(5237 S. K. m. 22, 85) (1412 S. K. m. 251) (5271 S. K. m. 216)
Dava: Sanık Veli'nin, bilinçli taksirle ölüme ve yaralamaya neden olmak suçundan 5237 sayılı TCY'nın 85/2 ve 22/3. maddeleri uyarınca sonuçta 13 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen 07.02.2008 gün ve 317-33 sayılı hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nce 06.10.2008 gün ve 11695-10552 sayı ile;
İki sınır arasında temel ceza belirlenirken suçun işleniş biçimi, meydana gelen zararın ağırlığı, failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu gibi hususlar nazara alınmak suretiyle, adalet, hakkaniyet ve nasafet kurallarına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, asgari haddin çok üzerinde temel ceza tayin edilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi ise, 10.03.2009 gün ve 68-78 sayı ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 17.08.2009 gün ve 128420 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanık hakkında alt sınırdan ayrılarak tayin edilen cezanın isabetli olup olmadığının belirlenmesi noktasında toplanmakta ise de; incelenen dosyada;
10.03.2009 tarihli son oturumda Yargıtay bozma ilamı okunup, sanık ve müdafiinden bozma ilamına karşı diyecekleri sorulduktan sonra, iddia makamından esas hakkındaki görüşü sorulup, hazır bulunan sanıktan son sözü sorulmadan, duruşmanın bitirildiği bildirilerek önceki hükümde direnme kararı verildiği anlaşılmakta olup, bu husus yargılamada son sözün sanığa ait olması kuralına aykırıdır.
Şöyle ki;
1412 sayılı CYUY'nın 251. maddesine paralel düzenlemeler içeren 5271 sayılı CYY'nın 216. maddesinin son fıkrasında, Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir hükmü yer almaktadır. Bu hüküm gereğince katılmış olduğu takdirde duruşma mutlaka son söz sanığa verilerek bitirilecektir. Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usul kuralı buyurucu nitelikte olup uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Ceza yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkı olup, bu hak hiç bir şekilde kısıtlanamaz.
İlk defa hüküm kurulurken son sözün sanığa verilmesi kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamada da kamu davasının kesintisizlik ve süreklilik ilkesinin doğal sonucu olarak aynen geçerlidir. Çünkü dava sonuçlanmamış yargılama devam etmektedir. Kovuşturmanın sona erdirilmesi ve hükmün tesis ve tefhimine geçilmesi öncesinde, son konuşan tarafın hazır bulunan sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken en son sözün sanığa verilmesi hükmüne uyulmaması 5271 sayılı CYY'nın 216. maddesinin 3. fıkrasına aykırıdır.
Bu itibarla direnme hükmünün öncelikle saptanan bu usul yanılgısı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir
Sonuç:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yerel mahkeme direnme hükmünün öncelikle saptanan bu usul yanılgısı nedeniyle BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 29.09.2009 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy