(765 S. K. m. 188, 497, 521) (1412 S. K. m. 326)
Yağma suçundan sanıklar Mesut ve Hakan'ın, sabit olan eylemlerine göre suçlarının niteliğinin değiştiği kabul edilerek, sanıkların TCY.nın 521/a-3 maddesine uygun düşen eylemleri nedeniyle haklarında açılan davada şikayetten vazgeçme nedeniyle TCY.nın 99. maddesi uyarınca davanın düşürülmesine, her iki sanığın ayrı ayrı TCY.nın 64/1, 188/3. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, suçta kullanılan ve emanette bulunan bıçağın TCY.nın 36. maddesi uyarınca zoralımına ilişkin Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesince 05.04.2001 gün ve 317-119 sayı ile verilen kararın sanıklar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 23.12.2002 gün ve 10622-14744 sayı ile;
"Savunmalarına göre ceplerinden (3.500.000) lira para bulunan sanıkların yakınanın yönetimindeki taksiye bindikleri, Kızılay'a gidip Kayaş'a döndüklerinde gerçekleşen 8.000.000 TL. tutarındaki ücreti ödememek için düğmeye basıp taksimetreyi sildikten sonra bıçakla tehdit ederek kendilerini Sincan'a götürmesini istedikleri, yolda yakınanın kaçırıldığını fark eden başka bir taksi sürücüsünün kolluğu telefon ile uyarması üzerine yakalanmaları şeklinde gelişip gerçekleşen olayın, bütün halinde TCK.nun 497/1. maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde uygulama yapılması" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 01.04.2003 gün ve 79-89 sayı ile; "Sanıkların yakınıcıdan para ya da bir mal talep etmedikleri, olayın ilk aşamasında Boğaziçi Mahallesine geldiklerinde sanık Hakan'ın o ana kadar tahakkuk eden yol ücreti olan 8.000.000 TL'yi gösteren taksimetreyi kapattığı yani bindikleri ticari taksi ücretini vermemek niyetinde oldukları ve bu eylemin TCK.nun 521/a-3 maddesinde unsurları belirtilen suçu oluşturduğu ve bu suçun takibinin şikayete bağlı oluşu, yakınıcının şikayetten vazgeçmesi nedeniyle gasp suçundan dönüşümle TCK.nun 99. maddesi göz önünde bulundurularak davanın düşürülmesine karar verilmiştir. Bilahare olayın ikinci safhası olan bölümde sanıkların müştekiyi bıçakla tehdit ederek Sincan'a gitmek istediklerini belirttikleri ve yukarıda da açıklandığı üzere Sincan'a giderken polis tarafından durdurularak sanıkların yakalanmış olduğu bir gerçektir.
Sanıklar gerek savunmalarında ve gerekse müştekinin açık ifadesinden müştekiden sadece Sincan'a gitmek istediklerini belirttiklerini ve bunun dışında ondan herhangi bir para, mal, altındaki otomobil vs. gibi hiçbir şey talep etmemişlerdir. Sanıkların müştekiyi bıçakla tehdit ederek kendilerini Sincan'a götürmelerini istemelerinden meydana gelen olayda gasp suçunun maddi unsuru olan .... menkul bir malı teslime zorlamak .... Fiilinin olayımızda mevcut olmadığı açıkça görülmüştür. Sanıklar müştekiden kendilerini Sincan'a götürmesini istemekle ne amaç güttükleri açık değildir, bu seyahatin sonunda gasp suçunu işleyebilecekleri gibi, yakınıcıyı öldürmeyi de tasarlamış olabilirler veya bunun dışında müştekiyi başka bir şey yapmaya da zorlamış olabilirler, ancak yasalarımızda düşünce safhasında olan bir eylem için ceza verilemez, yani başka bir ifade ile tasavvur cezalandırılamaz, ancak keza yukarıda açıklandığı üzere sanıkların taksimetreyi kapattıktan sonra bıçak tehdidi ile müştekiyi Sincan'a gitme hususunda zorladıkları bir vakadır ve bu durum karşısında sanıkların eylemi TCK.nun 188. maddesinde belirtildiği gibi tehdit suçunu oluşturur ve sanıkların yakınıcıdan maddi bir şey talep etmemiş olmaları karşısında gasp değil, şartlı tehdit suçundan cezalandırılmaları gerektiği" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanıklar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "onama" istekli 17.02.2004 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıkların olay gecesi, Kayaş'tan yakınana ait ticari taksiye bindikleri ancak üzerlerinde taksi ücretini karşılayacak paralarının bulunmadığı, önce Kızılay'a giderek yakınanı bekletip aradıkları kişiyi bulamamaları üzerine bu kez Boğaziçi mahallesine gittiklerinde burada sanıklardan Hakan Kılıç'ın, taksimetreyi kapatarak o ana kadar işleyen taksi ücretini sildiği, yakınanın müdahale etmek istediğinde arkada oturan sanık Mesut Önder'in, sol eliyle yakınanı boynundan kavrayarak diğer elinde tuttuğu bıçağı arkadan yakınanın karın boşluğuna dayadığı, sanıkların yakınandan kendilerini Sincan'a götürmesini istedikleri, bıçağı görüp üzerinde hisseden yakınanın korkarak, isterlerse taksi parasını almayacağını inebileceklerini söylediği, ancak sanıkların para talep etmeyip, Sincan'a götürmesi konusundaki isteklerini yineledikleri ve silah tehdidi altında olan yakınanın sanıkların bu isteği doğrultusunda Sincan'a gitmek üzere hareket ettiği, ancak şehir içinde seyri halinde sanıkları yakalatma olasılığının yüksek olduğunu düşünerek şehir içi yolları tercih ettiği ve yolculuk sırasında sanık Mesut Önder'in sürekli olarak yakınıcı şoförün boğazını tutup diğer elle de bıçağı dayamayı sürdürdüğü, bu arada fırsatını bulan yakınanın, geçen taksicilere ya da polislere tehlikeyi bildirmek amacı ile taksinin üst lambasını yaktığı, bu durumu gören ticari taksi şoförü tanık Bekir'in önce yakınanı uyardığı, ancak tepe ışığının sönmediğini görünce Gençlik Parkı'na kadar yakınanın aracını takip edip önüne geçerek taksiyi durdurmak istediği ve bu sırada arkada oturan sanık Mesut'un yakınanın boğazını tutup diğer elle de bıçağı dayayarak durmamasını, yola devam etmesini istemesi üzerine yakınanın yola devam etmek zorunda kaldığı, yakınanın sanıklar tarafından zorlandığını gören tanık Bekir'in telefonla durumu polise bildirmesi üzerine, Şaşmaz civarında polislerin yakınanın aracının önüne geçerek aracı durdurdukları, bu suretle sanıkların yakalandığı, yakınan ve tanığın anlatımları, sanıkların kaçamaklı savunmaları ve tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Esasen açıklanan bu oluşta Özel Daire ile Yerel Mahkemenin görüşleri arasında bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, sanıkların eylemlerinin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Ceza Yasasının 495 ve devamı maddelerinde düzenlenen yağma suçu, cebir-şiddet veya tehdit kullanılarak yapılan bir hırsızlıktır. Malın elde edilmesine veya tesliminin sağlanmasına yönelik cebir-şiddet veya tehdit kullanılmalıdır. Yağma suçunun unsurları;
a) Eylemin gerçekleştirilmesi için cebir-şiddet veya tehdit kullanılmalı ve korkutucu nitelikteki bu icbar, belli bir yoğunluğa erişmeli,
b) Cebir şiddet veya tehdit, malın zilyetine veya cürüm yerinde bulunan kişilere yönelik olmalı,
c) Mağdur, malı teslime veya alınmasına ses çıkarmamaya mecbur bırakılmalıdır.
Yağma suçu bir kişinin malını cebir ve şiddet veya tehdit kullanarak almak suretiyle oluştuğundan, unsurları itibariyle hem zilyetliğe hem de kişinin hürriyetine yönelik bir suçtur. Ancak burada kişi hürriyetine yönelen saldırı, mal aleyhine işlenen suçun gerçekleştirilmesi bakımından bir araç niteliğinde bulunduğundan, bu suç sonuç itibariyle "mal aleyhine" işlenen bir suçtur.
Öğretide ve yargısal kararlarda da benimsendiği üzere, a) Malın taşınabilir olması, b) Mal sahibinin rızasının olmaması, c) Malın alınması, d) Faydalanmak cürmî kastının varlığı, gibi hususlar yönünden hırsızlık suçuna benzeyen yağma suçu, failin malı almak veya fer'i zilyedinin malın alınmasına sükut etmesini sağlamak bakımından cebir ve şiddet veya tehdit kullanılarak işlenmesi itibariyle hırsızlık suçundan ayrılmaktadır.
Yerleşmiş yargısal kararlarda da belirtildiği üzere, hırsızlık suçunda olduğu gibi, sahibinin rızası olmadan cebir-şiddet ve tehdit ile bir şeyin kullanma amacı ile alınması halinde de yağma suçu oluşmaktadır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 14.12.1981 gün ve 345-424 sayılı kararında da aynı esas kabul edilmiştir.
Konu öğretide de ele alınmış ve yararlanmanın geçici olmasının yağma suçunun oluşmasına engel olmayıp, malın mutlaka sahip olmak amacıyla alınmasının şart olmadığı belirtilmiştir. (Prof. Dr. S. Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, 16. Bası, sh. 435)
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanıkların yanlarında yeterli para bulunmadığı halde, yakınanın yönetimindeki ticari taksiye binip Ankara içerisinde çeşitli yerlere gittikleri, daha sonra zorlama ile taksimetreyi kapatıp, yakınanı, kendilerini Sincan'a götürmesi hususunda bıçakla tehdit ettikleri sabittir. Sanıklar bu eylemleri ile yakınanın iradesinin dışında, ticari taksiyi karşılıksız kullanmak için teslime zorladıkları, bıçakla cebir-şiddet ve tehdit kullandıkları anlaşılmakla, yağma suçunun unsurlarının oluştuğu açıktır. Yerel Mahkemece, sanıkların herhangi taşınır bir mal talep etmediklerinden bahisle dosya kapsamına uymayan gerekçelerle direnme kararı verilmesi isabetsizdir.
Bu itibarla Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılamayan üç Kurul Üyesi ise; "Sanıkların sabit olan eylemlerinde yağma suçunun unsurları bulunmadığından, Yerel Mahkemenin direnme gerekçeleri isabetli olup, hükmün onanmasına karar verilmelidir." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün, CYUY.nın 326/son maddesi uyarınca cezalarının türü ve süresi itibariyle sanıkların kazanılmış hakları saklı kalmak üzere BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 13.04.2004 günü tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oyçokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy