(5237 S. K. m. 74, 184) (1086 S. K. m. 94) (5271 S. K. m. 223, 322, 324, 325, 326, 327, 328, 329, 330)
Dava: Sanıklar M.A., G.A. ve B.B. hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, 5237 sayılı TCY.'nın 184/5 inci maddesi uyarınca kamu davasının düşmesine ve yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına ilişkin, Çeşme Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.05.2007 gün ve 110-332 sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nce 06.07.2011 gün ve 10369-12174 sayı ile;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.08.2011 gün ve 230068 sayı ile;
CMK.'nun 324 üncü maddesinde ise yargılama giderlerinin kapsamı belirlenmiştir. Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleriyle soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama gideridir. Bu hükme göre, vekalet ücretinin de yargılama gideri kapsamında bulunduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak bu durum onun şahsi hak niteliğini de ortadan kaldırmamaktadır.
Durumun bu şekilde tespit edilmesi karşısında, mahkemece sanık hakkında açılan kamu davası sonunda düşme kararı verilmesi halinde, yargılama giderinin ne şekilde tahsil edileceğine ilişkin olarak CMK.'nun 324 ve devamı maddeleri ile TCK.'nun 74 üncü maddesinin irdelenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanunun anılan hükümlerine bakıldığında düşme kararı verilmesi halinde yargılama giderinin sanıktan tahsil edilip edilmeyeceği yönünde açık bir hüküm bulunmadığı, ancak, sanığın yükümlülüğü başlıklı 325 inci maddesinde, cezaya veya güvenlik tedbirine hükmedilmesi halinde, bütün yargılama giderlerinin sanığa yükletileceği, 327 nci maddesinde ise hakkında beraat ya da ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişinin sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkum edileceği şeklinde düzenleme yapıldığı görülmektedir.
Türk Ceza Kanunun
(2) Kamu davasının düşmesi, malların geri alınması ve uğranılan zararın tazmin edilmesi için açılan şahsi hak davasını etkilemez.
(3) Cezanın düşmesi şahsi haklar, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin hükümleri etkilemez. Ancak genel af halinde yargılama giderleri de istenemez.
Hükümde yer alan düzenlemeden de açıkça anlaşıldığı gibi, kamu davasının düşmesi halinde, bu durumdan sadece malların geri alınması haliyle davaya konu olay nedeniyle uğranılan bir zarar varsa bunun tazmini için açılan hukuk davası etkilenmeyecek, yani davaya devam edilebilecek, ancak mahkûmiyet kararı verildikten sonraki bir tarihte cezanın düşmesine karar verilmiş ise bu takdirde düşme kararı verilmiş olması şahsi hakkın istenmesine ve yargılama giderinin tahsiline engel bir durum oluşturmayacaktır. Başka bir deyişle yargılama gideri ve şahsi hak ancak cezanın düşmesine karar verilmesi halinde istenebilecektir. O halde, anılan hükümlerin mevhumu muhalifinden kanun koyucunun kamu davasının düşmesine karar verilmesi halinde sadece açılan hukuk davası ve malların geri istenmesiyle sınırlı düzenleme yaptığını, şahsi hak ve yargılama giderinin sanıktan tahsiline karar verileceği yönünde somut bir düzenleme yapmayarak bu yöndeki iradesini ortaya koyduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Düzenlemenin Türk Ceza Kanunu hükümleri arasında yer alması da bu hükmün aynı zamanda bir usul hükmü olması niteliğini de ortadan kaldırmamaktadır. Başka bir deyişle kanunda bu konuda bir boşluk olduğu ve kıyas yoluyla bu boşluğun doldurulmasının gerektiğinden söz edilemeyecektir. Somut olayla ilgili olarak yasal bir boşluk olduğu kabul edilirse, CMK.'nun 327 nci maddesiyle HUMK.'nun 94/2 nci maddesinin kıyas yoluyla uygulanabilirliğinin ve sonuçlarının da ayrıca tartışılması gerekmektedir.
Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas kural olarak serbesttir, ancak sınırlayıcı düzenleme yapan hükümlerle istisnai düzenleme yapan hükümler kıyas yoluyla genişletilemez. Kanımızca, yargılama giderinin ne olduğunu, kime, hangi hallerde ve ne şekilde yükletileceğine ilişkin CMK.'nun 324 ve devamı maddeleri istisnai hükümler olup kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir. CMK.'nun 327 nci maddesi, başlığında hükmü, beraat ve ceza verilmesine yer olmadığına dair verilen kararlar yönünden istisnai olarak saymış ve sınırlamıştır. 5237 sayılı TCK.'nun 184/5 inci maddesinin hükmün uygulanması koşulu halinde verilmesini öngördüğü karar düşme kararı olduğuna göre, düşme kararı verilmesi halinde CMK.'nun 327 nci maddesinin kıyas yoluyla uygulama olanağı da bulunmamaktadır.
Kaldı ki, hükmün gerekçesine bakıldığında, sanığın kusurluluk durumunun da kamu davası açıldıktan sonraki bir dönemde gerçekleşmesi haline özgü olmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Gerekçede
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre, yargılama giderleri kural olarak davada haksız çıkan (aleyhine hüküm verilen) tarafa yükletilir. HUMK.'nun 94 üncü maddesinde ise davanın feragat veya kabul sonuçlanması hallerinde durum özel olarak düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında davadan feragat eden veya davayı kabul eden tarafın mahkum olmuş gibi yargılama giderini ödemekle yükümlü olduğu hususunda genel bir düzenleme yapıldıktan sonra, ikinci fıkrasında hakkaniyet kuralları gözetilerek bu genel kuralın istisnası getirilmiş ve hal ve durumuyla aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermemiş ve ilk oturumda davayı kabul etmiş olan davalının yargılama giderine mahkum edilemeyeceği kabul edilmiştir. Anılan düzenlemede davasından feragat eden davacının aslında dava açmakta haksız olduğu karinesinden hareket edilmiş, davayı kabul eden davalının ise aslında haksız çıktığı anlaşılsa bile dava açılmasaydı da edimini yerine getireceği karinesinden hareketle eğer dava açılmasına kendi hal ve hareketleriyle sebebiyet vermemiş ve hiç bir işlem yapılmadan davayı ilk oturumda kabul etmiş ise yargılama giderinden sorumlu olmaması gerektiği düşünülmüştür. Dolayısıyla bu düzenlemeden aksi bir çıkarım yapılarak kendi kusuruyla dava açılmasına sebebiyet veren sanık hakkında yasada öngörülen koşul gerçekleştiğinde verilen düşme kararı nedeniyle yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmek de mümkün görünmemektedir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından verilen bozma kararıyla ilgili irdelenmesi gereken başka bir husus da, vekalet ücretinin şahsi hak niteliği baki kalmak üzere yargılama gideri olmasına karşın, yerel mahkemece verilen kararda yargılama giderinin hazine üzerinde bırakılmasına kısımla ilgili olarak bir bozma yapılmamasıdır. Zira eğer sanığın somut olayda CMK.'nun 327 nci maddesine göre yargılama giderinden sorumluluğu kabul ediliyorsa, yargılama giderinin Devlet Hazinesi tarafından yapılanlarla davaya katılan tarafın vekil tutması nedeniyle yaptığı gider olarak ayrılmadan tüm giderlerin sanıktan tahsil edilmesine karar verilmesi gerekir. Aksi bir durum CMK.'nun 324 üncü maddesine aykırı olacaktır.
Ayrıca hüküm, sadece vekalet ücretine hükmedilmemesi isabetsizliğinden bozulduğuna ve bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerekli kılmadığına göre, CUMK.'nun 322 nci maddesi uyarınca Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından düzeltilerek onanmasına karar verilebilecekken bozma kararı verilmiştir.
Anılan değerlendirmelerin ışığında Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 06.07.2011 tarih ve 10369-12174 sayılı ilamında yerel mahkemece 5237 sayılı TCK.'nun 184/5 inci maddesi uyarınca verilen düşme kararı nedeniyle katılan lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği noktasına ilişen bozma kararında isabet bulunmamaktadır> görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulu'nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Karar: Özel Daire çoğunluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan açılan kamu davasının 5237 sayılı TCY.'nın 184/5 inci maddesi uyarınca düşmesine karar verilen olayda, katılan lehine vekalet ücreti de dahil olmak üzere yargılama giderlerinden sanıkların sorumlu tutulmasının olanaklı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğine göre;
İmar kirliliğine neden olma suçundan açılan kamu davasında, sanıkların ruhsata aykırı olarak yaptıkları eklentiyi yargılama sırasında yıkmaları nedeniyle haklarındaki kamu davasının 5237 sayılı TCY.'nın 184/5 inci maddesi uyarınca düşmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yargılama giderleri 5271 sayılı CYY'nın 324 ila 330. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, anılan Yasanın 324 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan;
Anılan Yasanın
Madde gerekçesinde
5271 sayılı CYY'nın 223/8 inci maddesi uyarınca verilen düşme hükümlerinde sanığın yargılama giderlerinden sorumlu olup olmayacağı ya da hangi hallerde sorumlu tutulacağına yönelik herhangi bir düzenlemeye anılan yasanın yargılama giderlerine ilişkin bölümünde yer verilmemiştir.
CYY'nın 327 nci maddesinde yalnızca beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına kararları verilmesi halinde yargılama giderlerinin kimden ve ne şekilde tahsil edileceği düzenlenmiş olduğundan, 223/8 inci maddesi uyarınca verilecek olan düşme kararlarında yargılama giderlerinin kimden ne şekilde tahsil edileceği 327 nci madde hükümlerine göre değil, 325 inci madde hükümlerine göre belirlenmelidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
İmar kirliliğine neden olma suçundan açılan kamu davasında, sanıkların ruhsata aykırı olarak yaptıkları eklentiyi yargılama sırasında yıkmaları nedeniyle 5237 sayılı TCY.'nın 184/5 inci maddesi uyarınca kamu davasının düşmesine karar verilmiştir.
5271 sayılı CYY'nın 325/1 inci maddesi gereğince, ancak ceza veya güvenlik tedbirine mahkumiyet halinde yargılama giderlerinin sanıklara yükletilmesi olanaklı olup, sanıklar hakkında açılan kamu davasının düşmesine karar verilmiş olduğundan, katılan lehine hükmolunacak vekalet ücreti de dahil olmak üzere yargılama giderlerinden sanıkların sorumlu tutulması olanağı bulunmamaktadır.
Ceza Yargılaması Hukukunda kıyasın olanaklı olduğu, bu itibarla kıyas yoluyla anılan Yasanın 327 nci maddesi uyarınca sanıkların katılan lehine hükmolunacak vekalet ücreti de dahil olmak üzere yargılama giderlerinden sorumlu tutulması gerektiği ileri sürülebilir ise de; kıyas ancak genel nitelikteki hükümler bakımından söz konusu olup, 327 nci maddenin ise istisnai bir hüküm olması nedeniyle, kıyas yoluyla da olsa, maddenin kapsamının genişletilmesi olanaklı değildir.
Öğretide bu konuyla ilgili şu görüşler mevcuttur.
Kaldı ki, 5271 sayılı Yasanın 327 nci maddesinin düşme kararı verilmesi halinde de uygulanma olanağı bulunduğu kabul edilse dahi, katılan lehine hükmolunacak vekalet ücretinin sanıkların kusurundan kaynaklanan bir gider olarak kabulü olanaklı olmadığı gibi, dosya kapsamına göre sanıkların kusurundan kaynaklanan bir gider de bulunmadığından, yerel mahkeme tarafından kendisini vekil temsil ettiren katılan için vekalet ücretine hükmolunmaması ve yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.
Bu itibarla, haklı nedene dayanan itirazın kabulüyle Özel Daire bozma kararının kaldırılarak, isabetli bulunan yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi itirazın reddi gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1-) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne,
2- )Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 06.07.2011 gün ve 10369-12174 sayılı bozma kararının kaldırılmasına,
3-) Usul ve Yasaya uygun olan Çeşme Asliye Ceza Mahkemesinin 09.05.2007 gün ve 110-332 sayılı hükmünün onanmasına,
4-) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 31.01.2012 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)