(5237 S. K. m. 37, 53, 62, 63, 109) (5271 S. K. m. 216, 225) (1412 S. K. m. 251, 308) (YCGK. 03.03.2009 T. 2008/1-185 E. 2009/48 K.)
Dava: Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna yardım etmekten sanık T. U.'in T.C.K.nın 37, 109/2-3-b-e, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Yozgat 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 3.10.2006 gün ve 667-618 Sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 30.9.2010 gün ve 12768-10925 sayı ile;
... Sanıkların müştekiyi zorla araca bindirip aracın bir süre yol aldıktan sonra yapılan ihbar üzerine yakalandıklarının anlaşılması karşısında, tebliğnamedeki bozma düşüncesine katılınmamıştır.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak tecelli eden kanaat ve takdirine, tetkik olunan dosya münderecatına göre sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, ...,
Karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 21.4.2011 gün ve 118334 sayı ile;
... Sanık hakkında Yozgat Cumhuriyet Başsavcılığının 14.9.2005 tarihli iddianamesiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 Sayılı T.C.K.nun 109/2-3-b-e, 62/l, 53 ve 63 üncü maddeleri gereğince cezalandırılması için Yozgat 1. Asliye Ceza Mahkemesine dava açılmış ve yargılama sonucunda görüşü mahkumiyete dair olan Cumhuriyet savcısının açık ve anlaşılır biçimde uygulanacak yasa maddelerini göstermek suretiyle esas hakkındaki mütalaası alınmadan C.M.K.nun 216/1 inci madde ve fıkrasına aykırı olarak mahkumiyet hükmü kurulmuştur.
Cumhuriyet savcısı nihai kararın verildiği duruşmadan bir önceki 30.5.2006 tarihli duruşmada tüm sanıklara dair esas hakkında verdiği mütalaada sanık T. U. için uygulanacak yasa ve maddelerini göstermediği, hükmün tefhim edildiği duruşmada ise bir önceki celsede verdiği mütalaayı tekrar etmekle yetindiği ve görüş alınmadan hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşü alınmadan, uygulanması talep edilen yasa maddeleri açık ve anlaşılır biçimde gösterilmeden duruşmada hazır bulunan sanık müdafiinin esas hakkındaki savunmasını yapamayacağı açıktır. Ceza Genel Kurulu'nun 3.3.2009 tarih 2008/185- 2009/48 Sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Adil yargılanma ve savunma hakkına dair olan Cumhuriyet savcısının açık ve anlaşılır biçimde uygulanacak yasa ve maddeleri gösterilmeden esas hakkındaki görüşü alınmadan C.M.K.nun 216/1 inci madde ve fıkrasına aykırı olarak hüküm kurulduğundan onama kararının kaldırılması gerektiği...,
Görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, sanık T. U. hakkındaki Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:
Karar: İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık T. U. hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Sanık T. U.'in kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanık hakkında hüküm kurulmadan önce Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünün usulüne uygun olarak alınıp alınmadığı noktasında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Sanık hakkında T.C.K.nın 109/2-3-b, 39, 53 ve 63 üncü maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yargılama sırasında 30.5.2006 tarihli oturumda Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünü sunduğu, bu mütalaanın anlatım kısmında olayın gerçekleşme şekli ve sanıkların eylemleri ayrıntılı olarak anlatıldıktan sonra; sanıklar A. ve İ., mağduru birlikte alıkoymuşlar ve diğer sanık T.'ın kullandığı araçla belli bir süre götürmüşlerdir. Buna göre sanıkların 5237 Sayılı T.C.K.nun 37 nci maddesinde belirtilen şekilde doğrudan fail olarak birlikte işledikleri ve sanıklardan herhangi birisinin yardım eden sıfatının bulunmadığı değerlendirilmiştir denilmek suretiyle, diğer sanıklar İ. K. ve A. Ş. ile birlikte sanık T.'ın da olaydaki rolünün anlatıldığı ve T.C.K.nın 37 nci maddesi uyarınca sanıkların suçu birlikte işlediklerinin ifade edildiği, ancak mütalaanın sonunda diğer iki sanık hakkında uygulanması istenen yasa maddelerine yer verilmesine karşın, sanık T. U.'e yer verilmediği, kısa kararın açıklandığı 3.10.2006 tarihli oturumda da Cumhuriyet savcısının geçen celse verdiğim mütalaamı tekrar ederim dediği ve eski mütalaanın okunduğu hususunun tutanağa geçirildiği, sanık müdafiinin mütalaaya karşı eski savunmalarını tekrar ettiği görülmektedir.
Ceza yargılamasının amacı olan somut gerçeğin açığa çıkarılması için kanıtların duruşmada ortaya konulmasından sonra, bu kanıtlardan sonuç çıkarma, yani tartışma evresi başlar. Böylece ortaya konulan kanıtlarla ilgili taraflara C.M.K.nın 216/1 inci maddesinde belirtilen sıraya göre söz hakkı verilecek ve tartışma olanağı sağlanacaktır. Bu tartışma tamamlandıktan sonra, önce bireysel iddia makamını temsil eden katılan ve vekili, sonra da kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki görüşünü beyan edecektir. Soruşturma evresinde elde ettiği kanıtlardan ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, bu suretle C.M.K.nın 225/1 inci maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Kovuşturma aşaması sonunda da iddia makamı, duruşmaya getirilip tartışılan kanıtları değerlendirerek esasa dair iddialarını ortaya koyacak, sanık veya müdafii de buna dair savunmasını yapabilecektir. Bu, tez yani iddiayla antitezin yani savunmanın çatışmasıyla, sonuca yani karara ulaşılan bir süreç olan yargılama sonucunda sağlıklı bir karara ulaşabilmenin gerekli ve zorunlu koşuludur.
Esasen inceleme konumuza dair 1412 Sayılı CYUY'nın 251 ve 5271 Sayılı C.M.K.nın 216 ncı maddeleri benzer şekilde düzenlenmiş olmalarına rağmen, her iki Yasada da, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının ne şekilde olacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak ceza yargılaması kurallarının her konuyu ayrıntısıyla düzenlemesi beklenmemelidir. Bu sebeple usul yasalarının düzenlemediği alanlar, kişi hak ve özgürlüklerine aykırı olmamak ve Kanunun ruhuna uygun olmak koşuluyla yorum ve kıyasla doldurulmakta ve bu uygulamalar benimsendikçe teamüle dönüşmektedir.
Öte yandan, iddia makamının esasa dair görüşünü anlaşılır ve açık bir biçimde sunmasının savunma hakkının kullanılmasıyla da ilintili olduğunda kuşku yoktur. Zira sağlıklı bir savunma, ancak sağlıklı bir iddia üzerine oturtulabilir.
Bu konuda öğretide; İddia makamı, muhakeme boyunca, mütalaa mahiyetindeki hükümleriyle hakime ışık tutacak, muhakemede tez ileri sürüp sentez elde edilmesine çalışacaktır
Savcılık son kararın nasıl olması gerektiği hakkındaki görüşünü esas hakkındaki mütalaasıyla açıklayacak ve artık şüphesi kalmayıp mahkumiyet kararı verilmesini düşünüyorsa o zaman, sanığın cezalandırılmasını isteyecektir
Tartışma sadece maddi meseleye taalluk etmez; muhakeme hukuki meseleyi de çözeceğinden, bu mesele hakkındaki görüşler de iddiada yer alacaktır. (Prof. Dr. Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 9. bası, İstanbul, s.193, 936-937); Ceza muhakemesi hükmünün kolektif olması gerekmesi sebebiyle, savcının son soruşturma safhasının sonuç çıkarma devresinde düşüncelerini bildirmesi yani esas hakkındaki mütalaasının serd etmesi, vazgeçilmez bir zarurettir. Diğer ilgililerin bir şey söylemeksizin işi mahkemenin kararına terk etmeleri mümkün görülebilmekle beraber, savcı bakımından böyle bir şey söz konusu olamaz; savcı her halde en son iddialarını söylemelidir. Bu itibarla, savcılık talep veya iddia durumunda olduğu konularda keyfiyeti hakime (veya hakimin takdirine) bıraktığını beyanla yetinemez... Esas hakkındaki mütalaanın sadece sübuta yani maddi meseleye değil, hukuki meseleye de taalluk etmesi gerekir. Muhakemenin aynı zamanda hukuki meseleyi de halletmek zorunda olması, savcının bu konudaki düşüncelerini de bildirmesini gerektirmektedir (Dr. Selahattin Keyman, Ceza Muhakemesinde Savcılık, Sevinç Matbaası, Ankara, 1970, s.258-262) şeklinde görüşler bulunmaktadır.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde;
Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı 30.5.2006 tarihli oturumda açıkladığı esas hakkındaki görüşünde, olayın gerçekleşme şeklini ve sanıkların eylemlerini ayrıntılı olarak açıkladıktan sonra, sanık T.'ın da diğer sanıklarla birlikte T.C.K.nın 37. maddesi kapsamında suçu işlediği ve yardım eden sıfatının bulunmadığını açıkça ifade etmiş, ancak mütalaanın sonunda sanıklar hakkında uygulanması istenilen sevk maddelerinin belirtildiği bölümde diğer sanıkların isimlerinin yer almasına karşın, sanık T.'ın isminin söylenmesi unutulmuş ya da söylendiği halde sehven duruşma tutanağına geçirilmemiştir. Bu sebeple olayın gerçekleşme şeklini ve sanıkların eylemlerini ayrıntılı olarak açıkladıktan sonra tüm sanıkların 5237 Sayılı T.C.K.nın 37. maddesi uyarınca cezalandırılmasını isteyen esas hakkındaki mütalaanın yeterli olduğu ve iddianamede kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya yardım etme suçundan cezalandırılması istenilen sanık T.'ın isminin uygulanması istenilen sevk maddelerinin açıklandığı bölümde unutulmasının savunma hakkının kullanılması açısından bir eksiklik oluşturmayacağı ortadadır. Nitekim sanık müdafii, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşüne karşı yargılama sırasında yaptığı savunmada, bu hususa dair herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
Diğer taraftan, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünde, savunma hakkını kısıtlamayacak mahiyetteki bu eksiklik 5320 Sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CYUY'nın 308. maddesinde sayılan yasaya mutlak muhalefet hallerinden birisini de oluşturmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1) Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine,
2) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 17.05.2011 tarihinde yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy