(5237 S. K. m. 31, 50, 52, 116, 142, 143) (5271 S. K. m. 170, 225, 226)
Dava: Sanık U. Ç.'nın hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK'nun 142/1-b, 143 ve 31/3 maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 20 gün hapis, işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan ise aynı kanunun 116/2-4, 31/3, 50/1-a ve 52 nci maddeleri uyarınca 4.800 lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, İzmir 4. Çocuk Mahkemesince verilen 27.12.2007 gün ve 72-903 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 24.09.2010 gün ve 14014-14421 sayı ile; hırsızlık suçundan kurulan hükmün onanmasına, işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından kurulan hükmün ise;
İddianamedeki sevk maddeleri ve nitelendirmeye göre; sanık hakkında geceleyin işyeri dokunulmazlığını bozmak suçundan dava açılmadığı halde bu suç hakkında ek iddianame düzenletilmeden, ek savunma hakkı tanınıp dava konusu dışına çıkılarak, yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK'nun 225/1 inci maddesine aykırı davranılması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 08.02.2011 gün ve 740-44 sayı ile;
...CMK'nun 225/1 inci maddede hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faali hakkında verileceği düzenlendiği C. Savcılığının 17.02.2006 tarihli iddianamesinin 1. ve 2. satırlarında 'suça sürüklenen çocuğun suç tarihinde müştekinin bilgisayar malzemesi alım satımı yaptığı işyerine geceleyin girerek standın arkasındaki çekmeceden kasa anahtarlığını aldığı ..........ve malzemeleri çaldığı' denilmek suretiyle işyeri dokunulmazlığının unsurları olan; işyerinin müşterilere kapalı olduğu mutad olmayan bir saatte girildiği, işyerine girmenin müştekinin rızası hilafına ve hırsızlık suçu saikiyle hukuka aykırı bir şekilde gerçekleştirildiği açıkça belirtilmiş olması nedeniyle işyeri dokunulmazlığını ihlal suçunun tüm unsurlarının iddianamede zikredildiği, iddianamede sevk maddelerinin zikredilmemiş olmasının suçun unsurları arasında sayılamayacağı bu eksikliğin CMK'nun 226 ncı maddede düzenlenen ek savunmayla giderilebilir bir eksiklik olduğugerekçesiyle direnerek, işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan ilk hükümde olduğu gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.
Hükmün sanık ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.01.2013 gün ve 142285 sayılıbozmaistemli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar: Özel Daireyle yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan açılmış bir kamu davasının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında;müştekinin bilgisayar malzemesi alım satımı yaptığı işyerine şüphelinin geceleyin girerek, standın arkasındaki çekmeceden kasa anahtarını alarak kasayı açtığı, kasadan kol saatleri, MP3 player, 1 adet fotoğraf makinası, 1 adet dijital fotoğraf makinası ve 1 adet Simens marka cep telefonu ile 1 adet laptop bilgisayar çaldığı...açıklamasına yer verilen iddianameyle kamu davası açılırken, 5237 sayılı TCK'nun 142/1-b, 35, 143 ve 31/3 üncü maddelerinin sevk maddeleri olarak gösterildiği ve suçun hırsızlık olarak adlandırıldığı, Yerel Mahkemece ek savunma hakkı verilerek hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 170/1 inci maddesi uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikayet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında, kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianameyle açılır. Belirtilen kanunun 170. maddesinin 4 üncü fıkrasında da;iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanırdüzenlemesine yer verilmiştir.
CMK'nun 225 inci maddesi uyarınca da;Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.Bu düzenleme gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretidedavasız yargılama olmazveyargılamanın sınırlılığıolarak ifade edilen bu ilke uyarınca hakim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişiyle ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır.
Diğer taraftan CMK'nun 226 ncı maddesinde ise;Sanık, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir halde bulundurulmadıkça, iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkum edilemez.
Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek haller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.
Ek savunma verilmesini gerektiren hallerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır hükmü getirilmiştir.
Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK'nun 225/1 inci maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. CMK'nun 226 ncı maddesindeki düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olduğunda, kanun koyucu o eylemin hukuksal niteliğinde değişiklik olmasınıyargılamanın sınırlılığıilkesine aykırı görmemiş, bu gibi hallerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına imkan sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin, iddianamede hırsızlık olarak nitelendirilen eylemin suç eşyasının kabul edilmesi suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkemece, sanığa ek savunma hakkı da verilmek suretiyle bahse konu suçtan hüküm kurulabilecektir. İddianamede anlatılan ve kapsamı belirlenen olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda ise, suç duyurusunda bulunulması ve iddianameyle dava açılması halinde gerekli görülürse her iki iddianameyle açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidilebilecektir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 10.12.2013 gün ve 699-601 ile 16.04.2013 gün ve 1307-151 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Yerel Mahkemece iddianamede tarif edilen ve cezalandırılması istenen eylemin işyeri dokunulmazlığının ihlali suçunu da oluşturduğu değerlendirilerek ek savunma hakkı verilmek suretiyle sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de, hırsızlık suçunu oluşturduğu iddia olunan fiile ilişkin açıklamalar ve anlatım içeren iddianamede işyeri dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturduğu düşünülen eylemin açıkça tarif edilmediği görülmektedir. Yargılamaya konu edilen ve hüküm kurulan işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunmadığından, öncelikle mahkemesince Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden belirlenmesi gerekirken, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılarak, davaya konu edilmeyen eylemden dolayı yargılama yapılıp hüküm kurulması kanuna aykırıdır.
Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle,
1- İzmir 4. Çocuk Mahkemesinin 08.02.2011 gün ve 740-44 sayılı direnme hükmünün, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılarak, davaya konu edilmeyen eylemden dolayı yargılama yapılıp hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 22.04.2014 tarihinde yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy