(5237 S. K. m. 29, 53, 62, 86, 125)
Dava: Sanık Y. K.'nun katılan Ö.'e karşı işlemiş olduğu kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCK'nun 86/2, 86/3-a ve 62. maddeleri uyarınca 7 ay 15 gün hapis, katılan A.'ye karşı işlemiş olduğu kasten yaralama suçundan aynı kanunun 86/2 ve 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis, hakaret suçundan ise aynı kanunun 125/1, 125/4, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 3 ay 26 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 16.09.2008 gün ve 1473-925 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 03.07.2012 gün ve 30982-18104 sayı ile;
"... Hakaret suçundan 5237 sayılı TCK'nın 125/4. maddesine göre artırım yapılırken 1/6 yerine 1/4 oranında artırım yapıldığı yazılmış ise de belirlenen sonuç ceza miktarı gözetildiğinde bu yanlışlık mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak kabul edilmiştir.
5237 sayılı TCK'nın 53/1. maddesinin a, b, d, e bentlerinde sayılan haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, 53/1-c maddesi uyarınca hükmolunan kendi alt soyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksun bırakılmasına dair güvenlik tedbirinin koşullu salıvermeye kadar uygulanması, hapis cezasına mahkûmiyetinin kanuni sonucu olup infaz aşamasında gözetilmesi mümkün olduğundan, TCK'nun 53. maddenin uygulanmasına' karar verilmesiyle yetinilmesi yeterli görülmüştür...",
Açıklamalarıyla sanığın, katılan Ö.'e karşı işlemiş olduğu kasten yaralama ile katılan Ali'ye karşı işlemiş olduğu kasten yaralama ve hakaret suçlarından kurulan hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 03.01.2013 gün ve 305389 sayı ile;
"... Sanığın, olay tarihinde resmi nikahlı eşi olan ve hüküm tarihinden sonra şikayetinden vazgeçen Ö. K. ile katılan A. Ö.'i pastanede otururlarken görüp yanlarına giderek her ikisine de hakaret ettiği ve yakınan ile katılana vurduğu konusunda bir tereddüt bulunmadığı gibi olayın gelişimi mahkemece de bu şekilde kabul edilmiştir.
Çıkartılarak dosyaya eklenen aile nüfus kayıt örneğine göre, sanık Y. K. ile mağdur Ö. K. olay sırasında olduğu gibi halen de resmi nikahlı eş konumundadır. Olay sırasında boşanma davaları devam etmekte ve ayrı yaşamakta olsalar dahi, eşini başka bir erkekle pastanede gören ve aralarında bir ilişki olduğunu düşünerek bu olayın etkisi ile hakaret ve kasten yaralama suçlarını işleyen sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 29/1. maddesinde yazılı tahrik hükümlerinin uygulanması gerekir...",
Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 05.02.2013 gün ve 2-2008 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:
Karar: İnceleme, sanık hakkında katılan Ö.'e karşı işlediği kasten yaralama ile katılan Ali'ye karşı işlediği kasten yaralama ve hakaret suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Suçların sübutu ve nitelendirilmesinde bir tartışma, bu kabulde dosya içeriği itibarıyla da herhangi bir isabetsizlik bulunmamakta olup, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında katılan Ö.'e karşı işlediği kasten yaralama ile katılan A.'ye karşı işlediği kasten yaralama ve hakaret suçları yönüyle haksız tahrik hükmünün uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın olay tarihinde resmi nikahlı eşi olup aralarında boşanma davası devam eden katılan Ö. ile katılan A.'yi bir pastanede otururken gördüğü ve hakaret ederek vurduğu anlaşılmaktadır.
Katılan Ö. K. özetle; sanık ile yaklaşık 8 yıldır evli olduklarını, ancak şiddetli geçimsizlik ve devamlı dayaktan dolayı yaklaşık 6 aydır ayrı yaşadıklarını ve devam eden bir boşanma davalarının bulunduğunu, olay günü saat 16.00 sıralarında boşanma davasına bakan avukatına gitmek için 30 yıllık aile dostları olan A. Ö. ile Sıhhiye Köprüsü otobüs duraklarında buluştuklarını, tokalaşıp gelenekler gereğince yanaktan öpüştüklerini, herhangi bir şekilde dudaktan veya cinsel amaçlı bir öpüşme olmadığı gibi el ele tutuşarak yürümelerinin de söz konusu olmadığını, kesinlikle sanığın bu yöndeki savunmasının doğru olmadığını, ağabeyi Z.'in de yanlarına gelmesini beklemek için A. Ö. ile birlikte bir kafeye gidip oturduklarını, bu sırada eşi olan sanığın yanlarına gelip "sen burada ne yapıyorsun" diye bağırdığını, avukatla randevusunun olduğunu, ağabeyinin gelmesini beklediğini söylediğinde, sanığın "sen orospusun kahpesin" diyerek hakaret ettiğini ve akabinde de yüzüne yumruk vurduğunu, yumruğun etkisi ile yere düştüğünü, bu sırada sanığın bağırarak "ben polisim sizin ikinizi de vururum öldürürüm, hepinizin anasını avradını sinkaf ederim, ben de sizi yaşatırsam şerefsizim sizin hiçbirinizi yaşatmayacağım" diye tehdit ve hakaretlerde bulunduğunu, olayı ayırmak için araya giren A. Ö.'in yüzüne de yumruk vurduğunu belirtmiş,
Katılan A. Ö. özetle; olay günü saat 16.00 sıralarında avukata gitmek için aile dostu olan Ö. K. ve S. Y. ile buluşmak için Sıhhiye Köprüsü otobüs duraklarının bulunduğu yere gittiğini, burada Ö. ile buluşup tokalaştıktan sonra S.'yı beklemek için kafeye gittiklerini, masada karşılıklı oturdukları sırada kendisini şahsen tanıdığı sanığın gelip, eşine; "sen orospusun fahişesin" diye bağırdığını ve yumrukla Ö.'in yüzüne vurduğunu, araya girmek istediğinde "gavat sen karışma" diyerek kendisine de bağırıp yüzüne yumruk vurduğunu, akabinde her ikisine de hitaben "sizin ikinizi de geberteceğim yaşatmayacağım benim kim olduğumu biliyor musunuz" şeklinde sözler söylediğini ifade etmiş,
Tanık S. Y. özetle; Ö. K. ve A. Ö.'i tanıdığını, olay günü avukatıyla kendi boşanma davasını görüşmeye gitmek için Ö. ile randevulaştıklarını, biraz geç kalınca A. ile Ö.'in oturdukları yeri kendisine söylediklerini, onların bulunduğu kafeye geldiğinde sanığın Ö. ve Ali'yi yumrukladığını, sonra defalarca Ö.'e "oruspu", A.'ye ise "şerefsiz" şeklinde defalarca sözler söylediğini, ayrıca "ben polisim, sizi öldürürüm, sizi geberteceğim" dediğini, polis memuru B. A.'ın olay yerinde olmadığını dile getirmiş,
Tanık B. A. kollukta özetle; sanık ile aynı yerde polis memuru olarak görev yaptığını, olay günü izinli olup alışveriş yapmak amacıyla buluştuklarını, Sıhhiye Köprüsünün altındaki mağazaları dolaştıklarını, daha sonra bir şeyler alıp yemek için parka doğru gittiklerini, bu sırada sanığın "çabuk gel bırak yemeyi" dediğini, ne olduğunu sormak için yanına gittiğinde boşanmak üzere olduğu eşini biri ile öpüşürken gördüğünü ve çok samimi olduklarını söylediğini, yanlarına gidecekleri esnada sanığın "dur ne yapacaklarına bakalım" dediğini, A. isimli şahıs ve Ö.'in birlikte kol kola el ele çok samimi bir şekilde Strazburg Caddesi üzerinde bulunan Yöre Kafe isimli yere girdiklerini, arkalarından gittiklerinde içeride bir masaya birlikte oturmuş olduklarını gördüklerini, sanığın gayet sakin bir şekilde "burada ne yapıyorsunuz, bu adam kim, daha boşanmadık, hareketlerine dikkat et" diye uyardığını, Ö.'in "sanane lan şerefsiz, ben senden boşanacağım, istediğim ile gezerim, bana kimse karışamaz" diye karşılık verince sanığın "ayıp, çocuklarının yüzüne nasıl bakacaksın, onlara nasıl analık yapacaksın, edepsizlik etme" diye tekrar uyardığını, A. isimli şahıs ile samimi davranması ve halen soyadını taşıması nedeni ile kızıp Ö.'i eli ile iteklediğini, vuracağı esnada tutup kenara çektiğini, A. isimli şahıs sanığın üzerine yürüyünce şahsı engelleyip çıkardıklarını, ancak Ö.'in sinirlenip kendisini tokatladığını, sanığın "şerefsizler ahlaksızlar" deyip kafeden çıktığını söylemiş,
Mahkemede ise; özünde kolluk anlatımı ile benzer olmakla birlikte, olay günü Ö.'i bir erkeğin koluna girmiş şekilde gördüğünü, ancak öpüşür şekilde görmediğini, Ö. ile yanındaki kişinin daha sonra bir kafeye girdiklerini, 5-6 dakika sonra sanığın arkalarından içeri girdiğini, kendisinin dışarıda beklediğini, bilahare tartışmayı görünce içeri girdiğini söylemiş, hazırlık ifadesi okunup çelişki sebebiyle sorulduğunda, mahkemedeki ifadesinin daha doğru olduğunu ifade etmiş,
Sanık aşamalarda özetle; Ö. K. ile yaklaşık 1 yıldır boşanma davalarının devam ettiğini, olay günü Sıhhiye'de otobüs durakları civarında arkadaşıyla gezerken eşini yalnız bir şekilde gördüğünü, daha sonra A. Ö.'in eşinin yanına yaklaştığını, öpüştüklerini ve kol kola girip Strazburg Caddesine doğru gittiklerini, eşinin kafasını A.'nin omuzuna koyduğunu, arkadaşı B. ile birlikte eşini takip ettiklerini, bir kafeye girip karşılıklı oturduklarını gördüğünü, eşinin kendisini görünce donup kaldığını ve konuşamadığını, eşine "ne yapıyorsun, utanmıyor musun, 2 çocuğumuz var" dediğinde, "sen karışamazsın, istediğimle gezer tozarım, şerefsiz" şeklinde karşılık verdiğini, kendisini iteklediğini, bunun üzerine Ö.'in yere düştüğünü, olay sırasında arkadaşı B.'in yanında olduğunu, hakaret edici bir söz söylemediğini savunmuştur.
5237 sayılı TCK'nun "Haksız tahrik" başlıklı 29. maddesinde yer alan; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir" şeklindeki düzenleme ile kişiye haksız fiilin etkisi altında işlediği suçtan ötürü verilecek cezadan belli bir oranda indirim yapılması öngörülmüştür.
Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil olmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç bu ruhi durumun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden fiil, mağdurdan sadır olmalıdır.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, failin haksız bir tahrikin oluşturduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesini ifade eder. Bu halde fail, haksız tahrikin doğurduğu öfke veya elemin etkisi altında, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında meydana getirdiği karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir.
Öğretide yer alan görüşlere göre de; kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddetin etkisi altında bir suç işlemesi halinde kusur yeteneğindeki azalmayı ifade eden haksız tahrik, bu yönüyle, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan menfi bir nedendir. Başka bir deyişle, bu halde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte ve böylece, haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddetin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği, önemli ölçüde zayıflamış bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın, ayrı yaşadıkları eşi katılan Ö.'in evliliklerinin devam etmesine rağmen olay günü diğer katılan A. ile buluşup öpüştüklerini, kol kola girip yürüdüklerini, hatta eşi Ö.'in yürürken başını katılan A.'nin omuzuna koyduğunu iddia etmiş ise de, bu iddianın sanığın arkadaşı olan tanık B. de dahil olmak üzere katılanlar ve tanık S. tarafından doğrulanmamış bulunması, avukatla görüşmeye gitmek amacıyla buluşan katılanların bir araya gelmelerinin özel bir buluşma olmaması, katılan Ö.'in sanığın da uzun süredir tanıdığı ve aile dostları olan katılan A. ile avukatla görüşmeye gitmek amacıyla buluşmasının haksız tahrik oluşturacak nitelikte bir fiil olarak kabulünün mümkün bulunmaması ve katılanlardan sanığa yönelmiş haksız tahrik olarak kabul edilebilecek başkaca bir fiilin bulunduğuna ilişkin dosya içerisinde herhangi bir bilgi ve belgenin olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma şartlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanmamasına ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararı isabetli olup, itirazın reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği yönünde karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.10.2014 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy