(765 S. K. m. 448) (5271 S. K. m. 216) (5237 S. K. m. 29, 53, 62, 81)
Dava: 09.04.2005 tarihinde arazi ihtilafı ve buna bağlı çekişmelerden kaynaklanan nedenlerle sanık İbrahim Savrun ve ailesi ile maktul Tevfik Çulha ve ailesi arasında tarlada çıkan kavga sırasında sanık İbrahim Savrun'un Tevfik Çulha'yı bıçaklayarak öldürdüğü iddiası ve sanık İbrahim Savrun'un 765 sayılı Yasanın 448. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davası sonunda; Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesince 24.11.2005 gün ve 178-328 sayı ile sanığın daha lehine olan 5237 sayılı Yasanın 81/1, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında 53. madde gereğince hak yoksunluklarına hükmedilmiş, resen temyize tabi olan bu hükmün sanık İbrahim müdafii ile tüm katılanlar vekillerince de temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 16.05.2007 gün ve 5386-3758 sayı ile dosya kapsamına göre, haksız tahrik nedeniyle yapılan indirimin az bulunduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesince 17.07.2007 gün ve 80-190 sayı ile önceki hükümde ısrar edilmiş ve aynı hüküm yeniden kurulmuştur. Bu hüküm resen temyize tabi olmakla birlikte, sanık İbrahim Savrun müdafii tarafından da temyiz edilmiştir.
Dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma istekli, 02.11.2007 gün ve 182582 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup, düşünüldü:
Karar: Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda duruşmalı inceleme yapılamayacağından, sanık müdafiinin bu yöne ilişen istemi reddedilerek, sanık İbrahim Savrun hakkındaki hükme hasren yapılan incelemede;
09.04.2005 tarihinde arazi ihtilafı ve buna bağlı çekişmelerden kaynaklanan nedenlerle sanık İbrahim Savrun ve ailesi ile maktul Tevfik Çulha ve ailesi arasında tarlada kavga çıkması ve maktulün tahrik edici hareketleri nedeniyle sanık İbrahim Savrun'un Tevfik Çulha'yı bıçaklayarak öldürmesi tarzında gerçekleşen olayla ilgili olarak Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık haksız tahrikin düzeyine ilişkindir.
Bununla birlikte; esasa girilmeden önce usule ilişkin bir ön meselenin görüşülmesi gerekmiştir.
Dosya incelendiğinde; bozmadan sonra 17.07.2007 tarihinde ve sanığın da hazır bulunduğu oturumda bozma kararının okunmasının ardından; sırasıyla sanık, sanık müdafileri, katılanlar, katılanlar vekilleri ve Cumhuriyet savcısından bozmaya karşı diyecekleri sorulduğu, bunun ardından ise duruşmaya son verilerek hükmün tesis edildiği görülmektedir.
Somut olayda yapılan uygulama 5271 sayılı Yasanın 216/3. maddesindeki Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir. şeklindeki emredici düzenlemeye aykırılık oluşturmaktadır. Bu şekilde sanığın savunma hakkı kısıtlanmıştır. Son sözün sanığa verilmemesinin hükmün bozulmasını gerektiren hukuka aykırılıklardan birisi olduğu hususu gerek 1412 sayılı Yasa döneminde, gerekse 5271 sayılı Yasa döneminde Ceza Genel Kurulu'nun duraksamasız uygulamaları arasındadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme kararının tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak ve sair yönleri incelenmeksizin bahsedilen usul hatası nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.07.2007 gün ve 80-190 sayılı direnme hükmünün belirtilen usule aykırılık nedeniyle sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 04.12.2007 günü yapılan müzakerede tebliğnameye uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy