(765 S. K. m. 369, 566)
Taksirle yangına neden olmak suçundan sanık N.K.'ın TCY. nın 383/1, 413 ve 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 85.419.360 TL. ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine ilişkin Sarıcakaya Asliye Ceza Mahkemesince verilen 25.12.2001 gün ve 19/22 sayılı hüküm, sanığın temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 2.5.2002 gün ve 788/955 sayı ile;
"Olay yeri tespit tutanağı ve bilirkişi raporuna göre; orman dışına çıkarılmış, hazineye ait arazide, sanayide kullanılamaz nitelikte yaşlı ardıç ağaçları ile kendiliğinden yetişmiş doğal bitki örtüsü, çalı ve otlar yanmış olmasına göre; bunların TCK. nun 369. maddesinde yazılı mahsulattan bulunmaması nedeniyle sanığın eyleminin TCK. nun 566. maddesindeki suçu oluşturacağı gözetilmeden, yazılı şekilde cezalandırılmasına karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmuştur. Yerel Mahkeme ise 18.6.2002 gün ve 8/12 sayı ile;
Yangın, sanığın tedbirsiz ve dikkatsizce davranması sonucu orman dışına çıkartılan Hazineye ait 3200 m2. lik alanda meydana gelmiştir. Yangında ot ve çalı gibi bitki örtüsü ve 12 adet ardıç ağacı tamamen yanmıştır. Yanan ardıç ağaçları yaklaşık 30 yaşındadır. Bu haliyle ekonomik değerlerinin olduğu tartışmasızdır; nitekim orman bilirkişisi de yanan ardıç ağaçlarının 8 ster olduğu ve değerinin 40.000.000 TL. olduğunu saptamıştır. Bu nedenle de yanan ağaçlar ve diğer bitki örtüsü TCK. nun 369. maddesi anlamında mahsulattan sayılmalıdır. Bu haliyle artık TCK. nun 566/1. maddesi anlamında "bir zarar veya eşyaya mühim bir ziyan vukuu tehlikesi"nden söz edilemez." gerekçesi ile ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmünde Yer C. Savcısı tarafından temyizi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 3.1.2003 gün ve 130251 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekte, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
22.6.2001 günü arazisini sulayan sanığın, söndürmeden attığı sigara izmaritinden çıkan yangın sonucunda; orman niteliğini yitirmesi nedeniyle 6831 sayılı Yasanın 2/B. maddesi uyarınca orman dışına çıkarılıp hazine adına tescil edilen 3200 m2 lik alandaki, sanayide kullanılamaz nitelikteki 12 adet ardıç ağacı ile kendiliğinden..yetişen yabani diken ve kuru otların yanmasına neden olduğu somut olayda; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluş ve sübutta bir uyuşmazlık bulunmayıp, çözülecek sorun suç vasfının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
TCY. nın 383 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında, taksir ile genel bir tehlike veafete neden olmak fiilleri yanında, yangına neden olmak fiilleri de yaptırım altına alınmış olup, maddede sadece yangından bahsedilerek yanan veya yangının sirayet edeceği şeyler konusunda herhangi bir açıklığa yer verilmemiş, ancak öğreti ve yargısal uygulamalarda yanan veya yangının sirayet edeceği şeylerin TCY. nın 369 ve devamı maddelerinde düzenlenen kasıtlı yangına neden olmak suçlarında yer alan ve bu maddelerde sınırlı olarak belirtilen madde veya eşyadan olması gerektiği kabul edilmiştir.
Suçun maddi konusunu oluşturan şeyler TCY. nın 369 vd. maddelerinde sınırlı olarak belirtildiğinden bunların dışında kalan şeylerin yanması halinde suç ve cezada yasallık ilkesi uyarınca failin bu madde uyarınca cezalandırılması olanağı bulunmamaktadır.
Bu itibarla olayda sağlıklı bir çözüme ulaşabilmek için anılan maddelerde sınırlı olarak sayılan "mahsulat" "hububat ve erzak" kavramlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
Öğretide A. Pulat Gözübüyük; "Mahsulat-produits ağricols- den maksat topraktan alınan toprakta yetiştirilen her türlü zirai ürünlerdir. Nitekim Alman Ceza Kanununda (m.308) zirai mahsul ve İtalya eski Ceza Kanununda (m.300), toprak mahsulü - prodetti del suolu - deyimleri kullanılmıştır. Fransız Ceza Kanununda (m.434, f 6), mahsullerden ayrı olarak (saman) ın da mahsul kavramına girdiği kabul edilmiştir. Mahsul henüz biçilmiş veya biçilmemiş olabilir.
Hububat - cereales - Arapça bir deyim olup "taneler" anlamını taşır. Hububat, buğday, çavdar, mısır, arpa gibi taneli insan ve ehli hayvan besinleri demektir. Dilimizde, hububat için, (Tahıl-zahire) deyimi de kullanılır, bu fıkraya benzer hükümler Alman Ceza Kanununda (m.31 O a) da vardır. Bu Kanununa göre hububat, yaş veya kuru ot, yataklık saman, keten, kenevir, saman ve sap veya sair zirai veya besin ürünleri de kasten veya taksirle yangın cürmüne konu olabilirler.
Erzak -provisions- Arapça olup uzun zaman saklanabilen yiyecekler demektir. 369. madde bakımından suç olan fiil, herhangi bir erzakı değil, fakat (Erzak yığını) veya (Erzak ambarı) nı yakmaktır. (A. Pulat Gözübüyük, TCK. Şerhi, c.3, Sh. 460 vd.) şeklinde,
Prof. Dr. S.Erman ve Özek ise "Mahsulat" deyimi topraktan alınan her türlü tarım ürününü ifade eder. Bu itibarla ormandan kesilen ağaçlar da bu ibareye girer. '
Kanunumuz, bu ürünün "henüz biçilmemiş veya biçilmiş" olması arasında fark gözetmemiştir. Buna karşılık kaynak 1889 İtalyan Ceza Kanununun 300. maddesi ürünün "henüz topraktan ayrılmamış olmasını" şart koşmuştur.
Kanun ayrıca "hububat ve erzak yığın veya ambarına" da ateş verilip yakılmasını belirtmektedir. Kaynak maddeden bir hayli farklı olan bu saymaya gerek bulunmadığı meydandadır. Gerçekten "hububat yığın ve veya ambarı" esasen "biçilmemiş mahsulat" deyimine girmektedir. "Erzak" tabiri et ve balık gibi tarım ürünü olmayan yiyecek maddelerini de..kapsamına almakta ise de, esas maksat tarım ürünlerini korumaktır. (Erman-Özek, Kamunun Selametine Karşı İşlenen Suçlar, Sh. IS vd.) şeklinde, mahsulat, hububat ve erzak kavramlarına açıklık getirmişlerdir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınarak değerlendirildiğinde; hazineye ait taşınmaz içindeki yanan otlar ve sanayide kullanılamaz nitelikte bulunan yaşlı ardıç ağaçlarının TCY. nın 369. maddesinde sayılan mahsul at kapsamından değerlendirilmesi olanağı bulunmamaktadır, yanan yakacak vasfında ardıç ağaçlarının, yakacak olarak belli bir değerinin bulunması da mahsul kapsamı içinde değerlendirilmesini gerektirmez.
Bu itibarla sanığın, taksirle hazine arazisinde bulunan kuru ağaçlar, ot ve yabani dikenlerin yanmasına neden olma eyleminin TCY. nın 566. maddesi kapsamından değerlendirilmesi zorunluluğu bulunmakta olup, Yerel Mahkeme hükmünün suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
Diğer yönden; 10.2.2003 gün ve 25020 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak aynı gün yürürlüğe giren 4806 sayılı Yasanın i inci maddesi ile, TCY. nın 30 uncu maddesinin 2 inci fıkrası, "muvakkat cezalar için bir günün ve para cezalarında bin liranın küsuru hesaba katılmaz" şeklinde değiştirilmiş olup, bu değişiklik sanık lehinedir. Sanığın bu madde ve TCY. nın 2/2. maddeleri uyarınca cezasının yeniden saptanmasından zorunluluk bulunup, Yerel Mahkeme direnme hükmü bu nedenle de bozulmalıdır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; Yerel Mahkeme direnme hükmünün suç vasfındaki yanılgı ve sanığa fazla para cezası tayini isabetsizliğinden BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, tebliğnamedeki isteme uygun olarak 11.03.2003 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy