(765 S. K. m. 430, 432) (5237 S. K. m. 109)
Dava : Reşit olmayan mağdureyi, evlenme amacıyla zorla kaçırıp alıkoymak suçundan sanık Metin Durmuş'un TCY.nın 430/1. maddesi yollamasıyla, 432, 433, 59, 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri gereğince 355.914.000 lira, bu suça iştirakten sanıklar Harun ve Sinan Durmuş'un TCY.nın 64/1. maddesi yollamasıyla, aynı maddeler ve Sinan Durmuş hakkında 55/3. maddesinin uygulanması suretiyle, Harun Durmuş'un 355.914.000 lira, Sinan Durmuş'un 237.276.000 lira, sanık İshak Durmuş'un ise aynı maddeler ve TCY.nın 65/3. maddesi uyarınca 175.584.240 lira ağır para cezası ile cezalandırılmalarına ve tüm sanıkların cezalarının 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin Artvin Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.3.2002 gün ve 17-33 sayılı hüküm, O Yer C.Savcısının temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8 Ceza Dairesince 5.5.2004 gün ve 638-4256 sayı ile;
"Mahkemece TCK.nun 432/2. madde ve cümlesi uygulanarak sanıkların cezalandırılmalarına karar verilmiş ise de anılan Yasa maddesinde yer alan "...430. maddede yazılı altı aydan üç seneye kadar. .." bölümü Anayasa Mahkemesinin 26.11.2002 gün ve 2001/79 Esas, 2002/194 K. sayılı kararı ile iptal edilmiş ve bu iptal kararı ile doğacak hukuki boşluğun kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, yasa koyucunun karara ilişkin düzenleme yapabilmesi için iptal kararının Resmi Gazetede yayımından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe gireceği kararlaştırılmış, 12.4.2004 tarihinde bu süre dolmuş bulunmasına karşın yeni bir yasal düzenleme yapılamadığından, TCK.nun faal nedamet maddelerinden biri olan ve bağımsız ceza yaptırımını içeren ve değişik nitelikte alıkoyma suçunu yaptırıma bağlayan 432. maddedeki anılan bölüm yürürlükten kalkmış ve bu bölümde belirlenen eylem yaptırımsız kalmış bulunduğundan, TCK.nun 2. maddesinin 2. fıkrası da göz önünde tutulduğunda sanıklara isnat olunan suçun temyiz inceleme safhasında müeyyidesiz kalıp, suç olmaktan çıkması nedeniyle sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi zorunluluğu" bulunduğu gerekçeleriyle bozulmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 30.06.2004 gün ve 70864 sayı ile;
İptal kararı ile, TCK.nun 430 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında yazılı suçların iade veya teslimle sonuçlanması halinde müeyyidesiz kaldığını kabul etmek mümkün değildir. 432 inci maddede, suç tipinin 430 uncu maddede yazılı unsurlara göre belirlendiği 430 uncu maddenin de halen yürürlükte olduğu, iptal kararının bu maddede yazılı eylemleri suç olmaktan çıkarmadığı göz önüne alındığında aksini düşünmek bu suçları işleyenlerin cezalandırılmaması sonucunu doğuracaktır. " gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, bozma kararının kaldırılıp, Yerel Mahkeme hükmünün düzeltilerek onanması isteminde bulunulmuştur.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Reşit olmayan mağdureyi, evlenme amacıyla zorla kaçırıp alıkoymak ve bu suça iştirakten sanıkların TCY.nın 430/1. maddesi yollamasıyla 432/1 ve 433. maddeleri ile cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda; Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, Anayasa Mahkemesinin 12.4.2003 gün ve 25077 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak, 12.4.2004 günü yürürlüğe giren 26.11.2002 gün ve 79-194 sayılı kararı ile TCY.nın 432. maddesindeki "430'uncu maddede yazılı halde altı aydan üç seneye kadar, " ibaresinin iptal edilmesi, Anayasa Mahkemesince verilen bir yıllık süre içerisinde de bu konuda yasal bir düzenleme yapılmaması karşısında, reşit olmayan kimselerin, şehvet hissi veya evlenme amacıyla kaçırılıp, alıkonulma suçlarında, herhangi bir şehevi harekette bulunulmaksızın, kaçırıldığı eve veya ailesi tarafından alınabilecek güvenli bir yere bırakılması halinde eylemlerinin, yaptırımsız kalıp, suç olmaktan çıkıp çıkmadığı noktasında toplanmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun 21.09.2004 gün ve 5-118/168, 28.09.2004 gün ve 5-167/187 sayılı kararlarında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, TCY.nın 432. maddesi ile; bağımsız bir kaçırma ve alıkoyma suçu düzenlenmemekte, aynı Yasanın 429, 430 ve 431. maddelerinde düzenlenen kaçırma ve alıkoyma suçlarında, kaçırılan mağdurun, herhangi bir şehevi harekette bulunulmaksızın, kaçırıldığı yere veya ailesi tarafından alınması olanaklı bir yere bırakılması halinde, failin daha az bir ceza ile cezalandırılmasına olanak sağlanmaktadır.
Anayasa Mahkemesince 12.4.2003 gün ve 25077 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 26.11.2002 gün ve 79-194 sayılı karar ile Türk Ceza Yasası'nın 432. maddesinin "430 uncu maddede yazılı halde altı aydan üç seneye kadar," sözcüklerinin iptaline; iptal sonucunda doğan hukuksal boşluk, kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, yasa koyucunun buna ilişkin düzenlemeleri yapabilmesi için iptal kararının Resmî Gazete'de yayımından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş, ancak verilen süre içerisinde Yasa koyucu tarafından düzenleme yapılmadığından, reşit olmayan kimselerin rıza veya zorla kaçırılmalarını düzenleyen, TCY.nın 430. maddesindeki suçun failinin, kaçırdığı kimseyi hiçbir şehevi harekette bulunmaksızın kaçırdığı yere veya ailesi tarafından alınabilecek güvenli bir yere bırakması halinde, fail hakkında daha az ceza verilmesini öngören, öğretide faal nedamet olarak adlandırılan bu özel indirim nedeni, iptal kararının yürürlüğe girmesi tarihinden sonra işlenen ve TCY.nın 430. maddesi kapsamında bulunan suçlar açısından uygulanma olanağını yitirmiş, ancak reşit olmayan kimselerin kaçırılma ve alıkonulma suçunu düzenleyen TCY.nın 430. maddesinin varlığını koruması nedeniyle, bu eylemler suç olmaya devam etmiştir.
TCY.nın 432. maddesinde, herhangi bir indirim oranı belirtilmeksizin yaptırımların gösterilmiş olması, bağımsız bir alıkoyma ve kaçırma suçunun düzenlendiği şeklinde bir düşünceye yol açabilecekse de, eylem tanımı yapılmadan, TCY.nın 429, 430 ve 431. maddelerine atıfta bulunularak, bu maddelerdeki suçu işleyen faillerin, kaçırdığı veya alıkoyduğu kimseyi, hiçbir şehevi harekette bulunmaksızın iade veya teslim etmesi halinde, cezalarından indirim yapılması yerine hükmolunacak cezaları ayrı ayrı göstermesi, Yasa koyucunun, yasa yapma tekniği açısından başvurduğu bir yöntemdir.
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bu hafifletici nedenin iptal edilmiş olması, asıl eylemi suç olmaktan çıkarmayacağından, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği yönündeki Anayasal norm ve TCY.nın 2. maddesi hükmü nazara alınarak, iki koşulun bir arada bulunması halinde kaçırma veya alıkoyma suçu faillerine daha az ceza verilmesini öngören TCY.nın 432. maddesinin iptal kararının yürürlüğe girmesinden önce işlenen suçlarda uygulanması zorunludur, bu itibarla Özel Daire çoğunluğunun eylemin yaptırımsız kaldığı dolayısıyla suç olmaktan çıktığı yönündeki görüşünde isabet bulunmamaktadır. Yargıtay C.Başsavcılığının itirazı bu yönüyle yerindedir.
Her ne kadar, 21.7.2004 gün ve 25559 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 14.7.2004 gün ve 5219 s.K.nun 1. maddesi ile TCY.nın 432. maddesi yeniden düzenlenmiş ise de, bu yeni düzenlemede de, 430 uncu maddesinin 1 nci fıkrasında yazılı halde altı aydan üç seneye kadar hapis cezası öngörülüp, cezanın asgari ve azami hadleri ve türü bakımından herhangi bir değişiklik yapılmadığından, bu Yasal değişikliğin de sanık hakkında uygulanması olanağı bulunmamaktadır.
Ancak suç ve hüküm tarihinden sonra 10.2.2003 gün 25020 sayılı mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4806 sayılı Yasa ile TCY'nın 30/2. maddesinde değişiklik yapılarak para cezalarında hesaba katılmayacak kısmın lira küsurundan bin lira küsuruna yükseltilmesi ve TCY'nın 2/2. maddesi hükmü karşısında, mevcut yasa değişikliğinin fail lehine olması nedeniyle, 647 sayılı Yasanın 4. maddesindeki miktarların 2000 yılından itibaren bu kez bin lira küsurlarının atılması suretiyle yeniden hesaplanıp belirlenmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu yeni ilke doğrultusunda yapılan hesaplama sonucu, cürümlere ilişkin hürriyeti bağlayıcı cezaların, beher günü suç tarihi olan 2001 yılı için 4.745.000 ilâ 7.118.000 lira hesabıyla ağır para cezasına dönüştürülmesi, muvakkat cezalarda bir günün, para cezalarında ise bin liranın küsurunun hesaba katılmayacağı yolundaki kuralın, gerek temel cezanın belirlenmesi ve takip eden arttırma ve eksiltme işlemleri ile sonuç ceza tutarına hükmedilmesi aşamalarında, gerekse 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin 1. fıkrasının 1 numaralı bendinde öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezanın paraya dönüştürülmesi aşamasında bir güne karşılık tutulan para cezası miktarlarının belirlenmesinde gözönünde tutulması gerektiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün açıklanan bu gerekçe ile bozulmasına, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, CYUY'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 5.5.2004 gün ve 638-4256 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, Yerel Mahkeme hükmünün TCY'nın 2/2 ve hükümden sonra yürürlüğe giren 4806 sayılı Yasa ile değişik TCY'nın 30/2. maddesi hükümleri karşısında sanıklara fazla para cezası tayin edilmiş olması nedeniyle BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, CYUY'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanıklar hakkında hükmolunan kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezanın 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca günlüğü 4.745.000 liradan paraya çevrilerek, sanıklardan Metin Durmuş ve Harun Durmuş'un 355.875.000'er lira, Sinan Durmuş'un 237.250.000 lira, İshak Durmuş'un ise 175.565.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmalarına, hükümdeki diğer hususların aynen bırakılmasına" karar verilmesi suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 12.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy