(765 S. K. m. 30, 31, 33, 51, 59, 448) (6136 S. K. m. 13) (1136 S. K. m. 164)
Dava: Adam öldürmek suçundan sanık Burhan Zengin'in TCY'nın 448 ve 59/2. maddeleri uyarınca 21 yıl 8 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, hakkında TCY'nın 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına, suçta kullanılan silahın zoralımına, izinsiz silah taşımak suçundan 6136 sayılı Yasa'nın 13/1 ve 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 181.753.415 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 480.000.000 lira avukatlık ücretinin sanıktan alınarak maktule verilmesine ilişkin 18.7.2002 gün ve 94-144 sayılı hüküm sanık vekili ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.3.2003 gün ve 4689-251 sayı ile;
1- Sanığın maktûlden alacaklı olduğu ve bono ile sabit olan bu alacağı maktûlün süresinde ödemediği ve borcu 500 milyona indirgemek suretiyle de yazılı belgeye karşılık sanığı sahtecilikle suçladığı, borcu ödeme konusunda sanığı oyaladığı ancak borcunu ödemediği konusunda dosya kapsamında bir tereddüt hasıl olmadığına göre, maktûlden gelen bu haksız hareket sebebiyle sanık hakkında TCK.nun 51/1. maddesinin uygulanması lüzumunun gözetilmemesi,
2- 6136 sayılı Kanuna muhalefetten kurulan hükümle ilgili olarak, hüküm tarihinden sonra 10.2.2003 tarih ve 25020 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren TCK.nun 30. maddesindeki 1 sıra ibaresini değiştiren 4806 sayılı Kanunun 1. maddesi gereğince işlem yapılması zorunluluğunun bulunması,
3- Maktu vekalet ücretinin 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda yapılan değişiklik gereğince müdahil vekiline verilmesi gerekirken maktûle verilmesine karar verilmesi,
4- Sanığın tecilli mahkûmiyetinin hangi maddeye göre kaldırıldığının kararda açıkça gösterilmemiş olması isabetsizliklerinden (1) nolu bentteki neden yönünden oyçokluğu, diğer nedenler yönünden oybirliğiyle bozulmuştur.
Bozmanın 2, 3 ve 4 nolu bentlerinde belirtilen nedenler yönünden bozmaya uyan Yerel Mahkeme (1) nolu neden yönünden 19.6.2003 gün ve 114-101 sayı ile;
Maktûl ile sanık arasında alacak-borç ilişkisi doğrudur. Sanık 24.7.2004 tarihli bonoya dayalı olarak takipte bulunmuştur. Ancak, maktûl borç miktarının 5 milyar değil, 500 milyon lira olduğu hususunda açıklamada bulunmuş, bu borçtan kurtulmak için borçlandığı miktarın üstünde bir ödemeyi kabul ettiğini ve köy muhtarının da yer aldığı hatırı sayılır kişileri aracı koyarak uzlaşmak istediğini bildirmiş ancak, bu istemi de itibar görmemiştir.
Sanık baskı altında tuttuğu maktûle karşı silahlı etkili eyleme teşebbüs suçunu işlemiş, bu dava sonuçlanmamıştır. Ancak, Asliye Ceza Mahkemesinde açılan silahla ilgili dava sanığın mahkûmiyeti ile sonuçlanmıştır.
Müdahil vekilinin önceki kararda ısrar edilmesini içeren 11.6.2003 tarihli yazılı açıklamasında da belirttiği gibi, maktûl, sanık ile devamlı aralarında anlaşma zemini aramış ancak, bu zemini yakalayamamıştır.
Dosyaya sunulan menfi tespit davası kararından da anlaşılacağı üzere maktûl mirasçıları tarafından (müdahiller) sanık aleyhine Burdur Asliye Hukuk Mahkemesinde menfi tespit davası açıldığı, bu dava sonucunda asıl alacağın 1.300.000.000 TL. olduğunun kabulüne karar verildiği, davanın 6.6.2003 tarihinde sonuçlandığı anlaşılmıştır.
Yine sanık önceki kararımızda da açıklandığı gibi, olay günü maktûlün Güneyyayla köyünden Burdur'a gidecek olan otobüse bindiğini görünce evine giderek bir şekilde temin ettiği ruhsatsız tabancasını da yanına alarak maktûlün bulunduğu otobüse bindiği ve otobüs içerisinde yakında ineceğini belirterek maktûle yakın bir yere geçtiği, yeni yerinde bir müddet oturduktan sonra tabancasını çıkarıp geriye dönerek hemen arkasındaki koltukta oturan kendisine yönelik herhangi bir söz ve eylemi olmayan maktûle tabancasını doğrultup onu kalp, karaciğer ve akciğerine isabet edecek şekilde yaraladığı, maktûlün aldığı bu yaralar sonucu iç kanama neticesinde öldüğü anlaşılmıştır.
Anlaşma zemini arayanın maktûlün olması, sanığa yönelik kışkırtıcı herhangi bir eyleminin bulunmaması dikkate alındığında olayımızda TCK. 51/1. maddesinin uygulanmasının hakkaniyet kurallarına uygun olmayacağı sonucuna varılmıştır. gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmünde süresi içinde sanık ve vekili ile katılanlar vekili ve C. Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığının direnme hükmüne konu yönü itibariyle Ceza Genel Kuruluna hitaben düzenlediği onama istekli 31.12.2003 gün ve 129181 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamalarına göre, bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak, yeni kanıtlara dayanmak, ilk kararda yer almayan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak, özde direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir karardır. Bu nitelikte bir karara karşı yasayoluna başvurulduğunda temyiz incelemesi Özel Dairece yapılmalıdır.
Özel Dairenin görüşünün belli olduğu, tekrar inceleme yapılmasının davayı uzatacağı gibi bir düşünce de ileri sürülemez. Zira Özel Dairenin hukuki görüşünde her zaman değişiklik ola-bileceği gibi, yargılamaya ilişkin buyurucu nitelikteki hükümler davaların uzamasını önlemek amacıyla dahi göz ardı edilemez.
İncelenen dosyada; Yerel Mahkemece bozmanın 2, 3 ve 4 nolu bentlerinde belirtilen nedenler yönünden bozmaya uyulmuş, (1) nolu nedene karşı, olayda maktûlden kaynaklanan haksız bir davranış bulunmaması nedeniyle tahrik hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilerek önceki hükümde direnilmiş ise de, sanığa karşı açılan menfi tespit davasına ilişkin olup katılan vekili tarafından bozma sonrasında ibraz edilen Burdur Asliye Hukuk Mahkemesinin 6.6.2003 gün ve 115-181 sayılı kararının dosyaya konulduğu ve haksız tahrikin bulunmadığının kanıtı olarak direnme hükmüne dayanak alındığı anlaşılmaktadır. Direnme kararına dayanak yapılan ve ilk kez tartışılan hususlar ile bu yeni ve değişik açıklamalar Özel Dairece denetlenmemiş, bu husustaki görüşü kararda yer almamıştır. Özel Dairece incelenmeyen bir hususun doğrudan doğruya ve ilk defa Ceza Genel Kurulunca ele alınması olanaksız olduğundan saptanan bu doğrudan ve eylemli uymalar nedeniyle dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; Yerel Mahkemenin son kararı bozmaya doğrudan uyma ve eylemli uyma niteliğinde olduğundan, dosyanın temyiz incelemesi yapılması için Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.03.2004 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy