükmünün açıklığı karşısında uygulanmasına artık olanak yoktur.
Yine, 4758 sayılı Yasanın geçici 2 nci maddesinde, yeni yasal düzenleme yapılmasında geciken süreyi de içerecek şekilde bu yasanın 27.4.2002 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe gireceği hükme bağlanmışsa da, geçmişe yönelik aleyhe düzenleme yapılması ceza hukukunun evrensel kurallarına uygun bulunmadığı gibi, 4616 sayılı Yasa günümüzdeki ve gelecekteki değil geçmişteki olaylara ilişkin düzenlemeleri kapsadığından sınırlayıcı hükümleri iptal edilmekle artık ilgilileri bakımından kazanılmış hak oluşturduğunun kabulü gerekir.
Somut olayda, hükümlü Uzay hakkındaki ilam, infazı için 28.03.1995 tarihinde C.Savcılığına gönderilmiş ve 17.04.1995 tarihinde hakkında yakalama müzekkeresi çıkartılmıştır. Hükümlü bu zamana kadar yakalanamamış ve ilam infaz edilememiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girdiği 27.04.2002 tarihinden itibaren, 4616 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 9 uncu bendinde yer alan ve yasa hükümlerinin uygulanmasını bir aylık sürede ilgili makamlara başvurma koşuluna bağlayan, sınırlayıcı nitelikteki bu hükmün adı geçen hakkında uygulanma olanağı ortadan kalkmıştır. 4758 sayılı Yasa ile hükümlü aleyhine yapılan düzenlemenin de doğan yasal boşluk karşısında, TCY.nın 2/2. maddesi gereğince uygulanamayacağı açıktır.
Bu itibarla haklı nedenlere dayanan Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı ve Üyeler ise, "Özel Daire kararı isabetli olup, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 10.01.2003 gün ve 1-2 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, Adalet Bakanlığının 25.12.2002 gün ve 54975 sayılı yazılı emirle bozma isteminin REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 08.04.2003 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 29.04.2003 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy