(5237 S. K. m. 29, 86, 87) (5271 S. K. m. 150, 188, 289)
Dava: Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan sanık M. A.'ın 5237 Sayılı T.C.K.nın 86/1, 3 (e), 87/1-(d)-son ve 29/1 inci maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Göksun Asliye Ceza Mahkemesince verilen 13.12.2006 gün ve 22-235 Sayılı hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 3. Ceza Dairesince 10.5.2011 gün ve 1747-6327 sayı ile;
... Sanığın üzerine atılı suç dolayısıyla C.M.K.nın 150/3 üncü maddesine göre zorunlu müdafii arandığından zorunlu müdafiinin yokluğunda karar verilmek suretiyle C.M.K.nın 188/1 inci maddesine muhalefet edilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması...,
İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 27.6.2011 gün ve 2007/65420 sayı ile;
5560 Sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle değişik C.M.K.nın 150/2 nci maddesinde Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir hükmüne yer verildikten sonra,150/3 üncü maddesinde Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada 2. fıkra hükmü uygulanır hükmüne yer verilmiştir.
İncelemesi yapılan dosyada T.C.K.nın 86/1-3e, 87/d maddeleri sevk maddesi gösterilerek, cezanın alt sınırı 5 yıl olacak şekilde dava açılmış, yargılama aşamasında suç vasfı değişmemiş, sanık hakkında T.C.K.nın 86/1-3 (e), 87/1 (d)-son maddeleri uyarınca da 5 yıl hapis cezası verilmiş, verilen bu ceza T.C.K.nın 29 uncu maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezasına indirilmiştir.
Yargılama aşamasında sanığın kendini savunamayacak derecede malul olduğu yönünde bir tespitte bulunulmamıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3.6.2008 tarih ve 2008/11-74, 2008/159 Sayılı ve benzer kararlarında ve C.M.K.nın 150/3 üncü maddesinde açıkça belirtildiği üzere, zorunlu müdafii tayini alt sınırı 5 yıldan daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan yargılanan sanıklarla sınırlandırılmıştır.
Sanığa isnat edilen suç zorunlu müdafii atanmasını gereken suçlar kapsamında bulunmamaktadır görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:
Karar: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığıyla Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan yargılanan sanığa 5271 Sayılı C.M.K.nın 150/3 üncü maddesi gereğince zorunlu müdafii atanmasının gerekip gerekmediğiyle zorunlu müdafii atanıp savunması da müdafii huzurunda alındıktan sonra, 13.12.2006 tarihli hükmün müdafiinin yokluğunda kurulmasının bozma nedeni yapılıp yapılamayacağının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğine göre;
19.6.2005 tarihinde işlenen kasten yaralama suçundan sanık hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nın 86/1-3 (e), 87/1 (d)-son maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
Sanığın; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul ya da sağır ve dilsiz olmadığı,
5.4.2006 tarihinde savunması alındıktan sonra, sanığa C.M.K.nın 150/3 üncü maddesi uyarınca müdafii görevlendirildiği ve 2. kez 28.6.2006 tarihinde müdafii huzurunda savunmasının alındığı,
Birkaç duruşmaya katılan sanık müdafiinin, son oturum için dilekçeyle belirttiği mazeretinin yerel mahkemece reddedilerek sanık ve müdafiinin yokluğunda mahkûmiyet kararı verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Konuyla ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde;
01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı C.M.K.nın 150/3 üncü maddesinde, Üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, şüpheli veya sanığın müdafiinin bulunmaması halinde istemi aranmaksızın kendisine müdafi atanacağı hüküm altına alınmış iken, 19.12.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 Sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle 5271 Sayılı C.M.K.nın 150. maddesinde değişiklik yapılarak bu zorunluluk alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara şamil kılınmış, anılan madde metni (1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada 2. fıkra hükmü uygulanır.
(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir şekline dönüştürülmüştür.
Bu halde daha önce üst sınırı en az 5 yıl hapis cezasını gerektiren suçlarda sanıklar için zorunlu müdafi atanması sistemi, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlardan yargılanan sanıklarla sınırlandırılmış, alt sınırı beş yıl olan suçlar ise, bu kapsama alınmamıştır.
Aynı Kanunun 196 ncı maddesinin 2 nci fıkrasında; sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis, henüz yürürlüğe girmemiş olmakla birlikte istinafa dair 272/1 inci maddesinde; onbeş yıl ve daha fazla hapis temyize dair 286 ncı maddenin 2 nci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde; beş yıl veya daha az hapis, aynı fıkranın (f) bendinde; on yıl veya daha az hapis ile temyizde duruşmaya dair 299 uncu maddesindeki; on yıl veya daha fazla hapis şeklindeki ifadeler de göz önüne alındığında, yasakoyucunun bu ifadeyi bilinçli olarak tercih ettiği anlaşılmaktadır.
Nitekim tamamen benzer konu Ceza Genel Kurulu'nun gündemine gelmiş, 11.10.2011 gün ve 182-204 Sayılı kararları ile de ancak alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda müdafii atanmasının zorunlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, 5271 Sayılı Ceza Yargılaması Yasasının Duruşmada Hazır Bulunacaklar başlıklı 188 inci maddesinin 1 inci fıkrası, (1) Duruşmada, hükme katılacak hakimler ve Cumhuriyet savcısıyla zabıt katibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafiin hazır bulunması şarttır hükmünü içermektedir.
Aynı Kanunun hukuka kesin aykırılık başlıklı 289 uncu maddesinin 1/e bendi ise
e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması
şeklindedir.
Buna göre, Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafiin duruşmada hazır bulunması gerekecek ve duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması da hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın eylemine uyan kasten yaralama suçuna dair 5237 Sayılı T.C.K.nın 86/1, 86/3 (e) ve 87/1 (d)-son maddeleri uyarınca asgari beş yıl hapis cezası öngörüldüğü, yerel mahkemece hükmün kurulduğu 13.12.2006 tarihi itibarıyla C.M.K.nın 150/3 üncü maddesindeki değişikliği düzenleyen 5560 Sayılı Kanun yürürlüğe girmemiş olduğundan değişiklikten önceki madde metnine göre sanığa müdafii atanmasının zorunlu olduğu, yerel mahkemece de bu zorunluluk gözetilerek sanık için müdafii görevlendirildiği, ancak 28.6.2006 tarihli oturumda savunmanın müdafii huzurunda alınmasına karşın zorunlu müdafiin yokluğunda hüküm kurulduğu, hükümden sonra yürürlüğe giren 5560 Sayılı Yasayla değişik C.M.K.nın 150. maddesinin 3 üncü fıkrası uyarınca sanığa müdafii atanması zorunluluğunun ortadan kalktığı ve olayda aynı maddenin 2 nci fıkrasında sayılan hallerden herhangi birinin de mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar yerel mahkemece hükmün kurulduğu 13.12.2006 tarihi itibarıyla sanığa müdafii atanması zorunlu olup, zorunlu müdafiin yokluğunda hüküm kurulması C.M.K.nın 188/1 inci maddesine uygun düşmemekte ve aynı Kanunun 289/1 (e) maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık hallerinden birini oluşturmakta ise de; 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 Sayılı Yasayla 5271 Sayılı C.M.K.nın 150/3 üncü maddesinde yapılan değişiklikle sanığa isnat edilen suçun zorunlu müdafii atanması gereken suçlar kapsamından çıkarılması ve yargılama yasalarına dair hükümlerin derhal uygulanacak olması dikkate alındığında, olayda sanık hakkında zorunlu müdafii atanması koşullarının da ortadan kalktığı görülmektedir. Bu bağlamda, zorunlu müdafiin yokluğunda hüküm kurulması isabetsizliğinden bahisle verilen bozma kararının gereğinin yerine getirilmesi ve oluşan hukuka aykırılığın telafisinin olanaklı olmadığı ve yerel mahkemece yürürlükteki yasal düzenlemelere göre artık müdafiin yokluğunda da karar verilebilecek olduğu gözetildiğinde, bu yönde yapılacak bozma yargılamanın uzamasına sebep olacaktır. Kaldı ki, inceleme konusu olayda sanık, müdafii atanmasının zorunlu olduğu dönemde müdafii huzurunda yasal ve yeterli şekilde savunmasını yapmış bulunduğundan, savunma hakkının kısıtlandığından da söz edilemeyecektir.
Bu nedenle, Özel Dairece hükmün zorunlu müdafiin yokluğunda karar verilmesi suretiyle 5271 Sayılı C.M.K.nın 188/1 inci maddesine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması gerekçesiyle bozulmasında isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, sanık hakkında zorunlu müdafi atanması koşulları ortadan kalkmış bulunduğundan, itirazın kabulüyle Özel Daire kararının kaldırılmasına ve hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne,
2) Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 10.5.2011 gün ve 1747-6327 Sayılı bozma kararının kaldırılmasına,
3) Dosyanın, esastan inceleme yapılması için Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 13.12.2011 tarihinde yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy