(5237 S. K. m. 29, 53, 62, 81) (5271 S. K. m. 152) (1136 S. K. m. 38)
Dava ve Karar: Haksız tahrik altında eşini öldürme suçundan sanık M. G.'in TCY'nın 82/1-d, 29/1 ve 62. maddeleri uyarınca 17 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan sanık N. U.'nun ise TCY'nın 81/1, 29/1 ve 62. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanıklar hakkında TCY'nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin, Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesince 17.12.2008 gün ve 75-456 sayı ile verilen ve sanıklardan M. yönünden kendiliğinden temyize tabi olan hükmün, katılanlar vekili ve sanıklar müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.04.2010 gün ve 6071-2085 sayı ile;
Aynı suçlardan yargılanan ve menfaatleri çatışan sanıklar M. G., N. U. ve H. U.'nun aynı müdafii ile temsil ettirilerek kamu davasının yürütülüp sonuçlandırılması suretiyle CYY'nın 152 ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 38/b maddelerine muhalefet edilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 28.06.2010 gün ve 160-199 sayı ile;
Yüksek Yargıtay 1. Ceza Dairesi ile mahkememiz arasındaki uyuşmazlık; dosyamız sanıkları M., N. ve H. arasında menfaat çatışması bulunup bulunmadığı, buna bağlı olarak da aynı müdafiinin hukuki yardımından yararlanmalarının, savunma hakkının kısıtlanması olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
Sanıklardan birinin savunması, ancak diğer bir sanığın suçlanması ile sağlanabiliyorsa, aralarında çıkar çatışmasının varlığı kabul edilmektedir.
Olayımızdan, sanıklar N. ve H. tüm aşamalarda atılı suçu işlemediklerini beyan etmiş, sanık M. ise yine tüm aşamalarda eylemi tek başına gerçekleştirdiğini söylemiştir.
Mahkememizce, olay yerinde bulunan boş kovanların iki ayrı tüfekten atıldığı belirlenmiş, bu tüfeklerden birinin sanık M., diğerinin sanık N. tarafından kullanıldığı tespit edilmiş ve hüküm buna göre tesis edilmiştir.
Deliller ve oluş itibarıyla, her bir sanığın beraat veya mahkûmiyeti ya da delillerin değerlendirilmesi, diğer sanığın hukuki durumunu etkilememektedir. Deliller bir bütün olarak değerlendirilip hangi sanık öldürme eylemine katılmış ise onun sorumluluğuna gidilmiştir.
Olayımızda olduğu gibi, bu tür olaylarda, katılan taraf karşı ailenin olay yerinde bulunan bütün bireylerinin cezalandırılmasını sağlamak, sanık taraf ise ailenin bireylerini savunmaya çalışmaktadır. Savunma tarafı, ailenin öldürme eylemine katılmayan bireylerini savunmaya çalışırken, diğer taraftan mahkeme olarak, yapay şekilde ailenin bireyleri arasında menfaat çatışması olduğunu belirtip, savunmanın bütünlüğünü bölmek, birbirinin aleyhine savunmaya zorlamak da savunmanın amacı dışındadır. Öte yandan, dosyamızda olduğu gibi ailenin her bir ferdine ayrı müdafii tayini sağlaması halinde, yeni atanan müdafiinin, mevcut müdafii ile ailenin aşamalardaki savunma bütünlüğü dışına çıkarak başka savunma getirmesi de ihtimal dahilinde görülmemektedir. Sanıkların serbest iradelerinin aksine müdafii tayinine zorlama yapay bir uygulama olarak kalacaktır.
Yine dosyamızda olduğu gibi her bir sanığa ayrı bir müdafii tayini yerine, aynı müdafiinin, olayın bütünlüğü içerisinde her bir sanığın olaydaki konumlarını değerlendirip savunma yapması savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olmayıp, aksine daha sağlıklı sonuca ulaşmayı sağlayabilecektir.
Dosyamızda, meydana gelen öldürme olayından sonra ilkin M. şüpheli olarak belirlenmiş aile tarafından ona müdafii tayin edilmiş, daha sonra ailenin diğer iki bireyi hakkında aynı suçtan dava açılmış, aile, hukuki yardımdan memnun kaldığı avukatı diğer iki sanığa da atamıştır. Bunun dışında mahkememiz sanıkların ortak iradesi üstüne çıkarak her birine başka müdafii atamalarını istemek, kanun koyucunun amacı olmaması gerekir.
Belirtilen nedenlerle, dosyamıza konu olayda, aynı suçlardan yargılanan sanıklar M. G., N. U. ve H. U.'nun menfaatleri arasında çatışma bulunmadığından, aynı müdafii ile temsil ettirilerek, kamu davasının yürütülüp sonuçlandırılmasının CMK 152 ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 38/b maddelerine muhalefet oluşturmadığı gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık M. yönünden kendiliğinden temyize tabi olması ve sanıklar müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 07.02.2011 gün ve 326111 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığa gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme, sanıklar M. G. ve N. U. hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Sanık M. G.'in haksız tahrik altında eşini kasten öldürmekten, sanık N. U.'nun ise haksız tahrik altında kasten öldürmekten hükümlülüklerine karar verilen somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar M. ve N. arasında menfaat çatışması bulunup bulunmadığının, buna bağlı olarak da aynı müdafiinin hukuki yardımından yararlanmalarının, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanıklar M. G. ve N. U.'nun yargılama aşamasında aynı müdafiinin hukuki yardımından yararlandıkları, sanık M.'nin savunmalarında eşi olan H. G.'i kendisinin öldürdüğünü, sanık N.'ın eyleme katılmadığını, sanık N.'ın ise savunmasında suçu işlemediğini, ölen H. G.'i ablası olan diğer sanık M.'nin öldürdüğünü belirttiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir çözüme ulaşılabilmesi için, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
5271 sayılı CYY'nın, Şüpheli veya sanığın birden fazla olması halinde savunma başlığını taşıyan 152. maddesi, Yararları birbirine uygun olan birden fazla şüpheli veya sanığın savunması aynı müdafie verilebilir hükmünü taşımaktadır.
Öte yandan 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 38. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ile avukata, aynı işte menfaati zıt olan bir tarafa vekalet etmesi halinde, gelen işi reddetmesi zorunluluğu getirilmiştir.
Yine Türkiye Barolar Birliğince kabul edilen Avukatlık Meslek Kurallarının 35. maddesi ile de, Avukat aynı davada birinin savunması öbürünün savunmasına zarar verebilecek durumda olan iki kişinin birden vekaletini kabul edemez kuralına yer verilmiştir.
Bütün bu hükümlerden de anlaşılacağı gibi, menfaat zıtlığını dar anlamda yorumlamamak gerekir. Burada, önemli olan, savunmanın hiçbir şekilde zafiyete uğramamasıdır. Nitekim öğretide de aynı görüş benimsenmiş, şüpheli veya sanıklardan birisinin savunulması ancak diğer sanığın suçlanmasıyla sağlanabiliyorsa, çıkarların çatıştığını ve müdafilerinin değişik kişiler olması gerektiği belirtilmiştir. (Prof. Dr. Nur Centel - Doç. Dr. Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası sh. 170)
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık N. ile birlikte a sanık M.'nin suçun yalnızca kendisi tarafından gerçekleştirildiğinin savunulması karşısında, ortak müdafileri tarafından sanık N.'ın bu suçu işlemediğinin savunulması gerektiği ve bu durumun da, sanık M. yönünden savunmada zafiyet yaratacağı açıktır.
Bu itibarla, yerel mahkemenin, sanıklar arasında menfaat çatışması bulunmadığı görüşüne dayalı direnme gerekçesi, yukarıda açıklanan yasa ve meslek kurallarına aykırı olup, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Ayrıca, sanık M. G. 14.09.2006, sanık N. U. ise 17.11.2008 tarihinden itibaren tutuklu olup, sanıkların üzerine atılı kasten öldürme suçuna bakmak Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren işlerden olduğundan ve 5271 sayılı CYY'nın 102/2. maddesi uyarınca tutuklukta geçecek süre uzatmada dahil olmak üzere en çok 5 yıl olup, tutuklanma tarihlerinden itibaren bu süre dolmamış olduğundan, sanıkların tahliyesi konusu yerel mahkemece değerlendirilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.06.2010 gün ve 160-199 sayılı direnme hükmünün, saptanan usul yanılgısı nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.06.2011 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy