(765 S. K. m. 51, 59, 456, 457) (5271 S. K. m. 231, 265) (1412 S. K. m. 291, 294, 313, 320, 360, 367) (5320 S. K. m. 8)
Dava: Sanık A.Ö.'nun, kasten yaralama suçundan 765 s. TCY'nın 456/2, 457/1, 51/1 ve 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.12.2005 tarih ve 64-445 s. hükmün, katılan vekili ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.10.2007 tarih ve 7009-7240 sayı ile lehe kanunun 765 ve 5237 s. Yasaların usulüne uygun şekilde karşılaştırılması suretiyle tesbit edilmemiş olması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesince 25.01.2008 tarih ve 326-11 sayı ile; sanığın 765 s. TCY'nın 456/2, 457/1, 51/1 ve 59. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, bu hükmün de sair taraflar yanında sanık Ali aleyhine katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının; Hüküm gününden sonra yürürlüğe giren 5728 s.Yasanın 562. maddesi uyarınca değiştirilen CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında; ceza miktarının üst sınırının 2 yıla çıkarılması, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suçlarla ilgili sınırlamanın da kaldırılması sebebiyle yerel mahkemece yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması sebebiyle sanık Ali hakkındaki hükmün bozulmasına karar verilmesi talebini içeren 15.09.2008 tarih ve 157680 s. tebliğnamesine dayalı olarak dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 18.11.2009 tarih ve 8602-7076 sayı ile;
3- Sanık A. hakkında katılan Ö.'i kasten yaralama suçundan kurulan hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi karşısında, katılan aleyhine bozma kararı verilemeyeceği gözetilerek, bu suç yönünden bozma isteyen tebliğnamedeki görüş benimsenmemiştir görüşüyle tebliğnamedeki isteme aykırı olarak, sanık A. hakkında mağdur Ö.'i kasten yaralama suçundan kurulan hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 06.01.2010 tarih ve 157680 sayı ile; hüküm sadece katılan vekili tarafından aleyhe temyiz edilmiş olsa dahi, sanık lehine bozma kararı verilebileceği görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurularak, Özel Daire onama kararının sanık Ali ile ilgili kısmının kaldırılması talep edilmiştir.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kapsamına göre; sanık A. Ö. hakkında, mağdur Ö. Y.'yı kasten yaralama suçundan verilen hükme hasren yapılan incelemede:
Sanık A. Ö.'nun, 09.01.2005 tarihinde, sona eren bir evlilik sebebiyle iki aile arasında yaşanan tartışma ve arbede sırasında, Ö. Y.'yı bıçakla hayati tehlike geçirerek 20 tarih iş ve güçten kalacak biçimde yaraladığından bahisle cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; sadece katılan vekili tarafından belirli bir nedene dayanılmadan temyiz edilen hükmün, Yargıtay'ca hükmü temyiz etmeyen sanık lehine bozulup bozulamayacağının belirlenmesine ilişkindir.
1412 s. CYUY'nın yürürlükte bulunduğu dönemde de tartışmalara neden olmuş bulunan bu husus, 05.03.1941 tarih ve 50-7 s. İçtihadı Birleştirme Kararı ile çözüme kavuşturulmuş ve ilgili kararda; Suçtan mağdur olanlardan usulü dairesinde hukuku amme davasına iltihak etmek suretiyle müdahil sıfatını iktisap edenler Ceza Usulü Muhakemeleri Yasasının 360, 367. maddeleri hükmüne göre şahsi dava müddeisi gibi Cumhuriyet Müddeiumumisinin müracaat edebileceği yasa yollarına gidebileceği ve Cumhuriyet Müddeiumumiliği tarafından aleyhine yasa yoluna müracaat edilen karar mezkur yasanın 294. maddesine nazaran maznun lehine de bozulabileceği cihetle müdahilin temyizi şahsi hakkında inhisar etmeyip aleyhe olmak üzere hukuku umumiye cihetine taalluk ettiği takdirde temyiz edilen hükmün lehe de tadil ve bozulabileceği kabul edilmiştir.
Öğreti tarafından da kabul edilen bu görüşün temelinde, 1412 s. CYUY'nın 360. maddesinde şahsi davacının yasa yollarına başvurma açısından Cumhuriyet savcısına benzetilmesi, 367. maddesinde ise aynı konuda müdahilin şahsi davacıya verilen hakları kullanacağının gösterilmiş olması yatmaktadır. Dolayısıyla bu düzenlemeler, aynı Kanunun 294. maddesindeki Cumhuriyet savcılığı tarafından aleyhine yasa yoluna müracaat edilen karar sanık lehine bozulabileceği gibi tadil de olunabilir hükmü ile birlikte değerlendirildiğinde, katılanın aleyhe temyizi üzerine de lehe bozma veya değiştirme yapılabileceği sonucuna varılmasına neden olmuş ve bu husus yargı kararlarında duraksamasız olarak kabul edile gelmiştir.
Nitekim bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 20.02.1995 tarih ve 8-32 s. kararında; CYUY.nın 294, 360 ve 367. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, kanun koyucu kovuşturma bütünlüğü ve kamu yararı ilkesini benimsemiştir. Kanunun 360 ve 367. maddelerine göre şahsi davacılar Cumhuriyet Savcısının başvuracağı kanuni yollara müracaat edebileceklerdir. Şahsi davacıların hem kişisel hakkını hem de kamu yararını sağlamak için sanığın cezalandırılmasını istemeleri mümkündür. Bu nedenle, Cumhuriyet Savcılarında olduğu gibi, katılanın aleyhe yasa yoluna başvurması halinde 294. madde uyarınca kararın sanık lehine de bozulması gerekmektedir biçiminde açıklanmıştır.
1 Haziran 2005 gününde yürürlüğe giren 5271 s. CYY'nda, şahsi dava müessesine ve bu müessese ile ilgili olan 1412 s.Kanunun 360. ve 367. maddelerine benzer hükümlere yer verilmemiş olması sebebiyle 1412 s. CYUY döneminde kabul edilen ilkelerin 1 Haziran 2005 gününden sonra da geçerliliklerini koruyup korumadığı hususuna gelince;
1412 s.Kanunun 294. maddesindeki, Cumhuriyet savcılığı tarafından aleyhine yasa yoluna müracaat edilen karar sanık lehine bozulabileceği gibi tadil de olunabilir biçimindeki düzenleme, 5271 s.Kanunun 265. maddesinde de; Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhine yasa yoluna gidilen karar, sanık lehine bozulabilir veya değiştirilebilir. Cumhuriyet savcısı, yasa yoluna sanık lehine başvurduğunda yeniden verilen hüküm önceki hükümde tayin edilmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremez biçiminde düzenlenmiş, hükmün konuluş amacı ise madde gerekçesinde, (Ceza Muhakemesi Kanun Tasarısındaki 295. madde gerekçesi), Cumhuriyet savcısı aleyhe yasa yoluna başvurduğunda, bunu inceleyen yetkili merci istemle bağlı olmaksızın kararı şüpheli veya sanığın lehine bozabilir veya değiştirebilir. Bu ilke davaya katılanın başvurusunda da geçerlidir şeklinde açıklanmıştır.
Görüldü gibi, 1412 s.Kanunun 367. maddesinde, müdahale talebi kabul edildiği anda dahili dava olan kimse şahsi dava müddeisinin haiz olduğu haklardan istifade eder ve 360. maddesinde; Şahsi dava açmakla takip edilen işlerde davacı, kamu davasının açılmasıyla görülen işlerde Cumhuriyet savcısının müracaat edebileceği yasa yollarına gidebilir biçiminde düzenlenmiş bulunan hükümlere 5271 s. Yasada yer verilmemiş olması, katılanın kanun yolu başvurusunda Cumhuriyet savcısına benzeyen konumunu değiştirmek için değil, yeni sistem içinde şahsi davaya yer verilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim, bu konuda ortaya çıkabilecek duraksamaların önüne geçmek amacıyla 265. madde gerekçesinde bu husus hiçbir tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta, Bu ilke davaya katılanın başvurusunda da geçerlidir biçiminde ifade edilmiştir.
Diğer yönden, 1412 s. CYUY'nın halen yürürlükte bulunan 320. maddesinde, Yargıtay temyiz dilekçe ve layihasında irat edilen hususlar ile temyiz talebi usule ilişkin noksanlardan dolayı olmuş ise temyiz dilekçesinde bu cihete dair beyan edilecek vakıalar hakkında tetkikler yapabileceği gibi hükme tesiri olacak derecede yasaya muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder.
313. maddenin ikinci fıkrasında gösterilen müstenidattan başka temyiz müddeasını teyit için yeniden müstenidat göstermeye lüzum yoktur.
Bununla beraber böyle müstenidat gösterilmişse kabul olunur hükmüne yer verilmiş, hükmün gerekçesinde de, maddenin konuluş amacı Temyiz Mahkemesi yasanın doğru tatbik edilip edilmediğini araştırmakla mükellef olduğundan velev ki layihası temyiziye de dermayan edilmemiş olsa bile yasanın herhangi bir suretle ihlal edildiğini gördüğü takdirde hükmü nakzedebilir, Hukuk Usulü Muhakemelerinin terviç ettiği dairede mahkemei temyizin kendisine sevk edilen işlerde resen tetkikatını teşmil edecek layihada serdedilmemiş olan ve fakat muhalifi yasa görülen esbaptan dolayı da hükümlerin nakzolunabilmesi kabul edilmiştir şeklinde açıklanmıştır.
Buna göre; Yargıtay şu an yürürlükte bulunan hükümler uyarınca temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilen temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp, temyiz dilekçesi ve beyanında ileri sürülüp sürülmediğine bakmaksızın son karara etkili olan bütün kanuna aykırılıkları inceleyip aykırılık saptaması halinde de bozma kararı verme hak ve yetkisine sahiptir.
Bu konuyla ilgili olarak getirilen sınırlamalar, 5320 s.Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 s. CYUY'nın 326. maddesinin son fıkrasında yer alan, hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz kuralı ile 05.03.1941 tarih ve 50-7 s. İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, katılanın münhasıran kendi şahsi haklarına hasrettiği temyiz istemi üzerine, sanık lehine bozma yapılamamasıdır.
Bu iki istisna dışında, Yargıtay'ca incelenen ve kanuna aykırılık taşıdığı saptanan bir hükmün, temyiz edenin sıfatı nazara alınarak sanık lehine veya aleyhine bozulmasına bir engel bulunmamaktadır.
Tüm açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, somut olayda yalnızca katılan Ömer Yonca vekili tarafından herhangi bir sebep gösterilmeksizin sanık aleyhine temyiz edilmiş olan sanık Ali Ö. hakkındaki mahkumiyet hükmünün, sanık lehine ve 5271 s. CYY'nın hükümden sonra 5728 s.Kanunun 562. maddesi ile değiştirilen 231. maddesi uyarınca değerlendirme yapılması zorunluluğu nedenine dayalı olarak bozulması yerine, katılan vekilinin temyizi sebebiyle sanık lehine bozma yapılamayacağından bahisle onanmasına karar verilen Özel Daire kararının isabetli olduğu söylenemez.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının sanık A. Ö. ile ilgili olan kısmının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün belirtilen sebeple bozulmasına ve dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi ise; sadece katılan vekilinin sanık aleyhine yaptığı temyiz nedeniyle, hükmün sanık lehine bozulamayacağı görüşüyle, itirazın reddi yönünde karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan sebeplerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin sanık A. Ö. hakkındaki 18.11.2009 tarih ve 8602-7076 s. onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.01.2008 tarih ve 326-11 s. hükmünün; sanık Ali Ö. hakkında 5271 s. CYY'nın hükümden sonra 5728 s.Kanunun 562. maddesi ile değiştirilen 231. maddesi uyarınca değerlendirme yapılması zorunluluğu sebebiyle BOZULMASINA,
4- Dosyanın Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.04.2010 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy