(5237 S. K. m. 29, 53, 62, 81) (5271 S. K. m. 209) (YCGK. 13.11.2001 T. 2001/1-239 E. 2001/247 K.) (YCGK. 10.10.2006 T. 2006/1-30 E. 2006/210 K.) (YCGK. 15.12.2009 T. 2009/1-200 E. 2009/290 K.) (YHGK. 02.02.2010 T. 2009/1-239 E. 2010/14 K.) (YCGK. 16.02.2010 T. 2009/1-251 E. 2010/25 K.)
Dava ve Karar: Kasten öldürme suçundan sanık M.'nin 5237 sayılı TCY'nın 81, 29/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen 30.10.2006 gün ve 171-439 sayılı re'sen temyize tabi olan hüküm, sanık müdafileri, katılanlar vekili ve katılan Z. tarafından da temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce 05.03.2009 gün ve 9121-1117 sayı ile;
Sanığa ölü muayene ve otopsi tutanaklarının okunup diyeceklerinin sorulmaması suretiyle CMK'nun 209/1. maddesine aykırı davranılması isabetsizliğinden bozulmuştur.
Bozmaya uyan yerel mahkemece 11.06.2009 gün ve 185-225 sayı ile aynı yasa maddelerinin uygulanması suretiyle sanığa aynı ceza verilmiş, kısmen re'sen temyize tabi olan hükmün katılanlar vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nce 15.03.2010 gün ve 8584-1505 sayı ile;
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın maktulü öldürmek ve 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçlarının sübutu kabul, takdire ilişkin cezayı azaltıcı nedenin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre bozma üzerine verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin bir nedene dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazının reddine,
A- Sanığın 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (onanmasına),
B- Sanığın kasten insan öldürmek suçundan kurulan hüküm yönünden;
Oluşa, dosya içeriğine ve özelikle sanık savunmalarına göre; suç tarihinden yaklaşık bir yıl önce maktulle tanışan sanığın, Genel Kurmay Başkanlığı Destek Kıtaları 3. Hizmet Bölük Komutanlığında sıhhi tesisatçı olarak sivil memur statüsünde çalışmakta iken 17.08.2005 tarihinde Genelkurmay Ateşe Başkanlığı'nda sergilenmekte olan alay sancağını çaldığı ve satarken yakalandığından bahisle Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde yargılandığı ve mahkemenin 01.03.2006 tarih ve 2006/65-47 sayılı kararıyla cezalandırıldığı, ayrıca memuriyet görevine de son verildiği, söz konusu hırsızlık suçunu maktulün yönlendirmesiyle işlediğini, ancak sancağı çaldıktan sonra satılması konusunda maktulün kendisine yardımcı olmayı önceden taahhüt etmesine karşın hiçbir yardımda bulunmadığını söyleyen sanığın, suç tarihinden bir hafta önce askeri mahkemedeki davasının mahkûmiyetle sonuçlandığı ve bundan maktulü sorumlu tuttuğu ve ona zarar vermek için olay tarihinden bir gün önce maktulün çalıştığı işyerinin yakınına giderek beklediği, evine gitmek üzere işyerinden ayrılan maktulü takip ettiği, ancak yolda kaybettiği, olay günü tekrar aynı yere gidip maktulün çıkmasını beklediği, akşama doğru işyerinden çıkan ve evine gitmek isteyen maktulü takip ettiği, maktul evinin ziline bastığı sırada, maktule A. beni tanıdın mı ? diye sorduğu, maktulün tanımadığını söylemesi üzerine kafasındaki şapkayı çıkaran sanığın şimdi de tanımamazlıktan mı geliyorsun, nasıl tanımazsın, ben M., M. dediği, ardından maktulün sinkaf ol git... demesinden sonra üzerinde taşıdığı tabancayı çıkararak göğüs ve batın bölgelerine gelecek şekilde bir el ateş ettiği, maktulün ve silah sesi üzerine gelen tanıkların müdahalesiyle sanığın güçlükle yakalanarak elindeki silahın alındığı, maktulün de hastanede öldüğü olayda;
1- Sanığın, cezaevine girmesine ve memuriyetine son verilmesine sebep olduğunu düşündüğü maktulü öldürmeye karar verip, bu kararında sebat ve ısrar ederek, sükunete rağmen caymadan kararını yerine getirmek amacıyla uygun fırsat kollaması, önceden temin ettiği silahla ve ısrarla takip ederek evinin giriş kapısında vurarak öldürmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın soğukkanlılıkla ve tasarlayarak hareket ettiğinin kabulü gerektiğinden, tasarlayarak kasten insan öldürmek suçundan cezalandırılması yerine yazılı şekilde suç vasfında yanılgıya düşülerek kasten insan öldürmek suçundan hüküm kurulması,
2- Sanığın olayı, maktulün kendisini hırsızlık konusunda ikna etmesi ve olay öncesi de hakaret etmesi nedeniyle işlediğini savunarak haksız tahrik hükümlerinden yararlanmak istemiş ise de, dosya içerisinde bulunan askeri mahkemenin kararında maktulün hiç isminin geçmemesi, zaten sanığın da maktulden orada bahsetmemiştim şeklindeki sözleri ile hırsızlık gibi haksız bir eylemi başka birisinin teşvikiyle işlese dahi bunun sanık lehine tahrik oluşturmayacağı; ayrıca öldürme olayından hemen önce maktulün sanığa karşı sarf ettiği hakaret içeren sözleri nedeniyle de sanık lehine tahrik hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, zira önceden öldürme karan veren ve bunu yerine getirmek için maktulü silahla evinin önüne kadar takip etmek suretiyle haksız konumda olan sanığın kendisi olduğu hususları gözetilmeden haksız tahrik hükümlerinin uygulanması suretiyle eksik ceza tayini isabetsizliklerinden oy çokluğuyla bozulmuş, daire üyeleri S. E. Yağcı ve M. Üstüner suç vasfının tahrik altında kasten öldürme olduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Yerel mahkemece 01.06.2010 gün ve 204-216 sayı ile;
...Olayımızda sanığın başından itibaren öldürmek kastı ve kararı olduğu yönünde delil olmadığı, kastın deruni bir hareket olup, sanık öldürmek niyetinde olsa maktule beni tanıdın mı ? şeklinde sormaması gerektiği rahatlıkla bu soru üzerine tanımadığını söyleyen maktule karşı öldürme eylemini gerçekleştirmesi gerektiği halde sanık maktule şapkasını tekrar çıkartıp niye tanımıyorsun diyerek kendisini tanıtma çabası içerisinde olduğu, tanıtmak için gayret sarf ederken maktulün kendisine s... git ulan senin gibi o... çocukları ile işim olmaz şeklindeki sözü üzerine ateş edip batından vurduğu, tutukluluk yapan silahı maktulün yetişen oğlu ve komşularının engellemiş olması nedeni ile eyleme devam edemediği, daha sonra da maktulün hastanede öldüğü, amacının zarar vermek için maktulü takip ettiğini belirten sanığın bozma kararında belirtildiği üzere soğukkanlılıkla ve tasarlayarak hareket edip maktulü öldürmeye yönelik hiç bir delil olmadığı, savunması dışında da başka bir delil tasarlama ve soğukkanlılıkla suçu işleme şeklinde süreklilik arz eden eylemine ve kastı dosyada bulunmadığı çünkü özellikle maktule kendisini tanıyıp tanımadığını sorması, tanımadığını belirtince kendisini tanıtmaya çalışması ve şapkasını çıkartarak bu savunmasını doğrulayan eylemi ile de kendisini tanıtmaya çaba sarf etmesi buna rağmen de maktulün de kendisine hakaret etmesi sonrasında sanığın öldürmeye yönelik ateş etmesi, şeklindeki olay ve eyleminde kuşkuya yer kalmayacak şekilde hakaret sonrasında ateş etme eyleminin gerçekleştiği bunun da hüküm kısmında belirtildiği üzere tahrik altında sanığın maktulü öldürme suçunu işlediği gerekçesiyle ilk hükümde direnilmiştir.
Re'sen temyize tabi olan bu hükmün, katılanlar vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığı'nın onama istekli 20.10.2010 gün ve 177235 sayılı tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCY'nın 81, 29/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, özel daire ile yerel mahkeme arasındaki çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığın kasten öldürme eylemini tasarlayarak gerçekleştirip gerçekleştirmediğine ilişkindir.
Uyuşmazlık konusunun sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi bakımından dosyadaki kanıtların ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya içeriğinden; maktulün MKE Kurumu atış poligonundan emekli olup suç tarihinde Ankara İli Maltepe semtinde bulunan bir sürücü kursunda öğretmenlik yaptığı ve aynı semtte oturduğu,
Sanığın ise Genelkurmay Başkanlığı Destek Kıtalarında sıhhi tesisatçı sivil memur olarak çalışmakta iken 17.08.2005 tarihinde sergilenen tarihi bir Osmanlı Sancağını çalıp satmaya çalışırken yakalandığı, bu eyleminden dolayı Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde yargılanmaya başlandığı, bir süre tutuklu kaldığı, yargılama sırasında sanığın maktulün ismini gündeme getirmediği, yargılama sonucunda Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nin 01.03.2006 gün ve 65-47 sayılı kararıyla Askeri Ceza Yasası'nın 131/1 ve 5237 sayılı TCY'nın 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, ayrıca 657 Sayılı Yasanın 48 ve 98/b maddeleri uyarınca devlet memurluğundan çıkartıldığı,
08.03.2006 günü saat 18.50 sıralarında düzenlenen yakalama tutanağına göre, anons üzerine olay yerine saat 18.20 sıralarında polis ekibinin intikal ettiği, olay yerinde bahçede sanığın yüzüstü yatar vaziyette ve üzerinde E. ile L. isimli şahıslar olduğu, bu şahısların şahsı vuran kişi bu, elinde silahı var demeleri üzerine sanığın sağ elinden suç aleti olan Baretta marka 9 mm. çaplı bir tabancanın namlusunda patlamaya hazır bir adet ve şarjöründe 5 adet olmak üzere toplam 6 adet dolu mermi ile yakalandığı, yaralının oğlu E. tarafından hastaneye götürüldüğü, olay yerinde bir adet dolu 9 mm. çaplı mermi ile bir adet 9 mm. çaplı boş kovanın kolluk görevlilerince bulunduğu,
Ankara Kriminal Polis Laboratuarının 14.03.2006 gün ve 3735-3711 sayılı raporlarına göre, ele geçen tabanca ve 7 adet merminin atışa elverişli olduğu ve olay yerindeki boş kovanın bu tabancadan atıldığı,
Adli Tıp Ankara Grup Başkanlığı'nın 29.03.2006 tarihli raporunda, batın boşluğuna girip arkadan sırt kısmından çıkan mermi çekirdeğinin sol kol iç yüzeye girerek burada kaldığı, ölümün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç organ yaralanmasından gelişen iç ve dış kanamadan kaynaklandığı, maktulün kanında uyuşturucu, uyutucu madde ile alkol bulunmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan E. kollukta; Ben olay saatinde odamda sigara içiyordum, babamın sigara içtiğimi anlamaması içinde balkon kapısını açmıştım. Apartman giriş kapısı zili her zamanki gibi 3 defa çaldı. Ben babamın geldiğini anladım ve balkon kapısını kapattım, o sırada apartman giriş kapısı önünde 1 el silah sesi duydum ve balkon kapısını açtım ve apartman giriş kapısı önüne baktığımda babamın sensorlu ışığı olan apartman giriş kapısı önünde, karşısında daha önceden görmediğim ve tanımadığım, kaçmaya çalışan bir şahsı sırtından yakaladığını gördüm. O sırada yanlarına gitmek üzere daire kapısına hamle yaptım, üvey annem Z. ne oldu dedi. Ben de silah sesi geldi, babamı vurdular düşüncesiyle aşağı ineceğim dedim ve indim. Apartman giriş kapısı önüne geldiğimde babam halen bu adamı kaçmaması için tutmaya çalışken bana da elinde silahı var demesi ile sırtı bana dönük olduğu için bu şahsın ense kısmına bir yumruk vurarak yüzüstü bahçenin üzerine düşürdüm, o sırada babam konuşmakta güçlük çekiyordu. Yerde yüzüstü yatan şahsın elinden tabancayı almaya çalışıyordu. Şahsa elindeki tabancayı bırak diyordu. Bu sırada daha önceden tanımadığım olay sırasında komşu olarak bildiğim E. isimli şahıs yanımıza geldi, E. isimli şahıs da eli silahlı şahsın üzerine çökerek silahı bırakmasını söylüyordu, yan komşumuz olan E. isimli şahıs da yanımıza geldi, o sırada babam olduğu yerden kalkarak bahçeye doğru düştü, karnında acı olduğunu söyledi. Bu sırada eli silahlı şahsı tanımadığım başka şahıslar etkisiz hale getirmeye uğraşıyorlardı. Yaralı olduğunu öğrendiğim babamın elbisesini soyduk, acı geldiğini söylediği yerine baktığımızda kurşun yarası ile yaralandığını ve kan aktığını gördüm. Bu sırada telaşla eve çıkıp kendi arabamızın anahtarını alıp, geri geldim. Yaralı olan babamı, E. isimli şahısla G...... Hastanesi'ne götürdük, duruşmada önceki beyanını tekrarla; babam ölmeden önce yaralı iken yanma geldim, inliyordu, fakat konuşamıyordu, canının yandığını söylüyordu, başka bir şey konuşamıyordu,
Katılan Z. kovuşturma aşamasında; Saat 18.00 suları idi, evimin kapımın zili çaldı, eşim bu saatlerde gelirdi, onun geldiğini anlamıştım. Evde bebeğimi emzirirken yanımda eşimin ilk eşinden olan 20 yaşlarındaki oğlu E. vardı, zil sesinden sonra ben kapıyı açmak için hareketlendiğimde bir silah sesi geldi. O sırada E. evden çıktı, ben ne oluyor diye bağırdığımda, E. babamı vurdular dedi, sonra E. kendini dışarıya attı, ben de bebeğimi yere bırakıp ağıya indiğimde eşim sanığı yakalamıştı. E. de inmişti. Sanığı komşuların yardımı ile yere yatırmışlardı; eşim de yaralı vaziyette idi. Eşim şahsın elinde silah olduğunu söyledi, sen yukarı çık polisi ara dedi. İçeriye girip polisi aradıktan sonra aşağıya indiğimde sanığı komşular tutuyorlardı. Eşim bahçede kıvranıyordu. Oğlumuz arabayı çalıştırdı ve hastaneye götürdük. Hastaneye götürürken şuuru açıktı, sonra hastaneye vardığımızda şuuru kapandı. Biz apartmanın ikinci katında oturuyoruz. Ben bir buçuk yıldır evliyim, eşimi daha önceden de tanırım, tarihi eser kaçaklığı ile ilgisi olmadığını biliyorum,
Tanık E. yargılama aşamasındaki beyanıyla aynı mahiyette kollukta; Arabamı park edip, bankadan para çekmeye gittiğim esnada apartmanın bahçe kapısından içeriye kafasında şapka olan bir şahısın girdiğini gördüm, sonra ben apartmanı yaklaşık 20 metre geçmiştim ki bizim lokalin bulunduğu apartmandan bir el silah sesi geldi ve ardından bağırma sesleri duydum, ben hemen apartmana geri döndüm, bir şahısın elinde silah vardı ve iki şahıs tutmaya çalışıyordu. Ben şahısın elinde silahı görünce yanaşamadım, ancak sonra apartmanın içerisinden yönetici olan E. Bey geldi, elinde tabanca olan şahsa müdahale edip bahçede yere yatırdılar, bahçede boğuşma devam ettiği esnada ben de yerde elinde silah olan şahısın iki koluna basıp silahı bırakması için üzerine oturdum, ancak şahıs silahı bırakmadı. Bu esnada yöneticimiz E. Bey silahın şarjörünü çıkarttı, ancak elinde hâla silah bulunuyordu, silahın içerisinde mermi olup olmadığını bilmiyorum. Bizim hastaneye getirdiğimiz ismini yolda öğrendiğim A. Bey bağırarak yere düştü, ben yanına yanaştım kolundan kan geldiğini gördüm. Ben de kendisine kolundan bir şey olmaz deyip bağırmamasını söyledim. Ancak kendisi bana karnım karnım deyince üzerini sıyırdığımda göğüsünün ortasından kan sızıyordu. Biz de ambulans beklemeden hemen yaralı şahısın oğlu E. ile birlikte kendi araçlarına binerek G...... Hastanesi'ne getirdik,
Tanık E., duruşmada da tekrarladığı kolluk ifadesinde; Saat 18.00 sıralarında ikametimde istirahat ederken oturmuş olduğumuz binanın önünde silah sesi duydum ve hemen ikametimin balkonuna çıktım, aşağıda komşum olan A. ile ismini olay nedeni ile öğrendiğim M. isimli şahsı boğuşurlarken gördüm, hemen aşağı indiğimde E. da orada bulunuyordu. A. yaralı olduğunu ve şahsın silahlı olduğunu söyledi. Ben de bunun üzerine hemen şahsın üzerine çöktüm ve elinde bulunan siyah renkli silahın namlusundan tuttum ve ikinci bir olaya sebep vermemesi için elindeki silahı istedim, ancak silahı vermeyeceğini polise teslim edeceğini söyledi. Ben de bunun üzerine silahın şarjör mandalına basarak şarjörü çıkarttım ve şarjörü aldım ve şahsın parmağı tetikte bulunuyordu, şahsa ikaz ederek ve parmağını ittirerek tetikten parmağını çekmesini sağladım, ancak namluda mermi olacağını düşünerek olay yerine polis gelene kadar silahın namlusunu bırakmadım, bu esnada E. yaralı babasını hastaneye kendi araçları ile götürdü ve olay yerine ambulans ile polis ekipleri geldi ve şahsı silah ve şarjörü ile birlikte görevli ekibe teslim ettim,
Tanık L. kollukta ve mahkeme huzurunda; Saat 18.00 sıralarında oturmuş olduğumuz binanın önünde silah sesi duydum, hemen aşağı indiğimde komşumuz olan A. ve oğlu E. ile ismini olay nedeni ile öğrendiğim M.'nin boğuştuğunu ve yerde yatar vaziyette olduğunu gördüm, bu esnada şahsın sağ elinde siyah renkli silah bulunuyordu, A. yaralıyım diye bağırdı. Ben ve olay yerine gelen E. birlikte silahlı şahsı yakaladık, ikinci bir olaya sebep vermemesi için elindeki silahı almaya çalıştık, ancak şahıs elindeki silahı bize vermek istemedi, siz beni vurursunuz dedi. E. yaralı olan babasını sivil bir araç ile hemen hastaneye götürdü, bu esnada olay yerine gelen görevli ekibe şahsı teslim ettik şeklinde beyanda bulunmuşlardır.
Sanık M. kollukta; A. ile 2005 senesi Temmuz ayı içerisinde, Maltepe'de köprünün yanında bulunan parkta tanıştım. Parkta, sonradan ismini A. olarak öğrendiğim şahıs ile samimi olduk. Kendisinin Maltepe'de bir sürücü kursunda hocalık yaparak çalıştığını, ayrıca Makine Kimya Kurumu'ndan emekli olduğunu söyledi. Ben maddi sıkıntı içerisindeydim, bana işimi sorduğunda Genelkurmay Başkanlığı'nda sivil memur olduğumu ve bankalara borcumun olduğunu da söylemiştim, ilk görüşmemizde kendisi bana tarihi eser işleri ile uğraştığını, bunları tanıdığı çevresine satarak para kazandığını söylemişti. Ben de bu tarihi eser muhabbeti geçtiğinde kendisine çalıştığım işyerimde eski değerli silah, kılıç, madalya, tüfek, balta olduğunu, bunların savaştan kalma olduğunu söyledim. İşyerime daha dikkatli bakmamı, daha değerli şeylerin olacağını söyledi, ertesi gün buluşmak için sözleştik ve ayrıldık. Ertesi gün aynı yerde buluştuk, kendisine işyerimde eski tabanca, kılıç, miğfer, madalya ve iki tane de kırmızı ve yeşil renkte Osmanlı Sancağının olduğunu söyledim. Bana Osmanlı Sancağının çok para yapacağını, değerlerinin yüksek olacağını, nadide, kıymetli olduklarını söyledi. Ayrıca bana sen bunları alırsan, benim tanıdıklarım var, ben bunları kolay bir şekilde satarım dedi. Sen yeter ki onları al dedi. Ben bu görüşmememizden 2-3 hafta kadar sonra bu iki Osmanlı Sancaklarından kırmızı olanını çaldım, evimizin yakınında açık araziye sakladım. Sancağı çalana kadar A. ile görüşmeye devam ettim. Bana kendisi işyeri sürücü kursunun ... numaralı telefonunu vermişti, cep telefonunun olup olmadığını bilmiyorum. Bana bu mevzuları telefonda görüşmeyelim diyordu. Sancağı çaldıktan sonra A.'yı telefon ile arayarak, abi senle bir görüşelim dedim, tamam dedi. Aynı yerde buluştuğumuzda sancağı aldığımı söyledim, bana başka bir şey aldın mı diye sordu, ben de başka bir şey almadığımı, kırmızı Osmanlı Sancağının daha pahalı olduğunu söylediğini kendisine hatırlatarak kırmızı olanını aldığımı söyledim. Sancağı sakladığım yere A.'yı götürdüm, sancağı çıkartarak kendisine gösterdim, eline alarak sancağı inceledi. Bana ertesi gün görüşelim, ben arkadaşlarım ile irtibata geçeyim, onlardan kaç para edeceğini öğreneyim diyerek ayrıldık. Ertesi gün parka gelmedi, ben de işyeri telefonunu arayarak, parka çağırdım, akşam parka geldi, kendisine abi bu işi yaptırdın, elimizde malzeme var dedim, bana ver bana, sıkıntıya düşme dedi, ben kendisine veremeyeceğimi söyleyerek kızdım. Bana bu işi yaptırarak ümit veriyorsun, sonra aramıyorsun dedim. Ayrıca kendisine satacak yer bulamadın mı diye sordum, bana alıcının çok olduğunu, ama sağlam alıcının olmadığını söyleyerek, biraz daha bekle dedi. Ben de ne olacaksa olsun dedim. Bana bir kere 50 YTL. para vermişti. Bu görüşmemizde ben ve A. tartışarak ayrıldık, kendisine bana bu işi yaptırdın, bunu kimseye söyleme, beni de yakarsın kendini de yakarsın dedim. O da bana s... lan dedi, itekleşerek ayrıldık. Bir daha ben kendisini aramadım, sancağı başka birine satmak isterken 26.08.2006 tarihinde S. Oteli'nde yakalandım. Hakkımda Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nde dava açıldı, tutuklandım, Mamak Cezaevi'nde 63 gün yattım, daha sonra serbest bırakıldım. Genelkurmay'daki ifademde A. isimli şahıstan bahsetmedim, ismini vermedim. Cezaevinden Ramazan Bayramı'ndan önce çıktım, davam devam etti, en son 01.03.2006 tarihinde dava sonuçlandı. Beni memurluktan men ettiler ve işsiz kaldım. Bu tarihten sonra bunalıma girdim. Bana bu işi yaptıran daha sonra ortada bırakan, hayatımı söndüren A. isimli şahsı düşünüyordum. Ben 1 Mart 2006 tarihinde tamamen Genelkurmay'dan atıldıktan sonra girdiğim bunalımın içerisinden çıkamadım, maddi ve ruhsal bunalım içerisindeydim. A. isimli şahsın bana kötülük yaptığını düşünerek, ona zarar vermek için, çalıştığını bildiğim .......... Sürücü Kursu'nun önüne 07.03.2006 günü de gittim, kendisini bekledim, çıktıktan sonra takip ettim ancak kaybettim. Dün yani 08.03.2006 günü de gittim, akşama doğru sürücü kursundan çıktı, kendisini takip ettim, bir kırtasiyeye uğradı, sonra elindeki poşetlerle yürüyerek gitmeye başladı, ben de kendisini takip ettim, arkasından vurmayı düşündüm, ancak kendisi ile konuşmayı düşündüm. Bir ara sokağa girdi, yürüyordu, bir bahçe kapısını açarak bina bahçesine girdi, ben kendisini takip ederek, bina girişinde kendisine A. beni tanıdın mı? diye seslendim, o da bana dönerek yok tanıyamadım dedi. Ben de kafamdaki siyah şapkayı çıkartarak ışığın altına yaklaştım. Beni nasıl tanıyamadın, şimdi de tanımamazlıktan mı geliyorsun, M. M. dedim, daha tanıyamadm mı ? dedim, o da bana s... git lan, benim seninle, senin gibi o... çocukları ile işim olmaz, defol dedi. Ben de demek öyle dedim. Belimden çıkartmış olduğum tabancayı sürgüsünü çekip bırakarak doldurdum, şahsa doğru doğrulttum. Bir el karın bölgesine doğru, gelişi güzel ateş ettim, şahıs yere yıkıldı, bir kere daha ateş etmek istedim ancak tabanca ateş almadı. Ben de tabancanın sürgüsünü çekerek içerideki mermiyi atmasını, tekrar mermi almasını sağladım, bu sırada A. ayağa kalktı, arkadan boğazıma sarıldı, bu sırada yüzünü göremediğim beyaz kazaklı bir şahıs geldi, benim üzerime atladı, kolumdan tutarak silahı almaya çalıştı, daha sonra birkaç kişi daha geldi. Benim kafama vurdular, sendeledim hep beraber yere düştük, bana silahı ver dediler, ben de kendilerine silahı polise veririm, kaçmıyorum dedim. Olayda kullandığım tabancayı verirsem öldüreceklerini düşünerek, tabancayı vermedim, şahıslardan biri tabancanın şarjörünü aldı. Daha sonra polisler geldi ve beni teslim aldılar. Pişmanım, böyle olmasını istemezdim, eğer benimle konuşsaydı olay bu boyuta gelmezdi, benimle konuşmadı, bana sürekli ağır küfürler etti, olay da bir anda oldu ve bitti. Benim öldürmek gibi bir kastım yoktu, amacım korkutmaktı, ama bana dolaylı olarak çok zarar verdiği için bu olay buraya kadar geldi. Dediğim gibi ben olayda kullandığım tetiği, gezi, emniyeti sarı diğer tarafları siyah olan tabancayı 2003 senesi Kasım veya Aralık ayı içerisinde Ulus İsmetpaşa'da, yerini ve telefonunu bilmediğim M. isimli şahıstan para ile satın aldım, C.Savcılığı'nda farklı olarak; A.'nın yönlendirmesi ile cezaevine girdim işimden atıldım, kendisini korudum, ismini mahkemede hiç bildirmedim buna rağmen A. beni hiç arayıp sormadı. Kendisi ile görüşmek istiyordum. Cezaevinden çıktıktan sonra bir süre bunalıma düştüm. 07.03.2006 günü A.'nın çalıştığı Maltepe'de bulunan sürücü kursuna gittim. Çıkışta kendisi bir motosiklete binip gittiği için konuşamadım... Üzerimde taşıdığım tabancayı çıkarttım, namlusuna mermi verdim, bunun üzerine Atilla 2-3 adım geri gitti ve küfür etmeye devam ediyordu, iyice sinirlendim, elim ayağım titredi tabancayı doğrultarak ateş ettim. Aramızda 2-3 m. mesafe vardı bir kez ateş ettim A. yere düştü. Aynı mesafeden tabancanın tetiğine bir kez daha bastım ancak tabanca tutukluk yaptı. Mekanizmayı ileri geri oynatarak mermiyi dışarı atmak istedim... Öldürmek amacım yoktu ama ağır küfürler edince tahrik altında kaldım ve cezaevinde iken benimle hiç ilgilenmemesi beni çok kızdırmıştı, sorguda; ...yüz yüze konuşmak, A.'ya ulaşmak için çalışmakta olduğu sürücü kursu civarında gezinmeye başladım. Akşam üzeri hava kararmıştı. A.'yı yolda yürürken gördüm peşinden gittim. Maktul bir kırtasiyeye girdi. İyice emin olmak için ve beni hatırlaması için kırtasiyenin önünde bekledim. Kırtasiyeden çıkınca, yukarıya doğru yürüdü çıkarken yüzüme baktı ancak görmezlikten geldi ben de bu sırada selam verir gibi elimdeki kasketimle reverans yaptım. Hızlı adımlarla yürümeye başladı. Ben de peşinden gidip beni tanımamazlıktan geldiği için sinirlenip bir arada aklımdan şunun arkasından yumruk atayım diyerek aklımdan da geçirerek peşinden gitmeye devam ettim... Rastgele salladım. Bir el ateş ettim, daha sonra panikledim. Bu arada birileri geldi. İyice korktum, tabanca ile havaya ateş etmek istedim ancak ateş almadı, duruşmada; ... Kendisinin teşviki ile yaptım, beni kurtaracağını ve çevresi olduğunu söyledi, araziye gömdüm ondan sonra da maktulün vasıtası ile sattık daha sonra yakalandım, kendisinin ismini vermedim cezaevine düştüm... Bana yardımcı olmadığı için kendisi ile buluşmak istiyordum, gelebileceği yerlere gittim parkta beklerken kendisini gördüm. .. Korkutmak için ateş ettim, öldürmek kastım yoktu, üzerime doğru gelince bacaklarına doğru ateş edecektim, bir el ateşten sonra direk üzerine geldiği için boynuma sarıldı, ondan sonra boynuma sarılıp vurmaya başlayınca ateş etmek istedim silah ateş almadı... şimdiki ifadem doğrudur biçiminde savunma yapmıştır.
Bazı suçlarda ağırlaştırıcı bir neden olarak düzenlenen tasarlama (taam-müd) Türk Ceza Yasası'nda açıkça tarif edilmemiş, tanımının ortaya konulması uygulamaya bırakılmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 28.04.1998 gün ve 117-155, 13.11.2001 gün ve 239-247, 10.10.2006 gün ve 30-210, 15.12.2009 gün ve 200-290, 02.02.2010 gün ve 239-14 ile 16.02.2010 gün ve 251-25 sayılı kararları ile özel dairelerin yerleşik kararlarında kabul edildiği üzere, tasarlama; ani kast türünün dışında kalmakta, düşünce kastına girmektedir. Hukuki niteliği öğretide tartışmalı ise de, Yargıtay'ın duraksamasız uygulamalarına göre, tasarlamadan bahsedilebilmesi için:
1- Failin bir kimsenin yaşam hakkı veya vücut bütünlüğüne karşı eylemde bulunmaya sebatla ve koşulsuz olarak karar vermesi,
2- Failin düşünüp planladığı suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve ulaştığı ruhi sükûnete rağmen bu kararından vazgeçmeyip sebat ve ısrarla fiilini icraya başlaması,
3- Failin gerçekleştirmeyi planladığı fiili, belirlenmiş kurgu dâhilinde icra etmesi gerekmektedir.
Tasarlama halinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında sükûnetle düşünebilmeye yetecek kadar bir süre geçmektedir. Fail, bu süre içerisinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte ve suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi ve fakat bir başka nedenle ve bir başka ani kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının hangi düzeydeki eylem için ve ne zaman alındığı ile eylemin şarta bağlı olmayan bu kararlılıktan ne kadar zaman geçtikten sonra işlendiği mevcut kanıtlarla saptanmalı, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükûnete ulaşılıp ulaşılamayacağı değerlendirme konusu yapılmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında;
Genelkurmay Başkanlığı Destek Kıtalarında sıhhi tesisatçı sivil memur olarak çalışmakta olan sanık M., çaldığı bir Osmanlı Sancağını 17.08.2005 tarihinde satmaya çalışırken yakalanması üzerine Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nce yargılanmış ve 01.03.2006 gün ve 65-47 sayılı kararla 5 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş, ayrıca bu eylemi nedeniyle Devlet memurluğundan çıkartılmıştır.
Sanık, Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nce hapis cezasına mahkûm edilmesi ve devlet memurluğundan atılması nedeniyle, kendisini sancak çalma suçuna azmettirdiğini, buna karşın suçun işlenmesinden sonra yardım etmediğini düşündüğü maktulü öldürmeye karar vermiş, bunu gerçekleştirmek için bir plan yapmış ve bu amaçla daha önceden satın aldığını söylediği ruhsatsız tabancasını yanına alarak suç tarihinden bir gün önce yani 07.03.2006 tarihinde maktulün çalıştığı sürücü kursunun önüne giderek beklemeye başlamıştır. Maktulün sürücü kursundan çıkması üzerine kendisini bir süre takip etmişse de daha sonra kaybetmesi nedeniyle eylemini gerçekleştirememiştir. Buna rağmen planını gerçekleştirmekten vazgeçmeyen sanık bir gün sonra yani 08.03.2006 tarihinde tekrar maktulün çalıştığı sürücü kursunun önüne giderek maktulün çıkışını beklemeye başlamıştır. Tanınmamak için bir şapka takan sanık, maktulü uzun süre takip etmiş, oturduğu apartmanın önüne gelip evinin ziline bastığında ise kendisine arkadan seslenmiştir. Maktulün kendisini tanımaması üzerine başındaki şapkayı çıkararak ismini söylemiş, maktulün kendisini terslemesinden sonra da yanında taşıdığı ruhsatsız tabancayı çıkarıp ağzına mermi vererek yakın mesafeden maktulün batın bölgesine bir el ateş etmiştir. Sanık tekrar ateş etmek istediyse de bu kez tabanca tutukluk yapmış, doldur boşalt yaparak sıkışan mermiyi çıkartmış, tekrar namluya mermi verdiği sırada maktulün kendisine müdahale etmesi nedeniyle ateş edememiş ve aralarında boğuşma başlamıştır. Silah sesini duyan maktulün oğlu E. ve tanıklar E., E. ve L.'nün müdahale etmesiyle sanık yüzüstü yere yatırılarak ateş edemeyecek şekilde etkisiz hale getirilmiş ise de elindeki silah ancak olay yerine gelen polis ekibince alınabilmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre bu şekilde gerçekleşen ve bu gerçekleşme konusunda herhangi bir uyuşmazlık da bulunmayan olayda, sanığın sancak çalma eyleminde kendisini azmettirdiğini ileri sürdüğü ve bu nedenle Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nce hapis cezasına mahkûm edilmesinden ve memuriyetten atılmasından sorumlu olduğunu düşündüğü maktul A.'yı öldürmeye karar verdiği, bu amaçla aralarında telefon irtibatı olmasına karşın bu yolu kullanmadan yanına ruhsatsız tabancasını da alarak olaydan bir gün önce maktulün işyerinin önüne gidip çıkmasını beklediği, sürücü kursundan çıkan maktulü kaybetmesi nedeniyle planladığı eylemi gerçekleştiremediği, buna rağmen vazgeçmeyerek bir gün sonra yine ruhsatsız tabancasını alarak, başına taktığı bir şapka ile sürücü kursunun önünde maktulün çıkışını beklediği, işyerinden çıkan maktulü oturduğu apartmanın önüne gelinceye kadar ısrarla takip ettiği, evine girmek üzere zile basan maktule seslenip yanına yaklaştığı, taşıdığı ruhsatsız silahı çıkarıp yakın mesafeden yaşamsal batın bölgesine doğru ateşlediği, tekrar ateş etmek istediyse de tabancanın tutukluk yaptığı, vazgeçmeyip ısrarla tekrar ateş etme isteğini gerçekleştirmek için sıkışan mermiyi namludan çıkartarak namluya tekrar mermi verdiği, ancak bu sırada kendisine müdahale eden maktul, maktulün oğlu ve tanıkların engel olması nedeniyle ikinci kez ateş edemediği sabit olduğuna göre, sanığın kasten öldürme eylemini tasarlayarak gerçekleştirdiğinin kabulü zorunludur.
Bu itibarla, olayda tasarlamanın bulunmadığını kabul eden yerel mahkeme direnme hükmünde isabet bulunmadığından bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım genel kurul üyesi; Olayda tasarlamanın koşullarının gerçekleşmediği, sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten öldürme olarak kabul edilmesi gerektiği ve bu nedenle yerel mahkeme direnme hükmünün onanması gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 01.06.2010 gün ve 204-216 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.12.2010 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 25.01.2011 günü yapılan ikinci müzakerede tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy