(5271 S. K. m. 223, 272, 308) (5237 S. K. m. 50, 52, 86)
Dava: Kasten yaralama suçundan sanık M. D.'nin 5237 Sayılı T.C.K.nun 86/2, 29, 62 ve 52/2 maddeleri uyarınca 1.500 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Karamürsel Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.03.3007 gün ve 317-96 Sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 8.2.2012 gün ve 6233-3872 sayı ile;
"... b) Sanık M. D. hakkında verilen hükmün temyiz incelemesinde:
Sanık hakkında hükmolunan cezanın miktar ve türüne göre 21.7.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 Sayılı Kanunun 3-b maddesiyle değişik 1412 Sayılı Kanunun 305/1. maddesi gereğince hüküm tarihine göre temyizi mümkün olmadığından, aynı Kanunun 317. maddesi uyarınca katılan sanık H. S. müdafiinin temyiz talebinin reddine...",
Karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 8.5.2012 gün ve 193966 sayı ile:
"... 5271 Sayılı Kanunun 298. maddesinde 'Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder', hükmü yer almaktadır.
5271 Sayılı Kanunun 272. maddesinde:
(1) İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezalarına dair hükümler, bölge adliye mahkemesince re'sen incelenir.
(2) Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararlarına karşı da hükümle birlikte istinaf yoluna başvurulabilir.
a-Hapis cezasından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümlerine,
b-Üst sınırı beşyüzgünü geçmeyen adli para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine,
c-) Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulamaz, hükmü yer almaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.6.2011 tarih 2011/7-48 Esas ve 2011/128 Karar sayılı kararında: '...Yargıtay'ın görevi, yasaların ülke genelinde hukuka uygun olarak uygulanıp uygulanmadığını denetlemek, içtihatlarıyla ülkede yasaların ve hukuk kurallarının uygulanmasındaki birliği sağlamaktır. Bu görev gözetildiğinde, temyiz incelemesine konu olan hükümde, suç niteliğinde bir isabetsizlik saptandığı takdirde, aleyhe temyiz olmasa bile bu husus bozma nedeni yapılacaktır. Aksinin kabulü, hukuk kurallarının ülke genelinde farklı uygulanmasına yol açar ki, bu da Yargıtay'ın kuruluş amacına ve eşitlik ilkesine aykırı olur. Zira aynı eylem sebebiyle değişik mahkemelerde yargılanan sanıklardan, suç niteliği doğru olarak belirlenen sanığın mahkumiyetiyle ceza zamanaşımı, memuriyetten yoksun bırakılma, seçilme hakkının kaybı, olası bir af yasası vb. değişik durumlarla karşılaşması halinde olumsuz sonuçlara muhatap olabileceği, buna karşın, suç niteliği yanlış olarak belirlenen sanığın, açıklanan olumsuz sonuçlarla karşılaşmamasının söz konusu olabileceği, bu durumun da, eşitlik ilkesine aykırı olacağı gibi, hak ve adalet duygusunu da inciteceğinde kuşku yoktur.' denilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 6.12.2011 tarih 2011/3-185 Esas ve 2011/249 Karar sayılı kararında:
'...5271 Sayılı Kanunun 223 ve 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 305. maddeleriyle yargısal kararlarda varılan ilkeler dikkate alındığında, 647 Sayılı Kanunun 4. maddesi uygulanmak suretiyle tayin edilen sonuç adli para cezasının miktarına bakılmaksızın, maddedeki: 'bu hükmün uygulanması kanun yollarına başvurmada engel teşkil etmez' düzenlemesi uyarınca temyiz yeteneği bulunmakta ise de,benzer düzenlemeye yer verilmemesi sebebiyle 5237 Sayılı T.C.K.nun 50 veya 52. maddeleri uygulanmak suretiyle hükmolunan ve başkaca herhangi bir hak kısıtlaması doğurmayan 2000 Liraya kadar (2000 Lira dahil) adli para cezasına dair mahkumiyet hükümleri kesin nitelikte olup, bu hükümlere karşı temyiz yasa yoluna başvurulamaz. Ancak kesin nitelikteki bu hükümler, kesinlik sınırını aşar nitelikle yaptırım içermek koşuluyla suç vasfına yönelik temyiz üzerine, bu hususla sınırlı biçimde temyiz incelemesine konu olabilirler.' denilmiştir.
Karamürsel Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.3.2007 gün ve 2006/317 E, 2007/96 K sayılı hükümde, sanık 5237 Sayılı T.C.K.nun 86/2, 29, 62, 52/2-4. maddesi gereğince şahsi ve sosyal durumu, suçun işleniş biçimi, önem ve değeri gözetilmek suretiyle seçimlik cezalardan adli para cezası tercih edilmek suretiyle 1500 TL adli para cezasına mahkum edilmiştir. Karar tarihi itibariyle verilen adli para cezası kesinlik kapsamaktadır. Katılan vekili temyiz dilekçesinde müvekkilinin, sanığın eylemi neticesinde ciddi şekilde yaralandığını, kaşında oluşan yaranın sabit eser niteliğinde bulunup bulunmadığının tesbiti bakımından 6 ay sonra muayene edilerek rapor tanziminin gerektiği ancak mahkemece bu muayene işlemi yaptırılmadan ve rapor alınmadan eksik incelemeyle hüküm tesis edildiği belirtilerek verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilmiştir.
Kocaeli Devlet Hastanesi Adli Tıp Bölümünce H. Söylemez hakkında tanzim edilen 31.7.2006 tarihli raporda, yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle iyileşmeyeceği. hayat fonksiyonlarını hafif 1. derecede etkileyecek şekilde kemik kırığının meydana geldiği, yüzdeki yaralanmanın sabit eser niteliğinde olup olmadığı konusunda rapor tanzimi için 6 aylık sürenin geçmesi gerektiğini belirtilmiştir. Sabit eser konusunda herhangi bir inceleme yaptırılmadan hüküm tesis edilmiştir.
Katılan vekilin; kesin nitelikte olan bu hükmü suç vasfına yönelik olarak temyiz ettiğinden katılan vekilinin uygulanmasını istediği maddeler, kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içerdiğinden Yüksek Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bu görüşünün yasaya uygun olmadığı kanaatine varılmıştır...",
Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 Sayılı C.M.K.nun 308. maddesi uyarınca dosyanın gönderildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesince itiraz nedenlerinin yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:
KARAR: İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık M. D.'nin katılan H. S.'e karşı gerçekleştirdiği kasten yaralama suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmış olup, Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Özel Dairece, katılan H. S. vekilinin sanık M. D. hakkındaki mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz talebinin reddine karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanık M. D. hakkında 12.11.2006 tarihli iddianame ile, kullandığı iş makinesiyle katılan H. S.'e çarptıktan sonra birde tekme ve tokatla vurarak yaraladığı iddiasıyla kamu davası açıldığı.
Katılan H. S.'in aşamalarda istikrarlı olarak, kendisinin Kolaylı 1 isimli sitenin yöneticisi olduğunu, olay tarihinde H. C. B.'un rıhtımda çalışma yapmak için iş makinesi getirttiğini, iş makinesinin rıhtıma zarar vereceğini söyleyerek söz konusu yerden değil de diğer girişten gelmesini istediğini, H. C.'in de iş makinesi sürücüsüne gelmesi için işaret ettiğini, bunun üzerine durması için iş makinesinin yanına gittiğini, iş makinesini kullanan M. D.'nin kendisine sinkaflı küfürler ettikten sonra iş makinesinin üzerinde ayağa kalkarak tekmeyle göğsünün sol üst tarafına vurduğunu, bu sırada iş makinesinin sahibi S. E.'in kollarından tuttuğunu, H. C.'in de cep telefonuyla alnına vurduğunu, sanıklardan kurtulmak için denize atladığını, denizden çıkınca H. C. tekrar birbirlerine girdiklerini, parmağının da bu sırada kırılmış olabileceğini beyan ettiği.
Yerel mahkeme tarafından yapılan yargılama sonunda sanığın katılana tekme vurmak suretiyle yaraladığı kabul edilerek sanığın 5237 Sayılı T.C.K.nun 86/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği,
Katılan vekilinin de 9.5.2007 tarihli temyiz dilekçesinde, başlık kısmına müşteki sanık olarak M.'nin ismini yazıp, H. C. B. ve Ş. E. yönünde tevsii tahkikat taleplerinin olduğunu beyan ettikten sonra, katılanın beyanları doğrultusunda olayı anlattığı, sanığın katılana bir kez tekmeyle vurduğunu, katılanın alnının açılmasına sebep olan H. C. B. ve ona yardım eden S. E. hakkında dava açılmadığını, tevsii tahkikat taleplerinin reddine karar verildiğini, katılanın kaşında meydana gelen yaranın sabit eser niteliğinde olup olmadığı konusunda olay tarihinden altı ay sonra rapor aldırılmadan karar verildiğini belirttiği,
Anlaşılmaktadır.
5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince hüküm tarihi itibariyle uygulanma zorunluluğu bulunan 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 305. maddesi uyarınca, ceza mahkemesince verilen hükümler temyiz yasa yoluna tabidir.
Ancak;
1- İkimilyar liraya kadar (ikimilyar dahil) para cezalarına dair olan hükümler,
2- Yukarı sınırı onmilyar lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri,
3- Bu Kanunla sair kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler, kesin olup, bu hükümler hakkında temyiz yasa yoluna başvurulamaz.
"İkimilyar liraya kadar (İkimilyar dahil) para cezalarına dair olan hükümlerin" temyiz edilemeyeceğine dair 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 305. maddesinin 2. fıkrasının 1. bendinin. Anayasa Mahkemesi'nin 7.10.2010 tarihinde yürürlüğe giren 23.7.2009 gün ve 65-114 Sayılı kararıyla iptal edilmesinden sonra verilen, ister hapis cezasından çevrilen, ister doğrudan hükmolunan adli para cezasına dair mahkumiyet hükümlerinin 14.4.2011 tarihine kadar hiçbir miktar gözetilmeksizin, 14.4.2011 gün ve 27905 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6217 Sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 23. maddesiyle 5271 Sayılı C.M.K.nun 272. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinde "hapis cezasından çevrilen adli para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen 3.000 Türk Lirası dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümlerine karşı istinaf yasa yoluna başvurulamayacağı" şeklinde yapılan değişiklik ve aynı kanunun 26. maddesiyle 5320 Sayılı Ceza Yargılaması Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasaya eklenen, "bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar hapis cezasından çevrilenler hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümlerine karşı temyiz yoluna başvurulamaz" şeklindeki geçici 2. madde gözönünde bulundurulduğunda, 14.4.2011 tarihinden sonra ise. ancak doğrudan hükmolunan 3.000 Türk Lirasından fazla adli para cezalarına dair mahkumiyet hükümlerinin temyizinin olanaklı hale geldiği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.9.2003 gün ve 2003/1-226 E. 229 K. ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.1.2004 gün ve 2004/10-3 E. 2004/14 Sayılı kararlarında da açıkça belirtildiği üzere; bahse konu iptal kararının, yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olan hükümlerin nasıl etkileneceği sorunu, usul yasalarının zaman bakımından uygulanmasıyla ilgilidir.
Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan. aksi açıkça düzenlenmiş olmadıkça "hemen (derhal) uygulama" ilkesidir. Bu ilke uyarınca usul işlemleri, yapıldıkları sırada yürürlükte bulunan usul kanunu hükümlerine tabi olacaktır. O halde, ceza yargılaması sırasında, kanunda değişiklik olduğunda veya dayanılan bir usul kuralına dair kanunun Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi halinde, yeni kanun ya da iptal sonucu ortaya çıkan usul prosedürü hemen uygulanmalıdır. Ancak, 5320 Sayılı Kanunun 4/2. maddesinde de ifade edilen bu durum, önceki kanunun yürürlükte bulunduğu dönemde, o yasaya uygun biçimde yapılmış işlemlerin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı gibi yenilenmesini de gerektirmez.
Bu ilkenin sonucu olarak;
a- Usul işlemleri kural olarak yürürlükteki yasaya göre yapılacaktır.
b- Yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemler, sonradan yürürlüğe giren kanun sebebiyle geçerliliğini yitirmeyecektir.
c- Yeni kanunun ya da Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının yürürlüğünden sonra yapılması gereken usul işlemleri ise yeni yasaya ya da iptal kararıyla ortaya çıkan usule tabi olacaktır.
d- Yeni kanunun uygulanmasında, sanığın leh veya aleyhinde sonuç doğurmasına bakılmayacaktır.
Anayasa Mahkemesi iptal kararının yürürlük tarihinin 7.10.2010 (Resmi Gazete'de yayımlandığı 7.10.2009 tarihinden 1 yıl sonra) olması nedeniyle; yerel mahkemenin 30.3.2007 tarihli hükmünün temyize tabi olup olmadığı sorununun, iptal kararıyla ortaya çıkan yeni duruma göre değil, 30.3.2007 tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre belirlenmesi gerekmektedir.
5271 Sayılı Kanunun 223 ve 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 305. maddeleriyle yargısal kararlarda varılan ilkeler dikkate alındığında, 647 Sayılı Kanunun 4. maddesi uygulanmak suretiyle tayin edilen sonuç adli para cezasının miktarına bakılmaksızın, maddedeki; "bu hükmün uygulanması kanun yollarına başvurmada engel teşkil etmez" düzenlemesi uyarınca temyiz yeteneği bulunmakta ise de, benzer düzenlemeye yer verilmemesi sebebiyle 5237 Sayılı T.C.K.nun 50 veya 52. maddeleri uygulanmak suretiyle hükmolunan ve başkaca herhangi bir hak kısıtlaması doğurmayan 2000 Liraya kadar (2000 Lira dahil) adli para cezasına dair mahkumiyet hükümleri kesin nitelikte olup, bu hükümlere karşı temyiz yasa yoluna başvurulamaz. Ancak kesin nitelikteki bu hükümler, kesinlik sınırını aşar nitelikle yaptırım içermek koşuluyla suç vasfına yönelik temyiz üzerine, bu hususla sınırlı biçimde temyiz incelemesine konu olabilirler.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Katılan vekilince verilen temyiz dilekçesinde ileri sürülen ve eylemin vasfına yönelik olan iddiaların, hakkında dava açılmayan ve bu sebeple de hüküm kurulmayan H. C. ve S.le ilgili olması, sanık M.'un eylemiyle ilgili olarak vasfa yönelik bir temyizin bulunmaması ve bu durumun temyiz dilekçesinden de açıkça anlaşılması karşısında, üzerine atılı eylemin vasfına yönelik bir temyiz başvurusu bulunmayan sanık M. hakkında hükmolunan para cezası miktar itibariyle kesin nitelikte olup, temyiz yeteneği bulunmamaktadır.
Bu itibarla, sanık hakkında kurulan hükmün temyizi kabil olmadığından, katılan vekilinin temyiz talebinin reddine dair Özel Daire kararı isabetli olup, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Genel Kurul Üyesi itirazın kabulü gerektiği yönünde karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine,
2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.02.2013 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy