(6136 S. K. m. 4, 15) (765 S. K. m. 45) (2521 S. K. m. 3)
Dava: Yasak bıçak bulundurmak suçundan sanık Sefer'ın 6136 sayılı Yasanın 15/1, 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 638.820.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve suça konu bıçağın TCY.nın 36. maddesi uyarınca zoralımına ilişkin Menemen Asliye Ceza Mahkemesince 08.05.2001 gün ve 132-229 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8.Ceza Dairesince 10.03.2003 gün ve 6346-113 sayı ile;
Karar: "Sanıkta yakalanan ve ifadelerinde kelebek olarak nitelendirilen bıçağın Adli Tıp Kurumu raporunda kelebek bıçak vasfında olup-olmadığı konusunda bir düşünceye yer verilmeden, 6136 sayılı Kanunun 4. maddesinde belirtilen taşınması ve bulundurulması yasak "sustalı bıçak"lardan olduğu açıklanmakta ise de; Suça konu bıçak üzerinde usulen bilirkişi incelemesi yaptırılarak kelebek bıçak vasfında olup-olmadığı saptanıp kelebek bıçak olup da 6136 sayılı Kanunun 4. maddesi kapsamına girdiğinin anlaşılması halinde İçişleri Bakanlığının 2.8.1995 gün, 177533 sayılı yazılarında belirtilen kelebek bıçakların 6136 sayılı Kanun kapsamına girmeyen 2521 sayılı Kanunun 3. maddesinde göre ithal ve imaline izin verilen av bıçağı niteliğinde bıçaklardan olduğu yolundaki açıklamaları ile bu bıçakların serbestçe alınıp-satılmaları ve TCK.nun 45. maddesinde "Cürümde kastın bulunmaması cezayı kaldırır" hükmü de göz önüne alınarak müsnet suçun oluşup-oluşmadığının buna göre tayini gerekirken, eksik soruşturma ile yazılı biçimde hüküm kurulması" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 27.05.2003 gün ve 165-177 sayı ile;
"Sanık savunmasında suçunu kabul edip suç konusu bıçağın kendisine ait olduğunu bu bıçağı taşıdığını bildirmektedir. 6136 sayılı Yasanın 15/1. maddesi bu Yasanın 4. maddesinde belirtilen suç konusu aletleri satan, satışına aracılık eden, satın alan, taşıyan ve bulunduranların cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. 6136 sayılı Yasanın 4. maddesi 1. fıkrası gereğince sustalı çakı alınıp satılması, taşınması ve bulundurulması suç teşkil eden aletler kapsamında sayılmıştır. Yasa hükmünde sustalı çakıdan bahsedilmiş ayrıca sustalı çakının kelebek bıçağı niteliği taşıyıp taşımadığı hususunda bir açıklığa yer verilmemiştir. Sustalı olma niteliği bu Yasa kapsamında kalması için yeterlidir. Eğer sustalı niteliği varsa bunun ayrıca kelebek bıçağı niteliği taşıyıp taşımadığı da araştırmak sonuca etkili olmaz. Çünkü sustalı olması başlı başına suç teşkil eder. Suç konusu bıçağın sustalı bıçak olduğu Adli Tıp Fizik Balistik Dairesinin 21.3.2001 tarihli raporu ile belirlenmiştir. Yasa koyucu 4. maddenin 1. fıkrasında sustalı çakıyı bu yasa kapsamına alırken sustalı çakının kelebek sustalı çakı veya kelebek sustalı çakı olmayan şeklinde ayrımını hükme dahil etmemiştir. Sustalı çakı olmayı suçun oluşması için yeterli saymıştır." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istemli 31.12.2003 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığa yüklenen yasak bıçak bulundurmak suçunun yasal öğelerinin oluşup oluşmadığının belirlenmesi bakımından bıçak üzerinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Olay tutanağında; kavga ihbarı üzerine olay yerine gidildiğinde aralarında sanık Sefer Çolağ'ın da bulunduğu 4 kişinin yakalanıp gözaltına alındığı ve olay yerine 3-4 metre mesafede bulunan 1 adet ekmek bıçağı ile 1 adet kelebek bıçağa el konulduğu belirtilmiştir.
Sanık duruşmada kelebek bıçak taşıdığını ikrar etmiş ve tanıklar Ali ile da sanığın olay günü kelebek bıçak bulundurduğunu beyan etmişlerdir.
Suça konu bıçak üzerinde inceleme yapan Adli Tıp Kurumu Fizik-Balistik İhtisas Dairesince düzenlenen 21.03.2001 tarihli raporda; iki parçadan oluşan açılır-kapanır metal kabzalı, bir tarafı keskin 10 cm. namlu uzunluğunda olan söz konusu bıçağın, kesici-batıcı namluya sahip, namlusu kabzası içine gizlenebilen, kabzasının arka kısmında namlusu açıldığında iki parçalı kabzasını birbirine bağlayan ve bu nedenle namlusunun kabza ucunda sabitleşmesini sağlayan susta kilidi mevcut bıçağın, tip ve niteliği bakımından sustalı bıçak olarak mütalaa edildiği, 6136 sayılı Yasa kapsamına girdiği, vahim nitelikte olmadığı belirtilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun emsal olaylara ilişkin 04.04.2000 gün ve 59-63 sayılı, 23.3.1999 gün ve 39-53 sayılı, 12.5.1998 gün ve 112-174 sayılı, 10.2.1998 gün ve 353-24 sayılı kararlarında da değinildiği üzere, İçişleri Bakanlığının 02.08.1991 gün ve 215 952 sayı ile Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığına, yine aynı Bakanlıkça 02.08.1995 gün ve 177 533 sayı ile Adalet Bakanlığına gönderilen yazılarda kelebek tabir edilen bıçakların 6136 Sayılı Kanun Kapsamına girmeyip 2521 Sayılı Kanunun 3. maddesi kapsamında av bıçağı olduklarının, imal ve ithaline müsaade edildiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
TCY.nın 45. maddesinde "Cürümde kastın bulunmaması cezayı kaldırır." hükmü yer almaktadır. Failin bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olan bir eylemden dolayı yasanın o eyleme ceza tertip ettiği haller dışında, suçun manevi öğesi olan kastın bulunmadığı hallerde sanık cezalandırılamaz.
O halde sanığın ruhsatsız yasak bıçak taşıma suçunun kasıt öğesini taşıyıp taşımadığının saptanması bakımından; yukarıda tarih ve sayıları bildirilen yazıların onanlı örnekleri, ilgili Bakanlıktan getirilip, emanette kayıtlı bıçak üzerinde, teknik donanımı yeterli ve konusunun uzmanı kişilerden oluştuğu bilinen Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Kriminal Polis Laboratuarından görüş alınmalı, suça konu bıçağın anılan yazılarda belirtilip imal ve ithaline izin verilen bıçaklardan olup olmadığı belirlenmeli, raporlar arasında çelişki bulunması halinde ve gerekli görüldüğü takdirde Bakanlık yazıları ve tüm raporlar eklenmek suretiyle Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan nihai görüşü sorularak, sanığın suç kastı da değerlendirilmek suretiyle hüküm kurulmalıdır.
Öte yandan, sanık ilk hükme yönelik, 03.07.2001 günlü temyiz dilekçesinde, hakkında 647 sayılı Yasanın 6. maddesinin uygulanması isteminde bulunmuş, Yerel Mahkeme direnme hükmünde sanığın bu istemi hususunda olumlu veya olumsuz bir karar vermemiştir. Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında da vurgulandığı üzere, sanığın 647 sayılı Yasanın 6. maddesinin uygulanması hususundaki istemi ile ilgili bir karar verilmesi zorunludur.
Bu itibarla eksik soruşturmayla hüküm kurulması ve erteleme istemi hususunda bir karar verilmemesi isabetsiz olduğundan Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 17.02.2004 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy