(5271 S. K. m. 237, 238, 260) (765 S. K. m. 31, 33, 95, 448) (5237 S. K. m. 281) (YCGK 30.05.2006 T. 2006/11-143 E. 2006/147 K.)
Dava: 13.03.2005 tarihinde M.Ü'nün öldürülmesi olayı ile ilgili olarak sanıklar E.K. ve M.E. K. hakkında tasarlayarak adam öldürme, sanık S.E. hakkında ise tasarlayarak adam öldürme suçuna yardım etme suçlarından açılan kamu davaları sonunda; Seydişehir Ağır Ceza Mahkemesi'nce 13.10.2005 gün ve 44-118 sayı ile sanıklar E. K. Ve M.E. K.'nın kasten öldürme, sanık S.E.'nin de suç işleyenleri saklama, suç delillerini gizleme, değiştirme, yok etme suçlarını işledikleri kabul edilerek; sanık E.K.'nın 765 Sayılı Yasanın 448. maddesi uyarınca 30 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hakkında aynı yasanın 31, 33 ve 95/2. maddelerinin uygulanmasına; sanık M.E. K.'nın 765 Sayılı Yasanın 448 ve 81/2-3. maddeleri uyarınca 30 yıl 2 ay 1 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 31. ve 33. maddelerin uygulanmasına; sanık S.E.'nin 5237 Sayılı Yasanın 281/1. maddesi gereğince 2 yıl hapis cezası ile tecziyesine aynı yasanın 53. maddesi uyarınca hak mahrumiyetlerine ve 54. maddesi gereğince zoralıma hükmedilmiş, bu hükümlerin her üç sanık müdafii ile katılan R.Ü. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine de; dosya Yargıtay'a geldiğinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.05.2006 gün ve 24220 sayı ile Seydişehir Cumhuriyet Başsavcılığıma bir yazı yazılarak Hüküm, şikayetçiler R. ve Ş.Ü.'nün yokluğunda verilmiş bulunmakla, CMK' nun 237, 238 ve 260/1. maddeleri uyarınca temyiz hakkı bulunduğundan, yokluğunda verilen hükmün adı geçenlere tebliğ edilerek, buna ilişkin belgenin ve verildiği takdirde temyiz dilekçesinin eklendikten sonra dosyanın iadesinin sağlanması istenmiştir.
Bunun üzerine; gerekçeli karar ile temyiz dilekçeleri Ş.Ü.'ye ve R.Ü.'ye 14.06.2006 tarihinde tebliğ edilmiş ise de, hüküm bu kişilerce temyiz edilmemiştir.
Daha sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın onama istekli tebliğ namesi ile gönderilen dosya ile ilgili olarak Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce 23.05.2007 gün ve 5535-4001 sayı ile;
1-) Hükmün kurulduğu 13.10.2005 tarihli celsede iddia makamı esas hakkındaki görüşünü açıkladıktan sonra, sanık M. E. müdafiinin esas hakkındaki savunmasını hazırlamak için süre talep etmesi üzerine, makul bir süre yerine 2 saat gibi kısa bir süre verilerek savunma hakkının kısıtlanması,
2-) 20.06.2005 tarihli duruşmada sanıklardan şikayetçi olduklarım belirten maktulün annesi Ş. ile eşi R.'nin davaya katılmak isteyip istemedikleri sorulmadan hüküm kurulması suretiyle CMK'nun 238/2. maddesine aykırı davranılması,.. usule aykırı bulunarak, hükümlerin sair cihetleri incelenmeksizin öncelikle bil nedenlerle bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı'nca 29.06.2007 gün ve 199306 sayı ile yapılan itiraz; özetle ...20.6.2005 tarihli duruşmada şikayetçi olduklarım beyan eden Ş.Ü. ve R.Ü.'nün suçtan doğrudan zarar görmeleri nedeniyle CMK'nun 237. maddesi uyarınca davaya katılma hakları bulunmakta ise de, gerekçeli kararın adı geçenlere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca tebliğ edilmesine rağmen hükümleri temyiz etmemiş olmaları nedeniyle artık 5271 sayılı CMK'nun 238/2. maddesine aykırı davranıldığı gerekçesiyle boyna kararı verilemeyeceği hususuna temas etmektedir. Bu nedenle Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 23.05.2007 gün ve 5535-4001 sayılı bozma ilamının (2) nolu bozma nedeninin kaldırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Maktul İle sanıkların aynı gazinoda yemek yiyip eğlendikten sonra 13.03.2005 günü saat 03.00 sıralarında oradan ayrılmalarını takiben yolda bekleyen ve bir süre maktulün kamyonetini takip eden sanıkların, olay yerinde maktulü durdurmaları ve E. ile M. E.'nin bıçaklamak suretiyle onu öldürmeleri tarzında gerçekleşen olayla ilgili olarak Yargıtay 1. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında ortaya çıkan uyuşmazlık işin esasına değil, usule ilişkindir. Bu nedenle Genel Kurul'daki görüşmelerde işin esasına girilmemiştir.
Özel dairenin hükmü iki nedenle bozduğu, bununla birlikte her iki bozma nedeninin de usule yönelik olduğu görülmektedir, itiraz bu nedenlerden ikincisine temas etmektedir.
Somut olayda; maktulün annesi ve eşi oldukları anlaşılan Ş. ile R.Ü.'nün davet üzerine 20.06.2005 tarihli duruşmaya gelerek şikayetçi olduklarını bildirdikleri, buna rağmen kendilerine davaya katılmayı isteyip istemediklerinin sorulmadığı anlaşılmaktadır. Buna karşılık, dosya diğer taraflarca temyiz edilip Yargıtay'a geldiğinde. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca bu eksiklik fark edilmiş ve temyize hakları bulunduğundan bahisle gerekçeli kararın Ş.Ü. ve R.Ü.'ye tebliğ edilmesi için dosya geri çevrilmiştir. Nihayet, gerekçeli karar 14.06.2006 tarihinde gerek Ş.Ü.'ye, gerekse R.Ü.'ye tebliğ edilmişse de bu kişiler hükümleri temyiz etmemişlerdir.
01-06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CYY'nın Katılma Usulü 238. maddesinin 2. fıkrasına göre; Duruşma sırasında şikayeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur
Aynı yasanın 260/1. maddesi; Hakim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet Savcısı, şüpheli, sanık ve bu kanıma göre katılan sıfatını almış olanlar ile katı karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır
5271 Sayılı Yasanın 237/2. maddesi ise: Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma işlekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır. hükmünü içermekledir.
Anılan hükümler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; ölenin annesi ve eşi olduğu anlaşılan Ş. ile R.'nin 5271 Sayılı Yasanın 237/1. maddesi uyarınca davaya akları bulunmakla birlikte, bu yönde yazılı bir talepte bulunmadıkları, bütün yerine, davet edildiklerinde duruşmaya gelerek şikayetçi olduklarını ifade etmekle yetindikleri gözlemlenmektedir. 5271 sayılı CYY'nın 238. maddenin 2. fıkra, bu durumda olanlara davaya katılmak isteyip istemediklerinin sorulmasını zumlu hâle getirmiştir. Belirtilen zorunluluğa uyulmaması ise usule aykırıdır. Buna karşılık; 5237 Sayılı Yasanın 260. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinde katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan mağdur olanların yasa yoluna başvurabilecekleri düzenlenmiştir. R. ve Ş.Ü.'nün; 5271 Sayılı Yasanın 237/2. madde ve fıkrasındaki usule göre yapılmış ve karara bağlanmamış bir katılma isteklerinin bulunmadığı düşünülse bile aynı yasanın 260/1. madde ve fıkrası uyarınca yasa yoluna başvurma haklarının bulunduğu kabul edilmelidir.
İşte bu nedenle de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca her iki müştekiye karar tebliğ edilmiş ve yasa yoluna başvurmaları için yeni bir fırsat verilmiştir. Karara tebellüğ eden Ş.Ü. ve R.Ü. temyiz haklarını kullanmamışlardır. Eğer hükmü temin etmiş olsalardı şüphesiz bunlar tarafından açılmış olan temyiz davalarının da incelenmesi gerekecekti, ne var ki mevcut durumda her iki müşteki tarafından açılmış tar temyiz davası (ya da davaları) bulunmamaktadır. Zira. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.05.2006 gün ve 143-147 sayılı kararında da ayrıntıları belirtildiği üzere Yargıtay Özel dairesince temyiz incelemesinin yapılabilmesi için süre ve istek koşullarına birlikte uyulmak suretiyle açılmış olan bir temyiz davasının bulunması şarttır.
Bu itibarla, katıldıkları duruşmada şikayetçi olduklarını ifade etmelerine rağmen. 5271 Sayılı Yasanın 238/2. maddesine aykırı olarak kendilerine davaya katılıp isteyip istemedikleri sorulmamış olmakla birlikte, aynı yasanın 260. maddesi uyarınca hükümleri temyiz etme haklarının bulunduğu kabul edilen ve maktulün annesi olduğu anlaşılan Ş.Ü. ile eşi olduğu anlaşılan R.Ü.'nün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tebliğe çıkarılan gerekçeli kararı tebellüğ etmelerine rağmen temyiz haklarını kullanmamış olmaları karşısında, açılmış bir temyiz davasının varlığından söz edilemeyeceğinden, hükmün anılan müştekilerle ilişkilendirilerek usul eksikliğine işaretle bozulması mümkün görülmemiştir.
Bu nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüyle, (2) nolu bozma nedeninin özel daire bozma kararından çıkartılması gerekmektedir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- 20.06.2005 tarihli duruşmada sanıklardan şikayetçi olduklarını belirten maktulün annesi Ş. ile eşi R.'nin davaya katılmak isteyip istemedikleri sorulmadan hüküm kurulması suretiyle CMK'nun 238/2. maddesine aykırı davranılması şeklindeki (2) nolu bozma nedeninin Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 23.05.2007 gün ve 5535-4001 sayılı kararından çıkartılmasına,
3- 1 nolu bozma nedeni gereğince değerlendirme yapılması için dosyanın Seydişehir Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesinin temini amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine 06.11.2007 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy