(765 S. K. m. 430, 432, 433)
Dava: Reşit olmayan mağdureyi evlenme maksadıyla kaçırıp alıkoymak suçundan sanığın TCY. nın 430/2. maddesi yollamasıyla 432/2. cümle, 433, 55/3, 59, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 237.276.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine ilişkin Bergama Ağır Ceza Mahkemesince 17.04.2002 gün ve 54-60 sayı ile verilen hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 13.05.2004 gün ve 5194-3960 sayı ile;
Mahkemece TCK. nun 432/2. cümlesi uygulanarak sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş ise de anılan yasa maddesinde yer alan ...430. maddede yazılı altı aydan üç seneye kadar... bölümü Anayasa Mahkemesinin 26.11.2002 gün ve 2001/79 Esas, 2002/194 K. sayılı kararı ile iptal edilmiş ve bu iptal kararı ile doğacak hukuki boşluğun kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, yasa koyucunun karara ilişkin düzenleme yapabilmesi için iptal kararının Resmi Gazetede yayımından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe gireceği kararlaştırılmış, 12.4.2004 tarihinde bu süre dolmuş bulunmasına karşın yeni bir yasal düzenleme yapılamadığından,
TCK. nun faal nedamet maddelerinden biri olan ve bağımsız ceza yaptırımını içeren ve değişik nitelikte alıkoyma suçunu yaptırıma bağlayan 432. maddedeki anılan bölüm yürürlükten kalkmış ve bu bölümde belirlenen eylem yaptırımsız kalmış bulunduğundan TCK. nun 2. maddesi 1. fıkrası da gözönünde tutulduğunda sanığa isnat olunan suç temyiz inceleme safhasında müeyyidesiz kalıp, suç olmaktan çıkması nedeniyle sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçeleriyle oyçokluğu bozulmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.07.2004 gün ve 86255 sayı ile;
.....
TCK. nun 432. maddesinin bağımsız bir suç tarif etmediği, suç tipinin öncelikle TCK. nun 430 uncu maddenin 2 inci fıkrasındaki unsurlara göre belirlendiği gözönüne alınarak, iptal kararı dolayısıyla TCK. nun 432. maddesinin ilgili cümlesi artık bu sanıklara uygulanamayacağından bu sanıkların TCK. nun 430 uncu maddesinin 2 inci fıkrasına göre cezalandırılmaları, ancak Ceza Genel Kurulu ve Yüksek Dairenin kararlılık gösteren içtihatlarıyla yerleşen TCK. nun 59. maddesinin sanıklar lehine uygulanmasına devam edilmesi gerekecektir. gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak sanığın TCY. nın 430/2 ve 59. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiği görüşü ile Yerel Mahkeme hükmünün bozulması isteminde bulunulmuştur.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Reşit olmayan mağdureyi, evlenme amacıyla kaçırıp alıkoymak suçundan sanığın, TCY. nın 430/2. maddesi yollamasıyla 432/2, 433, 55/3, 59, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri ile cezalandırılmasına karar verilen somut olayda; Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, Anayasa Mahkemesinin 12.4.2003 gün ve 25077 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak, 12.4.2004 günü yürürlüğe giren 26.11.2002 gün ve 79-194 sayılı kararı ile TCY. nın 432. maddesindeki 430'uncu maddede yazılı halde altı aydan üç seneye kadar, ibaresinin iptal edilmesi, Anayasa Mahkemesince verilen bir yıllık süre içerisinde de bu konuda yasal bir düzenleme yapılmaması karşısında, reşit olmayan kimselerin, şehvet hissi veya evlenme amacıyla kaçırılıp, alıkonulma suçlarında, herhangi bir şehevi harekette bulunulmaksızın, kaçırıldığı eve veya ailesi tarafından alınabilecek güvenli bir yere bırakılması halinde eylemlerinin, yaptırımsız kalıp, suç olmaktan çıkıp çıkmadığı noktasında toplanmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun 21.09.2004 gün ve 118-168 sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, TCY. nın 432. maddesi ile; bağımsız bir kaçırma ve alıkoyma suçu düzenlenmemekte, aynı Yasanın 429, 430 ve 431. maddelerinde düzenlenen kaçırma ve alıkoyma suçlarında, kaçırılan mağdurun, herhangi bir şehevi harekette bulunulmaksızın, kaçırıldığı yere veya ailesi tarafından alınması olanaklı bir yere bırakılması halinde, failin daha az bir ceza ile cezalandırılmasına olanak sağlanmaktadır.
Anayasa Mahkemesince 12.4.2003 gün ve 25077 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 26.11.2002 gün ve 79-194 sayılı karar ile Türk Ceza Yasası'nın 432. maddesinin 430 uncu mad-dede yazılı halde altı aydan üç seneye kadar, sözcüklerinin iptaline; iptal sonucunda doğan hukuksal boşluk, kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, yasa koyucunun buna ilişkin düzenlemeleri yapabilmesi için iptal kararının Resmî Gazete'de yayımından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş, ancak verilen süre içerisinde Yasa koyucu tarafından düzenleme yapılmadığından, reşit olmayan kimselerin rıza veya zorla kaçırılmalarını düzenleyen, TCY. nın 430. maddesindeki suçun failinin, kaçırdığı kimseyi hiçbir şehevi harekette bulunmaksızın kaçırdığı yere veya ailesi tarafından alınabilecek güvenli bir yere bırakması halinde, fail hakkında daha az ceza verilmesini öngören, öğretide faal nedamet olarak adlandırılan bu özel indirim nedeni, iptal kararının yürürlüğe girmesi tarihinden sonra işlenen ve TCY. nın 430. maddesi kapsamında bulunan suçlar açısından uygulanma olanağını yitirmiş, ancak reşit olmayan kimselerin kaçırılma ve alıkonulma suçunu düzenleyen TCY. nın 430. maddesinin varlığını koruması nedeniyle, bu eylemler suç olmaya devam etmiştir.
TCY. nın 432. maddesinde, herhangi bir indirim oranı belirtilmeksizin yaptırımların gösterilmiş olması, bağımsız bir alıkoyma ve kaçırma suçunun düzenlendiği şeklinde bir düşünceye yol açabilecekse de, eylem tanımı yapılmadan, TCY. nın 429, 430 ve 431.maddelerine atıfta bulunularak, bu maddelerdeki suçu işleyen faillerin, kaçırdığı veya alıkoyduğu kimseyi, hiçbir şehevi harekette bulunmaksızın iade veya teslim etmesi halinde, cezalarından indirim yapılması yerine hükmolunacak cezaları ayrı ayrı göstermesi, Yasa koyucunun, yasa yapma tekniği açısından başvurduğu bir yöntemdir.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bu hafifletici nedenin iptal edilmiş olması, asıl eylemi suç olmaktan çıkarmayacağından, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği yönündeki Anayasal norm ve TCY. nın 2. maddesi hükmü nazara alınarak, iki koşulun bir arada bulunması halinde kaçırma veya alıkoyma suçu faillerine daha az ceza verilmesini öngören TCY. nın 432. maddesinin iptal kararının yürürlüğe girmesinden önce işlenen suçlarda uygulanması zorunludur, bu itibarla Özel Daire çoğunluğunun eylemin yaptırımsız kaldığı dolayısıyla suç olmaktan çıktığı yönündeki görüşünde isabet bulunmamaktadır. Yargıtay C. Başsavcılığının itirazı bu yönüyle yerindedir.
Diğer yönden, 21.7.2004 gün ve 25559 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 14.7.2004 gün ve 5219 S.K.nun 1. maddesi ile TCY. nın 432. maddesi yeniden düzenlenip, 430 uncu maddesinin 2 nci fıkrasında yazılı halde bir aydan altı aya kadar hapis cezası öngörüldüğünden, sanık lehine yapılan bu değişiklik nazara alınarak, hukuki durumunun mahkemesince yeniden değerlendirilmesi, ayrıca suç ve hüküm tarihinden sonra 10.2.2003 gün 25020 sayılı mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4806 sayılı Yasa ile TCY.'nın 30/2. maddesinde değişiklik yapılarak para cezalarında hesaba katılmayacak kısmın lira küsurundan bin lira küsuruna yükseltilmesi ve TCY.'nın 2/2. maddesi hükmü karşısında, mevcut yasa değişikliğinin fail lehine olması nedeniyle, 647 sayılı Yasanın 4. maddesindeki miktarların 2000 yılından itibaren bu kez bin lira küsurlarının atılması suretiyle yeniden hesaplanıp belirlenmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu yeni ilke doğrultusunda yapılan hesaplama sonucu, cürümlere ilişkin hürriyeti bağlayıcı cezaların, beher günü suç tarihi olan 2001 yılı için 4.745.000 ile 7.118.000 lira hesabıyla ağır para cezasına dönüştürülmesi, muvakkat cezalarda bir günün, para cezalarında ise bin liranın küsurunun hesaba katılmayacağı yolundaki kuralın, gerek temel cezanın belirlenmesi ve takip eden arttırma ve eksiltme işlemleri ile sonuç ceza tutarına hükmedilmesi aşamalarında, gerekse 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin 1. fıkrasının 1 numaralı bendinde öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezanın paraya dönüştürülmesi aşamasında bir güne karşılık tutulan para cezası miktarlarının belirlenmesinde göz önünde tutulması gerektiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, sanığın nüfus kaydı kolluk görevlilerince düzenlenmiş olup, doğum yeri ve tarihi üzerinde oynanmış, bu kayıt nüfus müdürlüğüne onaylattırılmakla yetinilmiştir. Sanık hakkında TCY. nın 55/3. maddesinin uygulandığı da nazara alındığında, yaşının nüfus kaydına uygun olarak, herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması gerekmektedir. Sanığın yaşının, nüfus kayıt örneği getirtilerek saptanacağı açıktır. Yerel Mahkemece, sanığın nüfus kayıt örneği getirtilmeden eksik soruşturma ile hakkında TCY. nın 55/3. maddesinin uygulanması yasaya aykırıdır.
Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, sanığın hukuki durumunun 5219 S. K. ile değişik TCY. nın 432. maddesi ve 4806 S. K. ile değişik 30. maddeleri kapsamında yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu ve nüfus kayıt örneğinin getirtilmeden eksik soruşturmayla hüküm kurulması nedenleriyle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 13.05.2004 gün ve 5194-3960 sayılı bozma kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün TCY.'nın 2/2 ve hükümden sonra yürürlüğe giren 5219 sayılı Yasa ile değişik TCY. nın 432 ile 4806 sayılı Yasa ile değişik 30/2. maddesi hükümleri karşısında yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu bulunması ve eksik soruşturmayla hüküm kurulması nedenleriyle BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 28.09.2004 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy