(2709 S. K. m. 40) (5271 S. K. m. 34, 231, 232, 309, 310) (5237 S. K. m. 50, 142, 145, 168) (647 S. K. m. 4, 6) (765 S. K. m. 492, 522, 523) (1412 S. K. m. 305) (YCGK. 07.07.2009 T. 2009/5-81 E. 2009/196 K.)
Dava: Sanık İ. K.'un hırsızlık suçundan 5237 s. TCY'nın 142/1-f, 145, 168 ve 647 s. Kanunun 4. maddeleri gereğince 660 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 647 s. Kanunun 6. maddesi uyarınca cezasının ertelenmesine ilişkin, Çayeli Asliye Ceza Mahkemesince verilen ve kesin nitelikte olduğu belirtilen 20.10.2005 tarih ve 184-266 s. hükümle ilgili olarak Adalet Bakanlığınca kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine, Yargıtay 2. Ceza Dairesince 07.07.2009 tarih ve 32509-32677 sayı ile;
5252 s. TCK'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın 9/2. maddesinde yer alan lehe olan hüküm, önceki ve sonraki Kanunların ceza hükümleri yanında, paraya çevirme ve erteleme gibi hükümleri de bir tüm halinde uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılmaları suretiyle belirlenecektir.
Somut olayda; yerel mahkemece, 5237 s. TCK'nun hükümleri lehe bulunarak, bu Kanuna göre tayin edilen özgürlüğü bağlayıcı hapis cezası, 647 s. Kanunun 4/1. madde-fıkrasına göre, paraya çevrilmiş ve aynı yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmiştir.
5237 s. TCK'nun sisteminde adli para cezasının ertelenememesi, 765 s. TCK'na göre ise belirlenecek özgürlüğü bağlayıcı hapis cezasının 647 s. Kanun hükümlerine göre paraya çevrilip, ertelenebilme olanağının bulunması karşısında, sanık hakkında 765 s. Türk Ceza Yasası hükümlerinin daha lehe olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle; yasa yararına bozma isteyen tebliğnamedeki düşünceler yerinde görüldüğünden, Çayeli Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 20.10.2005 tarih ve 2004/184, 2005/266 s. kararın 5271 s. Ceza Muhakemesi Yasasının 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca bozulmasına,
Sanığın eylemine uyan 765 s. TCK'nun 492/2. maddesine göre mahkemece cezanın alt sınırdan tayin edildiği de gözetilerek 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, çalınan malın değeri suç gününe göre pek hafif olduğundan aynı yasanın 522/1. maddesine göre 2/3 oranında indirim yapılarak 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanunun 523/2. maddesi gereğince sanığın kaçak elektrik bedelini kovuşturma yapılmadan önce ödediği anlaşıldığından 1/3 oranında indirim yapılarak 5 ay 10 tarih hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık hakkındaki hapis cezasının 647 s. Kanunun 4/1. maddesine göre suç tarihi göz önüne alınarak günlüğü 11 TL'dan paraya çevrilerek 1760 TL adli para cezasına çevrilmesine, aynı Kanunun 5. maddesi uyarınca cezasının 10 eşit taksitte ödenmesine, aynı Kanunun 6. maddesine göre cezasının ertelenmesine, infazla ilgili işlemlerin buna göre yapılmasına, gecikme zammı ile ilgili kısmın hüküm fıkrasından çıkarılmasına, hükmün sair hususlarının aynen bırakılmasına karar verilmiştir. Yargıtay C. Başsavcılığınca 21.12.2009 tarih ve 271759 sayı ile;
İtiraz konusu uyuşmazlık; sanık hakkında 5237 s. TCK'nun 142/1-f, 145/1, 168/1, 647 s. Kanunun 4 ve 6. maddeleri gereğince hükmolunan 660 YTL adli para cezasının kesin nitelikte olup olmadığı ve mahkumiyet hükmünün yasa yararına bozulmasına karar verilmesi halinde bunun ilgilinin aleyhine sonuç doğurup doğuramayacağı hususlarına ilişkindir.
5320 s. Ceza Usulü Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulanan 1412 s. CYUY'nın 305. maddesi uyarınca, iki milyar liraya kadar (iki milyar dahil) para cezalarına dair olan hükümler ile yukarı sınırı onmilyar lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri ve yasalarda kesin olduğu belirtilen hükümlerin temyiz yeteneği bulunmamaktadır.
647 s. Kanunun yürürlükte bulunduğu dönemde işlenen suçlar yönünden 647 s. Kanunun 4. maddesi uygulanmak suretiyle kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezadan çevrilen para cezalarının, anılan maddenin 4. fıkrasındaki; Bu hükmün uygulanması, yasa yollarına başvurmada engel teşkil etmez hükümü uyarınca, miktarına bakılmaksızın temyizi olanaklı ise de; 647 s. Kanunun 4. maddesinde yer alan ve kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların paraya veya maddede yazılı tedbirlere çevrilmesine ait olan bu ilkelere benzer düzenlemelere yer veren 5237 s. TCY'nın 50. maddesinde, Uygulamada asıl mahkumiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adli para cezası veya tedbirdir hükmünün yer almasına karşın, Bu hükmün uygulanması, yasa yollarına başvurmada engel teşkil etmez hükmüne yer verilmemesi nedeniyle, gerek 5237 s. Kanunun 50. maddesi uyarınca kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaya seçenek olarak hükmedilen, gerekse 52. madde uyarınca doğrudan hükmedilen 2 milyar lirayı (2000 YTL) aşmayan adli para cezalarına ait hükümlerin temyiz yeteneği bulunmamaktadır.
Somut olayda, suç tarihinin 17.07.2004 olması karşısında yerel mahkemece lehe kanun değerlendirmesi yapılmış ve elektrik hırsızlığı suçu yönünden 5237 s. TCY'nın sanık lehine sonuçlar doğurduğu kabul edilerek, bu kanun uyarınca ceza tayin edilmiştir. Ne var ki, 5237 s. TCY'sı uyarınca tayin edilmiş bulunan cezanın, 5237 s. TCY'nın 50/1-a maddesi yerine lehe olduğu kabul edilen 647 s. Kanunun 4. maddesi uyarınca paraya çevirme işlemi yapılarak karma uygulamaya neden olunmuş, sonuçta da sanık hakkında 660 YTL adli para cezasına hükmolunmuştur.
Yerel mahkeme hükmünün sonuç kısmında, sanık hakkında hükmolunan cezanın kesin olduğu belirtilmiştir. Sanık hakkında 647 s. Kanunun uygulanmış olması sebebiyle aynı Kanunun 4. maddesinin 4. fıkrasındaki açık hüküm karşısında, bu hükmün kesin olmadığı ve temyiz kanun yoluna tabi olduğu konusunda kuşku yoktur. Temel cezanın 5237 s. Kanun ile belirlenmiş olması, hükmün kesin nitelikte olduğu anlamına gelmemektedir.
2709 s. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 40/2, 5271 s. CMK'nun 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri ile Ceza Genel Kurulunun 30.01.2007 gün, 2007/9-18; 07.07.2009 gün, 2009/5-81-196 ve sair pek çok kararında belirtildiği üzere; gerek yüze karşı, gerekse yoklukta verilen hüküm ve kararlarda, başvurulacak kanun yolunun, süresinin, başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça belirtilmesi zorunludur.
Diğer taraftan, öğretide olağanüstü temyiz olarak da adlandırılan kanun yararına bozma yasayolunun koşulları ve sonuçları 5271 s. CYY'nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiş olup Kanunun 309. maddesinde Adalet bakanlığına, 310. maddesinde ise Yargıtay C. Başsavcısına tanınan bu yetki, hakim veya mahkemelerce verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkları gidermeyi amaçlayan olağanüstü bir yasayoludur.
Yerel mahkeme kararındaki yasayolu bildiriminde, hükmün kesin olduğu belirtilmek suretiyle sanık ve katılan kanun yoluna başvuru konusunda yanıltılmışlardır. Yukarda anılan hükümler, yerel mahkemenin bu eksikliği gidermek için kanun yoluna başvuru olanağının bulunup bulunmadığı, türü merci, süresi ve şekline ait eksikliği gidermeye yeterli açıklamalı tebligat ile hükümlüyü ve katılanı bilgilendirmesini zorunlu kılmaktadır. Böyle bir bilgilendirme yapılmadan, yapılan bildirimin ve tebliğin geçerliliğinden ve buna bağlı olarak verilen kararın kesinleştiğinden söz edilemez.
Bu itibarla, kesinleşmeyen hüküm veya kararlar hakkında kanun yararına bozma kanun yoluna başvurulamayacağından, Özel Dairece kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi yerine yazılı biçimde karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Kabule göre ise; özel Dairece yerel mahkeme hükmünün 5271 s. CMK'nun 309/4-d maddesi gereğince bozulmasına müteakip sanık hakkında 765 s. TCK'nun 492/2, 522. maddeleri gereğince hükmolunan 8 ay hapis cezasından, aynı Kanunun 523/1. maddesi gereğince 2/3 oranında indirim yapılması yerine uygulama olanağı bulunmayan 523/2. maddesi gereğince 1/3 oranında indirim yapılarak sonuçta sanığın 1.760 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermek suretiyle hem yanılgılı uygulamaya yol açılmış hem de sanık hakkında fazla adli para cezasına hükmolunmuştur gerekçeleriyle itiraz kanun yoluna başvurularak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün henüz kesinleşmemiş olması sebebiyle yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi talep olunmuştur.
Dosya, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümü gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5237 s. TCY'nın 142/1-f, 145, 168 ve 647 s. Kanunun 4. maddeleri uyarınca hükmolunan 660 YTL adli para cezasına ait hükmün kesin nitelikte olup olmadığı, dolayısıyla yasa yararına bozma kanun yoluna başvurma olanağının bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Sanık hakkında hırsızlık suçundan, lehe olduğu kabul edilen 5237 s. TCY'nın 142/1-f, 145, 168 ve 647 s. Kanunun 4. maddeleri gereğince hükmolunan 660 YTL adli para cezasına ait hükmün kesin nitelikte olduğu belirtilmiş, katılan ve sanığın yokluğunda verilen karar, taraflara tebliğ olunmuş, taraflarca temyiz edilmemesi üzerine kesinleştirilmiştir.
647 s. Kanunun 4. maddesinde açıkça; Uygulamada asıl mahkumiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen para cezası veya tedbirdir. Bu hükmün uygulanması, yasa yollarına başvurmada engel teşkil etmez hükmüne yer verilmiş bulunması, sanık hakkında hükmolunan 660 Yeni Türk Lirası adli para cezasının, 647 s. Kanunun 4. maddesi uyarınca günlüğü 11 Yeni Türk Lirasından adli para cezasına çevrilen 2 ay hapis cezasından kaynaklandığının anlaşılması karşısında, hükmün kesin nitelikte olmayıp, temyiz yeteneğinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.01.2007 tarih ve 9-18 s. kararında açıklandığı üzere, gerek yüze karşı, gerekse gıyapta verilen ve kesin nitelikte olmayan kararlarda başvurulacak kanun yolu, süresi, mercii ve şeklinin belirtilmesi ve bu hususların karara yazılması zorunludur.
Somut olayda; temyiz kanun yoluna başvurma olanağının bulunduğu belirtilmeyip, kararın kesin nitelikte olduğunun belirtilmiş olması, 5271 s. Kanunun 34/2, 231/2 ile 232/6. maddelerine açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Bu halde tarafların temyiz kanun yoluna başvurabilmeleri açısından, başvurulacak kanun yolu, süresi, mercii ve şeklini gösterir meşruhatlı duyuru ile tarafların bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, olağanüstü kanun yollarından birisi olan yasa yararına bozmaya başvurulabilmesinin ilk koşulunun kesinleşmiş bir kararın veya hükmün bulunması olması nedeniyle; olağan kanun yoluna başvurma imkanının devam ettiği somut olayda, henüz kesinleşmediği anlaşılan karara karşı kanun yararına bozma kanun yoluna başvurma olanağı bulunmamaktadır. Ancak, kararın usulünce tebliğine rağmen taraflarca temyiz kanun yoluna başvurulmaması halinde, temyiz olunmaksızın kesinleşecek olan bu karara karşı Adalet Bakanlığınca yeniden kanun yararına bozma kanun yoluna başvurulabileceği hususu unutulmamalıdır.
Bu itibarla, Ceza Genel Kurulunun duraksamasız kararlarında da kabul edildiği gibi, kararın başvurulacak kanun yolu, süresi, mercii ve şeklini gösterir meşruhatla birlikte katılan Tedaş vekili ve sanık İsmail K.'a tebliği ile bunun üzerine katılan ve sanık tarafından olağan kanun yoluna başvurulması olanaklı bulunduğundan; haklı nedene dayanan Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve henüz kesinleşmediği anlaşılan karara karşı yapılan yasa yararına bozma başvurusunun reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 07.07.2009 tarih ve 32509-32677 s. kararının KALDIRILMASINA,
3- Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.02.2010 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy