(5237 S. K. m. 252, 277) (765 S. K. m. 213, 232)
Dava: Sanık ...'nin eyleminin rüşvete aracılık etme ve hakimi etkileme suçlarını oluşturmadığı gerekçesiyle beraatine ilişkin olarak bozmaya uyulmak suretiyle Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nden verilen 02.02.2007 gün ve 3-1 sayılı hüküm Yargıtay Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hükmün bozulması görüşünü içeren 08.03.2007 günlü tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İncelenen dosyada;
... ilinde yaşayan Y. isimli kişi ile aralarında oğlu ve şoförü de olmak üzere 14 arkadaşı hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma sonunda 21.04.2003 gün ve 2003/497 Esas sayılı iddianameyle, sanıklardan Y.'nin reşit olmayan mağdurenin rızasıyla ve zincirleme biçimde cinsel ilişkide bulunduğu, diğer sanıkların ise ırza geçme ve zorla alıkoyma suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açıldığı, Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın tensip işlemlerinin 21.04.2003 tarihinde mahkeme başkanı ile üye hakimler ve ... tarafından kararlaştırılarak düzenlendiği, yüklenen suçlardan Sulh Ceza Mahkemesi'nin 01.04.2003 günlü kararı ile gıyaben tutuklu bulunan sanık Y. ile oğlu ve şoförünün bu hallerinin devamına karar verilip duruşma tarihinin 21.05.2003 olarak saptandığı, yükletilen suçların yüz kızartıcı cürümlerden olması sebebiyle, kamuoyundaki itibarının sarsılmasından kaygılanan ve gıyabi tutuklu olması dolayısıyla ...'yu terk etmek zorunda kalan, bu nedenle ticari ilişkileri aksayan sanık Y.'nin ve Barosu'na bağlı bir kısım avukatları kendisi ve yakını olan diğer sanıkları savunmak üzere müdafii olarak seçtiği, ancak bununla yetinmeyerek başka müdafi arayışlarına da girdiği ve dostu olan ... Genel Başkanı E.Y. aracılığıyla tanımış olduğu tanık T.'den yardım istediği, T.'nin de, daha önce sanık avukat ...'nin yanında katip olarak çalışması nedeniyle ceza davalarında uzmanlaşmış avukatları yakından tanıyan tanık C. ile irtibata geçtiği, C. ile ...Barosu avukatlarından ...'nin iyi bir ceza avukatı olduğunu söylemesi üzerine birlikte bürosuna gidip durumu aktardıkları, savunmayı üstlenmesi için öncelikle davaya ilişkin belgeleri incelemesi gerektiğini söyleyen ...'nin kendisine ulaştırılan belgeleri inceledikten sonra 30.000 Amerikan Doları karşılığında vekaleti üstlenebileceğini söylediği, yapılan görüşmeler sonucunda 4.000.-YTL'lik kısmı peşin olmak üzere 15.00.-YTL avukatlık ücreti mukabilinde sanık Y.'nin müdafiliğini yapması hususunda anlaştıkları, ancak müvekkili olan T. ile T.'nin, Y. hakkında bu dava nedeniyle yerel basında sıkça çıkan haberlerin kamuoyunda yarattığı olumsuzluktan yargının da etkilenebileceğini söylemeleri ve mümkün olduğu takdirde mahkeme kurulunu oluşturan hakim ve Cumhuriyet Savcısıyla görüşülüp bu kaygının kendilerine de iletilmesi yolundaki ısrarlı istemleri karşısında mahkeme heyeti ile bu hususu görüşme ihtiyacı duyan ...'nin bu amaçla arayışa girdiği, önce Cumhuriyet Savcısı ile görüştüğü, mahkeme başkanı ...'nın iş sahipleriyle ve çevresiyle mesafeli bir yaklaşım içinde bulunduğunu tespit ederek kendisine ulaşılamayacağını anlayınca, bu kez tensip tutanağında ismi yazılı olan ve önceden kendisinin de tanışıklığı olan üye hakim ile görüşmeyi düşündüğü, onunla tanıştığını bildiği arkadaşı Av. M.'yi arayarak ile görüşmek istediğini söylediği, M.'nin de telefonla ...'yi arayıp ...'nin eskiden ağır ceza mahkemesi başkanı olan bir Yargıtay üyesinin oğlu olduğunu söyleyip bu isteği ilettiği, olumlu cevap alan ...'nin bu kez bizzat ...'yi telefonla arayıp görüşme arzusunu ilettiği, ...'nin hafta sonu İstanbul'da olacağını söylemesi üzerine, yanında şoförü B. ve eski çalışanı C. olduğu halde Çınarcık'taki yazlığına gittiği, bilahare iki gün sonra yeniden ...'yle görüşüp İstanbul ... Otel'de kaldığını öğrenmesi ve oraya davet edilmesi üzerine İstanbul'a geçip T. İle buluştuktan sonra ...'yi kaldığı otelde ziyaret ettikleri, nezaket konuşmalarından sonra sanık Ö.'nün bizzat T.'nin de bulunduğu ortamda, Y. hakkında yazılı ve görsel yerel basında sıkça yer verilen haberlerin kamuoyunda yarattığı olumsuzluğun yargıyı da etkileyebileceği kaygısını dile getirdiği, sanık ...'nin, yargı hiçbir zaman basında çıkan haberlere dayalı olarak karar vermez şeklindeki cevabı üzerine rahatladığı ve başka konularda sohbeti sürdürdükleri, ...'nin sohbet sırasında tayin isteğinde bulunduğunu söylemesi üzerine sanık ...'nin de, isterse bu konuda yardımcı olabileceğini belirttiği, bu kısa görüşme sonrasında otelden ayrıldıkları, Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın 21.05.2003 günlü ilk oturumuna katılması diğer müdafilerince uygun görülmeyen gıyabi tutuklu sanık Y.'nin bu oturuma gelmediği, ...'nun başkanlığında mahkeme üyeleri ile ...'den oluşan ağır ceza kurulunca gerçekleştirilen ilk oturumda mağdurenin dinlendiği, evlenmeyi istediği S.'nin buna yanaşmaması karşısında kızarak bu kez babası olan Y. ile ilişkisi olduğu yolunda söylenti yaydığı, esasen Y. ile cinsel ilişki kurmadığı yolundaki beyanlarının tutanağa geçirildiği, bir kısım sanık ve tanıkların dinlendiği, ayrıca mağdurelerin gerçek yaşlarının tespiti bakımından rapor aldırılması kararlaştırıldıktan sonra sanık Y.'nin gıyabi tutukluluk halinin devamına karar verilip duruşmanın ertelendiği, hakim ...'nin rahatsızlığı nedeniyle raporlu olduğu ve katılmadığı 19.06.2003 tarihli oturuma kendiliğinden gelen sanık Y.'nin sorgusu yapıldıktan sonra yüklenen suçun niteliği ve mevcut kanıt durumu gerekçe gösterilerek salıverilmesine karar verildiği, bu davada sanık Y.'nin müdafiliğini üstlenmiş bulunan sanık ...'nin sonraki oturumlara katılmadığı, sanık savunması, ilgili dava dosyasındaki belgeler, tanık anlatımları gibi kanıtlardan, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde anlaşılmaktadır.
Yargılamayı gerçekleştiren Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nce de dosyadaki kanıtlarla uyumlu biçimde ve bu doğrultuda gerçekleştiği kabul edilen eylemlerin yasada öngörülen suç tiplerine uyup uymadığı hususu değerlendirilecek olursa;
Gerek 765 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 213. maddesinde, gerekse suçtan sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 252. maddesindeki düzenlemelerde; rüşvete konu nesnenin, verenin egemenlik alanından çıkarılıp, failin veya onun öngördüğü üçüncü kişinin egemenlik ve nüfuz alanına sokulması ile rüşvet suçunun tamamlanmış olacağı kabul edilmekle birlikte, öngörülen suç siyasetinin bir gereği olarak kamu görevlisi ile iş sahibi arasında belli bir işin yapılması veya yapılmaması amacına yönelik yarar teminini öngören bir anlaşmanın gerçekleşmiş olması da, suçun oluşumu bakımından yeterli görülmektedir. Ancak rüşvet anlaşmasından söz edilebilmesi için, belirli bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında, kamu görevlisi ile ferdin rızaları arasında, bu iş karşılığında yarar sağlanması hususunda karşılıklı bir mutabakat bulunmalıdır. O nedenle, memur (kamu görevlisi) tarafından ferde veya fert tarafından memura (kamu görevlisine) doğrudan veya dolaylı bir istek yahut önerinin yapılması ve muhatabın bunu kabul etmesi gerekmektedir.
Somut olayda, ağır ceza mahkemesinde ırza geçme suçundan sanık olarak yargılanan ve rüşvet verme suçundan dolayı hakkında verilen berat kararı kesinleşmiş bulunan Y. ile aynı mahkemede üye hakim olarak görevli bulunan ve rüşvet alma suçundan dolayı hakkındaki berat kararı kesinleşmiş bulunan arasında doğrudan bir anlaşmanın varlığından söz edilemeyeceği gibi, bu davada sanık Y.'nin müdafiliğini üstlenmiş bulunan sanık aracılığıyla, görev dışı davranması ve görülen davada belirli bir işlemi gerçekleştirmesi karşılığında haksız yarar sağlanması hususunda tarafların serbest iradeleriyle uzlaşarak açık veya örtülü bir rüşvet anlaşması yapıldığının yeterli ve inandırıcı kanıtı elde edilemediği, rüşvete aracılık etme suçunun öğelerinin gerçekleşmediği saptanmıştır.
Öte yandan, yargılama konusu eylemin, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 232. maddesinde düzenlenen yargıçlar üzerinde nüfuz kullanma suçu ve sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasası'nda benzer hukuki yararı korumak amacıyla yaptırıma bağlanan yargı görevi yapanı etkileme suçları karşısındaki durumunun da değerlendirilmesi gerekir.
765 sayılı TCY'nın 232. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın, mahkemelerin bağımsızlığını güvence altına alan 138. maddesinin yaptırımı oluşturmaktadır. Bu düzenleme ile korunmak istenen hukuki yarar, yargı işlevinin yansızlığı ve ön yargısızlığıdır. Etkileme eylemi, davanın taraflarından birinin lehinde olabileceği gibi aleyhinde de olabilir. Suçun ön koşulu, etkilemenin; görülmekte olan bir davanın taraflarından biri hakkında belirlenen biçimde karar verilmesine yönelik olmasıdır. Davanın niteliği ve mahkemenin tek hakimli veya toplu mahkeme olmasının önemi yoktur. Yargıcın, kurula katılarak görüş bildirip, karar alma sürecinde sonucu etkileyebilme olanağının bulunması yeterlidir.
Suçun maddi öğesi; yargıca emir ve baskı da bulunarak ya da nüfuz yahut iltimas ederek onu etkilemektir. Suçun oluşumu açısından, etkilemenin istenilen sonucu meydana getirmesi şart değilse de, failin, yakınlık, düşmanlık ya da yarar saikiyle hareket etmesi gerekmektedir. Bu suç, açıklanan saiklerle yargıçları etkilemek için emir verildiği, baskı yapıldığı veya nüfuz icra edildiği yahut iltimas da bulunulduğu, başka deyişle hatıra binaen ricada bulunulduğu anda tamamlanır.
5237 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 277. maddesiyle getirilen düzenlemede ise, yargıç kavramı yerine yargı görevi yapanlar tanımı kullanılarak, yüksek mahkemeler ile adli, idari ve askeri mahkemelerin üye ve yargıçları ile Cumhuriyet Savcıları ve avukatlar da kapsama alınmıştır. Suçun maddi öğesi, yargı görevi yapanları, emir vermek, baskı yapmak, nüfuz İcra etmek suretiyle veya her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak etkilemeye kalkışmaktır. Önceki düzenlemeden farklı olarak bu suçta, yakınlık, düşmanlık veya yarar şeklinde saikler de aranmamıştır. Ayrıca iltimas suretiyle etkileme, önceki düzenlemede suça vücut veren seçimlik hareketlerden biri iken, bu yeni yasada, etkileme teşebbüsünün iltimas düzeyini aşmaması, bir başka deyimle iltimas suretiyle etkileme, suçun daha hafif cezayı gerektiren nitelikli bir hali olarak düzenlenmiştir.
Ceza davasında bir sanığın müdafiliğini üstlenen avukat ...'nin aynı davada üye hakim olarak görevli ile arasında astlık üstlük ilişkisinin bulunmaması nedeniyle emir vermesi mümkün olmadığı gibi, baskı veya nüfuz icrası sayılabilecek bir davranışı da mevcut değildir. Ayrıca, görülmekte olan davanın sanığı Y. hakkında yazılı ve görsel yerel basında çıkan haberlerin kamuoyunda yarattığı olumsuz havanın yargıyı da etkileyebileceği kaygısını mahkemenin bir üyesine iletmekten ibaret eylemin hukuka aykırı olduğundan ve yarar saikiyle davanın taraflarından birinin lehinde karar verilmesini sağlamaya yönelik iltimas niteliğinde sayılacağından da söz edilemez. Bu itibarla, somut olayda yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs suçunun da oluşmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyesi ise;
Görüşme yeri ve nedeni, görüşülen konu, sanık ...'nin kişisel konumu ile görüştüğü yargıcın tayininde yardımcı olabileceğini söylemesi de dikkate alındığında, sanık avukat ...'nin müdafiliğini üstlendiği gıyabi tutuklu sanığın Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmekte olan davasının duruşmasından önce, bu mahkemenin üyesi ...'nin İstanbul'da kaldığı otele giderek dava ile ilgili görüşmesi eyleminin, yargı görevi yapanı etkilemeye kalkışma suçunu oluşturduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazlarının REDDİNE,
2- Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 02.02.2007 gün ve 3-1 sayılı berat kararının ONANMASINA,
3- Dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tevdiine, 27.11.2007 günü oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy