(765 S. K. m. 251, 326, 327, 342, 347) (647 S. K. m. 4)
Dava: Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık Nihat Turan'ın TCY. nın 342/1. maddesi gereğince 2 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 6.11.1995 gün ve 105/128 sayılı hüküm, sanık vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 16.10.1996 gün ve 7923/9748 sayı ile onanmıştır.
Hükümlü vekilinin yargılamanın iadesi isteğinin kabulüyle TCY. nın 347 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 150.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Yerel Mahkemece bilahare verilen 26.5.1997 gün ve 8/46 sayılı hüküm ise; O Yer C.Savcısının temyizi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece 19.3.1998 gün ve 2431/2535 sayı ile;
Sanık ve müdafiinin TCY. nın 347. maddesinin uygulanmasını da isteyen temyiz itirazları red edilerek hükmün onanmış olmasına rağmen, sanığın cezasını azaltmaya yönelik olduğu açıkça anlaşılan ve Hukuk Mahkemelerinde hüküm ifade eden Ticaret Mahkemesi ile İcra Dairesindeki feragat ve ödemeler dayanak yapılmak suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmuş,
Yerel Mahkeme 13.7.1998 gün ve 82/92 sayı ile; Sanık 51.200.000 liralık alacağını tahsil amacıyla, 1.200.000 liralık senedi 51.200.000 liraya dönüştürmüştür. gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
O Yer C.Savcısı tarafından temyiz edilen bu hüküm ise, Ceza Genel Kurulunca 3.4.2001 gün ve 46-52 sayı ile O yer C.Savcısının temyiz isteminin süresinde olduğu, bu istemin reddine ilişkin 20.7.1998 gün ve 1998/139 Müt. sayılı kararının kaldırılmasına karar verilerek dosyanın esası hakkında yapılan incelemede;
Ankara 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1991/589, Ankara 25. İcra Müdürlüğünün 4823 sayılı dosyalarının, ilk hüküm kurulmadan öncede mahkemece incelenerek değerlendirildiği, hükmün kesinleşmesinden sonra hukuk mahkemesindeki 31.10.1996 günlü feragat ile icra müdürlüğündeki 30.10.1996 tarihli ödemenin sanığın hukuki durumunu değiştirmeyeceği, evvelce yargıya sunulmamış, onun bilgisi dışında kalmış, yalnız başına veya evvelce mevcut kanıtlarla birlikte değerlendirildiğinde sonuca etkili olacak yeni vakıa veya delil niteliğinde olmadığı, sanığın suça konu senetteki 1.200.000 liralık alacak miktarını çok aşan bir şekilde ve sebepsiz zenginleşme doğuracak biçimde, 51.200.000 lira yapmak suretiyle işlediği sahtecilik suçunda TCY. nın 347. maddesinin uygulama koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle direnme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkemece, 25.12.2001 gün ve 142-248 sayı ile, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararına uyularak sanığın ilk hükümde olduğu gibi TCY. nın 342/1. maddesi uyarınca 2 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanık vekilleri tarafından temyiz edilen bu hüküm ise Yargıtay 6. Ceza Dairesince 3.7.2003 gün ve 1250-4924 sayı ile;
"8.10.1996 tarihli dilekçe ve ekinde sunulan özel mütalaa ile 21 Ocak 2003 tarihli özel bilirkişi raporları ve tanık Sabit Yaman'ın anlatımı ile savunma karşısında; raporlar arasındaki açık aykırılık re'sen araştırılıp, yaptırılacak bilirkişi incelemesiyle duraksamaya yer bırakmayacak şekilde giderilip, tanık Sabit Yaman ile ilgili bir soruşturma olup olmadığı belirlenip varsa getirtilip incelenerek, gereğinde bu dava ile birleştirilmesi konusu değerlendirildikten sonra, sonucuna göre hukuki durumun takdiri yerine, eksik soruşturma ile yetinilip yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkemece 23.10.2003 gün ve 172-197 sayı ile; Ceza Genel Kurulunca dosyadaki bütün deliller ve verilen kararlar incelenerek, Yargıtay'ın onama kararından sonra vaki karar düzeltme istemi, bu istemin reddi kararından sonraki iade-i muhakeme talebi üzerine yapılan yargılama sonucunda verilen karar bozulmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararı bağlayıcıdır. Mahkemece bu karar doğrultusunda karar verilmiş, gerekçesi ayrıntılı bir biçimde gösterilmiştir. Ceza Genel kurulunun kararına uygun biçimde verilen mahkememiz kararı Yargıtay 6. Ceza Dairesince bozulmuştur.
Mahkememiz Ceza Genel Kurulunun kararını esas almış ve buna uygun eksiklikler tamamlandıktan sonra verilen kararının doğru olduğu vicdani kanı ve inancındadır, görüşüyle önceki hükmünde direnilmiştir.
Bu hükmün de sanık vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının onama istekli ve 24322 sayılı tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanığın resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanık hakkında TCY. nın 347. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi açısından soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunup bulunmadığına ilişkindir;
Dosyanın esasının görüşülmesine geçilmeden önce; direnme hükmünün verildiği 23.10.2003 günlü oturumda son sözün sanığa verilmemesinin CYUY. nın 251 maddesine aykırılık oluşturup oluşturmayacağı Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca önsorun olarak ele alınıp değerlendirilmiştir.
CYUY. nın 251. maddesinde, Delillerin ikame ve münakaşası bittikten sonra söz davacıya ve ondan sonra Cumhuriyet Savcısına, sonra malen sorumluya ve daha sonra da hemen sanığa verilir.
Cumhuriyet Savcısı sanığa ve sanık ve müdafii de Cumhuriyet Savcısına cevap vermek hakkını haizdirler. Reisin müsaadesiyle davacı ve malen sorumlu da cevap verebilir. En son söz sanığındır. hükmüne yer verilmiş.
Aynı Yasanın 326. maddesinin 3. fıkrasında ise ısrar üzerine; Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymanın zorunlu olduğu belirtilmiştir.
Bu zorunluluk, Yerel Mahkeme yönünden olduğu gibi, kararı veren Yargıtay Özel Dairesi için de geçerlidir.
Yerel Mahkemenin direnme kararı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 3.4.2001 gün ve 46-52 sayılı karar ile, yargılamanın iadesi koşullarının bulunmadığı görüşüyle oybirliğiyle bozulup, uyuşmazlık kesin bir şekilde çözümlendiği halde, uyma üzerine verilen karar bu kez Özel Dairece soruşturmanın genişletilmesi gerektiği görüşüyle bozulmuştur. Yerel Mahkemece, CYUY. nın 326. maddesinin 3. fıkrasındaki zorunluluk nazara alınarak, Ceza Genel Kurulu kararına uyulmuş olup, somut olay bakımından bu bağlayıcılık Özel Daire için de geçerli bulunduğundan, bu aşamada son sözün sanığa verilmemiş olması, yapılan uygulama itibariyle esasen verilen kararın CYUY. nın 341. maddesi uyarınca önceki kararın onanması anlamında bulunduğu da nazara alındığında usule aykırılık oluşturmaz.
Bu itibarla, somut olayda, CYUY. nın 251. maddesine aykırı davranılmadığı oyçokluğuyla kararlaştırıldıktan sonra esasın incelenmesine geçilmiştir.
Kesinleşen bir hükümle sonuçlanan davanın, yargılamanın yenilenmesi yolu ile hükümlü lehine yeniden görülebilmesi için, CYUY. nın 327. maddesinde belirtildiği üzere;
1- Karara temel teşkil eden bir belgenin sahteliğinin anlaşılması,
2- Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunması veya görüş bildirmesi,
3- Kararı veren yargıçlardan birinin görevini yaparken kusurlu davranması,
4- Kararın dayandığı hukuk mahkemesi kararının kesinleşmiş bir kararla bozulması,
5- Hükümlünün beraatını veya daha hafif bir suçtan cezalandırılmasını gerektirecek yeni delil ve olguların ortaya çıkması, gerekir.
Somut olayda;
Sanığın, şikayetçi Emin Yanık'a, kardeşi Kemal Yanık'ın kendisine borcu olduğunu bildirip, 1.200.000 TL. bedelli iki adet senet imzalattığı, 1.8.1991 vade tarihli olan senedin 51.200.000 TL. olarak icraya konularak, ihtiyati haciz kararı alındığı 7.8.1991 tarihinde müşteki borçlunun mallarının haczedildiği, 14.8.1991 tarihinde icrai hacze dönüştürüldüğü ve şikayetçiye 21.8.1991 tarihinde ödeme emri tebliğ edilerek haczin kesinleştirildiği, şikayetçinin ise 13.8.1991 tarihinde C.Savcılığına başvurarak senette tahrifat yapılarak, 1.200.000 liralık bedelin 51.200.000 liraya dönüştürüldüğünü, bu durumu dükkanına hacze gelindiğinde öğrendiğini, sanıktan şikayetçi olduğunu beyan ettiği, yargılamanın diğer aşamalarında da bu iddialarını yinelediği ayrıca 28.10.1996 tarihli dilekçe ile de Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesine suça konu senetle ilgili olarak menfi tespit ve bononun iptali için dava açtığı anlaşılmıştır.
Sanık Nihat Turan senette tahrifat iddialarını reddederek, şikayetçinin borçtan kurtulmak için bu yola başvurduğunu, zorla senet imzalatmadığını, bono üzerindeki yazıların kendisine ait olmadığını savunmuş,
Senet üzerinde Adli Tıp Kurumu Fizik Grafoloji Dairesince düzenlenen 8.6.1992 tarihli raporda; inceleme konusu 1.8.1991 ödeme günlü senette miktarın evvelce (1.200.000) olarak yazıldığı, sonradan baş tarafına (5) rakamı ve boş bulunan kısma da bir defada (Ellibir milyon iki yüz bin) yazılarak mevcut duruma dönüştürüldüğü, yine aynı kurumca düzenlenen 13.4.1995 tarihli raporda senetteki yazı ve rakamlarla Nihat Turan'a ait mukayese yazı ve rakamlar arasında tersim tarzı, işleklik derecesi, meyil ve istikamet, seyir, sürat, istif itiyatlar ve tazyik vasıfları bakımından uygunluk ve benzerlikler bulunduğu, söz konusu senetteki yazı ve rakamların Nihat Turan'ın eli ürünü olduğu belirtilmiştir.
Yerel Mahkemece de tüm bu kanıtlar birlikte değerlendirilerek 1.200.000 lira meblağlı senette, sanık tarafından tahrifat yapılarak 51.200.000 liraya dönüştürüldüğü, şikayetçi ve sanık arasında 1.200.000 liralık alacak-borç münasebeti dışında başkaca alacak borç ilişkisi bulunmadığı, bu itibarla TCY. nın 347. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı kabul edilerek, sanığın TCY. nın 342/1. maddesi uyarınca 2 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, sanık vekili tarafından temyiz edilen hüküm Özel Dairece 16.10.1996 gün ve 7923/9748 sayı ile onanarak kesinleşmiştir.
Bu kez hükümlü vekilleri tarafından Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1991/589 sayılı dosyasında davacı şikayetçinin borçlu olduğunu kabul ederek davasından feragat ettiği ve davanın reddine karar verildiği, ayrıca icra dosyasında da bu borcunu kabul ederek ödediği, bu durumun hükümden sonra meydana çıktığı ve TCY. nın 347. maddesinin uygulanmasını gerektirir nitelikte olduğu belirtilerek, yargılamanın iadesi isteğinde bulunulmuş, Yerel Mahkemece istek kabul edilerek dosya yeniden ele alınmış ve sanığın TCY. nın 347. maddesi ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Belirtilen Ankara 5.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1991/589, Ankara 25. İcra Müdürlüğünün 4823 sayılı dosyalarının, ilk hüküm kurulmadan öncede mahkemece incelenerek değerlendirildiği, hükmün kesinleşmesinden sonra hukuk mahkemesindeki 31.10.1996 günlü feragat ile icra müdürlüğündeki 30.10.1996 tarihli ödemenin sanığın hukuki durumunu değiştirmeyeceği, evvelce yargıya sunulmamış, onun bilgisi dışında kalmış, yalnız başına veya evvelce mevcut kanıtlarla birlikte değerlendirildiğinde sonuca etkili olacak yeni vakıa veya delil niteliğinde olmadığı, sanığın suça konu senetteki 1.200.000 liralık alacak miktarını çok aşan bir şekilde ve sebepsiz zenginleşme doğuracak biçimde, 51.200.000 lira yapmak suretiyle işlediği sahtecilik suçunda TCY. nın 347. maddesinin uygulama koşullarının bulunmadığının kabulü ile direnme hükmünün bozulmasına karar verilmesi üzerine,
Sabit Yaman ve sanık Nihat Turan'ın 18.9.2001 tarihinde Ankara 36. Noterliğine müracaat ederek, üç adet oturarak, üç adet de ayakta olmak üzere yazacakları yazının bir tutanakla tespitini istedikleri, alınan yazı ve imza örneklerinin, 18.9.2001 gün ve 20379 ve 20380 yevmiye ile tasdik edilerek, birer suretlerinin noterlikte bırakılıp, üçer suretlerinin ilgililere verildiği,
Polis Akademisi Emekli Kriminalistik öğretmeni, grafoloji ve sahtecilik uzmanı Seyfettin Arıkan tarafından düzenlenen 28.9.2001 tarihli özel bilirkişi raporunda, Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/142 esas sayılı dosyasındaki senet aslı ile Nihat Turan ve Sabit Yaman'ın noterlikçe alınan, yazı ve imza örnekleri incelerek, senedin değer hanesindeki (Elli) ve rakam ile gösterilen değer hanesindeki (5) yazı ve rakamların senede sonradan ilave edildiği, senedin en alt satırında bulunan (İş 10 cu sokak No: 76 D. Evler-Ankara) yazısının Nihat Turan, ilave edilen bölümler dahil diğer bütün yazı ve rakamların Sabit Yaman tarafından yazıldığının belirtildiği,
Emekli Polis laboratuarı müdürü, Grafoloji ve sahtecilik uzmanı Mehmet Mete tarafından düzenlenen 27.9.2001 tarihli bilirkişi raporunda da, senet fotokopisi ve noterlikçe tespit edilen yazı örnekleri incelenerek, meblağ hanelerine ilave olup olmadığının kesin tespitinin senet aslının incelenmesi ile mümkün olduğu, İş 10 ncu sokak No: 76 D. Evler-Ankara yazısının Nihat Turan, ilave edilen bölümler dahil diğer bütün yazı ve rakamların Sabit Yaman tarafından yazıldığının bildirildiği, saptamasına yer verilmiş,
Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Emekli uzmanı olduğu belirtilen Emel Aydoğan tarafından düzenlen 21.1.2003, grafolog Olcay Mülayimsi tarafından düzenlenen 20.1.2003 tarihli özel raporlarda da benzer görüşler bildirilmiştir.
Sanık vekilince, 13.12.2001 tarihli oturumda yukarıda belirtilen özel bilirkişi raporları dosyaya sunularak, bonoyu imzaladığı belirtilen Sabit Yaman'ın tanık olarak dinlenilmesi ve senet üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi isteminde bulunulmuş,
Mahkemece bilirkişi incelemesi hususundaki istem reddedilerek, hazır edilen tanık Sabit Yaman'ın dinlenilmesine karar verilmiştir.
Tanık Sabit Yaman duruşmada 13.12.2001 günü alınan beyanında; 1990 yılından 1993 yılında askere gidene kadar Nihat Turan'ın yanında, maaş ve prim sistemine dayalı olarak satış ve pazarlama müdürü olarak çalışmakta idim, 1992 yılında daha önce kendisine mal satmış olduğumuz, ancak aldığımız çekin karşılıksız çıkması nedeniyle tahsil edemediğimiz Kemal Yanık ile görüşmek üzere Şeref Yılmaz ve ismini hatırlayamadığım şoför ile birlikte Kastamonu'ya geldik, gelmeden önce Kemal Yanık'ın ortadan kaybolduğunu duymuştuk, gelmemizin nedeni de buydu, adresteki dükkana gittiğimizde dükkanı devrettiği Emin Yanık ile karşılaştık, bir müddet oturduk, Nihat Turan yanımızdan ayrıldı, Emin Yanık ile yalnız kaldım, alacağımızı istedim, dükkanda bulunan malları almamızı, başkaca parasının olmadığını söyledi, hatta kardeşim, bunları al yoksa bunlardan da olacaksın dedi, çantamdan çıkardığım boş bonoyu 1 milyon 200 bin olarak doldurdum, imzalaması için Emin Yanık'a verdim, kendisi imzaladı, yanından ayrılıp arabaya bindim, arabada 5 rakamı ilave ettim, yazıyla olan kısma da eklemeyi yaptım, senet üzerindeki yazılar bana, imzalar Emin Yanık'a aittir, 1993 yılında askere gittiğim için sanık hakkında dava açıldığını sonradan öğrendim, korktuğum için şimdiye kadar tanıklık yapmadım, Askerden geldikten sonra da bir başkasının yanında çalıştım, halihazırda işsizim, şeklinde beyanda bulunmuş,
Hazır bulunan sanık, tanığın anlattıklarının doğru olduğunu, tanığın bundan 8 ay evvel işsiz kalması nedeniyle yanında çalışmak amacıyla işyerine geldiğini, kendisine bu olayı söylediğinde, tanığın gerçekleri anlattığını söylemiştir.
13.12.2001 tarihli oturumda sunulan özel bilirkişi mütalaaları ve tanık olarak beyanı saptanan Sabit Yaman'ın sanığın hukuki durumunu değiştirip değiştirmeyeceği yönünde sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için dosyadaki diğer kanıtlarla birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır, Adli Tıp Kurumu Fizik Grafoloji Dairesince düzenlenen 8.6.1992 tarihli raporda; inceleme konusu 1.8.1991 ödeme günlü senette, miktarın evvelce (1.200.000) olarak yazıldığı, sonradan baş tarafında (5) rakamı ve boş bulunan kısma da bir defada (Elli bir milyon iki yüz bin) yazılarının yazılarak mevcut duruma dönüştürüldüğü, 13.4.1995 tarihli raporda; senetteki yazı ve rakamlarla Nihat Turan'a ait mukayese yazı ve rakamlar arasında tersim tarzı, işleklik derecesi, meyil ve istikamet, seyir, sürat, istif, itiyatlar ve tazyik vasıfları bakımından uygunluk ve benzerlikler bulunduğu, söz konusu senetteki yazı ve rakamların Nihat Turan'ın eli ürünü olduğu belirtilmiş, olmasına karşın, sonraki özel bilirkişi raporlarında, senedin boş bulunan kısmına bir defada (Elli bir milyon iki yüz bin) yazılarının yazıldığı kesin saptaması göz ardı edilerek, değer hanesine (Elli) yazısının sonradan ilave edildiği belirtilmiş olup, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen raporlar karşısında bu raporlara itibar etme olanağı bulunmamaktadır, kaldı ki, Özel Dairece 3.7.2003 günlü bozma ilamında belirtilen 8.10.1996 tarihli imzasız ve kim tarafından düzenlendiği saptanamayan aynı nitelikli özel bilirkişi raporu, gerek Özel Dairece yapılan incelemede, gerekse Ceza Genel Kurulunca yapılan incelemede değerlendirilmiştir.
Tanık Sabit Yaman'ın anlatımlarına gelince, aynı konu ile ilgili olarak 13.7.1995 tarihinde duruşmada beyanları saptanan Şeref Yılmaz, olay tarihinde sanık Nihat Turan ile birlikte Kastamonu'ya gittiklerini beyan etmekte, bu tanıktan hiç söz etmemektedir, yine tanık Sabit, olayı askerden geldikten sonra işsiz kalması nedeniyle bundan 8 ay önce iş müracaatı için gittiği eski işvereni olan sanık Nihat'tan duyduğunu beyan etmiş ise de, bu beyan dosya içeriği ile bağdaşmamaktadır, şöyle ki, sanık Nihat Turan hakkında 27.7.1992 tarihinde sahtecilik suçundan dava açılmış olup, tanık bu tarihte, kendi beyanları ve sunulan prim bildirgelerine göre, sanığın işyerinde çalışmaktadır, bu nedenle olayı sonradan duyduğu yönündeki anlatımına değer verilmesi olanak-sızdır, yine aynı tanık olayı 8 ay önce sanığa anlattığını beyan etmesine ve bu 8 aylık süre içerisinde yargılama sürmesine rağmen, sanık tarafından da bu konu hiç gündeme getirilmemiştir.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, tanık Sabit Yaman'ın anlatımlarının ve özel amaçlı bilirkişi raporlarının sonuca etkili olacak yeni vakıa veya delil niteliğinde olmadığı, toplanan kanıtların hüküm vermeye yeterli bulunduğu, olayda Özel Daire ilamında belirtildiği şekilde soruşturmanın genişletilmesini gerektiren bir nedenin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla ve ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak zorunluluğu da nazara alındığında, Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki kurul üyesi Özel Daire ilamında belirtilen nedenlerle, direnme hükmünün bozulması yönünde karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenle; sair yönleri de usul ve Yasaya uygun olan Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, tebliğnamedeki isteme uygun olarak 06.04.2004 günü oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy