(5237 S. K. m. 50, 51, 53, 58, 61, 203) (5271 S. K. m. 231, 308) (765 S. K. m. 29, 59, 65, 276, 509) (647 S. K. m. 4)
Dava: Mühür bozma suçundan sanık A. D.'in 5237 Sayılı T.C.K.nun 203/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Sinanpaşa Asliye Ceza Mahkemesince verilen 29.5.2008 gün ve 82-113 Sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 14.5.2012 gün ve 9412-5212 sayı ile:
Sanığın kasıtlı suçtan 3 aydan fazla hürriyeti bağlayıcı cezası bulunduğu ve bunun T.C.K.nun 51 ve C.M.K.nun 231. maddelerinin uygulanmasına engel oluşturduğu gözetilerek yapılan incelemede; ...Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak; T.C.K.nun 203. maddesinde mühür bozma eylemi için hapis cezasıyla adli para cezası seçenek yaptırım olarak öngörüldüğü halde, sanık hakkında neden hapis cezası yaptırımının tercih edildiğinin denetime olanak verecek bir şekilde gerekçeleri gösterilmek suretiyle açıklanmaması,
5237 Sayılı T.C.K.nun 53/3. maddesine göre 53/1-c maddesinde yer alan velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun, sanığın sadece kendi altsoyu bakımından koşullu salıverme tarihine kadar, altsoyu olmayanlar yönünden ise cezanın infazına kadar hükmedilmesi gerekirken; yazılı şekilde, altsoy ayırımı yapılmadan belirtilen hakları kullanmaktan koşullu salıverme tarihine kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 6.8.2012 gün ve 224570 sayı ile;
...Olayımızda da mahkemece T.C.K.nun 61. maddesine uygun şekilde 'suç konusunun önem ve değeri suç kastının yoğunluğu zararın ve tehlikenin ağırlığını' gerekçe göstererek takdir hakkını hapis cezasından yana kullanıp sanığın hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Başsavcılığımızca, mahkemece yapılan yargılama sırasında seçimlik cezada tayin hakkının hapis cezasından yana kullanılmasında yasal ve yeterli gerekçenin kararda gösterildiği değerlendirilmekte bu hususun bozma sebebi olmadığı düşünülmektedir.
Yüksek Dairece tespit edilen, sanık hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nun 53/1-c. maddesinin uygulanması sırasında hak yoksunluğu belirlenirken 'velayet hakkından, vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan' yoksunluğun sadece sanığın kendi altsoyu bakımından koşullu salıverme tarihine kadar, altsoyu olmayanlar için cezanın infazına kadar hükmedilmesi gerekirken, ayrım gözetmeksizin T.C.K.nun 53/1-c. maddesinde yazılı hak yoksunluğunun koşullu salıverilmeye kadar devamına karar verilmesi şeklindeki uygulamanın yasaya aykırı olduğu ancak bunun düzeltilmesinin olanaklı olduğu da kuşkusuzdur.
Yukarıda belirtilen açıklamalar karşısında Yüksek Dairenizin anılan ilamının 1. fıkrasında ki bozma nedeninin yerinde olmadığı, 2. fıkrasındaki bozma nedeninin ise yerinde olduğu ancak bunun yeniden yargılamayı gerektirmeyen düzeltilebilecek bir yanılgı olduğu görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
C.M.K.nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 2.10.2012 gün ve 9680-9701 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURUL KARARI
Sanığın mühür bozma suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hapis cezasıyla adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü T.C.K.nun 203. maddesinde düzenlenen mühür bozma suçunda, sanık hakkında hapis cezası tercih edilirken yasal ve yeterli gerekçenin gösterilip gösterilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Sinanpaşa Belediyesi görevlilerince düzenlenen 20.3.2008 tarihli tutanakta, sanığa ait su sayacının mühürlendiği, 10.4.2008 tarihli tutanakta ise mührün iplerinin kesilip suyun açıldığının belirtildiği,
Sanığın sabıka kaydında tekerrüre esas olmayan 765 Sayılı T.C.K.nun 276/2, 59, 647 Sayılı Kanunun 4. maddeleri uyarınca 12.4.2001 tarihinde Sincanlı Asliye Ceza Mahkemesince verilen ve 6.7.2001 tarihinde infaz edilen 91.260.000 Lira para cezasıyla yine aynı mahkemece T.C.K.nun 503/1, 65/3, 59 maddeleri uyarınca 21.6.2001 tarihinde verilen ve 22.12.2003 tarihinde infaz edilen 1 yıl 15 gün hapis ve 1.302.083.333 Lira para cezasından ibaret geçmiş hükümlülüklerinin bulunduğu,
Sanığın savunmasında; su borcunun bulunduğunu, bunun sonucu olarak belediye zabıtalarının su saatinin vanasını kapatıp üzerine bir kağıt asarak suyu kestiklerini, damlayan suyun kağıdın yere düşmesini sağladığını, kendisinin de su kullanmaya devam ettiğini ancak mührü bozmadığını, daha önceden belediyeye verdiği teminat senetlerinin olduğunu, borcunu da yatıracağını, insanın yaşamak için suya ihtiyacı olduğunu, bu sebeple suyu kullandığını, suçlamayı kabul etmediğini, su borcunu da ödemediğini ancak ödeyeceğini beyan ettiği,
Yerel mahkeme hükmünün gerekçe kısmında hapis cezasının tercih edilmesine dair bir açıklamanın bulunmadığı, hüküm fıkrasında ise; sanığın eylemine uyan T.C.K.nun 203/1 maddesi gereğince suç konusunun önem ve değeri, suç kastının yoğunluğu, zararın ve tehlikenin ağırlığı nazara alınarak takdiren 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına şeklindeki gerekçeyle temel cezanın belirlendiği,
Bunun yanında; sanığın kişiliği, şahsi ve sosyal durumu, hal ve hareketleriyle suçun işlenmesindeki özellikler dikkate alınarak sanık hakkında T.C.K.nun 50 ve 51. maddelerinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına ve C.M.K.nun 231. maddesindeki şartların gerçekleşmediği, sanığın kişilik özellikleriyle tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememize olumlu kanaat oluşmadığı, sanığın sabıkalı olduğu zararın karşılanmadığı anlaşılmakla, sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına takdiren yer olmadığına, karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mühür bozma suçu 5237 Sayılı T.C.K.nun 203. maddesinde; (1) Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır4' şeklinde düzenlenmiş, hapis ve adli para cezası seçimlik ceza olarak öngörülmüştür.
5237 Sayılı T.C.K.nun 58/3 maddesinde; Tekerrür halinde, sonraki suça dair kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezasıyla adli para cezası öngörülmüşse, hapis cezasına hükmolunur ile 51/2. maddesinde; Suç tanımında hapis cezasıyla adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez şeklinde hükümler bulunmakta ise de, 5237 Sayılı T.C.K.nda hapis ve adli para cezasının seçimlik ceza olarak birlikte öngörüldüğü durumlarda temel cezanın hangi kıstaslara göre belirleneceği konusunda herhangi bir açık düzenleme bulunmamaktadır.
Temel cezanın belirlenmesine dair ilkeler ise 5237 Sayılı T.C.K.nun 61/1. maddesinde, 765 Sayılı T.C.K.nun 29. maddesine benzer olarak; (1) Hakim, somut olayda;
a-) Suçun işleniş biçimini,
b-) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
c-) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
d-) Suçun konusunun önem ve değerini,
e-) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
f-) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
g-) Failin güttüğü amaç ve saiki,
Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler şeklinde düzenlenmiştir.
Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hakime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hakimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçenin T.C.K.nun 61/1. maddesine uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saikiyle ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olmalıdır.
T.C.K.nda hapis ve adli para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü durumlarda temel cezanın nasıl belirlenmesi gerektiğine dair mükerrir sanıklar dışında ayrıca bir düzenleme yer almadığından, bu ahvalde temel ceza, T.C.K.nun 61. maddesinde gösterilen kıstaslara göre belirlenmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında hapis ve adli para cezasının seçenek yaptırım olarak öngörüldüğü T.C.K.nun 203. maddesinde düzenlenen mühür bozma suçunda yerel mahkemece temel cezanın 61. maddeye uygun şekilde; suç konusunun önem ve değeri, suç kastının yoğunluğu, zararın ve tehlikenin ağırlığı nazara alınarak takdiren denilmek suretiyle hapis cezası olarak belirlenmesi, dosya içeriğiyle uyumlu, yasaya uygun ve yeterlidir.
Bu nedenle, yerel mahkeme hükmünün Özel Dairece sanık hakkında hapis cezası yaptırımının tercih edilme nedeninin denetime imkan verecek bir şekilde gösterilmemesi gerekçesiyle BOZULMASINA karar verilmesi isabetli değildir.
Öte yandan; 5237 Sayılı T.C.K.nun 53/3. maddesine göre, aynı maddenin 1. fıkrasının c bendinde yer alan velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun, sanığın sadece kendi altsoyu bakımından şartla salıverme tarihine kadar, altsoyu olmayanlar yönünden ise cezanın infazına kadar devamına hükmedilmesi gerekirken, yerel mahkemece altsoy ayırımı yapılmadan sanığın belirtilen hakları kullanmaktan şartla salıverme tarihine kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi isabetsizdir.
Bu itibarla itirazın kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün T.C.K.nun 53. maddesinin hatalı uygulanması sebebiyle BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu aykırılığın düzeltilmesi mümkün olduğundan, yerel mahkeme hükmünün düzeltilmek suretiyle ONANMASINA karar verilmelidir..
Çoğunluk görüşüne katılmayan on iki Genel Kurul Üyesi; yerel mahkeme hükmünde hapis cezasının tercih edilme nedeninin açıkça gösterilmemiş olması sebebiyle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne,
2-Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 14.5.2012 gün ve 9412-5212 Sayılı bozma kararının kaldırılmasına,
3-Sinanpaşa Asliye Ceza Mahkemesi'nin 29.5.2008 gün ve 82-113 Sayılı kararının, 5237 Sayılı T.C.K.nun 53/3. maddesine göre, aynı maddenin 1. fıkrasının c bendinde yer alan velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun, sanığın sadece kendi altsoyu bakımından şartla salıverme tarihine kadar, altsoyu olmayanlar yönünden ise cezanın infazına kadar devamına hükmedilmesi gerekirken, altsoy ayırımı yapılmadan sanığın belirtilen hakları kullanmaktan şartla salıverme tarihine kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
Ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesindeki yetkiye istinaden karar verilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından 5237 Sayılı T.C.K.nun 53. maddesinin uygulanmasına dair bölüm çıkarılarak yerine; sanığın 5237 Sayılı T.C.K.nun 53. maddesinin 1. fıkrasının a, b, c, d, e bentlerinde sayılan hakları kullanmaktan mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından şartla salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmasına ibaresinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün düzeltilerek ONANMASINA,
4-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 24.9.2013 günü yapılan 1. müzakerede gerekli çoğunluk sağlanamadığından, 08.10.2013 tarihinde yapılan 2. müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy