(765 S. K. m. 59, 240) (1412 S. K. m. 150, 257) (4616 S. K. m. 1)
Dava: Görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan sanık Mustafa Demir'in TCY.nın 240/1, 59. maddeleri uyarınca 10 ay hapis, 1.266.666 lira ağır para ve 2 ay 15 gün memuriyetten yoksun kılınma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesince 16.04.2001 gün ve 85-152 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 09.10.2002 gün ve 12077-14519 sayı ile;
22 Aralık 2000 gününde yürürlüğe giren 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair 4616 sayılı Yasanın 23.5.2002 tarihinde Resmi Gazete ile yayımlanarak yürürlüğe giren 4758 sayılı Yasa ile değişik birinci maddesinin dördüncü bendinde yazılı hükümler gözetilmek suretiyle sanığın hukuksal durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 30.12.2002 gün ve 396-390 sayı ile;
Mahkememizce verilen 16.4.2001 tarihli kararın başlangıcında her ne kadar suç tarihi 1.1.1999 olarak gösterilmişse de kararın gerekçesi incelendiğinde, sanığın görevi kötüye kullandığı iddiasıyla yargılanmasına neden olan bazı eylemlerinin görevi kötüye kullanmak olarak nitelendirilmediği, 25 Mart 1999 tarihli örnek no: 49 ödeme emrinin düzenlenerek, borçlu olarak gösterilen katılana gönderilmesi, katılanın bu aşamada bononun icraya konulduğunu öğrenmesi ve itiraz etmesi üzerine devam eden süreç içerisinde Avukat Aytekinhan İdikut'a 1.6.1999 tarihinde senedin teminat senedi olduğuna dair protokolü 10 günlük süre içerisinde ibraz etmesi için süre verilmesi sonrasında bu aşamada katılanın sanıkla irtibata geçtiği, haksız yere uğradığı takipten kurtulmak ve haksız yere 3.000.000.000 TL. ödememek için sanıkta bulunan ve avukatlık görevi gereği düzenleyip yanında tuttuğu bononun teminat bonosu olduğuna dair protokolü istediği, sanığın mahkumiyetine neden olan görevi kötüye kullanma kapsamında değerlendirilen eylemin 1.6.1999 tarihinden 10 gün sonrasına denk gelen 11.06.1999 tarihinde gerçekleştiği, suç tarihinin 11.06.1999 olduğu, 23 Nisan 1999 tarihinden sonra olduğu gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli 15.03.2004 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Sanığın görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, suç tarihinin belirlenmesi, dolayısıyla 4616 sayılı Yasanın olayda uygulanma alanının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Adalet Bakanlığınca 31.01.2000 tarihinde kovuşturma izni verilmesi ve Kırıkkale C.Başsavcılığınca iddianame ile talep edilmesi üzerine Kırıkkale Ağır ceza Mahkemesince 03.03.2002 gün ve 37-21 sayı ile;
Sanık Av. Mustafa Özdemir'in; borcundan dolayı Ankara Büyükşehir Belediyesince el konulan ölen kocasına ait taşınmazın geri alınabileceğini belirterek dava açmak üzere müştekinin vekaletini üstlenip ücretini de aldığı davada tanıklık yapacak olan Şevket Kolcu adına da davanın kazanılması halinde ödenmek üzere 3.000.000.000 TL. bedelli bono tanzim ettirip bu hususları bir protokolle belirlediği halde, davayı açmadığı gibi kendisinin azil edilmesinden sonra protokolü gizleyip söz konusu bononun iade edilmemesi sonucu, müşteki aleyhine Ankara 23. İcra Müdürlüğünün 1999/2383 sayılı dosyasıyla takip yapılmasına neden olduğu hususlarında sanık hakkında iddia ve delil bulunduğu gerekçesiyle, görevi kötüye kullanmak suçundan dolayı TCK. nun 240. maddesi gereğince yargılanması için hakkındaki son soruşturmanın yetkili ve görevli Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde açılıp yapılmasına karar verilmiştir.
CYUY.nın 150. maddesinde Tahkikat ve hüküm, yalnız iddianamede beyan olunan suça ve zan altına alınan şahıslara hasredilir.
Bu hudut dahilinde olarak, mahkemeler istiklal ile hareket etmek hak ve görevine haiz olup ceza kanununun tatbikinde kendilerine arz edilen iddialarla bağlı değildirler.
Aynı Yasanın 257. maddesinde ise; Hükmün mevzuu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibarettir.
Fiili takdirde mahkeme, iddia ve müdafaalarla bağlı değildir. hükümleri yer almaktadır.
Görüldüğü gibi, CYUY.nın 150 ve 257. maddeleri uyarınca mahkemeler iddianamede belirtilen olayla bağlı olup, açılmayan bir davadan dolayı hüküm kuramazlar. Somut olayda, sanık hakkında dava açan belge olan, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin son soruşturmanın açılmasına ilişkin kararı incelendiğinde görüleceği üzere, sanığın cezalandırılması istenen eylemi, katılan hakkında icra takibi yapılmasına neden olmak olarak nitelendirilmiştir. Kaldı ki, sanık hakkında verilen kovuşturma izni de bu eylem ile sınırlandırılmıştır. Bu belirlemelere göre suç tarihi, katılan hakkında icra takibine girişilen 25.03.1999 günüdür.
Ancak Yerel Mahkeme, açılan davanın konusu olmayan, İcra Hakimliğindeki itirazın iptali davası sırasında katılanın istediği belgenin sanık tarafından verilmemesi eylemini nazara alarak suç tarihini 11.06.1999 günü olarak belirlemiştir. Belirlenen bu suç tarihi yukarıda açıklanan ilkelere ve dosya kapsamına uygun değildir.
Öte yandan sanık, 27.01.2003 havale tarihli gerekçeli temyiz dilekçesinde; duruşmada bozmaya uyulmasını talep ettiği halde bu beyanının tutanağa eski kararda direnilsin diye yazdırıldığını bildirmiştir. Bu nedenle artık sanığın hakkındaki yargılamanın sürdürülmesini talep ettiğinin ileri sürülmesi de olanaksızdır.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin dosya kapsamına uymayan gerekçelerle direnme kararı vermesi isabetsiz olup, sanığa yüklenen ve TCY.nın 240. maddesinde tanımı yapılan suçun vasıf ve niteliğine, yargılamaya konu suçun 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenmiş olmasına ve 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin 5. bendinde yazılı kapsam dışı suçlar arasında yer almamasına göre, 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin 4. bendi uyarınca davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunduğundan, direnme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin bu nedenden dolayı bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle saptanan usuli nedenden dolayı BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 20.04.2004 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy