(466 S. K. m. 1, 2) (765 S. K. m. 40, 59, 125, 169) (3713 S. K. m. 5)
Dava: 466 sayılı Yasaya göre manevi tazminat isteminde bulunan davacı M.Y.nin talebinin kısmen kabulü ile lehine kırk milyar lira manevi tazminata hükmedilmesine ilişkin Yalova Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 22.10.2002 gün ve 272161 sayılı hüküm davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.6.2003 gün ve 7801083 sayı ile; "Objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, zenginleşme sonucu doğurmayacak şekilde, hak ve nesafet kurallarına uygun makul ve makbul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, davacıya, bu ölçülere uymayacak miktarda fazla manevi tazminata hükmedilmesi" isabetsizliğinden bozulmuş,
Yerel Mahkeme ise 16.09.2003 gün ve 106125 sayı ile;
"Davacı M. Y .nin yasadışı Hizbullah örgütü üyesi olmak suçundan dolayı 14.4.1994 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü tarafından gözlem altına alındığı, aynı suçtan dolayı Diyarbakır 2 numaralı DGM Yedek Hakimliği tarafından 10.05.1994 tarihinde tutuklandığı; hakkında Diyarbakır 4 numaralı DGM' inde yapılan yargılama sonunda 13.02.2001 tarihinde mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle beraatına karar verildiği, sanığın tahliye tarihinin 01.12.1998 olduğu bu nedenle 4 yıl 7 ay 17 gün süre haksız olarak tutuklu kaldığı anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.05.1999 tarih ve 9/102115 sayılı ilamında haksız tutuklama nedeniyle hükmolunacak manevi tazminatın belirlenmesinde göz önüne alınacak kıstaslar açıklanmıştır.
Buna göre: "Manevi zarar tutuklanan şahsın sosyal çevresinde itibarının sarsılmasına; hürriyetinden yoksun kalması nedeniyle duyulan elem ve ıstırap ve ruhi sıkıntıların bir nebze de olsa giderilmesi amacına yöneliktir. Manevi zararın tümüyle giderilmesi olanaksız ise de; tayin edilecek manevi tazminat kişinin acı ve ıstıraplarının giderilmesinde, sıkıntılarının azaltılmasında etken olacaktır. Bu nedenle manevi tazminata hükmedilecek kişinin cezaevinde kaldığı süre, sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, atılı suçun niteliği, tutuklanan şahıs üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler dikkate alınarak zenginleşme sonucu doğurmayan, adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşır bir miktar olmasına özen gösterilmelidir."
Davacı M.Y. 06.07.1992 tarihinde Dicle Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinden "Kimyager" unvanıyla mezun olmuştur. Davacı 02.03.1966 doğumlu olup, tutuklandığı tarihte 28 yaşındadır. 15.10.1992 tarihinde M.Y. ile evlenmiş, bu evliliğinden 11.10.1993 tarihinde Esma 14.12.1994 tarihinde A.R. isimli çocukları dünyaya gelmiştir. Davacı cezaevine girdiği tarihte 2 yıllık evli ve 6 aylık bir çocuk babasıdır. Cezaevine girdikten 8 ay sonra ikinci çocuğu dünyaya gelmiştir. 4 yıl 7 ay 17 gün tutuklu kalan davacı bu süre zarfında ailesiyle ve küçük yaştaki çocuklarıyla ilgilenememiş, eşi ve çocukları onun destek yardım ve şefkatinden mahrum kalmıştır. Üniversite mezunu olan davacı, ayrınca bu süre zarfında çalışma, iş kurma imkanlarından da yoksun kalmıştır.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde ve özellikle davacının 4 yıl 7 ay 17 gün gibi çok uzun süre ve devamlı olarak cezaevinde kaldığı göz önüne alındığında takdir olunan 40.000.000.000. TL manevi tazminatın adalet ve hakkaniyete uygun olduğu kanısına varılmıştır." gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Karar: Davacı sanığın yasadışı Hizbullah örgütüne üye olduğu iddiasıyla 14.4.1994 günü Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünce gözaltına alındığı, 15.4.1994 tarihinde sanığın yer göstermesine dayalı olarak yapılan aramada 3 adet değişik çap ve markalarda tabanca ile bunlara ait şarjör ve mermilerin bulunduğu, 3.5.1994 tarihinde kolluk güçleri tarafından alınan ifadesinde örgütle tanışma süreci ve örgüt içindeki faaliyetleri ile aldığı görevlerden söz ettiği, Diyarbakır C. Savcılığında alınan ifadesinde; kolluk ifadesini kabul etmediği, yer göstermesi sonucunda elde edilen ruhsatsız iki silahın kendisine ait olduğunu, diğer silahın ise babasına ait ruhsatsız tabanca olduğunu belirttiği, 10.5.1994 tarihinde Yedek Hakimlikte sorgusu yapılarak aynı gün 1994/151 sayılı karar ile tutuklandığı, davacının da aralarında bulunduğu 35 sanık hakkında Diyarbakır DGM C. Başsavcılığının 26.5.1994 gün ve 1186 sayılı iddianamesi ile yasadışı Hizbullah örgütünün sair efradı olmak ve örgüt mensuplarına yardım suçlarından kamu davası açıldığı, davacı sanığın ise Hizbullah örgütünün Menzil grubunun şura üyesi ve yürütme organının siyasi kanat sorumlusu olduğu iddiasıyla TCY'nın 125. ve 40. maddeleri gereğince cezalandırılmasının talep edildiği, Diyarbakır DGM'nin 1.12.1998 gün ve 426 sayılı kararıyla davacı sanığın TCY'nın 169 ve 3713 sayılı Yasanın 5. ve TCY'nın 59. maddeleri uygulanmak suretiyle 3 yıl 9 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, tutuklulukta ve gözetimde geçen sürenin cezasından mahsubu ile kararla birlikte tahliyesine karar verildiği, kararın Yargıtay'ca bozulması üzerine bu kez Yerel Mahkemece bozmaya uyularak davacı sanığın beraatına, ruhsatsız silah bulundurmak. suçundan ise suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği, bu kararın kesinleştiği, ancak kesinleşme kararının sanığa tebliğ edilmediği naip hakim tarafından düzenlenen ve dosya arasında bulunan rapordan anlaşılmaktadır.
Davacı sanığın tutuklu kaldığı günler için, 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanuna göre talep ettiği manevi tazminat isteğinin kısmen kabulü ile davacının haksız olarak gözetim ve tutuklulukta geçirdiği 4 yıl 7 ay 17 günlük süre dikkate alınarak lehine kırk milyar lira manevi tazminata hükmedilmesine karar verilen davada Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, davacı sanık lehine hükmedilen tazminatın hak ve nesafete uygun, makbul ve makul bir miktar olup olmadığına ilişkindir.
Ceza Genel Kurulundaki müzakere sırasında, somut olayda 466 sayılı Yasa uyarınca manevi tazminat hükmüne konu olabilecek nitelikte ve haksız biçimde gözetim altında ve tutuklulukta geçirilen sürenin, tam ve doğru olarak belirlenip belirlenmediği hususunun Kurul Başkanı tarafından ön sorun olarak gündeme getirilmesi üzerine, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca bu husus öncelikle ele alınıp incelenmiştir.
Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki 466 Sayılı Yasanın 1. maddesinin 6. bendinde; "Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraatlarına veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen" kimselerin uğrayacakları her türlü zararların bu Yasa hükümlerine göre Devletçe ödeneceği hükme bağlanmış, 2. maddesinde ise; "birinci maddede yazılı sebeplerle zarara uğrayanlar uğradıkları her türlü zararın tazminini isteyebilirler" hükmüne yer verilmiştir; Yasada sözü edilen zarardan maksat maddi ve manevi zarardır.
Manevi zarar; tutuklanan şahsın sosyal çevresinde itibarının sarsılması, hürriyetinden yoksun kalınması nedeniyle duyulan elem ve ızdırap ve ruhi sıkıntıların bir nebze de olsa giderilmesi amacına yöneliktir. Manevi zararın tümüyle giderilmesi olanaksız ise de, tayin edilecek manevi tazminat kişinin acı ve ızdıraplarının dindirilmesinde, sıkıntılarının azaltılmasında etken olacaktır. Bu nedenle manevi tazminata hükmedilirken kişinin cezaevinde kaldığı süre, sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, atılı suçun niteliği, tutuklamanın şahıs üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler dikkate alınarak, zenginleşme sonucu doğurmayacak, adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşır bir miktar olmasına özen gösterilmelidir.
Dosya incelendiğinde, tazminat davasına ilişkin dosya içerisinde sadece davacı sanık hakkındaki önceki beraat kararının onaylı suretinin bulunduğu, Yedek Hakimlikteki sorgusuna ilişkin tutanak ile tutuklama müzekkeresinin bulunmadığı, tazminat dosyasının temyiz incelemesi için Yargıtay'a yollanması aşamasında, beraatla sonuçlanmış olan ceza davasına ilişkin dosyanın Yargıtay denetimine olanak sağlayacak biçimde ekte gönderilmediği, bu nedenlerle davacı sanığın hangi suç ve eylemleri sebebiyle tutuklandığı, ruhsatsız silah bulundurma suçundan da tutuklanıp tutuklanmadığı, ya da tutuklama kararına konu suç veya suçların ruhsatsız silah bulundurma eylemini de kapsamına alıp almadığı belirlenemediği gibi davacı sanık hakkında ruhsatsız silah bulundurmak eylemi nedeniyle gerçekleştirilen suç duyurusunun sonucunun da araştırılmadığı, böylelikle davacı sanık lehine manevi tazminat belirlenirken dikkate alınması gereken en temel ölçülerden biri olmasına karşın, davacı sanığın 4 yıl 7 ay 17 günlük sürenin tamamını mı, yoksa bir kısmını mı haksız olarak gözetim ve tutuklulukta geçirdiği anlaşılamamaktadır.
Bu itibarla, diğer yönleri incelenmeyen ve eksik soruşturmaya dayalı olarak verildiği anlaşılan direnme hükmünün öncelikle açıklanan nedenden dolayı bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına gönderilmesine, 06.04.2004 günü sonucu itibariyle tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy