(765 S. K. m. 513, 522) (647 S. K. m. 4, 6) (5271 S. K. m. 231) (1412 S. K. m. 293, 317) (5237 S. K. m. 154)
Dava: Hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından sanık A. A. A.'in yapılan yargılaması sonucunda, eyleminin hakkı olmayan yere tecavüz suçunu oluşturduğu kabul edilerek 765 Sayılı T.C.K.nın 513/1, 522, 647 Sayılı Kanunun 4 ve 6 ncı maddeleri uyarınca 445.538.000 TL ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmolunan cezanın ertelenmesine ilişkin, Gölhisar Sulh Ceza Mahkemesince verilen 28.4.2005 gün ve 249-74 Sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yasa değişiklikleri sebebiyle dosyanın iade edilmesi sonucunda, Gölhisar Sulh Ceza Mahkemesince 30.3.2006 gün ve 108-102 Sayılı görevsizlik kararıyla dosyanın gönderildiği Gölhisar Asliye Ceza Mahkemesince 18.10.2006 gün ve 81-119 sayı ile;
... Sanığın 765 Sayılı T.C.K.nın 513/1, 522/1, 647 Sayılı Kanunun 4 ve 6 ncı maddeleri uyarınca 366 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmolunan cezanın ertelenmesine... karar verilmiştir.
Hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 16.10.2008 gün ve 12195-11135 sayı ile;
... Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 Sayılı Kanunun 562 nci maddesiyle değişik 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesindeki koşulların varlığı halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması...,
Gerektiği belirtilerek BOZULMASINA karar verilmiştir.
Gölhisar Asliye Ceza Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 11.3.2009 gün ve 3-23 sayı ile, sanığın 765 Sayılı T.C.K.nın 513/1, 522/1, 647 Sayılı Kanunun 4 ve 6 ncı maddeleri uyarınca 366 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hükmolunan cezanın ertelenmesine ve sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık ve üst Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 13.6.2011 gün ve 5435-4787 sayı ile;
... 1- Cumhuriyet Savcısının 1.4.2009 tarihli temyiz dilekçesinde hakim havalesi bulunmadığının anlaşılması karşısında; temyiz dilekçesi hukuki koşulları yerine getirilmiş bir temyiz başvurusu niteliğinde bulunmadığından temyiz talebinin C.M.U.K.nın 317 nci maddesi uyarınca istem gibi oybirliğiyle reddine,
2- ) Sanık hakkında kurulan hükme yönelik sanığın temyiz incelemesine gelince;
Hükümden sonra yürürlüğe giren 5841 Sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle değişik 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 154/1 inci madde ve fıkrası kapsamında sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu...,
İsabetsizliğinden BOZULMASINA karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.7.2011 gün ve 2009/140524 sayı ile;
... 11.3.2009 tarihli yerel mahkeme hükmüne karşı üst Cumhuriyet savcısının temyiz istemini içeren 1.4.2009 tarihli dilekçesinin, Yargıtay C.Başsavcılığına Dosya Gönderme Formu üzerine 8.4.2009 tarihinde yazı işleri müdürünün imzasıyla kaydedildiği, buna göre temyizin süresinde olmasına karşın, Özel Dairece; üzerinde hakim havalesi bulunmadığı..., gerekçesiyle 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 5320 Sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 317 nci maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.
'Savcıların temyiz dilekçeleri için 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 293 üncü maddesinin uygulanamayacağı, bu sebeple Cumhuriyet savcılarının temyiz dilekçelerinde hakim havalesinin bulunması gerektiği' şeklindeki 22.1.1962 gün ve 2-1 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı; 01 Haziran 2005 tarihinde yeni yasaların yürürlüğe girmesine kadar başta Ceza Genel Kurulu olmak üzere tüm Özel Dairelerce istikrarlı olarak uygulanmıştır.
01 Haziran 2005 tarihinde yeni yasalarla birlikte 5271 Sayılı C.M.K.nın yürürlüğe girmesinden sonra konu Ceza Genel Kurulunun gündemine gelmiş 11.3.2008 gün ve 45-48 ile 5.2.2008 gün ve 266-13 Sayılı kararlar ile de; 5271 Sayılı C.M.K.nın 264/1 inci maddesinde yapılan yeni düzenleme karşısında, 22.1.1962 gün ve 2-1 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının geçerliliğini yitirdiği ve 'kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz' hükmünden C. savcılarının yararlanmaları gerektiği kabul edilmiştir.
Bu sebeple süresi içinde olduğu yazı işleri müdürünün havalesinden anlaşılan üst Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin Özel Dairece dilekçede hakim havalesi bulunmadığı gerekçesiyle 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 317 nci maddesi uyarınca reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılması isteminde bulunmuştur.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:
Karar: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığıyla Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; üst Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin, dilekçesinde hakim havalesi bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesinde isabet bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Sanığın mahkûmiyetine dair 11.3.2009 tarihli hükmün sanık ve üst Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edildiği,
Üst Cumhuriyet savcısının 1.4.2009 tarihli temyiz dilekçesinde hakim havalesi bulunmadığı gibi, yazı işleri müdürü havalesinin de olmadığı,
Dosyanın hakim tarafından imzalanan 28.4.2009 tarihli Dosya Gönderme Formu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, anılan formda üst Cumhuriyet savcısının temyiz tarihinin 8.4.2009 olarak yazıldığı,
Özel Dairece, üst Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin dilekçe üzerinde hakim havalesi bulunmadığı gerekçesiyle 1412 Sayılı CYUY'nın 5320 Sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 317 nci maddesi uyarınca reddine karar verildiği, sanığın temyiz itirazlarının incelenmesi sonucunda ise hükmün bozulduğu,
Anlaşılmaktadır.
1412 Sayılı CYUY'nın Kanun Yolunun Tayininde Hata başlıklı 293 üncü maddesinde;
Kabule şayan bir müracaatta kanun yolunun veya merciinin tayininde yapılan bir hata müracaat edenin hukukunu ihlal etmez hükmü yer almaktaydı.
01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı C.M.K.nın Kanun yolunun belirlenmesinde yanılma başlıklı 264 üncü maddesi ise;
(1) Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.
(2) Bu halde başvurunun yapıldığı merci, başvuruyu derhal görevli ve yetkili olan mercie gönderir şeklindedir.
1412 Sayılı CYUY'nın yürürlükte olduğu dönemde, Cumhuriyet savcılarının yasa yolu yanılgısına düşmeleri halinde anılan Kanunun 293 üncü maddesi uyarınca bu yanılgıdan yararlanamayacakları kabul edilmiştir. Anılan Kanunun yürürlüğü evresinde, bu husus Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 22.1.1962 gün ve 2-1 Sayılı kararına da konu edilmiş ve bu kararla diğer süjelerden farklı olarak, Savcıların temyiz dilekçeleri için 1412 Sayılı CYUY'nın 293 üncü maddesinin uygulanamayacağı, bu sebeple Cumhuriyet savcılarının temyiz dilekçelerinde hakim havalesinin bulunması gerektiği ilkesi benimsenmiş, 01 Haziran 2005 tarihinde yeni yasaların yürürlüğe girmesine kadar başta Ceza Genel Kurulu olmak üzere tüm Özel Dairelerce istikrarlı olarak uygulanmıştır.
Öğreti ve uygulamada kabul gördüğü üzere, İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararları yürürlükte kaldıkları sürece hüküm fıkraları itibarıyla bağlayıcı niteliktedir. Bu kararların, dayandığı yasalar geçerliliğini koruduğunda ancak yeni bir İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararıyla kaldırılması veya değiştirilmesi gereklidir.
Ancak, İçtihadı Birleştirme Kararının dayanağını oluşturan yasa değiştiğinde ve yeni yasa farklı bir hüküm getirdiğinde anılan İçtihadı Birleştirme Kararının geçerliliği sona ermektedir. Bu geçerliliğin sona ermesi için sonradan yürürlüğe giren Kanunun İçtihadı Birleştirme Kararını kaldırdığını açıkça ifade etmesi dahi gerekmemektedir.
Konuya ilişkin, 5271 Sayılı C.M.K.nın 264 üncü maddesinin gerekçe bölümünde; Madde uyarınca, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanığın, avukatın, davaya katılanın, yasal temsilcinin veya eşin kabulü gerekli bir kanun yolu istemi salt merciin veya kanun yolunun belirlenmesinde yanılgı nedeniyle, başvuranın hukukunu ihlal etmeyecek, dilekçe veya tutanağın verildiği merci bunu, zaman yitirmeden, yetkili ve görevli mercie gönderecektir.
Cumhuriyet savcılarının yoğun ve ağır bir iş yükü altında bulunmaları sebebiyle yanılgıya düşmeleri olasıdır. Öte yandan, Cumhuriyet savcılarının kanun yolu başvurularının toplum yararına, toplumun hukukunu bozan bir durumun düzeltilmesini sağlama amacına yönelik olduğu ve sanık lehine de başvurabilecekleri düşüncesiyle, bu konuda sınırlama koyan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 22.1.1962 gün ve 2/1 Sayılı kararını aşmak üzere, madde açık hüküm getirmiştir açıklamasına yer verilmesi karşısında, anılan 22.1.1962 gün ve 2-1 Sayılı İ.B.K'nın geçerliliğinin sona erdiği tartışılmaz düzeyde açıklığa kavuşmuş olmaktadır.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 5.2.2008 gün ve 266-13, 11.3.2008 gün ve 45-48, 5.7.2011 gün 147-158 Sayılı kararları ile de; 5271 Sayılı C.M.K.nın 264/1 inci maddesinde yapılan yeni düzenleme karşısında, 22.1.1962 gün ve 2-1 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının geçerliliğini yitirdiği ve kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz hükmünden Cumhuriyet savcılarının da yararlanmaları gerektiği kabul edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
11.3.2009 tarihli yerel mahkeme hükmüne karşı yasal süresi içinde yapılıp yapılmadığı tespit edilemeyen üst Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin Özel Dairece dilekçede hakim havalesi bulunmadığı gerekçesiyle 1412 Sayılı CYUY'nın 317 nci maddesi uyarınca reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.
Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesi üzerine 1.4.2009 tarihi yazılmış ve dosya gönderme formunda da temyiz tarihi 8.4.2009 olarak belirtilmiş ise de, temyiz dilekçesinde mercie verildiğine dair bir havale kaydı olmaması ve dosya gönderme formunun da bir aylık temyiz süresi dolduktan sonra 28.4.2009 tarihinde düzenlenmesine göre, temyiz isteminin süresinde yapılıp yapılmadığının belirlenebilmesi için yerel mahkeme kayıtlarından araştırma yapılıp sonucuna göre temyiz istemi hakkında karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin Cumhuriyet Savcısının temyiz isteminin reddine ve sanığın temyiz istemi üzerine yapılan inceleme sonucu verdiği bozma kararının kaldırılmasına, Cumhuriyet Savcısının temyiz isteminin süresinde olup olmadığı mahkeme defter ve kayıtları getirtilip incelendikten sonra sonucuna göre temyiz incelemesi yapılması için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1 ) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne,
2 ) Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 13.6.2011 gün ve 5435-4787 Sayılı red ve bozma kararlarının kaldırılmasına,
3 ) Dosyanın, Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin süresinde olup olmadığı belirlendikten sonra sonucuna göre temyiz incelemesi yapılması için Yargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 06.12.2011 tarihinde yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy