(1412 S. K. m. 305, 322) (5237 S. K. m. 21, 38, 54, 58, 64, 86, 106) (5271 S. K. m. 223, 231) (6136 S. K. m. 13) (YCGK 13.03.2012 T. 2011/8-360 E. 2012/95 K.) (YCGK 06.05.2008 T. 2008/9-97 E. 2008/101 K.)
Dava: Sanık K. G.'ın mağdur sanık S.'a yönelik tehdit suçundan 5237 Sayılı T.C.K.nun 38. maddesi yollamasıyla 106/1-1. cümlesi uyarınca 1 yıl hapis, mağdur O.'a yönelik olası kastla yaralama suçundan aynı kanunun 86/2, 21/2 ve 86/3-e maddeleri uyarınca 6 ay hapis, 6136 Sayılı Yasaya aykırılık suçundan ise aynı Kanunun 13/1 ve 5237 Sayılı T.C.K.nun 54. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 450 lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve müsadereye ilişkin, Tarsus Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.12.2007 gün ve 377-375 Sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 23.01.2013 gün ve 7351-439 sayı ile;
A- Sanık S. hakkında öldürmeye teşebbüs, sanıklar A., K. ve S. hakkında yaralama suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
Sanık A. hakkında Tarsus 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 26.11.2004 tarih ve 2001/692 -2004/660 Sayılı ilamıyla doğrudan verilen C.M.U.K.nun 305/1. maddesi uyarınca kesin nitelikteki 158.183.000 TL adli para cezasının tekerrüre esas teşkil etmeyeceği cihetle, hüküm fıkrasının mahsus bölümünden 5237 Sayılı T.C.K.nun 58. maddesi gereğince cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine çektirilmesine dair kısmın çıkartılmasına karar verilmek suretiyle C.M.U.K.nun 322. maddesindeki yetkiye istinaden düzeltilen sanık A. hakkında yaralamaya azmettirmek suçundan kurulan mahkumiyet hükmüyle sanık S. hakkında öldürmeye teşebbüs, sanıklar Kural ve S. hakkında yaralama suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,
B- Sanık S. hakkında 6136 Sayılı Yasaya aykırılık, sanık K. hakkında tehdit, olası kastla yaralama ve 6136 Sayılı Yasaya aykırılık, sanık A. hakkında tehdide azmettirme suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
a- Sanık A. hakkında Tarsus 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 26.11.2004 tarih ve 2001/692-2004/660 Sayılı ilamıyla doğrudan verilen C.M.U.K.nun 305/1 maddesi uyarınca kesin nitelikteki 158.183.000 TL adli para cezasının tekerrüre esas alınamayacağının gözetilmemesi,
b- Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 Sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik 5271 Sayılı C.M.K.nun 231. maddesi uyarınca, sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmasıisabetsizliklerinden BOZULMASINA karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.2.2013 gün ve 90387 sayı ile; Özel Dairece onama ve bozma kararlarının verildiği tarihten önce sanığın ölmesi sebebiyle hükmün BOZULMASINA ve sanık hakkındaki kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerektiği görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
C.M.K.nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 20.3.2013 gün ve 896- 2316 sayı ile;Sanığın 7.3.2012 tarihinde öldüğü nüfus kayıt örneğinden anlaşılmakla, sanık hakkında açılan kamu davalarının 5237 Sayılı T.C.K.nun 64. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesi zorunluluğu bozmayı gerektirmekle hükümlerin BOZULMASINA, düşme kararı verilmediğinden bu konudaki itirazla ilgili olarak karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tevdiinekarar verilmesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar: İnceleme, sanık Kural G. hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmış olup, Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; çıkartılan nüfus kaydında sanığın temyiz aşamasında öldüğünün belirtilmesi halinde yapılması gereken işlemin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Temyiz aşamasında Yargıtay C.Başsavcılığınca UYAP kullanılarak çıkarılan nüfus kayıt örneğinde, sanığın yerel mahkeme hüküm tarihinden sonra 7.3.2012 tarihinde öldüğü bilgisinin yer aldığı anlaşılmaktadır.
5237 Sayılı T.C.K.nun 64. maddesinde; sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşürüleceği, sadece niteliği itibarıyla müsadereye tabi olan eşya ve yararlar hakkında yargılamaya devam edileceği, hükümlünün ölümü halinde ise cezanın ortadan kaldırılmasına karar verilmekle birlikte, müsadere ve yargılama giderlerine dair hükmün infaz edileceği belirtilmek suretiyle hükümlüyle sanığın ölümüne farklı sonuçlar yüklenmiştir.
Buna göre, kamu davası açılmadan önce şüphelinin ölmesi halinde kovuşturma imkanının bulunmaması sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı, kamu davası açıldıktan sonra sanığın ölmesi halinde ise mahkemece düşme kararı verilecektir. Ölümün ceza ilişkisini sadece ölen kişi bakımından sona erdirdiğinden iştirak halinde işlenen suçlarda diğer sanıklar hakkında davaya devam edilecek, sanığın ölümü niteliği itibarıyla müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak müsadere kararı verilmesine engel olmayacaktır. Sanığın ölümü ceza ve infaz ilişkisini düşürürken, hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşmiş olan hükümlünün ölümü sadece hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarının infaz ilişkisini ortadan kaldıracaktır. Buna bağlı olarak ölümden önce tahsil edilmiş bulunan para cezaları mirasçılarına iade edilmeyecek, buna karşın tahsil edilmemiş bulunan para cezaları da mirasçılardan istenmeyecek, bunun yanında müsadereye ve yargılama giderlerine dair hükümler ölümden önce kesinleşmiş olmak kaydıyla infaz olunacaktır.
Görüldüğü gibi, suç teşkil eden bir fiilin işlenmesiyle fail devlet arasında doğan ceza ilişkisi, bu fiili işleyen sanığın ya da hükümlünün ölümüyle cezaların şahsiliği ilkesi sebebiyle başkası sorumlu tutulamayacağından, düşmektedir. Ölüm, bir vakıa olan suçu ortadan kaldırmayacak, suçtan sorumlu tutulacak kişi olmadığından, devletin suçla birlikte ortaya çıkan cezalandırma sorumluluk ve yetkisini sona erdirecektir.
Temyiz aşamasında sanığın öldüğüne dair bir iddianın ortaya çıkması ya da UYAP vasıtasıyla alınan nüfus kaydında öldüğü bilgisinin yer alması veya sanık adına tebliğnamenin tebliğ edilmesi için çıkarılan evrakın öldüğünden bahisle iade edilmesi gibi durumlarda, ölümün kamu davasının düşürülmesini gerektiren bir neden olduğu da göz önüne alınarak, ölüm sebebiyle düşme kararının temyiz merciince dosya üzerinde yapılan inceleme sırasında verilmesi yerine, ölüm bilgisi sebebiyle diğer yönleri incelenmeyen hükmün BOZULMASINA karar verilerek yerel mahkemelerce mahallinde yapılan araştırmada sanığın öldüğünün kesin olarak belirlenmesinden sonra düşme kararı verilmesinin sağlanması gerekmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 5.3.2013 gün ve 2012/1-1560-81, Ceza Genel Kurulunun 5.3.2013 gün ve 2013/8-131-75, Ceza Genel Kurulunun 13.3.2012 gün ve 2011/8-360-95, ile Ceza Genel Kurulunun 6.5.2008 gün ve 2008/9-97-101sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı üzerine Özel Dairece UYAP kullanılarak alınan nüfus kayıt örneğinde, sanığın hükümden sonra 7.3.2012 tarihinde öldüğü bilgisi yer aldığından, gerekli araştırmanın yapılarak sonucuna göre T.C.K.nun 64 ile 5271 Sayılı C.M.K.nun 223. maddeleri uyarınca müsaderesine hükmolunan eşyayı da kapsayacak şekilde gereken hükmün mahkemesince verilmesinin temini için itirazın kısmen kabulüyle hükmün BOZULMASINA karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının ölüm sebebiyle düşme kararının Özel Dairece verilmesi gerektiğine dair kısmının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1-) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının düşme kararının Özel Dairece verilmesi gerektiğine dair kısmının reddine,
2-) Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 30.4.2013 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy