(765 S. K. m. 13, 29, 202, 339, 355) (5237 S. K. m. 3, 43, 61, 172, 204, 207, 212, 247) (5271 S. K. m. 231) (5252 S. K. m. 9)
Dava: Nitelikli zimmet suçundan sanık A. Ö.'in 765 Sayılı T.C.K.nın 202/2-4, 80, 219/son ve 40. maddeleri uyarınca 17 yıl 6 ay hapis ve 286.680.00 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına, ömür boyu memuriyetten yoksun bırakılmasına, mahsuba, kooperatif zararının ödettirilmesine ilişkin, Afyonkarahisar 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.10.2008 gün ve 194-213 Sayılı re'sen temyize tabi olan hükmün, sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 23.6.2010 gün ve 2107-5275 sayı ile;
Lehe yasa tespiti sırasında temel cezanın 765 Sayılı T.C.K.nun 202/2 nci maddesi uyarınca asgari hadden 3 yıl uzaklaşılarak belirlendiği halde; 5237 Sayılı T.C.K.nun 247/1 inci maddesi gereğince alt sınırdan 1 yıl 9 ay uzaklaşılıp karşılaştırma yapılarak hüküm kurulması suretiyle orantılılık ilkesine aykırı davranılması,
Kabule göre de;
Sanığın zimmete konu paralarla ilgili düzenlediği tüm sahte belgelerin zincirleme şekilde gerçekleştirilen tek bir sahtecilik suçunu oluşturacağının gözetilip lehe yasa karşılaştırmasının buna göre yapılmaması isabetsizliklerinden BOZULMASINA karar verilmiştir.
Afyonkarahisar 1. Ağır Ceza Mahkemesince 17.9.2010 gün ve 271-184 sayı ile;
Sanık hakkında ceza tayin edilirken suç tarihi itibariyle zimmetine geçirilen toplam paranın, sanığın kastının yoğunluğu, suçun konusunun önem ve değeri gözetilerek alt sınırdan uzaklaşılmıştır.
5237 Sayılı T.C.K.hükümleri ile 765 Sayılı T.C.K.hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 14.2.2008 gün 2007/2127 esas 2008/918 karar sayılı içtihadında da vurgulandığı üzere sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde hem sahtecilik hem de ilgili suçtan ayrı ayrı cezaya hükmolunacağının vurgulanması, 5237 Sayılı T.C.K.nun 212 nci maddesindeki açıklık karşısında 765 Sayılı T.C.K.hükümlerinin sanık lehine olduğu, mahkememizin 16.8.2008 gün 2004/194 esas 2008/213 karar numaralı hükmünde kabul edilmiştir.
Çünkü olaya 5237 Sayılı T.C.K.hükümleri uygulandığında;
a- Sanığın eylemi zimmet suçu yönünden 5237 Sayılı T.C.K.nun 247/1, 247/2, 43/1 inci maddeleri kapsamında kalmaktadır. 5237 Sayılı T.C.K.nun 247/1 inci maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, suçun konusunun önem ve değeri sanığın kastının yoğunluğu gözetilerek takdiren ve teşdiden 6 yıl 9 ay hapis cezası verilmesi düşünülmektedir. Sanığın zimmet fiilinin açığa çıkmasını önlemek için hileli davranışlarda bulunduğu kabul edildiğinden sanık hakkında tayin olunan cezadan 5237 Sayılı T.C.K.nun 247/2 nci maddesi gereğince yarı oranında artırım yapılacaktır. Bu takdirde sanığın cezası 9 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası olacaktır. 5237 Sayılı T.C.K.nun 43/1 inci maddesi gereğince cezadan 1/4 oranında artırım yapılması düşünülmektedir. Bu takdirde sanığın cezası 11 yıl 19 ay 26 gün hapis cezası olacaktır.
b-) Sanığın Y. D. adına düzenlediği 18.3.2002 tarih 1357 numaralı ve 5.040.000.000 TL bedelli senet resmi belge niteliğinde olduğundan suçun işleniş biçimi, sanığın kastının yoğunluğu gözetilerek sanık hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nun 204/1 inci maddesi gereğince takdiren ve teşdiden 2 yıl 6 ay hapis cezasına hükmedilmesi düşünülmektedir.
c-) Sanığın kooperatifin 604 numaralı ortağı olan İ. Ö. adına düzenlediği 28.12.2001 tarih 100318 numaralı 8.52.39.50 TL, 5.3.2002 tarih 30018 numaralı 2.912.150.000 TL tutarında bilgisayar ortamında sahte olarak oluşturulan tahsilat fişleri, 5237 Sayılı T.C.K.nun 207/1 inci maddesi kapsamında kalan özel belge niteliğinde olduğundan sanığın aynı kişi adına farklı tarihlerde düzenlemiş olduğu sahte fişler sebebiyle 5237 Sayılı T.C.K.nun 207/1 inci maddesi gereğince takdiren ve teşdiden 1 yıl 3 ay hapis cezasına hükmedilmesi düşünülmektedir. Sanık bir suç işleme kararının icrası kapsamında aynı kişiye karşı farklı tarihlerde aynı suçu işlediğinden sanık hakkında tayin olunan cezadan 5237 Sayılı T.C.K.nun 43/1 inci maddesi gereğince 1/4 oranında artırım yapılacak bu halde sanığın cezası 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası olacaktır.
d-) Sanığın kooperatifin 1437 numaralı ortağı olan O. Ö. adına 28.12.2001 tarih 100317 numaralı ve 3.747.260.550 TL bedelli sahte tahsilat fişiyle ilgili olarak 5237 Sayılı T.C.K.nun 207/1 inci maddesi gereğince suçun işleniş biçimi suçun konusunun önem ve değeri sanığın kastının yoğunluğu da gözetilerek 1 yıl 3 ay hapis cezasına hükmedilmesi düşünülmektedir.
e-) Sanığın kooperatifin 1266 numaralı ortağı olan F. K. adına 23.2.2002 tarih 100318 numaralı ve 1.000.000.000 TL bedelli sahte tahsilat fişiyle ilgili olarak hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nun 207/1 inci maddesi gereğince suçun işleniş biçimi suçun konusunun önem ve değeri sanığın kastının yoğunluğu da gözetilerek 1 yıl 3 ay hapis cezasına hükmedilmesi düşünülmektedir.
f-) Sanığın kooperatifin 1291 numaralı ortağı olan B. G. adına 23.2.2002 tarih 30018 numaralı ve 8.500.000.000 TL bedelli sahte tahsilat fişiyle ilgili olarak hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nun 207/1 inci maddesi gereğince suçun işleniş biçimi suçun konusunun önem ve değeri sanığın kastının yoğunluğu da gözetilerek 1 yıl 3 ay hapis cezasına hükmedilmesi düşünülmektedir.
g-) Sanığın kooperatifin 980 numaralı ortağı olan Y. E. adına 5.9.2001 tarih 90018 numaralı ve 166.900.000 TL bedelli sahte tahsilat fişiyle ilgili olarak hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nun 207/1 inci maddesi gereğince suçun işleniş biçimi suçun konusunun önem ve değeri sanığın kastının yoğunluğu da gözetilerek 1 yıl 3 ay hapis cezasına hükmedilmesi düşünülmektedir.
Sanığın zimmet eyleminin yanında resmi ve özel belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin kabul edilmiş bulunması, yeniden suç işlemeyeceği konusunda mahkememizde olumlu kanaat edinilmemiş olması, sahte belgeler düzenlenmek suretiyle kooperatif hesabından çekilen paraların kooperatif hesabına intikal ettirilmemesi karşısında özel belgede sahtecilik suçundan dolayı verilen hapis cezaları bakımından C.M.K.nun 231/5 inci maddede öngörülen hükmün açıklanmasının geriye bırakılması hükümlerinin uygulanması düşünülmemektedir.
Yine sanığın yeniden suç işlemeyeceği konusunda mahkememizde olumlu kanaat edinilmemiş bulunması özel belgede sahtecilik suçunun yanında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli zimmet fiillerini işlemiş olduğunun kabul edilmesi karşısında sanık hakkında erteleme hükümlerinin uygulanması da düşünülmemektedir.
Bu itibarla olaya 5237 Sayılı T.C.K.hükümleri uygulandığında sanığın zimmet, sahte resmi ve özel belge düzenlemek suçlarından dolayı almış olduğu toplam ceza miktarı 18 yıl 44 ay 18 gün hapis cezasına ulaştığından 5237 Sayılı T.C.K.hükümlerinin sanık aleyhine olduğu kabul edilerek uygulama 765 Sayılı T.C.K.hükümlerine göre yapılmış, mahkememizin 16.10.2008 gün ve 2004/194 esas 2008/213 karar sayılı kararıyla sanığın 765 Sayılı T.C.K.nun 202/2, 80. maddeleri gereğince 17 yıl 6 ay hapis ve para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş bu karar Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 23.6.2010 gün 2010/2107 esas 2010/5275 karar sayılı ilamı ile ;
Lehe yasa tespiti sırasında temel cezanın 765 Sayılı T.C.K.nun 202/2 nci maddesi uyarınca asgari hadden 3 yıl uzaklaşılarak belirlendiği halde 5237 Sayılı T.C.K.nun 247/1 inci maddesi gereğince alt sınırdan 1 yıl 9 ay uzaklaşılıp karşılaştırma yapılarak yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle orantılılık ilkesine aykırı davranılması
Kabule göre de sanığın zimmete konu paralarla ilgili düzenlediği tüm sahte belgelerin zincirleme şekilde gerçekleştirilen tek bir sahtecilik suçu oluşturacağı gözetilerek lehe yasa karşılaştırmasının buna göre yapılmaması gerekçesiyle bozularak mahkememize iade edilmiş ancak mahkememizin 16.10.2008 gün 2004/194 esas 2008/213 karar numaralı ilamının usul ve maddi hukuka uygun olduğu kabul edildiğinden direnilmesine karar verilmiştir.
A-) Zimmet suçu yönünden yapılan değerlendirmede, 5237 Sayılı T.C.K.nun 247/l. maddesine göre önce eylemin basit haliyle ceza belirlenmekte olup, zimmetin nitelikli olduğu kabul edildiğinde aynı Kanunun 247/2 nci maddesi gereğince ceza yarı oranında artırılmakta iken 765 Sayılı T.C.K.da eylem nitelikli zimmet kabul edildiğinde 765 Sayılı T.C.K.nun 202/2 nci madde gereğince nitelikli zimmetten cezaya hükmedilmektedir.
765 Sayılı T.C.K.nun 29 uncu maddesine göre hakim iki sınır arasında temel cezayı suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suçun konusunun önem ve değeri suçun işlendiği zaman dilimi, fiilin diğer özellikleri zararın ve tehlikenin ağırlığı kastın veya taksirin yoğunluğu suç sebepleri ve saikleri failin amacı... gibi hususları göz önünde bulundurmak suretiyle takdirini kullanarak belirler.
Yine 765 Sayılı T.C.K.nun 202/2 nci maddesinde zimmet fiilinin nitelikli halinde faile 12 yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın 3 misli kadar ağır para cezası verileceği öngörülmüş olup, ağır hapis cezasının üst sınırı belirtilmemiştir. Bu durumda ağır hapis cezasının üst sınırı 765 Sayılı T.C.K.nun 13/2 nci maddesine göre belirlenecek olup, üst sınırı 24 yıldır. Cezanın alt sınırı ile üst sınırı arasındaki fark 12 yıl olup, 12 yıllık farkta temel cezadan 3 yıl uzaklaşılarak hüküm kurulmuştur. Aynı şekilde 5237 Sayılı T.C.K.nun 247/1 inci maddesinde ise, zimmet fiilini işleyen failin 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağı öngörülmüş olup, cezanın alt sınırı ile üst sınırı arasındaki fark 7 yıldır. 12 yıllık farkta alt sınırdan 3 yıl uzaklaşılarak hüküm kurulduğunda yapılan oranlamada 7 yılda 1 yıl 9 ay uzaklaşılarak hüküm kurulması gerektiği mahkememizce kabul edildiğinden bu yöndeki mahkememiz kararının orantılılık ilkesine uygun olduğu bozma gerekçesinin yerinde olmadığı kabul edilmiştir.
B-) Özel ve resmi belgede sahtecilik suçları yönünden yapılan değerlendirmede ise, her biri gerçek kişi olan mağdurlar yönünden ayrı ayrı suçların olduğu kabul edilmiştir. Sahtecilik suçları 5237 Sayılı T.C.K.nun 4. Bölümünde Kamu Güvenine Karşı Suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Olayımızda sanık tarafından kooperatif ortağı olmayan Y. D. adına 18.3.2002 tarih 1357 numaralı ve 5.040.000.000 TL bedelli resmi belge niteliğindeki senet yanında kooperatif ortaklarından olan İ. Ö. adına bilgisayar ortamında düzenlenen iki ayrı sahte tahsilat fişi, 1437 numaralı ortak olan O. Ö. adına bilgisayar ortamında düzenlenen bir adet sahte tahsilat fişi, kooperatifin 1266 numaralı ortağı olan F. K. adına 1 adet tahsilat fişi, kooperatifin 1291 numaralı ortağı olan B. G. adına bir adet sahte tahsilat fişi, kooperatifin 980 numaralı ortağı olan Y. E. adına da bir adet bilgisayar ortamında olan sahte tahsilat fişi düzenlenmiş, düzenlenen bu sahte tahsilat fişlerinin her birinin özel belge niteliği taşıdığı kabul edilmiştir.
5237 Sayılı T.C.K.nun 4. Bölümünde 197 ila 212 nci maddeleri arasında ve kamu güvenine karşı suçlar arasında düzenlenen sahtecilik suçunun koruduğu hukuki varlık; her türlü saldırı ve ihlallere karşı korunmak istenen belgelere dair kamu güvenidir. Suçun maddi konusu ise, düzenlenen sahte belgelerdir.
Ceza yasasında, kural olarak, eyleme göre sorumluluk kabul edilmiştir. Hareketin yol açtığı her maddi sonuç eylemi; hukuka aykırı ve kusurlu her eylem suçu oluşturacaktır. Eylem çokluğu halinde kural olarak çok sonuç, çok suç oluşacaktır. Nitekim bu hususu Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.10.1992 gün 6-244/268 Sayılı kararında vurgulanmıştır.
Sanık tarafından müşteki Y. D. adına 18.3.2002 tarih ve 1357 numaralı 5.040.000.000 TL bedelli resmi belge niteliğinde bir adet senetle katılanlardan İ. Ö. adına iki farklı tarihte özel belge niteliğindeki iki ayrı tahsilat fişi, katılanlar F. K., Y. E.'le müştekiler O. Ö. ve B. G. adına da bilgisayar ortamından sahte tahsilat fişleri düzenlenmiş, sahtecilik suçları açısından birbirinden bağımsız ve katılan İ. Ö. bakımından ise kendi içinde zincirleme biçimde oluşan 5 ayrı özel belgede sahtecilik suçu oluşmuştur. Diğer bir deyimle birden çok eylem çok sonuç ve çok suç oluşmuştur. Hatta müştekilerden O. Ö. adına 28.12.2001 tarih 100317 numaralı ve 3.477.260.550 TL bedelli bilgisayar ortamında oluşturulan sahte tahsilat fişiyle alınan para kooperatif kayıtlarına intikal ettirilmediği için hakkında icra takibine geçilmiş, müşteki O. Ö. bu takipten Asliye Hukuk Mahkemesine başvurarak borçlu olmadığını, tespitine karar verilmesine sağlayarak kurtulmuştur. Bu itibarla Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesinin mahkememizin 16.10.2008 gün 2004/194 esas 2008/213 karar sayılı kararına yönelik bozma gerekçesi de bu yönüyle yerinde görülmemiştir
gerekçeleriyle ilk hükümde direnilerek, adli para cezasının hesaplanmasında farklı olarak sanığın:
nitelikli olarak zimmetine geçirdiği kabul edilen 5 milyar 40 milyon Liranın, üç misli olan 15 bin 120 TL ile, sanığın adiyen zimmetine geçirdiği 90 milyar 520 milyon 710 bin Liranın toplamı olan, 105 bin 640 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Re'sen temyize tabi olan bu hükmün, sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının
Sanığın, görev yaptığı aynı kurumda bu görev süresi içerisinde işlediği zimmet suçuna yönelik olmak üzere değişik şahıslar adına da olsa aynı kasıt altında fiili ve hukuki kesinti olmaksızın gerçekleştirdiği sahte evrak düzenleme eylemlerinin zincirleme tek bir suçu oluşturacağı nazara alınmadan yerinde olmayan yazılı gerekçelerle ayrı ayrı suçlar şeklinde kabul edilip lehe yasa belirlemesi de buna göre yapılarak aleyhe sonuç doğuracak şekilde hüküm kurulması gerekçesine dayalı bozma istekli 3.3.2011 gün ve 56170 Sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURUL KARARI
Sanık A. Ö.'in nitelikli zimmet suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, suçun sübut ve vasıflandırılmasında bir uyuşmazlık ve isabetsizlik bulunmayıp, Özel Daireyle yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar:
1-) Nitelikli zimmet suçundan lehe yasa karşılaştırması yapılırken, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tespitinde orantılılık ilkesine aykırı değerlendirme yapılıp yapılmadığının,
2-) Lehe Kanunun tespitine yönelik olarak, sanığın sabit olduğu kabul edilen sahtecilik eylemlerinin ayrı ayrı suçlar mı, yoksa zincirleme biçimde sahtecilik suçunu mu oluşturacağının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Akharım Tarım Kredi Kooperatifi muhasebecisi olan sanığın, görev yaptığı dönem içerisinde, dosya kapsamına alınan bilirkişi raporları, adli tıp raporuyla diğer bilgi ve belgelere göre, 30.4.2001 tarihi ile 12.6.2002 tarihleri arasında düzenlenen toplam dokuz adet tediye fişiyle Kütahya Bölge Birliğine ödeme yapmış gibi gösterip kasadan çıkış yaptığı, yine tediye fişiyle kasadan aldığı parayı kooperatifin ziraat bankasındaki hesabına yatırmayarak zimmetine geçirdiği, kooperatif bölge birliğince ziraat bankası kanalıyla kooperatife gönderilen parayı kooperatif hesabına intikal ettirmediği,
Kooperatifin 980 numaralı ortağı olan Y. E. adına bilgisayar ortamında sahte olarak oluşturup düzenlediği 5.9.2001 tarih 90018 numaralı ve 166.900.000 TL,
Kooperatifin 604 numaralı ortağı olan İ. Ö. adına düzenlediği 28.12.2001 tarih 100318 numaralı 8.252.739.450 TL ve 5.3.2002 tarih 30018 numaralı 2.912.150.000 TL,
Kooperatifin 1437 numaralı ortağı olan O. Ö. adına düzenlediği 28.12.2001 tarih 100317 numaralı ve 3.747.260.550 TL,
Kooperatifin 1291 numaralı ortağı olan B. G. adına düzenlediği 23.2.2002 tarih 30018 numaralı ve 80.500.000 TL,
Kooperatifin 1266 numaralı ortağı olan F. K. adına düzenlediği 23.3.2002 tarih 100318 numaralı ve 1.000.000.000 TL bedelli sahte tahsilat fişleri ile,
Habersiz şekilde kooperatifin ortağı olarak gösterdiği Y. D. adına düzenlediği 18.3.2002 tarih 1357 numaralı ve 5.040.000.000 TL bedelli sahte resmi belgeyi kullanarak zimmetine para geçirdiği,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı incelenmesine gelince;
1-) Lehe Yasa karşılaştırması sırasında orantılılık ilkesine aykırı olarak değerlendirme yapılıp yapılmadığı yönündeki uyuşmazlığın incelenmesinde:
Yerel mahkemece, nitelikli zimmet suçundan sanık hakkında 765 Sayılı T.C.K.nın 202/2 nci maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, suçun konusunun önem ve değeri, sanığın kastının yoğunluğu gözetilerek takdiren ve teşdiden alt sınırdan 3 yıl uzaklaşılarak, temel cezanın 15 yıl hapis
olarak belirlendiği kararda, aynı suç yönünden lehe yasa karşılaştırması da; 5237 Sayılı T.C.K.nın 247/1 inci maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, suçun konusunun önem ve değeri, sanığın kastının yoğunluğu gözetilerek takdiren ve teşdiden alt sınırdan 1 yıl 9 ay uzaklaşılarak, temel cezanın 6 yıl 9 ay şeklinde tespiti yapıldıktan sonra, aynı Kanunun 2 nci fıkrası uyarınca da cezadan yarı oranında artırım yapılarak, sanığın 9 yıl 13 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasının gerekeceği biçiminde yapılmıştır.
Ceza Genel Kurulunun 19.6.2007 gün ve 92-151 Sayılı kararında açıklandığı üzere;
Lehe Kanunun belirlenmesi yöntemini düzenleyen 5252 Sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin 3 üncü fıkrasında lehe yasanın, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirleneceği hüküm altına alınmıştır.
765 Sayılı T.C.K.nın 29 uncu maddesinin son fıkrasında; hakimin, suçun işleniş biçimi ve yeri, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suç konusunun önem ve değeri, fiilin diğer özellikleri, zarar ya da tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu, suç sebepleri ve saikleri, failin amacı, geçmişi şahsi ve sosyal durumu ve fiilden sonraki davranışlarıyla ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgeleri değerlendirerek, iki sınır arasında, gerekçesini göstererek temel cezayı saptayacağı belirtilmiştir.
01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı Kanunun 61 inci maddesinin 1 inci fıkrasında ise hakimin somut olayda;
a-) Suçun işleniş biçimini,
b-) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c-) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d-) Suçun konusunun önem ve değerini,
e-) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f-) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g-) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı saptayacağı ifade edilerek, 765 Sayılı Kanunun 29/son maddesindeki ilkelere benzer şekilde düzenleme getirilmiş ise de, 765 Sayılı Kanunun 29/son maddesindeki ölçütlerin 5237 Sayılı Kanunun 61/1 inci maddesindeki ölçütlere göre daha kapsamlı olduğu, 765 Sayılı Kanunun 29/son maddesinde temel cezanın tayini ölçütleri arasında yer alan; failin geçmişi ve fiilden sonraki davranışları ölçütlerinin, 5237 Sayılı T.C.K.nın 62/2 nci maddesinde takdiri indirim nedenleri arasında sayıldığı görülmektedir.
Yasa koyucu, bu suretle cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hakime, olayın özelliği, failin kişiliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde iki sınır arasında temel cezayı belirleme ve bunu gerekçelendirme görevini yüklemiştir.
Ayrıca, 5237 Sayılı T.C.K.nın Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi başlıklı 3/1 inci maddesiyle de Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur şeklinde getirilen ve 765 Sayılı Yasada bulunmayan düzenlemeyle cezanın, işlenen fiilin ağırlığına uygun olarak belirlenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Bu duruma göre, işlenen suçtan dolayı lehe yasa değerlendirmesi orantılılık ilkesi gözetilerek yapıldığında, öncelikle her bir yasa kendi içerisinde, daha sonra da birbirleriyle karşılaştırılarak değerlendirilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde,
Afyonkarahisar 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.9.2010 tarihli kararda;
Nitelikli Zimmet suçundan sanık A. Ö.'in 765 Sayılı T.C.K.nın 202/2 maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, suçun konusunun önem ve değeri, sanığın kastının yoğunluğu gözetilerek takdiren ve teşdiden
15 yıl hapis ve nitelikli olarak zimmetine geçirdiği kabul edilen 5.040.000.000 TL'nin üç misli olan 15.120 TL ile sanığın adiyen zimmetine geçirdiği 90.520.710.000 TL'nin toplamı olan 105.640 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına,
Sanık bir suç işleme kararının icrası kapsamında muhtelif tarihlerde zimmetine para geçirdiğinden, hakkında tayin olunan cezadan 765 Sayılı T.C.K.nun 80. maddesi gereğince 1/6 oranında artırım yapılarak sonuç olarak 17 yıl 6 ay hapis ve 105.640,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına hükmolunmuş, nitelikli zimmet suçu yönünden lehe yasa karşılaştırması da;
"5237 Sayılı T.C.K.nın 247/1 inci maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, suçun konusunun önem ve değeri, sanığın kastının yoğunluğu gözetilerek takdiren ve teşdiden 6 yıl 9 ay hapis cezası verilmesi düşünülmektedir. Sanığın zimmet fiilinin açığa çıkmasını önlemek için ileri davranışlarda bulunduğu kabul edildiğinden, sanık hakkında tayin olunan cezada 5237 T.C.K.nun 247/2 nci maddesi gereğince yarı oranında artırım yapılacaktır, bu takdirde sanığın cezası 9 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası olacaktır. 5237 Sayılı T.C.K.nun 43/1 inci maddesi gereğince cezadan 1/4 oranında artırım yapılması düşünülmektedir, bu durumda sanığın cezası 11 yıl 19 ay 26 gün hapis cezası olacaktır şeklinde yapılmıştır.
Sanığa isnat edilen nitelikli zimmet suçu, 765 Sayılı T.C.K.nın 202/2 nci maddesinde düzenlenmiş olup,
oniki yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç misli kadar ağır para cezasını içermektedir. Aynı eylem 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı T.C.K.nın 247 nci maddesinde, (1) Görevi sebebiyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır şeklinde yaptırıma bağlanmıştır.
Buna göre, 765 Sayılı T.C.K.nın 202/2 nci maddesinde zimmet suçunun nitelikli halinde sanığa 12 yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın 3 misli kadar ağır para cezası verileceği öngörülmüş, ağır hapis cezasının üst sınırı belirtilmemiştir. Bu durumda ağır hapis cezasının üst sınırı 765 Sayılı T.C.K.nın 13/2 nci maddesi uyarınca 24 yıl olarak kabul edilmelidir. Cezanın alt sınırı ile üst sınırı arasındaki fark 12 yıl olup, temel cezadan 3 yıl uzaklaşılarak hüküm kurulmuştur. Aynı şekilde 5237 Sayılı T.C.K.nın 247/1 inci maddesinde ise, zimmet suçunu işleyen sanığın 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağı öngörülmüş, cezanın alt sınırı ile üst sınırı arasındaki fark 7 yıl olarak belirlenmiş, yerel mahkemece temel cezadan 1 yıl 9 ay uzaklaşılarak lehe yasa değerlendirmesi yapılmıştır.
Bu nedenle, yerel mahkemece yapılan uygulama orantılılık ilkesine uygun olup, her iki Yasada da temel ceza alt sınırın üzerinde tayin edilirken tespit edilen ceza miktarlarının orantılılığı konusunda bir çelişkiye düşülmemiştir.
Öte yandan yerel mahkemece temel ceza belirlenirken, suçun işleniş biçimi, suçun konusunun önem ve değeri sanığın kastının yoğunluğu şeklinde kullanılan gerekçe, T.C.K.nın 61 inci maddesi anlamında yasal, yeterli ve dosya içeriğine uygundur. Buna bağlı olarak alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesinin, 5237 Sayılı T.C.K.nın 3/1 inci maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesiyle de uyumlu ve yerinde bir uygulama olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
Bu itibarla, yerel mahkemenin, nitelikli zimmet suçundan lehe yasa karşılaştırması yapılırken, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tespitinde orantılılık ilkesine uygun karar verildiği yönündeki direnme gerekçesinin isabetli olduğuna karar verilmelidir.
2-) Nitelikli zimmet suçundan 5237 Sayılı Kanun kapsamında lehe yasa karşılaştırması yapılırken, sanığın sabit olduğu kabul edilen sahtecilik eylemlerinin ayrı ayrı suçlar mı, yoksa zincirleme biçimde sahtecilik suçunu mu oluşturacağının belirlenmesine gelince:
Yerel mahkemece, sahtecilik eylemlerine dair olarak sanık hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nın 204/1, 207/1, 43/1, 207/1 inci maddeleri dört kez uygulanarak bulunan ceza miktarına zimmet suçundan belirlenen 11 yıl 19 ay 26 gün hapis cezası da eklenmek suretiyle, sanığa verilecek toplam ceza miktarı olarak 18 yıl 44 ay 18 gün hapis cezasına ulaşıldığından, 5237 Sayılı T.C.K.hükümlerinin sanık aleyhine olduğu kabul edilmiş ve uygulama 765 Sayılı T.C.K.hükümlerine göre yapılmıştır.
Ceza hukukunda, yasadaki suç tanımına uygun olarak gerçekleşen her netice ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalandırılır. Ancak bazı hallerde birden fazla netice meydana gelmiş olsa bile, faile meydana gelen netice kadar ceza verilmeyerek, tek bir ceza verilmesiyle yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın, faile tek ceza verilmesini gerektiren hallerden biri de zincirleme suçtur. Zincirleme suçta faile tek ceza verilirken, Kanunun öngördüğü miktarda bir artırım da yapılması söz konusudur.
Zincirleme suç, 765 Sayılı Kanunun 80. maddesinde; Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 Sayılı Kanunun 43/1 inci maddesinin ilk cümlesinde; Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekliyle daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır biçiminde zincirleme suç, 2. fıkrasında ise; Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, 1. fıkra hükmü uygulanır denilmek suretiyle de aynı neviden fikri içtima düzenlemesine yer verilmiştir.
5237 Sayılı Kanunun 43/1 inci maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a-) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b-) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c-) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
765 Sayılı T.C.K.da yer alan muhtelif zamanlarda vaki olsa bile ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda, diğer koşulların da varlığı halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi olanaklıdır. Nitekim 765 Sayılı T.C.K.nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir. 5237 Sayılı T.C.K.nın 43/1 inci maddesinde bulunan, değişik zamanlarda ifadesi sebebiyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu halde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus T.C.K.nın 61 inci maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir.
5237 Sayılı Kanunun 43/1 inci maddesinin açıklığı karşısında öğretide de, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır.
Öte yandan, yasamız zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir.
Bağımsız kastları birleştiren suç işleme kararından, Kanunun aynı hükmünü birkaç defa ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyet anlaşılmalıdır. Fail, önceden belirlediği böyle bir plan veya niyet kapsamında, bunu bir defada gerçekleştirmek yerine, kısımlara bölmeyi ve o suretle gerçekleştirmeyi daha uygun görmüş ve bu plana göre hareket etmiş olduğundan, birden fazla olan kısımlar, yani ayrı suçlar, tek bir müteselsil suç meydana getirirler. (Sulhi Dönmezer-Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt I, 14. bası, s. 398)
Ceza Genel Kurulunun 24.11.1998 gün ve 280-359 Sayılı kararında belirtilen ölçüte göre; kesin, belirli, somut suçların maddi ve sübjektif öğelerini kapsayan bir tasarlamanın mevcudiyeti halinde, suç işleme kararında birliğin bulunduğunu kabul etmek gerekir.
Bir başka önemli sorun da, suçların farklı mağdurlara yönelik olması halinde, aynı suç işleme kararının bulunup bulunamayacağının belirlenmesidir. Ceza Genel Kurulunun 765 Sayılı T.C.K.nın yürürlükte bulunduğu sırada verilen 18.11.1985 gün ve 220-585 Sayılı kararında, suç işleme kararında birlik bulunması halinde suçtan zarar görenin birden fazla olmasının, eylemlerdeki bağlantıyı ve teselsülü etkilemeyeceği, müteselsil suçu ancak suç işleme konusunda verilen kararın yenilenmiş olmasının ortadan kaldıracağı belirtilmiş, böylece mağdur sayısının fazlalığının teselsüle mutlak engel bir hal olmadığı kabul edilmiştir.
Sahtecilik suçunun farklı kişilere yönelik gerçekleşmiş olması nedeniyle, 5237 Sayılı Kanunun 43 üncü maddesinin 2 nci fıkrası üzerinde de durmak gerekir. Aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacak, ancak bu ceza T.C.K.nın 43/1 inci maddesine göre artırılacaktır. Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin, doğal anlamda değil hukuksal anlamda tekliğidir. Bazen suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun yasal tanımında yer alan hukuksal anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır.
5237 T.C.K.da, bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması halinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür (T.C.K.nın 172/2. md.). Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca T.C.K.nın 43/2 nci maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir.
Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için;
1-) Hareket ya da fiilin hukuksal anlamda tek olması,
2-) Birden fazla suçun işlenmiş olması,
3-) İşlenen birden fazla suçun aynı suç olması,
4-) Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir.
Bu dört koşul birlikte gerçekleştiğinde, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Somut olayda sanığın sahtecilik eylemlerinin tek bir fiil olarak kabulü olanaklı olmadığından 5237 Sayılı T.C.K.nın 43/2 nci maddesinin uygulanma koşulları bulunmamaktadır.
Birden çok belgede sahtecilik suçunun zincirleme ya da ayrı suçlar mı oluşturacağı sorununu çözümlerken, korunan hukuki yarar, suçun mağduru ve suçtan zarar gören kavramları da ele alınmalıdır.
Öğretide, belgede sahtecilik suçunda korunan hukuksal yararla ilgili farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüşe göre belgede sahtecilik suçlarıyla korunan hukuki yarar yalnızca, belgelerin gerçekliğine dair toplumda var olan güven, başka deyişle kamu güvenidir (Erman/Özek, Kamu Güvenine Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 1996, s. 223, 224; Artuk/Gökcen/Yenidünya, Özel Hükümler, 9. B. s. 529; Soyaslan, Özel Hükümler, 5. B. s. 396; Gökcen, Ahmet, Yeni Türk Ceza Kanununda Resmi Belgede Sahtecilik Suçları, Hukuk ve Adalet Dergisi, Ekim 2005, S.6-7, s. 184; Bayraktar, Köksal, Türk Ceza Kanununda Kamu Düzeni, Kamunun İtimadı ve Kamunun Selameti Aleyhine İşlenen Cürümler, Değişen Toplum ve Ceza Hukuku Karşısında T.C.K.nın 50. Yılı ve Geleceği, İstanbul 1977, s. 601; Taşdemir, K./Özkepir, R., Sahtekarlık Suçları, Ankara 2009, s. 2; Arslan, Çetin/Azizağaoğlu, Bahattin, Yeni Türk Ceza Kanunu Şerhi, Ankara 2004, s. 848).
Diğer görüşlere göre de, suçla bir yandan hukuki ilişkilerdeki itimat ve güven, diğer yanda belgenin doğruluğu veya gerçekliğine bağlı yararlar; başka deyişle, kamusal ve kişisel nitelikteki yararların korunduğu (Erem, T.C.K.Şerhi, 1993, C. II, s. 1673; Erem/Toroslu, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 1983, s. 257; Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, 2005, s. 220), iki konulu olan suçta ilk olarak kamu güvenliği korunurken, 2. olarak kanıt araçlarının doğruluk ve gerçekliklerinde saklı özel yararın korunduğu belirtmektedir. (Selçuk, Dolandırıcılık Cürmünün Kimi Suçlardan Ayrımı, s. 71.).
765 Sayılı Kanun döneminde, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 8.6.2004 gün ve 94-132 Sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında istikrarlı olarak, suçla korunan yararın kamu güveni olduğu kabul edilmiştir; Evrakta sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı düzenlenmesi, gerçek belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi, eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp, yaptırıma bağlanmıştır. Bu sebeple de fiilen bir zararın ortaya çıkması aranmamakta, zarar olasılığı yeterli görülmektedir. Hatta, 765 Sayılı T.C.K.nın 339 ve 355 inci maddesiyle ilgili olarak Ceza miktarlarını belirlemede Yasa koyucunun suçun kamu güvenini bozmadaki etkinliğini ölçü aldığı kabul edilmiştir. (C.G.K.'nun 6.11.2007 gün ve 223-224 Sayılı kararı)
Yargıtay bu görüşünü 5237 Sayılı T.C.K.nın yürürlüğe girmesinden sonra da sürdürmektedir. Genel Kurulun 6.3.2007 gün ve 276-55 Sayılı kararında bu husus; Evrakta sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamu güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye ekleme yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılmıştır şeklinde ifade edilmiştir.
Özel Daire kararları da aynı yöndedir; Belgede sahtecilik
suçunun hukuki konusu kamunun güveni olup, suçun oluşması için genel kast ve zarar olasılığı yeterlidir (Yargıtay 11. CD'nin 5.3.2008 gün ve 1232-1298 Sayılı kararı).
Diğer taraftan suçun mağduru olarak öğretide; suç, kamu güvenine karşı işlendiğinden, mağdurun toplum olduğu, fiilin muayyen bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde mağdurun aynı zamanda bu kimsenin de olacağı belirtilmiştir (Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 10. B, Turhan Kitabevi, Ankara, 2010, s. 561).
Mağdur; dar anlamda suçtan zarar gören, suçun maddi unsuruna muhatap olan ve bu sebeple suçla korunan hukuki yararı zedelenen kişiyi ifade etmektedir. (Öztürk-Erdem, Ceza Muhakemesi Hukuku sh. 317 vd.; Özbek, Ceza Muhakemesi Hukuku, sh. 235).
Suçtan zarar gören kavramının kapsamı konusunda öğretide farklı görüşler vardır. Bir görüş, suçun maddi unsuruyla korunan hukuki çıkarı zedelenen kişiyi suçtan zarar gören olarak kabul etmektedir. Bu düşünceye göre, fiilin hareket kısmı hangi kişiye yönelmiş ve sonuçlar hangi kişi üzerinde doğmuş ise, o kişi suçtan zarar gören olur.
Bu alandaki bir başka görüş ise, iddia edilen fiil haklı çıkarı zedelenen kişiye zarar gören kişi niteliğini tanıyan görüştür. Bu görüşü savunanlar, iddia edilen ve cezalandırılması istenen fiille haklı bir çıkarı zedelenen kişinin, o suçun kovuşturulması konusundaki isteğini, o suçun o kişide yarattığı tatmin edilme gereksinmesini esas almakta, suçun o kişi üzerinde yarattığı psikolojik etkiyi göz önünde tutmaktadır. Buna göre, sanığın suçlandığı fiil ile o suçtan etkilenen kişinin psikolojik durumu değerlendirilmekte, fiilin o kişinin haklı sayılabilecek bir çıkarını zedelediği belirlendiğinde ve o kişinin fiilin yargılanmasında aktif ve etkin bir rol oynaması haklı görüldüğünde, bu kişiye suçtan zarar gören niteliği tanınmakta, aksi sonuca varıldığında suçtan zarar gören süjeliği reddedilmektedir.
Görüldüğü üzere, öğretide suçtan zarar gören kavramının sınırları saptanırken, kesinlik taşıyan bir ölçüte ulaşılamamış, ancak yargıca yol gösterici nitelikte bazı ilkeler ortaya konulmuştur. O halde, bu sınırları belirlerken yargıcın, haklı çıkar ve cezalandırma konularındaki psikolojik durumu iyi değerlendirmesi gerekmektedir. (Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 12. Bası, s. 211 vd.)
Ceza Genel Kurulunun 29.6.1992 gün ve 176-201 ile 11.4.2000 gün ve 64-69 Sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere hakim, bir olayda suçtan zarar göreni belirlerken, sanığa yüklenilen ve cezalandırılması istenilen fiille haklı bir çıkarı zedelenen kişinin ceza kovuşturması konusundaki isteğini göz önünde tutmak ve bu haklı görüldüğünde kişiye suçtan zarar görme niteliği tanımak durumundadır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Akharım Tarım Kredi Kooperatifi muhasebecisi olan sanık, kooperatife ait parayı farklı zamanlarda, bir suç işleme kararının icrası kapsamında zimmetine geçirmiş, zimmetin açığa çıkmasını önlemek amacıyla da resmi ve özel belgede sahtecilik suçunu gerçekleştirmiş olup, bu nedenle, suçtan zarar gören, parası zimmete geçirilen Tarım kredi kooperatifidir.
Dolayısıyla, sanığın zimmet suçunun açığa çıkmasını önlemek amacıyla düzenlediği tüm sahte belgeler gerek 765 Sayılı T.C.K.gerekse 5237 Sayılı T.C.K.nda zincirleme şekilde gerçekleştirilen sahtecilik suçunu oluşturacağından, lehe yasa karşılaştırmasının da buna göre yapılması gerekmektedir.
Diğer taraftan, 5237 Sayılı T.C.K.nın İçtima başlıklı 212 nci maddesinde; Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur şeklindeki hüküm nedeniyle, T.C.K.nın 247 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlenen nitelikli zimmet suçunun işlenmesi sırasında sahte belge düzenlenmiş olması halinde, failin ayrıca belgede sahtecilik suçundan da cezalandırılması gerekecektir. Bu sebeple lehe yasa değerlendirmesi yapılırken 5237 Sayılı T.C.K.nın 212 nci maddesinin de yerel mahkemece göz önünde bulundurulması zorunludur.
Bu itibarla, yerel mahkemenin sanığın sabit olduğu kabul edilen sahtecilik eylemlerinin ayrı suçlar olduğu yönündeki direnme gerekçeleri isabetsiz olup, BOZULMASINA karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurulu Üyesi N. Meran;
Sahtecilik suçları 5237 Sayılı T.C.K.nın 4. Bölümünde Kamu Güvenine Karşı Suçlar bölümünde düzenlenmiştir.
Düzenlenen her sahte belgenin ayrı bir eylem ve suç oluşturduğu, resmi ya da özel belgede sahtecilik suçlarında korunması gereken yararın kamunun güveni olduğu, sahte resmi belge ya da özel belgenin bir kimsenin mağduriyetine sebep olmadığı takdirde suçtan zarar görenin kamu ya da toplum olduğu açıktır. Ancak sahte resmi veya özel belgenin gerek sadece toplumun gerekse bir gerçek ya da tüzel kişinin zararına ve mağduriyetine yol açacak biçimde düzenlenmesi, aynı kişiye dair birden fazla belgede gerçekleşmiş ise, 5237 Sayılı T.C.K.nın 43/1 inci maddesinde öngörülen Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. ....Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. hükmü gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını gerekir. Ancak resmi belgenin düzenlenmesi ve özel belgenin düzenlenip kullanılmasında, suçtan zarar gören toplumun yanında bir kimsenin mağduriyeti veya zararı da söz konusu ise, bu takdirde bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi niteliğinde olmadığından zincirleme suç hükümleri uygulanamaz, failin zincirleme suç hükümlerine göre değil ayrı ayrı suçlardan cezalandırılmasından söz edilir.
İnceleme konusu olan olayımızda sanık tarafından kooperatif ortağı olmayan Y. D. adına 18.3.2002 tarih 1357 numaralı ve 5.040.000.000 TL bedelli resmi belge niteliğindeki senet yanında kooperatif ortaklarından olan İ. Ö. adına bilgisayar ortamında düzenlenen iki ayrı sahte tahsilat fişi, 1437 numaralı ortak olan O. Ö. adına bilgisayar ortamında düzenlenen bir adet sahte tahsilat fişi, kooperatifin 1266 numaralı ortağı olan F. K. adına 1 adet tahsilat fişi, kooperatifin 1291 numaralı ortağı olan B. G. adına bir adet sahte tahsilat fişi, kooperatifin 980 numaralı ortağı olan Y. E. adına da bir adet bilgisayar ortamında olan sahte tahsilat fişi düzenlenmiş, sanık bu kişiler tarafından kooperatife ödenen toplam 16.159.550.000 TL.yi bu kişilerden aldığı halde, bunlar adına bilgisayar ortamında oluşturduğu sahte ödeme fişleri vererek kooperatif hesaplarına intikal ettirmemiş, zimmetine geçirmiştir. Düzenlenen bu sahte tahsilat fişlerinin her birinin özel belge niteliği taşıdığı ve zimmeti gizlemede kullanıldığı mahkemece de kabul edilmiştir.
Sanık tarafından müşteki Y. D. adına 18.3.2002 tarih ve 1357 numaralı 5.040.000.000 TL bedelli resmi belge niteliğinde bir adet senetle katılanlardan İsmail Özok adına iki farklı tarihte özel belge niteliğindeki iki ayrı tahsilat fişi, katılanlar F. K., Y. E.'le müştekiler O. Ö. ve B. G. adına da bilgisayar ortamından sahte tahsilat fişleri düzenlenmiş, sahtecilik suçları açısından birbirinden bağımsız ve katılan İ. Ö. bakımından ise kendi içinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını gerektiren beş ayrı özel belgede sahtecilik suçu oluşmuştur.
Nitekim Yargıtay'ın sahtecilik suçlarını temyizen incelemekle görevli Dairesi de, birden fazla kişiye karşı işlenen sahtecilik eylemlerinin, bağımsız suçlar oluşturduğunu kabul etmektedir. (11. CD, 7.5.2008, 755/4666).
Lehe kanun uyarlamasında 5237 Sayılı Kanunun uygulandığı düşünülürse;
Sanığın 30.4.2001 tarihi ile 12.6.2002 tarihi arasında Akharım Tarım Kredi Kooperatifinden Kütahya Bölge Birliğine ödeme yapılmış gibi gösterip, 9 kez ayrı ayrı zimmet eylemlerini, bir bütün halinde muhasebeci olarak görev yaptığı Kooperatife karşı zimmet suçunu işleme kararıyla gerçekleştirdiği, yine kooperatif üyesi katılanların kooperatife ödemiş oldukları paraları sahte özel belgeler düzenleyerek mağdurlara verip kooperatif hesaplarına intikal ettirmemek suretiyle mal edinmesinde, zimmet suçunun zincirleme olarak işlendiği, bu suç bakımından 5237 Sayılı T.C.K.nın 247/1-2 43/1,maddelerinin uygulanması gerektiği açıktır.
Zimmet suçunun işlenmesinde, bu eylemlerinin açığa çıkmasını engellemeye yönelik sahte özel belgeler de kullanıldığından sanığın, 5237 Sayılı T.C.K.nın İçtima başlıklı 212 nci maddesindeki, Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağını öngören madde uyarınca ve 212 nci madde göndermesiyle, 204/1, 207 nci maddeler uyarınca ayrı ayrı cezalandırılması gerekir.
Suç tarihinde sahte belgelere dair ayrıca ceza verilmesini öngören 5237 Sayılı T.C.K.nın 212 nci maddesi gibi, ayrı bir hüküm bulunmadığından 765 Sayılı T.C.K.nın 202/2, 80. maddelerinin uygulanmasının sanığın lehine olduğu ve mahkemece de sanık lehine 202/2. 80. maddeleri uygulanarak ceza belirlendiği anlaşıldığından;
5237 Sayılı T.C.K.hükümlerinin uygulanmasını suç çokluğu sebebiyle ve sanığın aleyhine olacağı düşüncesiyle tercih etmeyip, sanığın sabit olduğu kabul edilen sahtecilik eylemlerinin zincirleme tek suç oluşturacağı yönündeki kabule uygun biçimde uygulama yapmış olan mahkemenin direnme kararının, zimmet suçuna yönelik olmak üzere değişik şahıslar adına da olsa aynı kasıt altında fiili ve hukuki kesinti olmaksızın gerçekleştirilen sahte belge düzenleme eylemlerinin zincirleme tek bir suçu oluşturacağının ve 5237 Sayılı T.C.K.hükümlerine göre karar verilmesinin sanığın lehine olduğu kanaatiyle bozulması gerektiğini düşünen sayın çoğunluğun bu görüşüne adına sahte belge düzenlenmesi sebebiyle sahtecilikten mağdur olan kişi sayısınca sahtecilik suçunun oluştuğu ve sanığın belge sayısınca cezalandırılması gerektiği, yerel mahkemenin sahte belgelerde suç çokluğunu kabul ederek yaptığı lehe yasa değerlendirmesi sonucu uyguladığı 765 Sayılı T.C.K.uygulamasının yerinde olduğu düşüncesinde olduğumdan katılamıyorum düşüncesiyle;
Beş Genel Kurul Üyesi de, Belgede sahtecilik suçu yönündeki değerlendirmesinde yerel mahkeme direnme hükmünün isabetli olduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1-) Orantılılık ilkesine yönelik direnme gerekçesi isabetli olan Afyonkarahisar 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 17.9.2010 gün ve 271-184 Sayılı direnme hükmünün, sanığın eylemlerinin zincirleme biçimde sahtecilik suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2-) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 31.1.2012 günü yapılan 1. müzakerede belgede sahtecilik suçuyla ilgili uyuşmazlık yönünden oyçokluğuyla; orantılılıkla ilgili uyuşmazlık yönünden ise 1. müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 7.2.2012 tarihinde yapılan 2. müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy