(765 S. K. m. 191, 119, 251, 253) (4483 S. K. m. 1, 2, 3) (1412 S. K. m. 343)
Tehdit suçundan sanık Ahmet'in İvrindi Sulh Ceza Mahkemesinin 07.07.2003 gün ve 131-231 sayılı ceza kararnamesi ile TCY.nın 191/son ve 119/5. maddeleri uyarınca 520.174.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, sanığın itiraz yoluna başvurması üzerine, dosyayı inceleyen İvrindi Asliye Ceza Mahkemesince 25.07.2003 gün ve 2003/56 müt. sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir.
Adalet Bakanlığının 13.11.2003 tarih ve 52235 sayı ile yazılı emirle bozma talebi üzeri-ne, dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 19.01.2004 gün ve 27-19 sayı ile;
"1- İvrindi L.. müdür olarak görev yapan sanığın, üzerine atılı suçunu görev sırasında işlemiş olması nedeniyle, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 3. maddesi gereğince gerekli işlem yapılmaksızın açılan davaya devamla hüküm kurulduğu,
2- Memur olan sanığın işlediği sair tehdidat suçunun TCK.nun 191/son, 251, 273. maddelerine uygun olduğu ve davaya bakmak görevinin Asliye Ceza Mahkemesine ait bulunduğu,
3- TCK.nun 191/son maddesinde öngörülen ağır para cezasının suç tarihi itibariyle üst sınırının 346.783.000 TL. ağır para cezası olduğu halde TCK.nun 119. maddesi uyarınca artırım yapılmak suretiyle fazla ceza tayin olunduğu,
Gözetilmeden itirazın bu yönlerden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden CMUK.nun 343. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu yazılı emre atfen ihbar olunmuştur. Gereği düşünüldü:
Yazılı emre atfen düzenlenen ihbarname münderecatı, sanığın işlediği iddia olunan eylem görevi sırasında ve görevinden dolayı öğretmen olan müştekiye karşı işlediği anlaşılmış olmasına göre hakkında 4483 sayılı Kanunun 3. maddesi gereğince işlem yapılmadan ve görev ciheti gözetilmeden esasa ilişkin hüküm kurulması suretiyle mahkumiyet kararı verilmesinde isabet bulunmaması itibariyle yerinde görüldüğünden İvrindi Asliye Ceza Mahkemesinden itiraz üzerine kesin olarak verilen 25.07.2003 gün ve 2003/56 müt. sayılı kararın CMUK.nun 343. maddesi gereğince bozulmasına ve sanık hakkında Sulh Ceza Mahkemesince tayin olunan cezanın çektirilmemesine, bozma sonucu itibariyle diğer bozma sebepleri yönünden hüküm tesisine yer olmadığına" karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 01.03.2004 gün ve 192820 sayı ile;
"İtiraz konusu sorun, sanığın görevi sırasında işlediği basit tehdit suçunun 4483 sayılı Yasa hükümlerine göre yargılanıp yargılanmayacağına ve görevsiz mahkemenin verdiği hüküm yazılı emir yoluyla bozulduğu durumlarda verilen cezanın çektirilmemesine karar verilip verilmeyeceği, başka bir anlatımla bozma kararında uygulama yapılıp yapılmayacağına ilişkindir.
Somut olayın değerlendirilmesine geçmeden önce sorunun çözümünde baş vurulacak kimi ilkelere değinmekte yarar vardır.
Olayla ilgili, 4483 sayılı Yasa hükümleri ile genel gerekçesinden açıkça anlaşıldığı gibi, 4483 sayılı Yasanın uygulanabilmesi için kamu görevlisine yürürlükteki yasal hükümler çerçevesinde bir görev verilmiş olması ve kamu görevlisinin de bu görevini ifa ederken bir suç işlemesi gerekir. Diğer bir ifade ile yasa koyucunun 4483 sayılı Yasanın genel gerekçesinde belirttiği gibi, görev sırasında işlenen ve fakat görevle ilgisi bulunmayan suçlar için bu yasa hükümleri uygulanamaz.
Nitekim Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 gün ve 2/10 esas, 40 karar sayılı kararında bu görüş açık bir şekilde vurgulanmıştır.
Öte yandan, öğretide ve uygulamada görüş birliğiyle kabul edildiği gibi Ceza Yargılama Yasasının 343. maddesinde yer alan "yazılı emirle bozma" kurumu olağanüstü ve ayrık nitelikte bir yasa yoludur. Hukuksal konularda Yargıtay'ın ilk derece mahkemesinin yerine geçerek karar verebileceği ya da düzeltilebileceği çarpıcı yanılgılar bakımından işlerliği bulunan, uygulamada birliği sağlamak için salt yasa yararına benimsenmiş bir çaredir. 26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere, davanın esasını çözen kararlarda yargılamanın yeniden yapılması olanağı bulunmadığı gibi karara etkili esaslı yanlışlıklar yazılı emir konusu olabilir. CMUY.nın 343. maddesi, yazılı emirle bozma isteminin yerinde görülmesi durumunda verilen bozma kararının etkileri bakımından ilgililerin yararına olup olmamasını dikkate alarak bir ayırım yoluna gitmiş bulunmaktadır.
a- Davanın esasını kapsayacak şekilde verilen bozma kararı, eğer hükümlülerin aleyhine ise, bu bozma kararı aleyhe etki etmeyecektir. Örneğin, hükümlüye daha ağır bir cezanın verilmesi gerektiği ortaya çıkarsa hükümlünün hukuksal konumu ağırlaştırılmayacak, ancak aleyhe etki etmemek üzere yasa yararına bozma kararı verilebilecektir.
b- Bozma kararı, hükümlülerin yararına ise duruma göre, "cezanın çektirilmemesine", "hükmün ortadan kaldırılmasına" veya daha az ceza verilmesi yoluna gidilmesi gerekiyorsa ilk derece mahkemesi yerine geçerek "uygulamayı" bozma kararında gösterecektir.
Bu ilke ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Okul müdürü olan sanığın görevi sırasında görevli bir öğretmeni tehdit ettiği kabul edilerek cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
a) Okul müdürü olan sanığın görevli başka bir öğretmeni tehdit etmek gibi yasalarda tanımlanmış bir görevi yoktur. Olay anında görev başında bulunmasına böyle bir işlev yüklenemez. Bu bakımdan sanık görevi sırasında, ancak kişisel bir suç işlemiştir. Bu durumda, sanığın eyleminin 4483 sayılı Yasa ile yapılan düzenlemenin amacı ve kapsamı dışında kaldığının kabulü zorunludur.
b) Öte yandan, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.12.1987 gün, 2-483/614 sayılı ve 17.02.2004 gün, 2-16-33 sayılı kararlarında açıklandığı gibi, "görevsiz mahkeme tarafından verilen kararın yazılı emir üzerine bozulması durumunda uygulanacak cezanın kararda gösterilmesi gerektiği" belirtilmiştir. Buna göre bozma kararına ek olarak uygulanması gereken ceza kararda gösterilmelidir. Dolayısıyla cezanın çektirilmemesine karar verilmesi yerinde değildir ve CMUY.nın 343. maddesinin 5. fıkrasının 2. bendine aykırıdır. Aksi halde infaz edilmiş bir cezanın çektirilmemesi sonucu ortaya çıkacak, yazılı emirle bozma kurumu cezadan kurtulmanın aracı haline dönüşmüş olacaktır. Bu durum yukarıda anılan İçtihadı Birleştirme Kararının öngördüğü ilkelere aykırılık oluşturacaktır." görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkemenin hükmüne yönelik yazılı emirle bozma isteminin birinci bendinin reddine; ikinci ve üçüncü bozma nedenlerinin kabulü ile sanığın çekmesi gereken cezanın kararda gösterilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Okul müdürü olan sanığın, yakınan öğretmene karşı eyleminin tehdit suçunu oluşturduğu kabul edilerek hakkında ceza kararnamesi düzenlenip TCY.nın 191/son ve 119/5. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığa yüklenen eylemin 4483 sayılı Yasanın 1 ve 2. maddelerinde belirtildiği şekilde görev nedeniyle işlenmiş olup olmadığının, dolayısıyla sanık hakkında kamu davası açılması için izin alınmasının gerekip gerekmediğinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 gün ve 10-40 sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, gerek geçmişte yönetsel güvence sistemini temel alan çeşitli ülkelerdeki gerekse ülkemizdeki gelişimin, memurların yargılanması konusunda özel kurallar konulmasından vazgeçilmesi ya da uygulama alanının daraltılması suretiyle, genel hükümlerin uygulanmasına doğru bir yöneliş gösterdiği anlaşılmaktadır.
Ülkemizde memur yargılamasına temel oluşturan hükümlerden biri de 1982 Anayasasının 129. maddesinin son fıkrasında yer alan; "Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır." şeklindeki düzenlemedir. Tahkik sisteminden "izin" sistemine geçişin temel dayanaklarından birisini oluşturan bu anayasal hüküm doğrultusunda, sonradan 03.12.1999 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Yasa ile, memurlar ve kamu görevlilerinin görevleri nedeniyle işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılığı tarafından kovuşturma yapılabilmesi, "izin" şartına bağlanmıştır.
Nitekim MMHKM.ın kaldırılması nedenleri 4483 sayılı Yasanın genel gerekçesinde; "...... Adı geçen Kanun, getirdiği sistemdeki soruşturma aşamalarının çokluğu ve bu aşamalarda görev alanlarının yetersizliği sebebiyle soruşturmaların uzamasına ve sürüncemede kalmasına neden olmakta, bazen de bu süreçte zamanaşımının dolması nedeniyle suçun cezasız kalmasına yol açmaktadır.
Aynı Kanun, konu ve kapsam yönünden de sakıncalar taşımaktadır. Bu sakıncalar, görev sırasında işlenen, ancak görevle ilgisi bulunmayan suçların da bu Kanun kapsamında bulunması nedeniyle belirtilen suçlar hakkında adlî mercilerce doğrudan soruşturma yapılmasına olanak verilmemesi, ayrıca Kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8.8.1941 tarih ve 1255 sayılı yorum kararı uyarınca Türk Ceza Kanununun memur saydığı kişilere de uygulanması, başka bir deyişle, memuriyet statüsünde bulunmayan kişilere de teşmil edilmesi nedeniyle çok geniş bir personel grubunu sistemin içine dahil etmesi olarak özetlenebilir.
Belirtilen sakıncaları gidermek için bu Tasarı ile ceza kovuşturması açılmadan önce idare tarafından yapılacak ön incelemeye göre karar verilmesi esası getirilmiş, böylece soruşturmanın kurullar elinde sürüncemede kalması önlenmiş; ayrıca Tasarı kapsamındaki "memurlar ve diğer kamu görevlileri" kavramı açıklığa kavuşturulmak, görev sırasında işlenen, fakat görevle ilgisi bulunmayan suçlar kapsam dışı bırakılmak suretiyle sistemin uygulama alanının daraltılması öngörülmüştür....." denilerek açıklanmıştır.
4483 sayılı Yasanın amacı 1. maddesinde; "...memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek usulü düzenlemek" olarak tanımlanmıştır. Anılan madde gerekçesinde ise; "Bu amacın, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin sadece görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmelerinin yetkili merciin izin vermesine bağlı bulunduğu ve bu izinle ilgili usulü düzenlemek olduğu" belirtilmiştir.
Yasanın kapsamını belirleyen 2. maddesinde de; "Bu Kanun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır" hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, 4483 sayılı Yasanın kapsadığı suçlar, memurlar ve kamu görevlilerinin "görevleri sebebiyle işledikleri suçlar"la sınırlandırılmıştır.
Ceza Yasamız ise, yüklenilen kamu görevi nedeniyle sahip olunan "memurluk sıfatını" çeşitli yönlerden nazara almış ve bu sıfata hukuki sonuçlar bağlamıştır. Memurluk sıfatı her şeyden önce suç faili olabilme yönünden önemlidir. Nitekim bir kısım suçları ancak bu sıfatı taşıyan kişiler işleyebilir. Örneğin Devlet idaresine karşı cürümlerin bir çoğu bu tür suçlardır. Failin memur olması bazen de cezayı ağırlaştıran bir neden sayılmıştır. Örneğin; TCY.nın 174 ve 251. maddelerinde olduğu gibi. (Erem-Toroslu, Ankara-2000, 8. baskı, s.149)
Öte yandan öğretide, memurlar tarafından işlenen suçların iki kısma ayrıldığı belirtilerek, bunlardan birinin gerçek memur suçları, diğerinin ise görünüşte memur suçları olduğu görüşü dile getirilmiş, gerçek memur suçlarında failin memurluk sıfatının suç tipinde kurucu unsur olduğu, görünüşte memur suçlarında ise esasen bu suça benzer suçun yasada düzenlendiği, ancak failin memurluk sıfatının bir bakıma bu suçun ağırlatıcı nedeni olduğu, örneğin gerçek memur suçlarından olan kamu hizmetlerine hile karıştırma suçunun (md. 205) yalnız memur tarafından işlenebileceği, oysa fertlere karşı kötü muamelenin memurlar ya da herhangi biri tarafından gerçekleştirilebileceği ifade edilmiştir. (Prof. Dr. Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, İstanbul-1994, 4. Baskı, s.89 v.d)
4483 sayılı Yasanın ana fikri (ratio legis), memurların soruşturması ile ilgili kuralların dünyada ve ülkemizde geçirdiği evrim, yasa koyucunun görev sırasında işlenen ancak görevle ilgisi bulunmayan suçları kapsamdan çıkarmak suretiyle memur soruşturmaları ile ilgili özel düzenlemenin kapsamını daraltmak istemesi gibi hususlar dikkate alındığında, Yasada geçen "görev sebebiyle işlenen suç" kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları, başka bir anlatımla sadece memurlar tarafından işlenebilen, failin memur olmasının suç tipinde kurucu unsur olarak öngörüldüğü suçları ifade ettiği sonucuna varılmaktadır.
Bu açıklamalardan sonra somut olayı incelediğimizde;
Sanığın, müdür olarak görev yaptığı lisedeki bir tören sırasında, yakınan öğretmeni, "sizinle sonra görüşeceğiz" şeklinde tehdit ettiği, tehdidin amiri olması nedeniyle yakınan üzerinde korku ve üzüntü yarattığı iddiası ile hakkında kamu davası açıldığı nazara alındığında, sanığa yüklenen tehdit suçu görev nedeniyle işlenen suçlardan olmadığından, 4483 sayılı Yasa uyarınca son soruşturma açılması için idari mercilerden izin alınmasına gerek bulunmayıp, dava genel hükümlere göre açılmalıdır.
Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, diğer yazılı emirle bozma istemleri hususunda bir karar verilmemiş olması karşısında bu konularda da değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 19.01.2004 gün ve 27-19 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, dosyanın Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 23.03.2004 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy