(5237 S. K. m. 2, 50, 53, 54, 55, 57, 59, 60) (1412 S. K. m. 305, 317, 322) (5320 S. K. m. 8) (5271 S. K. m. 223) (765 S. K. m. 102, 104) (YCGK. 14.01.1985 T. 1984/2-533 E. 1985/10 K.)
Dava: Ruhsatsız içki satma suçundan sanığın 4250 Sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca 218.104.099 Lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ve iş yerinin bir ay süre ile kapatılmasına ilişkin, Keşan Sulh Ceza Mahkemesince verilen 29.1.2003 gün ve 17-45 Sayılı hüküm, üst ve o yer C. Savcıları ile sanık tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 10.4.2006 gün ve 8668-3581 sayı ile, yürürlüğe yeni giren yasaların değerlendirilmesi için bozulmuştur.
Bozmaya uyan yerel mahkemece 5.7.2006 gün ve 349-378 sayı ile sanığın 4250 Sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca 216 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve iş yerinin bir ay süre ile kapatılmasına karar verilmiş, sanığın temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 9.6.2010 gün ve 1997-8420 sayı ile;
... 5237 Sayılı T.C.K.nun 50/5. maddesinde öngörülen düzenleme gözetilerek, hükmolunan cezanın nevi ve miktarına göre, 21 Temmuz 2004 gün ve 25529 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5219 Sayılı Kanunun 3/B maddesi ile değişik 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 305/1. maddesi uyarınca hükmün temyizi kabil bulunmadığından, 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 317. maddesi gereğince sanığın temyiz isteğinin reddine... karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 26.7.2010 gün ve 267108 sayı ile;
... Sanık hakkında mahkumiyet kararı ile birlikte güvenlik tedbiri kapsamında işyerinin kapatılmasına dair karar verilmiştir. Verilen para cezasının temyiz sınırı kapsamında kaldığı konusunda tartışma bulunmamaktadır.
Mahkumiyet kararları ile birlikte verilen güvenlik tedbirlerinin hükme her yönüyle temyiz edilebilme yeteneği kazandırdığı Yüksek Ceza Genel Kurulunun kararlarında açıkça vurgulanmıştır.
Ayrıca 5271 Sayılı Kanunun 223. maddesinde güvenlik tedbirine hükmedilmesine ilişkin kararların hüküm sayılacağı açıkça belirtilerek tedbir kararlarının temyiz niteliğine yönelik tartışmalar sona erdirilmiştir.
Sanığın üzerine atılı suçun işleniş tarihi itibariyle temyiz inceleme gününde zamanaşımı dolmuş olması sebebiyle bu sebepten davanın düşürülmesine karar verilmesi gerekirken, sanık aleyhine sonuç doğuracak şekilde temyiz talebinin reddine karar verilmesi hukuka aykırı bulunduğundan kararın bozulması gerekmektedir...,
Görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak Yargıtay 7. Ceza Dairesinin red kararının kaldırılarak, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:
Karar: Sanığın ruhsatsız içki satma suçundan 4250 Sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca 216 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve iş yerinin bir ay süre ile kapatılmasına karar verilen somut olayda Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, hükmün temyiz yeteneğinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CYUY'nın 305. maddesinin 1. fıkrasında, ceza mahkemelerinden verilen hükümlerin temyiz olunabileceği kuralına yer verildikten sonra, onbeş yıl veya daha yukarı hürriyeti bağlayıcı cezalara ait hükümlerin kendiliğinden (re'sen) temyize tabi olacağı, aynı fıkranın 1, 2 ve 3. bentlerinde ise, iki milyarliraya kadar (iki milyar dahil) para cezalarına dair olan hükümler ve yukarı sınırı onmilyarlirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri ile yasalarda kesin olduğu belirtilen hükümlerin temyiz olunamayacakları belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi yasamızın temyiz edilebilirlik için aradığı ilk koşul verilen kararın hüküm niteliğinde olmasıdır.
5271 Sayılı CYY'nın 223. maddesinde ise; beraat, ceza verilmesine yer olmadığına, mahkumiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi, davanın düşmesi kararlarının hüküm olduğu belirtilmiş, maddenin son fıkrasında ise; Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararının da yasa yolu bakımından hüküm sayılacağı vurgulanmıştır. Sayılan hükümlerin verilme koşulları da maddede ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 6. fıkrada; Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkumiyet yerine veya mahkumiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine hükmolunacağı belirtilmiştir.
5237 ve 5271 Sayılı Yasaların yürürlüğe girmesinden önce, yasalarımızda asli-fer'i ceza ve tedbir ayrımının bulunması nedeniyle, tedbirlerin temyizinin olanaklı olup olmadıkları öğreti ve yargısal kararlarda değerlendirilmiştir.
Prof. Dr. Öztekin Tosun; ceza mahkemelerinden verilen hükümler temyiz olunabilir hükmü uyarınca, tedbir de ceza mahkemesinden bir hükümle yani son kararla verildiğine göre temyiz edilebilir (Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, 2. bası, c.2, sh. 211 vd.) görüşünü ileri sürmüş, Kunter-Yenisey ise; Aynı suç için temyiz edilemeyen asıl ceza ile birlikte temyiz edilebilen ek bir ceza veya şahsi hak davasında temyiz edilebilen bir karar verilmişse hükmün temyiz edilebilirlik vasfını kazandığını belirtmişlerdir. (Ceza Muhakemesi Hukuku, İkinci Kitap, 12. Bası, sh.1160) Yargısal kararlarda da öğretideki bu görüşlere paralel olarak; hükümle (son kararla) verilen tedbir kararlarının temyiz edilebileceği kabul edilmiş, bu doğrultuda, temyizi olanaklı olmayan bir hükümle bağlantılı olarak verilen sürücü belgesinin geri alınması (CGK.nun 25.4.1988 gün 91-173), müsadere (CGK.nun 1.10.1989 gün ve 200-274), erteli cezanın T.C.K.nın 95/2. maddesi uyarınca aynen infazı, kahvehanenin karayolu kenarından kaldırılması (CGK.nun 14.1.1985 gün ve 533- 10), çek hesabı açtırmanın yasaklanması (CGK.nun 22.11.2005 gün ve 14-143) işyerinin kapatılması", (2. CD.nin 12.11.1987 gün ve 8466-8813), cürme vasıta kılınan meslek, san'at ve ticaretin tatili ile kapatma (2. CD.nin 15.9.1987 gün ve 7185-7270) tedbirlerinin hükme her yönüyle temyiz edilebilme yeteneği kazandırdığı vurgulanmıştır.
5237 Sayılı T.C.K.nda yaptırım olarak cezalar ve güvenlik tedbirlerine yer verilmiş, 5271 Sayılı CYY'nın 223. maddesinde de güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine ilişkin kararların hüküm sayılacağı açıkça belirtilmek suretiyle, tedbir kararlarının temyiz yeteneğinin bulunup bulunmadığı konusundaki tartışmalar da sonlandırılmıştır.
Güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine ilişkin kararların hüküm sayılması sebebiyle temyiz yeteneğinin bulunduğu bu şekilde belirlendikten sonra, somut olaydaki 216 Lira adli para cezası ve iş yerinin bir ay süre ile kapatılmasına ilişkin hükümün temyiz yeteneğinin bulunup bulunmadığının saptanabilmesi için, güvenlik tedbirleri ile ilgili düzenlemeler ve maddedeki iş yerinin kapatılması tedbirinin hukuki niteliğinin saptanmasında zorunluluk bulunmaktadır.
5237 Sayılı T.C.K.nın 2. maddesinde güvenlik tedbirleri yönünden de yasallık ilkesinin geçerli olduğu vurgulandıktan sonra, 53-60. maddeler arasında Güvenlik Tedbirleri düzenlenmiştir. Yasanın 53. maddesinde Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma, 54. maddede Eşya müsaderesi, 55. maddede Kazanç müsaderesi, 56. maddede Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri, 57. maddesinde Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri, 59. maddede Sınır dışı edilme ve 60. maddesinde Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Bunun yanında güvenlik tedbirleri anılan maddelerde sayılanlarla sınırlı olmayıp, özel yasalarda da, yasallık ilkesine uyulmak koşuluyla farklı güvenlik tedbirlerine yer verilmesi olanaklıdır. Bu kapsamda, 4250 Sayılı Kanunun 28. maddesindeki bu fiili işleyenlere ait işyerlerinin bir aydan üç aya kadar kapatılmasına hükmolunur şeklindeki hükümle konulan tedbir de, özel yasalarda yer alan güvenlik tedbirlerinden biridir.
Bu nedenle, gerek bir mahkumiyete ek olarak gerekse bağımsız olarak verilen güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine ilişkin karar, diğer yönleri itibariyle kesin olan hükme her yönüyle temyiz edilebilirlik vasfı kazandırmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığa ruhsatsız içki satma suçundan verilen 216 Lira adli para cezası miktarı itibariyle 1412 Sayılı CYUY'nın 305. maddesi uyarınca kesin nitelikte bulunmakta ise de; aynı hükümle sanık hakkında 4250 Sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca işyerinin bir ay süre ile kapatılmasına da karar verildiğinden hüküm, kesinlik kapsamı ve sınırının dışında kalmakta ve temyiz yasa yoluna tabi hale gelmektedir.
İtiraz nedenleri konusunda varılan bu sonuçlar ve yerel mahkeme hükmünün temyize tabi olduğu sonucuna ulaşılması sebebiyle ortaya çıkan bu yeni durum karşısında yerel mahkeme hükmünün zamanaşımı yönünden de değerlendirilmesi zorunluluğu doğmuştur. Ceza Genel Kurulu'nun yerleşmiş kararlarında da vurgulandığı üzere, Ceza Genel Kurulunca inceleme yapılırken, Özel Daire kararının hukuka aykırı görülerek kaldırılması halinde, itirazın kabulüyle dava derdest hale geleceğinden, dava zamanaşımı süresinin dolduğunun saptanması durumunda kamu davasının düşmesine de karar verilmesi gerekmektedir. İnceleme konusu yapılan olayda, zamanaşımı yönünden lehe olan 765 Sayılı T.C.K.nın 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca suçun işlendiği 29.8.2002 tarihinden itibaren 7 yıl 6 aylık olağanüstü zamanaşımı, dosyanın Ceza Genel Kuruluna intikalinden çok önce 29.2.2010'da dolmuş bulunmaktadır.
Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüyle Özel Daire red kararının kaldırılmasına ve temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmekte ise de; itirazın kabulüyle kamu davası derdest hale gelmiş olmakla, suç tarihinden itibaren 7 yıl 6 aylık zamanaşımı gerçekleşmiş bulunduğundan yerel mahkeme hükmünün bozulmasına, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CYUY'nın 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 765 Sayılı T.C.K.nın 102/4 ve 104/2. maddeleri gereğince 5271 Sayılı CYY'nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 9.6.2010 gün ve 1997-8420 Sayılı temyiz isteminin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
3- Temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Yargıtay 7. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmekte ise de; itirazın kabulüyle kamu davası derdest hale gelmiş olmakla, suç tarihinden itibaren 7 yıl 6 aylık zamanaşımı süresi, dosyanın Ceza Genel Kuruluna intikalinden önce dolmuş bulunduğundan, Keşan Sulh Ceza Mahkemesi'nin 5.7.2006 gün ve 349-378 Sayılı hükmünün BOZULMASINA, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CYUY'nın 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 765 Sayılı T.C.K.nın 102/4 ve 104/2. maddeleri gereğince 5271 Sayılı CYY'nın 223. maddesi uyarınca DÜŞMESİNE,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.10.2010 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy