(2709 S. K. m. 141, 174) (6136 S. K. m. 13) (5237 S. K. m. 50, 52, 54, 62) (5271 S. K. m. 34, 231) (5395 S. K. m. 23)
Dava: 6136 Sayılı Kanununa muhalefet suçundan sanık A. İ.'ın anılan kanunun 13/1 ve 5237 Sayılı T.C.K.nun 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 54. maddeleri uyarınca hapisten çevrilme 6.000 Lira ve doğrudan hükmolunan 500 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına, müsadereye ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına ilişkin, Kırıkhan Asliye Ceza Mahkemesince verilen 22.5.2008 gün ve 232-367 Sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 19.03.2012 gün ve 9227-8667 sayı ile;
"... Hüküm fıkrasında 5607 Sayılı Kanunun 3/5. maddesi yazılmış ise de, hükmün gerekçesinden ve mahkemenin düzeltme şerhinden yazımın maddi hatadan kaynaklandığı anlaşılmıştır.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin tahkikat neticelerine uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışlarına dayanılarak 5237 Sayılı T.C.K.nun 62. maddesi uyarınca hakkında takdiri indirim yapılan ve sabıkası bulunmayan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünden sanığın kişilik özellikleri, duruşmadaki tutum ve davranışlarıyla yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işleyip işlemeyeceği konusunda değerlendirme yapılması gerekirken, 'sanığın şahsi ve sosyal durumu ve ayrıca duruşmada edinilen izlenim itibariyle yeniden suç işlemeyeceği yönünde olumlu izlenim vermediğinden' denilerek yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle C.M.K.nun 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmek suretiyle çelişkiye düşülmesi...",
İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 5.5.2012 gün ve 228115 sayı ile;
"... Yerel mahkemece sanığın şahsi ve sosyal durumu ve ayrıca duruşmada edinilen izlenim itibariyle yeniden suç işlemeyeceği hususunda olumlu kanaate varılmadığından C.M.K.nun 231. maddesi gereği takdiren hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Mahkemenin T.C.K.nun 62. maddesini uygularken gösterdiği takdir ile C.M.K.nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verirken gösterdiği takdir, izlenim farklı olup, bu farklılık kullanılan kelimelerle de hüküm yerinde gösterilmiştir. Buna rağmen sair yönleri usul ve yasalara uygun bulunan hükmün bu sebeple bozulması usul ve yasalara aykırı görülmüştür...",
Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak. Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
C.M.K.nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Dairesince 24.12.2012 gün ve 27217-39435 sayı ile: 'T.C.K.nun 62, 50. maddelerinin uygulanmasına dair gerekçe ile C.M.K.nun 231. maddesinin uygulanmamasına dair gerekçe, içerik itibariyle çelişkili olup Yargıtay C. Başsavcılığının itiraz istemi yerinde görülmediğinden" bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya. Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:
Karar: Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık yerel mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin takdiri indirim uygulanması ve hapis cezasının para cezasına çevrilmesi sırasında gösterilen gerekçelerle çelişip çelişmediği ve buna bağlı olarak da yasal, yeterli ve dosya kapsamıyla uyumlu olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından:
Hakkında ruhsatsız silah taşıdığı iddiasıyla kamu davası açılan sanığın, aşamalarda davaya konu silahı taşıdığını kabul ettiği ancak bu silahın tüfek olması sebebiyle taşımanın suç olduğunu bilmediğini savunduğu, beraatine karar verilmesini, aksi kanaat halinde ise lehine olan hükümlerin uygulanmasını talep ettiği, duruşmanın tek oturumda tamamlandığı, sanığın bu oturuma katıldığı, duruşma tutanağında duruşmadaki tutum ve davranışlarına dair olumsuz herhangi bir gözlem ve tespite yer verilmediği, "suçun işleniş biçimi, sanığın şahsi, sosyal ve ekonomik durumu göz önüne alınarak" denilmek suretiyle temel ceza alt sınırdan tayin edildiği, "failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları nedeniyle" denilerek cezasından takdiri indirim yapılıp, "suçun işleniş biçimi, sanığın şahsi, sosyal ve ekonomik durumu göz önüne alınarak" denilmek suretiyle de kısa süreli hapis cezası adli para cezasına çevrildiği, sanığın sonuç olarak hapisten çevrilme 6.000 Lira ve doğrudan hükmolunan 500 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına, "sanığın şahsi ve sosyal durumu ve ayrıca duruşmada edinilen izlenim itibariyle yeniden suç işlemeyeceği yönünde olumlu izlenim vermediği" gerekçesiyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği, sanığın adli sicil kaydında herhangi bir geçmiş hükümlülüğün bulunmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından öncelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının niteliği ve uygulanma şartları üzerinde durulması gerekmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesiyle kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 Sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 Sayılı Kanunun 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkrayla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanunun 40. maddesiyle 5395 Sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlularla yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.
Başlangıçta yalnızca yetişkin sanıklar yönünden şikayete bağlı suçlarla sınırlı olarak hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması. 5728 Sayılı Kanunun 562. maddesiyle 5271 Sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle. Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına dair tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
5560, 5728, 5739 ve 6008 Sayılı Kanunlarla 5271 Sayılı C.M.K.nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için:
1-) Suça dair olarak:
a-) Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
b- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
2-) Sanığa dair olarak:
a-) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,
b-) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade. suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
c- Mahkemece sanığın kişilik özellikleriyle duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
d- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanının olmaması. Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bu şartların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
Görüldüğü üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmesi, suça ve sanığa dair bütün objektif şartların gerçekleşmiş olması yeterli değildir. Ayrıca mahkemenin, kişilik özellikleriyle duruşmadaki tutum ve davranışlarını göz önünde bulundurarak sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda olumlu bir kanaate varması da gerekmektedir. Böylece kanun koyucu suça ve faile dair tüm objektif şartları taşıyan herkes için otomatikman hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini kabul etmemiş mahkemeye belirli ölçüler içerisinde bir takdir hakkı tanımıştır.
Mahkemenin bu hususta takdir hakkının bulunması keyfi davranabileceği anlamına gelmemektedir. Keyfiliği önlemenin en önemli güvencesi "gerekçe"dir. Anayasanın 141/3 ve C.M.K.nun 34/1. maddeleri gereğince mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olmak zorundadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına veya geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal, yeterli, dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli olmasının yanında, aynı zamanda benzer ölçülerin esas alındığı hükmün diğer kısımlarındaki gerekçe ile de çelişmemesi gerekir.
Bu itibarla, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının subjektif şartının gerçekleşip gerçekleşmediğine dair olarak gösterilecek gerekçe, mutlaka olayla uyumlu olmalı, hakimin soyut kanaatlerine değil, sanığın kişiliğinde var olan somut nedenlere dayanmalı, sanığın kişiliği ve duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, gelecekteki yaşamı sezilmeli, sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki kanaat buna göre belirlenmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Yerel mahkemece, geçmiş hükümlülüğü bulunmayan ve yargılama sürecine dair olarak herhangi bir olumsuz davranışı da dosyaya yansımayan sanık hakkında temel cezanın alt sınırdan belirlenmesi, takdiri indirim hükmünün uygulanması ve hapis cezasının para cezasına çevrilmesi sırasında "geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları" olumlu bulunarak lehine değerlendirilmiş iken, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sübjektif şartı bakımından ise olumsuz bulunarak aleyhine değerlendirilmesi suretiyle çelişkiye neden olunmuştur. Diğer taraftan, sanığın kişiliğindeki hangi somut olumsuzluk ve duruşmadaki hangi tutum ve davranışlarından ötürü hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması şeklindeki subjektif şartının gerçekleşmediği hususu yasal, yeterli, dosya kapsamıyla uyumlu ve denetime elverişli bir biçimde açıklanmamıştır.
Bu itibarla, yerel mahkeme kararının, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal, yeterli ve dosya kapsamıyla uyumlu olmadığından bahisle Özel Dairece bozulmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle:
1-) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine,
2-) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 05.11.2013 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy