(5252 S. K. m. 9) (5271 S. K. m. 223, 309, 310) (765 S. K. m. 36, 102, 104, 456, 457) (1412 S. K. m. 326) (5320 S. K. m. 8) (YCGK 06.03.2007 T. 2007/6-13 E. 2007/54 K.) (YCGK 20.06.2006 T. 2006/10-124 E. 2006/165 K.)
Dava: Hükümlü hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı TCY' nın 102/4,104/2. maddeleri gereğince ortadan kaldırılmasına ilişkin Kartal 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen 15.03.2007 gün ve 632-175 sayılı uyarlama kararına karşı Adalet Bakanlığınca yasa yararına bozma isteminde bulunulması üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nce 24,10.2007 gün ve 12326-7500 sayı ile;
5349 Sayılı Kanunla değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanım 'un 9/4. maddesinde yer alan kesin hükümle sonuçlanmış olan davalarda sonradan yürürlüğe giren bir kanunla ilgili olarak lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması amacıyla yapılan yargılama bakımından dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmaz hükmüne aykırı olarak, mahkemece lehe kanun hükümlerinin değerlendirmesi sırasında dava zamanaşımı sebebiyle kesinleşmiş mahkûmiyet kararına ilişkin davanın zamanaşımı sebebiyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu ihbar olunmakla,
Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden Kartal 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 15.03.2007 tarihli ve 2006/632 esas, 2007/175 sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309/4-c maddesi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak üzere kanun yararına bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Başsavcılığınca 06.12.2007 gün ve 179654 sayı ile;
Kanun yararına bozulması istenen Kartal 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.03.2007 gün ve 2006/632-2007/175 saydı uyarlama kararı hüküm niteliğinde olup, temyiz yasa yoluna tabidir.
Müdahil, hükümlü ve vekilinin yokluğunda verilen bu karar, müdahil Orhan'a tebliğ edilmiştir. Hükümlüye çıkarılan tebligat belgesinin bila ikmal gelmesi üzerine karar hükümlünün ilk yargılamasında vekaletname ile savunmanlığını üstlenen Avukat E.'ye tebliğ olunmuştur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 06.03.2007 tarih ve 2007/6-13-54 sayılı kararında da belirtildiği üzere, hükümlü ile vekili arasındaki avukatlık sözleşmesi, kamu davasında verilen hükmün kesinleşmesiyle sona erer. Sanık ile vekili arasındaki vekalet sözleşmesinde, vekaletin uyarlama yargılamasını da kapsadığı konusunda bir hüküm olmadığı gibi, adı geçen avukatın uyarlama yargılamasında kendisini temsil etmesi konusunda hükümlünün yazılı, sözlü veya eylemli bir onayı da bulunmamaktadır. Bu duruma göre yargılama sırasında sanığın savunmanlığını üstlenen avukatın, uyarlama yargılamasında hükümlüyü müdafi sıfatıyla temsil yetkisi yoktur. Dolayısıyla uyarlama yargılaması sonucu verilen kararın hükümlü yerine önceki yargılamada savunmanlığını yapan avukata tebliği geçersizdir. Karar sanığa tebliğ edilmediğinden kesinleşmemiştir.
Bu nedenle, kanun yararına bozma isteminin reddi yerine, kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Ayrıca, 5252 Sayılı Yasanın 9/4. maddesine göre kesin hükümde değişiklik yargılanmasında dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanamaz. Bu nedenle de, yerel mahkemece, uyarlama yargılamasında kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır. Kanun yararına bozulması istenen hüküm, 5271 sayılı CMK' nun 223. maddesinin 8. fıkrasına göre davanın düşmesi kararıdır. Aynı kanunun 309/4-c maddesi uyarınca davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışında kalan bu hükmün kanun yararına bozulması aleyhe sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez. Ancak, söz konusu hüküm, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünde değişiklik yargılaması sonucu verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 20.06.2006 gün ve 2006/10-124-165 sayılı kararında da belirtilmediği, uyarlama yargılaması infaza ilişkin bir yargılama faaliyetidir ve halen yürürlükte bulunan ve sanıklar hakkında uygulama imkanı bulunan 1412 sayılı CMUK' nun 326. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen cezayı aleyhe değiştirme yasağı ilkesinin uyarlama yargılamasında uygulama olanağı bulunmamaktadır.
Bu sebeple özel dairece hükmün bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahkemesince yapılmasına karar verilmesi yerine hükmün aleyhe sonuç doğurmamak üzere bozulmasına karar verilmesi de isabetli değildir gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak; Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 24.10.2007 gün ve 12326-7500 sayılı bozma kararının kaldırılmasına ve Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma isteminin reddine.
Kabule göre de, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 24.10.2007 gün ve 12326-7500 sayılı bozma kararının kaldırılmasına ve Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma isteminin kabulü ile Kartal 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 15.03.2007 gün ve 12-2007/175 sayılı hükmünün kanun yararına bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahkemesince yapılmasına, karar verilmesi talep olunmuştur.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Kartal 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 15.03.2007 gün ve 632-175 sayılı uyarlama kararının, ilk yargılamada hükümlüyü temsil eden vekile tebliğ edilmesi nedeniyle kesinleşip kesinleşmediği, dolayısıyla bu karar hakkında Adalet Bakanlığınca yasa yararına bozma isteminde bulunulup bulunulamayacağı.
2- Uyarlama yargılamasında aleyhe bozma yasağının veya kazanılmış hak ilkesinin geçerli olup olmadığı,
Konularında toplanmaktadır.
Sırasıyla değerlendirildiğinde;
1- Uyarlama talebi ile ilgili hükmün kesinleşmediği yönündeki itiraz hakkında;
5271 sayılı CYY' nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiş bulunan yasa yararına bozma, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Bu yasa yoluna başvurmanın ilk koşulu, karar veya hükümlerin istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmesidir.
Somut olayda, kesinleşme koşulunun gerçekleşip, gerçekleşmediğini belirlenmesi bakımından öncelikle, yargılama aşamasında sanığı temsil eden Avukat E' nin, hükümlüyü temsil görevinin devam edip etmediği dolayısıyla, bu avukata yapılan tebliğin geçerli bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 06.03.2007 gün ve 13-54 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere;
Avukatlık sözleşmesinin süresiz olarak devam ettiğini kabul etmek mümkün değildir. Belli bir ücret karşılığı iş yapan vekilden, kesinleşen bir hükümden yıllarca sonra, bu hükümle ilgili yeni bir durum ortaya çıktığında, o hususu da kendiliğinden halletmesi bir görev olarak beklenemez. Yasal düzenlemelere uygun olanı avukatlık sözleşmesinin hükmün kesinleşmesi ile sona ermesidir. Olağan olmayan yasa yolları bu sürece dahil edilmemelidir. Ancak, açıkça sonlandırılmadığı veya diğer sona erme nedenleri bulunmadığı takdirde, vekalet ilişkisi halen devam ediyor olacağından, kesinleşme sürecinden sonraki işlemler için de aynı avukatın işe devam etmesi isteniyorsa, ayrı bir avukatlık sözleşmesi yapılmalıdır. Bu sözleşme, şart olmamakla birlikte şekle bağlı olarak açıkça yapılabileceği gibi, müvekkilin vereceği sözlü bir talimatla da kurulabilir. Yine vekilin müvekkilinin lehine işe girmesi ve müvekkilinin de buna izin vermesi ya da ses çıkarmaması suretiyle de ihdas edilebilir.
Somut olayda, Kartal C.Başsavcılığı'nın 22.12.1999 gün ve 11711 sayılı iddianame ile; sanık Musa'nın 765 sayılı TCY' nın 456/2, 457/1 ve 36. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında; Kartal 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nce 21.12.2000 gün ve 276671065 sayı ile; sanık Musa'nın, mağdur Orhan'ı hayati tehlikeye maruz kılacak ve 25 gün iş ve güçten kalmasına neden olacak şekilde yaraladığı kabul edilerek; 765 sayılı TCY' nın 456/2, 457/1 ve 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, suç konusu bıçağın 765 sayılı TCY' nın 36. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmiş, yargılama aşamasında sanığın müdafiliğini üstlenen avukat E. tarafından temyiz edilen hüküm, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nce 23.06.2003 gün ve 24234-6310 sayı ile onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
Hükümlünün bizzat müracaat etmesi üzerine 11.03.2004 tarihinde cezasının infazına başlanılmış, 5237 sayılı TCY' nın 12.10.2004 gün ve 25611 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanması üzerine, hükümlü Musa'yı yargılama aşamasında temsil eden müdafii E., 18.10.2004 tarihinde Kartal C.Başsavcılığı'na müracaat ederek, müvekkili olan hükümlünün Ordu Açık Cezaevi'nde yatmakta olduğunu beyanla, hukuki durumunun yeni yasalar kapsamında değerlendirilerek tahliyesi işleminde bulunmuş Kartal 5. Asliye Ceza Mahkemesi 20.10.2004 gün ve 2766-131 müt sayı ile; 5237 sayılı TCY' nın hükümlü lehine hükümler getirmediği gerekçesiyle işlemin reddine karar vererek, kararı istemde bulunan ve hükümlüye tebliğ etmiştir.
Kartal C. Başsavcılığı İnfaz Bürosunun, yeni yasalar kapsamında hükümlünün hukuki durumunun değerlendirilmesi istekli 26.09.2006 tarih ve 2003/1-4182 sayılı yazılan üzerine de yasa yararına bozma konusu olan 15.03.2007 gün ve 632-175 sayılı uyarlama kararı verilerek, avukat E.'ye tebliğ edilmiştir.
Görüldüğü gibi, hükmün kesinleşmesinden sonra da, cezanın infazı aşamasında avukat H.'nin, hükümlü lehine olduğundan bahisle yeni yasalar karşısında imi vekilinin hukuki durumunun değerlendirilerek, tahliyesine karar verilmesi isteminde bulunmasıyla, avukatlık sözleşmesi eylemli olarak yenilenmiş, uyarlama yargılaması süreci de hükümlü lehine yapılan bu işlemle başlamıştır. Bu yeni işlemle tesis edilen vekalet ilişkisi uyarınca adı gecen avukata uyarlama kararının tebliği geçerli olup. Yargıtay C.Başsavcılığı'nın tebliğin geçersiz olması nedeniyle uyarlama hükmünün henüz kesinleşmediği ve dolayısıyla bu hükme karşı yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulamayacağına ilişkin itiraz nedeni yerinde değildir.
2- Uyarlama yargılamasında aleyhe bozma yasağının veya kazanılmış hak ilkesinin geçerli olup olmadığına ilişkin itiraz nedenine gelince;
5252 Sayılı Yasanın 9/4. maddesi uyarınca Kesin hükümle sonuçlanmış olan davalarda sonradan yürürlüğe giren bir kanunla ilgili olarak lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması amacıyla yapılan yargılama bakımından dava zamanaşımına hükümler uygulanmaz.
İnceleme konusu somut olayda, hükümlünün 765 sayılı TCY' nın 45672, 457/1 ve 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Kartal 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilip kesinleşen 21.12.2000 gün ve 2766/1065 sayılı hükmü, uyarlama istemi üzerinde duruşma açarak yeniden değerlendiren Kartal 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 5252 Sayılı Yasanın 9/4. maddesi hükmüne aykırı olarak, suç tarihi olan 14.09.1999 tarihinden bu yana 7,5 yıldan fazla sürenin geçtiğinden bahisle, kamu davasının zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı TCY' nın 102/4, 104/2. maddeleri gereğince ortadan kaldırılmasına karar vermiştir.
5252 Sayılı Yasanın 9/4. maddesine göre kesin hükümde değişiklik yargılamasında dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanamayacağından, yerel mahkemece, uyarlama yargılamasında kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi yasaya aykırı olup hükmün bu nedenle bozulmasına ilişkin daire kararı isabetlidir.
Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 20.06.2006 gün ve 2006/10-124-165 sayılı kararında da vurgulandığı üzere infaza ilişkin bir yargılama faaliyeti niteliğinde bulunan uyarlama yargılamasında, 5320 Sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükle bulunan 1412 sayılı CYUY'nın 326. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen cezayı aleyhe değiştirme yasağı ilkesinin uygulanma olanağı bulunmadığı gibi, olağanüstü yasa yolu olan, yasa yararına bozma isteminde de 5271 sayılı CYY' nın aleyhe sonuç doğurmama ilkesinin yer aldığı 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) ve (c) bent hükümleri uygulanamaz.
Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığı'nın bu itiraz nedeninin kabulü ile özel daire kararının kaldırılmasına, yasa yararına bozma isteminin kabulü ile, yerel mahkeme uyarlama kararının yasa yararına bozulmasına, 5252 Sayılı Yasanın 9/3. maddesine uygun olarak uyarlama yargılaması yapılmak üzere dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay C.Başsavcılığı'nın itirazının;
a) Yerel mahkeme hükmünün kesinleşmediğine ve bu nedenle bu hükme karşı yasa yararına bozma yoluna başvurulamayacağına ilişkin 1 Nolu neden yönünden REDDİNE,
b) Cezayı aleyhte değiştirme yasağının uyarlama yargılamasında geçerli olmadığına ilişkin 2 Nolu itiraz yönünden KABULÜNE,
2- Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 24.10.2007 gün ve 12326-7500 sayılı bozma kararının; uyarlama yargılamasında aleyhe değiştirme yasağını benimsemesi ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere yasa yararına bozmaya hükmetmiş olmasındaki yasaya aykırılık nedeniyle KALDIRILMASINA,
3- Adalet Bakanlığı'nın yasa yararına bozma isteminin anılan gerekçelerle kabulü ile, Kartal 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 15.03.2007 gün ve 632-175 sayılı uyarlama kararının 5271 sayılı CYY' nın 309. maddesi uyarınca yasa yararına BOZULMASINA,
4- Mahkemesince 5252 Sayılı Yasanın 9/3. maddesine uygun olarak uyarlama yargılaması yapılmak üzere, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığı'na tevdiine, 25.12.2007 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy