(2709 S. K. m. 141, 142) (5271 S. K. m. 4, 6, 170, 223, 225, 226) (6831 S. K. m. 83, 110, 116) (5235 S. K. m. 10, 11, 12, 13, 14) (5320 S. K. m. 8)
Dava: Sanık F. K.'ın Devlet ormanından ağaç kesmek suçundan 5271 Sayılı C.M.K.nın 223 üncü maddesinin 2 nci fıkrasının (b) bendi uyarınca, atılı suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesiyle beraatına ve suça konu emvalin sanığa ait araziden kesilmediği görülmekle, arazi sahibinin araştırılarak gereğinin takdir ve ifası için suç duyurusunda bulunulmasına dair Savur Sulh Ceza Mahkemesince verilen 19.6.2009 gün ve 51-65 Sayılı hükmün katılan kurum temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 14.07.2011 gün ve 15781-11088 sayı ile;
... Aynı eylem sebebiyle sanık hakkında hem beraat, hem de suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi... isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 05.09.2011 gün ve 225217 sayı ile;
... Anayasanın 142 nci maddesi uyarınca mahkemelerin kuruluş, görev, yetkileri, işleyiş ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.
5235 Sayılı Kanunun 10, 11, 12, 13 ve 14 üncü maddelerinde ceza mahkemelerinin görevleri düzenlenilmiştir. Buna göre; Kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere, iki yıla kadar (iki yıl dahil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezalarıyla bağımsız olarak hükmedilecek adli para cezalarına ve güvenlik tedbirlerine dair hükümlerin uygulanması sulh ceza mahkemelerinin, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma, irtikap, resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, hileli iflas suçlarıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmak ağır ceza mahkemelerinin, sulh ceza ve ağır ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere bakmak ise asliye ceza mahkemelerinin görevi içine girmektedir.
6831 Sayılı Orman Yasasının 83 üncü maddesi uyarınca, bu Kanunda yazılı orman suçlarına dair davalardan; 110. maddenin 3. fırkasında gösterilen suçlara dair davalar asliye ceza; 4. fırkasında gösterilen suçlara dair davalar ağır ceza mahkemesinde, 5. fırkasında gösterilen suçlara dair davalar ise Ceza Muhakemesi Kanununun 250. maddesi uyarınca görevlendirilen ağır ceza mahkemesinde; bu suçlar dışında kalan davalar sulh ceza mahkemesinde görülür.
5271 Sayılı C.M.K.nın 4 ve 6 ncı maddeleri uyarınca davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verebilir.
İddianamenin kabulünden sonra işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.
5320 Sayılı Kanunun 8/1 inci maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan ve uygulanması gereken 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 308 inci maddesi uyarınca mahkemenin yasaya aykırı olarak kendisini davaya bakmaya görevli veya yetkili görmesi yasaya mutlak aykırılık hali olup, hükmün temyizi durumunda aynı Kanunun 321 ve 323 üncü maddeleri uyarınca hükmün BOZULMASINA ve dosyanın vazifeli veya salahiyetli mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında; inceleme konusu olayda sanığın ağaç kesip götürmesinden ibaret olan eyleminin ağaçların kesildiği yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı, orman niteliğinde değil ise sanığa mı, yoksa başkasına mı ait olduğu, sanığın yarar sağlamak amacı ile mi, yoksa zarar verme maksadıyla mı hareket ettiği belirlenerek sonucuna göre hukuki vasfı tayin edilip tek bir hüküm kurulması gerekir iken mahkemece aynı eylemin bir vasfından (ağaç kesme) dolayı beraat kararı verilip, diğer vasfından (hırsızlık) suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi yasaya aykırı ise de, bilirkişi raporundan ağaçların kesildiği yerin orman niteliğinde olmadığının anlaşılması karşısında eylemin hırsızlık suçunu oluşturup oluşturmadığı, suç duyurusunun akıbeti araştırılarak dava açılmış ise birleştirilip birleştirilmeyeceğinin takdir ve değerlendirilmesi görevi üst dereceli asliye ceza mahkemesine ait olduğundan Özel Dairece hükmün öncelikle görevsizlik sebebiyle BOZULMASINA karar verilmelidir...,
Görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:
Karar: Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında Devlet ormanından ağaç kesmek suçundan açılan kamu davası sonucunda, ağaçların kesildiği yerin Devlet ormanı sayılan yerlerden olmadığının saptanması halinde, eylemin hırsızlık suçunu oluşturup oluşturmadığının değerlendirilmesi görevinin üst dereceli asliye ceza mahkemesine ait olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesinin gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Orman emvali kesildiği yönünde gelen ihbar üzerine yapılan araştırmada sanığın motosikletinde kesilmiş meşe ağaçları bulunduğu, soruşturma sonucunda da hakkında Devlet ormanından ağaç kesme suçundan kamu davası açıldığı, kovuşturma aşamasında yerel mahkemece yapılan keşifte hazır bulunan orman mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen rapora göre; suça konu emvalin meşe cinsinden yakacak niteliğinde orman emvali olduğu, fidan, dal, dalcık ve sürgün niteliğinde bulunmadığı, ağaçların kesim neticesinde hayatiyetlerini kaybettikleri, kesim yapılan yerin kuru tarım arazisi vasfında olduğu ve Devlet ormanı niteliğinde bulunmadığı, kesilen emval kesim yerinin karşılaştırılması sonucunda; zaman, miktar ve çap yönünden ağaçların gösterilen yerden kesildiğinin tespit edildiği,
Yerel mahkemece, anılan bilirkişi raporuna dayalı olarak, atılı suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olduğu gerekçesiyle sanığın beraatına ve suça konu ağaçların kesildiği arazi sahibi araştırılarak gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Ceza yargılaması hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 Sayılı C.M.K.nın 170/1 inci maddesi uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikayet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi ayrık hükümler bulunmakla birlikte, kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianameyle açılır. Anılan Kanunun 170. maddesinin 4 üncü fıkrasında da; iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır düzenlemesine yer verilmiştir.
C.M.K.nın 225 inci maddesinde yer alan; hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça dair fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir şeklindeki düzenleme gereğince de hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
Anılan yasal düzenlemelere göre iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması yasaya açıkça aykırılık oluşturacaktır.
Öğretide davasız yargılama olmaz ve yargılamanın sınırlılığı olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hakim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişiyle ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuksal çözüme kavuşturacaktır.
Ceza Yargılaması Yasasının 226 ncı maddesiyle de; sanık, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir halde bulundurulmadıkça, iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkum edilemez.
Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek haller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.
Ek savunma verilmesini gerektiren hallerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır hükmü getirilmiştir.
Ancak yasa koyucu bu düzenlemeyle; iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olmakla birlikte, o eylemin hukuksal niteliğinde değişiklik olmasını anılan ilkeye aykırı görmemiş, bu gibi hallerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına olanak sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına dair nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin iddianamede hırsızlık olarak nitelendirilen eylemin, suç eşyasının kabul edilmesi suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkeme, sanığa ek savunma hakkı vermek suretiyle suç eşyasının kabul edilmesi suçundan hüküm kurabilecektir. İddianamede anlatılan olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda ise, suç duyurusunda bulunulması ve iddianameyle dava açılması halinde de gerekli görüldüğünde her iki iddianameyle açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidebilecektir.
Ceza Yargılaması Yasasının 225 inci maddesinin; hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça dair fiil ve faili hakkında verilir şeklindeki açık düzenlemesi karşısında, yerel mahkemece; sanığın yargılama sonucunda sabit kabul edilen eyleminin hukuksal niteliğine göre, yasada beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbiri, davanın reddi ve düşmesi olarak sayılan hükümlerden birinin veya mahkumiyet ve güvenlik tedbiri örneğinde olduğu gibi birden fazlasının kurulmasıyla yetinilmesi, iddianameye konu olan eylem sabit olmakla birlikte, sanık tarafından işlenmediğinin anlaşılması veya sanığın işlediğinin kesin delillerle kanıtlanamaması durumunda ise gerçek fail ya da faillere ulaşılabilmesi amacıyla suç duyurusunda bulunulması gerekmektedir. Bu durum karşısında sanık hakkında iddianamede gösterilen eylem sebebiyle hem suçu işlemediğinin sabit olması sebebiyle beraat, hem de aynı fiilin nitelendirilmesini ve delil değerlendirilmesini gerektiren başka bir suçu oluşturabileceği olasılığı üzerine suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında Devlet ormanından ağaç kesme suçundan bir dava açılmış, ancak bilirkişi raporları doğrultusunda ağaçların kesildiği yerin Devlet ormanı olmadığı tespit edilmiştir. Bu durum karşısında sanığın eylemi, ağaçların kesildiği yerin kendisi veya başkası adına tapulu olması yahut hazine adına kayıtlı bulunması durumunda 6831 Sayılı Kanunun 116/B maddesinde düzenlenen tapulu araziden izinsiz ağaç kesme ya da hırsızlık veya mala zarar verme suçlarından birisini oluşturabilecektir.
Sanığın iddianamede nitelendirilen eyleminin, Devlet ormanından ağaç kesme değil sahipli araziden izinsiz veya izinli ağaç kesme ya da hırsızlık suçunu oluşturma olasılığı üzerine yerel mahkemece gerekli araştırmaların yapılması ve sonucuna göre sanığın sabit kabul edilen eyleminin hukuksal nitelendirmesi yapılarak, yargılamanın görev alanı içerisinde kalması halinde sanığa ek savunma hakkı da verilmek suretiyle bir hüküm kurulması, yargılamanın görevinin dışında üst dereceli bir mahkemenin görevine girdiğinin anlaşılması halinde ise görevsizlik kararıyla dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi gerekirken, mahallinde yapılan keşifte hazır bulunan bilirkişi raporuna dayalı olarak, sanık hakkında dosya içeriğine de uygun düşmeyecek şekilde; atılı suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması gerekçe gösterilerek beraat ile suça konu ağaçların kesildiği arazinin sahibinin araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinden bahisle suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Görev hususunun yerel mahkemece bilahare de değerlendirilebileceği ve davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir şeklindeki Anayasanın 141/4 üncü maddesi de göz önünde bulundurulduğunda, Özel Dairece anılan hükmün, aynı eylem sebebiyle sanık hakkında hem beraat, hem de suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi isabetsizliğinden bozulması, sonucu itibarıyla yerindedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine,
2) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 13.03.2012 tarihinde yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy