(5271 S. K. m. 43, 204, 260) (5271 S. K. m. 267, 268)
Dava: Sanık Y. A.'in resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 Sayılı T.C.K.nun 204/1 ve 43/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis; başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan aynı kanunun 268/1. maddesi delaletiyle 267/1, 269/1, 53 ve 58 maddeleri uyarınca 2 ay 12 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin, İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 2.7.2007 gün ve 303-388 Sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 28.11.2012 gün ve 7396-20472 sayı ile; resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmün düzeltilerek onanmasına, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan kurulan hükmün ise;
... Sanığın; şüphe üzerine durdurulduğunda üzerinden başka soruşturmaya konu olan silah çıkması üzerine hakkında yapılan adli soruşturma sırasında kendini 'M. M.' olarak tanıtıp bu kimlik bilgileriyle tutanak düzenlettiğinin iddia ve kabul olunması karşısında; beyan ettiği kimlik bilgilerinin gerçek bir kişiye ait olması halinde eyleminin 5237 Sayılı T.C.K.nun 268/1. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 267. maddesi kapsamında düzenlenen iftira; bildirdiği kimlik bilgilerinin gerçekte var olmayan bir kişiye ait olduğunun anlaşılması halinde ise, anılan Kanunun 206/1. maddesi kapsamında 'resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan' suçunun oluşacağı gözetilerek, kimlik bilgilerinin gerçek bir kişiye ait olup olmadığına dair bir araştırma yapılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması...,
İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 19.1.2013 gün ve 96918 sayı ile;
... M. M.'in kimlik bilgilerinin kullanılması sebebiyle suçun mağduru konumunda olup, doğrudan zarar gördüğü ve hükmü temyize hak ve yetkisi bulunduğu sabit olmakla, gerekçeli kararın kendisine tebliği gerekmektedir. Bu itibarla, öncelikle yerel mahkeme hükmünün temyiz yasa yolunun süresi ve şeklini de kapsayan meşruatla birlikte mağdur M. M.'e tebliğinin sağlanması için dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdii sağlanmalı ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği...,
Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
C.M.K.nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Dairesince 13.3.2013 gün ve 2467-4127 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:
Karar: İtirazın kapsamına göre inceleme, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunda kimlik bilgileri kullanılan ve katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören kişinin davadan haberdar edilmemesi ve yokluğunda hüküm kurulması halinde gerekçeli kararın tebliği sağlanmadan temyiz incelemesi yapılmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
6136 Sayılı Yasaya muhalefet suçundan kendisiyle ilgili soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla sahte M. M. kimliğini ve sürücü belgesini kullandığı iddiasıyla sanık hakkında başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan kamu davası açıldığı, yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda bu suçtan mahkumiyetine karar verildiği, hükmün sadece sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, yerel mahkemece kimlik bilgileri kullanılan M. M.'in davadan haberdar edilmediği gibi, yokluğundan verilen hükmün de kendisine tebliğ edilmediği, Özel Dairece de gerekçeli kararın tebliği sağlanmadan temyiz incelemesinin yapıldığı, dosyada mevcut kimlik bilgileri esas alınarak UYAP sisteminden çıkartılan nüfus kayıt örneğine göre; M. M.'in suç tarihinde ve halen sağ olduğu, 'Torbalı Mahallesi, ... sokak, No: ... Torbalı/İzmir' adresinde ikamet ettiği anlaşılmaktadır.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu 5237 Sayılı T.C.K.nun 268. maddesinde; İşlediği suç sebebiyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna dair hükümlere göre cezalandırılır' şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin gerekçesinde iftira suçunun özel bir işleniş biçimi olduğu belirtilen bu suçla korunan hukuki yarar karma bir nitelik taşımakta olup, hem adliye, hem de bireyler korunmaktadır. Ancak kanun koyucu suçun adliyeye yönelik özelliğini daha ziyade ön planda tutarak bu suçu adliyeye karşı suçlar arasında düzenlemiştir.
Suçun geniş anlamda mağduru toplumu oluşturan herkes, dar anlamda mağduru ise kimlik veya kimlik bilgileri kullanılan ve suç tarihi itibariyle yaşayan gerçek kişidir.
Diğer taraftan, temyiz mahkemesince temyiz davasının görülebilmesi için, temyiz kanun yoluna başvuru hakkı bulunanların tamamının kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmelerinin sağlanması kanuni bir zorunluluktur. Nitekim 5271 Sayılı C.M.K.nun Kararların açıklanması ve tebliği başlıklı 35. maddesinin 2. fıkrasında; Koruma tedbirlerine dair olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hakim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur hükmü yer almaktadır.
Mağdur, şikayetçi ve suçtan zarar görenin yargılama aşamasında öncelikle duruşmadan haberdar edilmesi gerekmektedir. C.M.K.nun 234. maddesinde düzenlenen bu hakkın kullandırılmaması yasaya aykırıdır. Kanun koyucu 234. maddeye aykırı davranılması durumunda anılan hukuka aykırılığın telafisine imkan sağlayacak şekilde bir düzenlemeye yer vermiş ve katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olanlara kanun yoluna başvurma hakkı tanımıştır. Bu hakkın kullanılabilmesi için de yargılama sonucunda verilen kararın aynı kanunun 35. maddesi uyarınca mağdur, şikayetçi veya suçtan zarar görene tebliği gerekmektedir. Gerekçeli kararın tebliğ edilmesiyle suçtan zarar gören geç de olsa davadan haberdar olarak kararı temyiz etme imkanı bulmuş olacaktır. Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren mağdur, şikayetçi veya suçtan zarar görenin hükmü temyiz edip etmemesine göre de temyizin kapsamı belirlenecektir.
Duruşmadan haberdar olmayan mağdura, şikayetçiye veya suçtan zarar görene gerekçeli kararın tebliğ edilmesinden sonra, hükmün temyiz edilmesi durumunda C.M.K.nun 260. maddesi uyarınca katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören sıfatıyla temyizi incelenecektir. Tebliğe rağmen hükmün temyiz edilmemesi durumunda ise Özel Dairece diğer temyiz talepleri kapsamında dosya incelenecek, ancak C.M.K.nun 233 ve 234. maddelerine aykırı davranılması gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilemeyecektir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunda, kimlik bilgileri kullanılan M. M.'in mağdur olarak davadan haberdar edilmesi gerektiği konusunda tereddüt bulunmamakta olup, dolayısıyla C.M.K.nun 260. maddesi uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunan ve katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören olarak kendisine gerekçeli kararın tebliğ edilmesi gerekmektedir. Direr taraftan hükmü temyiz etmesi durumunda Yargıtay C. Başsavcılığınca ek tebliğname düzenlenmesi ve tebliğnamenin tebliği zorunluluğu da doğacaktır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, gerekçeli kararın katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören mağdur M. M.'e tebliğinin sağlanıp, gerekli işlemlerin yapılması için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; Özel Daire bozma kararının isabetli olduğu ve itirazın reddi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne,
2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 28.11.2012 gün ve 7396-20472 Sayılı bozma kararının kaldırılmasına,
3- Dosyanın, İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2.7.2007 gün ve 303-388 Sayılı kararının katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar gören mağdur M. M.'e tebliği sağlanarak, gerekli işlemlerin yapılması amacıyla Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2013 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy