(2709 S. K. m. 135) (5237 S. K. m. 3, 35, 37, 44, 52, 53, 62, 156, 157, 158, 204, 209, 210, 257) (1136 S. K. m. 59) (5271 S. K. m. 67) (2820 S. K. m. 3) (YCGK. 14.10.2003 T. 2003/6-232 E. 2003/250 K.) (YCGK. 09.10.2012 T. 2011/8-335 E. 2012/1804 K.)
Dava ve Karar: Sanıklar ..., ... ve ...'ın resmi belgede sahtecilik ve teşebbüs aşamasında kalan nitelikli dolandırıcılık ile sanık ...'ın ayrıca görevi kötüye kullanma suçlarından yapılan yargılamaları sonucu TCK'nun 37, 204/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis; sanıklar ... ve ...'ın TCK'nun 158/1-d, 35, 62, 52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 30.000 Lira adli para; sanık ...'ın TCK'nun 44. maddesi gereğince TCK'nun 257/1. maddesine nazaran daha ağır cezayı gerektiren TCK'nun 158/1-d, 35, 62, 52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 75.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmalarına, adli para cezasının taksitlendirilmesine ve hak yoksunluğuna ilişkin, Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 27.05.2015 gün ve 8122-25767 sayı ile;
"Antalya Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapan sanık ...'ın katılanın vekilliğini üstlendikten sonra aralarında düzenledikleri 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi - Yetki Belgesi' adlı belgenin müvekkil kısmını '...', ücreti vekalet kısmını '150.000 EURO (yüzellibin EURO)' şeklinde doldurup matbu ifadelerin bulunduğu kısmın altında boş bırakılan yere tekrar '=150.000= EURO' yazdıktan sonra sayfanın en alt kısmının katılana imzalatılması sonucu elde ettiği imzalı boş kısmı senet haline getirerek 11.02.2009 tanzim ve 02.03.2009 vade tarihlerini, ayrıca alacaklı kısmına da yanında çalışan sanık ...'ın ismini yazarak gerçeğe aykırı olarak düzenlenen senedin sanık ...'ın babası sanık ...'a cirolanmasını sağlaması akabinde söz konusu senede istinaden Serik İcra Müdürlüğünün 2010/1129 sayılı dosyası üzerinden alacaklı ... vekilleri sıfatıyla, 22.02.2010 tarihinde azledildiği eski müvekkili katılan hakkında takip başlatıp, borçlunun İsviçre'de ikamet ettiğini bildiği halde, Türkiye'deki adresini bildirerek ödeme emrinin tebliğinin yapılmasını sağlamaya çalışarak söz konusu icra takibinden eski müvekkilinin haberdar olmasını engellemeye çalıştığı, ayrıca vekalet ücreti olarak yanında çalışan ... aracılığıyla 27.02.2009 tarihinde 50.000 Lira, ... aracılığıyla 50.000 Lira ve daha sonra Gülsüm Ünal adına 14.12.2009 tarihinde 30.000 Lira almasına rağmen, katılan hakkında vekalet ücreti alacağına istinaden Serik 1. İcra Müdürlüğünün 2010/1767 sayılı dosyası üzerinden haksız icra takibi başlattığı iddia olunan olayda; sanık ...'ın savunmasında katılana ait bir taşınmazın satımı konusunda 300.000 Euro üzerinde anlaştıkları, babası olan sanık ...'dan borç olarak almış olduğu 150.000 Euronun katılana verildiği ve bu nedenle suça konu senedin alındığı ileri sürülmüş ve bu savunma diğer sanıklar tarafından da doğrulanmış ise de, ekonomik ve sosyal durumları dosyaya yansıyan ve ortalama 1.500 Lira aylık ücretle çalışan sanık ... ve borç aldığı ileri sürülen sanık ... tarafından, katılana verildiği iddia olunan ve adı geçen sanıkların ekonomik ve sosyal durumları açısından yüksek miktar sayılabilecek 150.000 Euronun ne şekilde temin edilerek ödendiğine, kalan 150.000 Euronun ne şekilde ödeneceğine dair, akla ve hukuka uygun somut bilgi ve belge ibraz edilememesi, 150.000 Euro ödenmesine rağmen herhangi bir nedenle taşınmazın tapuda devrinin sağlanmaması ya da sağlanamaması ihtimaline binaen, tapuda devri sağlamak ya da uğranılan zararın tazmin etmek amacıyla, toplam 300.000 Euro tutarındaki bir alım-satım için sözleşme düzenlenmemiş olması karşısında katılan ile sanık ... arasında taşınmaz alım satımına dair anlaşmanın olmadığı ve sanık ... tarafından katılana 150.000 Euro ödenmediği, buna rağmen ödenen bu paraya ilişkin olduğu iddia olunan senedin düzenlendiği, dolayısıyla suça konu senedin katılanın gerçek iradesini yansıtmadığı, senedin düzenlenişi sırasında kullanılan hile ya da sonradan yapılan değişikliklerle, katılanın gerçek iradesini yansıtmayan senet oluşturulduğu ve bunun sonucu olarak takibe ve suça konu senedin sahte olduğu, suça konu senedin sanık ... tarafından sanık ...'a ciro edildiği, sanık ... tarafından da sanık ... aracılığıyla icraya konulduğu, sanık ...'ın suça konu senetteki yazıların kendisi tarafından yazıldığını kabul ettiği, aşamalardaki savunmalarında, katılan ile sanık ... arasındaki taşınmaz alışverişine kendisinin aracılık ettiğini, sanık ...'nin 150.000 Euroyu katılana verdiğini, bunun karşılığında kendisinin önerisi üzerine senet düzenlendiğini ileri sürdüğü, senetteki yazıların sanık ... tarafından yazılmış olması, sanık ...'ın çalışanı olması, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 13.07.2011 tarih ve 4190 nolu bilirkişi raporunda, suça konu senetteki; ödeyecek adresi, tanzim ve ödeme tarihi ile alacaklı ismi yazılarının diğer yazılardan farklı fiziki evsaftaki bir kalemle yazılmış olduklarının belirtilmiş oluşu, 02.04.2010 tarihli Uzm. Dr. Bora Karaçam imzalı rapor içeriği ve katılanın iddiaları birlikte değerlendirildiğinde, sanık ...'ın da suça konu senedin sahte olduğunu bildiği, suça konu senet ile 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi - Yetki Belgesi' başlıklı belgenin birebir örtüşmesi ve bütün dosya kapsamına göre, suça konu senedin, 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgeden koparılarak senet haline getirildiği, sonrasında icra takibine geçildiği gerekçeleriyle sanıkların nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediklerine dair mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamedeki bozma düşüncelerine iştirak olunmamıştır" gerekçesiyle "onanmasına" karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.06.2015 gün ve 129617 sayı ile;
"Sanıklar hakkındaki suçların sübut bulup bulmadığı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır.
Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.04.2013 gün ve 27-92 sayılı kararında, mahkeme sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurarken; 'Sanıklar ... ve ... hakkında, Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.01.2012 tarih ve 292 esas sayılı iddianameyle, Serik İcra Müdürlüğünün 2010/1129 esas sayılı dosyası üzerinden takibe konulan 150.000 Euro tutarındaki senedi sahte olarak tanzim edip kullandıkları iddiasıyla, resmi belgede sahtecilik suçundan ve nitelikli dolandırıcılık suçuna teşebbüsten TCK'nun 204/1, 53/1 ve TCK'nun 158/1-d, 35, 53/1 ve 37. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır.
Diğer taraftan, sanık ... hakkında, Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.12.2011 tarih ve 200-333 sayılı kararı ile, nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlarından TCK'nun 158/1-d, 204/1, 257/1 ve 53. maddeleri uyarınca yargılama yapılabilmesi için 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 59/son maddesi uyarınca son soruşturmanın Manavgat Ağır Ceza Mahkemesinde açılıp yapılmasına karar verilmiş, adı geçen sanık hakkında mahkememizin 2012/41 esasına kaydedilen dosya, kovuşturma aşamasında mahkememizin 2012/27 esas sayılı dosyası ile birleştirilmiştir.
Sanık ... aşamalardaki savunmalarında; katılanın vekilliğini üstlendikten sonra aralarında yazılı ücret sözleşmesi düzenlenmediğini, ücretin sözlü olarak kararlaştırıldığını, bunun karşılığında katılana hukuki yardımda bulunduğunu, kendisine vekalet ücreti olarak 30.000 Lira ödendiğini, kalan kısmının ödenmemesi nedeniyle katılan aleyhine icra takibi yaptığını, bu arada katılanın taşınmazını satmak istemesi nedeniyle durumu yatırım amacıyla arsa arayan sanık ...'a bildirdiğini, sanık ... ile katılanın 300.000 Euro üzerinde anlaştıklarını, 150.000 Euronun peşin ödendiğini, kalan kısmının tapunun devri sırasında ödenmesini kararlaştırdıklarını, avukat olması nedeniyle kendisinden yardım istendiğinde, tapulu taşınmazlarda haricen yapılan satış sözleşmelerinin geçersiz olması nedeniyle her iki tarafın haklarının korunması için en iyi yolun verilen 150.000 Euroya karşılık senet alınmasının olacağı yolunda öneride bulunduğunu, bu önerisinin taraflarca da kabul edilmesi üzerine senet düzenlendiğini, senedin bilgisayar çıktısı olduğunu, aynı sayfada üç senedin yer aldığını, herhangi bir aletle kesildiğini, senetlerin bütün kenarlarının forme kesim olacağı hususunda bir zorunluluk bulunmadığını, senetteki yazıları kendisinin yazdığını, kalem hobisinin bulunduğunu, bu nedenle farklı kalem kullandığını, imzanın katılan tarafından atıldığını, bu senedin avukatlık ücret sözleşmesi ile bir ilgisinin bulunmadığını, katılanın vekalet ücreti ödememek için hakkında asılsız iddialarda bulunduğunu, 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgenin kendisi ile bir ilgisinin bulunmadığını, bu belgenin aslının olmaması nedeniyle fotokopisi üzerinde yapılan incelemeye itibar edilmemesinin gerektiğini, dosyaya sunmuş oldukları uzman görüşünde belirtildiği gibi, bu belgenin başka bir belgeden üretilmiş olma ihtimalinin bulunduğunu, yüklenen suçların unsurlarının oluşmadığını ileri sürerek yüklenen suçları kabul etmemiş ve beraatine karar verilmesini talep etmiştir.
Sanık ... aşamalardaki savunmalarında; katılan ile 300.000 Euro karşılığında taşınmaz alım satımı hususunda anlaştıklarını, 150.000 Euro peşin ödediğini, buna karşılık suça konu senedi aldığını, taşınmazın tapuda devrinin sağlanmaması ve ödediği paranın iade edilmemesi üzerine, senedi borç para almış olduğu babası olan sanık ...'a ciro ettiğini ve senedin babası tarafından icraya konulduğunu ileri sürerek, yüklenen suçları kabul etmemiştir.
Sanık ... aşamalardaki savunmalarında; katılanı tanımadığını, oğlu olan sanık ...'a arsa alması için 150.000 Euro borç para verdiğini, taşınmazın tapuda devrinin sağlanmaması ve alacağının ödenmemesi üzerine senedin kendisine ciro edildiğini, kendisinin de avukatı aracılığıyla senedi icraya koyduğunu beyan ederek, yüklenen suçları kabul etmemiştir.
Sanıklar müdafileri, yazılı ve sözlü savunmalarında, yüklenen suçların unsurlarının oluşmadığını ve sanıkların yüklenen suçları işlemediklerini ileri sürerek beraat kararı verilmesini talep etmişlerdir.
Katılan aşamalardaki anlatımlarında, Antalya Barosuna kayıtlı olarak görev yapan sanık Av. ...'a vekaletname verdikten sonra, avukatlık ücreti olarak 150.000 Euro üzerinde anlaşıldığını, aralarında 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgenin tek nüsha olarak düzenlendiğini, bir örneğinin kendisine verilmediğini, bu belgenin alt kısmının kendisine imzalatıldığını, imzalatılan bu kısmın daha sonra senet haline getirilerek 11.02.2009 düzenleme ve 02.03.2009 ödeme tarihli senedin oluşturulduğunu ve sahte oluşturulan bu senede dayanılarak aleyhine icra takibi yapıldığını, sanık ... ile arasında taşınmaz alım satımına ilişkin bir anlaşmanın yapılmadığını, taşınmaz satışı nedeniyle sanık ... tarafından 150.000 Euro ödendiği ve suça konu senedin bu ödemeye ilişkin olduğu yolundaki iddiaların doğru olmadığını, avukatlık ücreti olarak sanık ...'a 9.000 İsviçre Frangının elden ödendiğini ve makbuz verilmemesi nedeniyle karşılığında yazılı belge alındığını, ayrıca Av. ...'ın verdiği bilgiler doğrultusunda 50.000 Liranın ... hesabına, 50.000 Liranın ... hesabına ve 30.000 Liranın da ... hesabına havale edildiğini, avukatın azledilmesi nedeniyle kalan miktarın ödenmediğini ileri sürerek, sanıkların cezalandırılmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
Katılan vekilleri, sanıklara yüklenen suçların oluşması nedeniyle cezalandırılmalarına karar verilmesini talep etmişlerdir.
Yukarıda yazılı hususlardan anlaşılacağı üzere, yargılama konusu olay katılan (borçlu) aleyhine icra takibi yapılmasına esas olan ve sahte olduğu iddia olunan 150.000 Euro tutarındaki senet dolayısıyla, sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık ve sanık ... açısından ayrıca görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin bulunmaktadır.
Bu durumda öncelikle, Serik 1. İcra Dairesinin 2010/1129 sayılı dosyası üzerinden takibe konulan 150.000 Euro tutarındaki, 11.02.2009 tanzim ve 02.03.2009 ödeme tarihli senedin sahte olup olmadığının tespiti gerekmektedir.
TCK'nun 210/1. maddesi uyarınca, özel belgede sahtecilik suçunun konusunun emre veya hamile yazılı kambiyo senedi olması halinde, resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmekte olup, TCK'nun 204/1. maddesinde düzenlenmiş bulunan resmi belgede sahtecilik suçunun maddi konusunu, bir resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi veya başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi ya da sahte resmi belgenin kullanılması oluşturmaktadır.
Genel olarak, hukuksal açıdan önem arz eden ve belgeyi meydana getiren kişinin belirli bir beyanını içeren yazı şeklinde tanımlanabilecek olan belgeden söz edilebilmesi için, anlaşılabilir bir içerik ve irade beyanını içermesi, düzenleyenin belli olması (bazı belgeler açısından ayrıca düzenleyenin el yazısı ya da imzasının bulunması), hukuki bir kıymet taşıyan belli bir içeriğinin bulunması gerekmektedir. Bir kişinin düzenlediği belgeye başka bir kişinin adını yazması ve imzalaması durumunda olduğu gibi, düzenleyenin hile ya da başka bir şekilde iradesi sakatlanmak suretiyle, gerçek iradesine aykırı olarak belge düzenlemesinin sağlanması halinde de ortada bir belgenin bulunduğu açıktır, ancak bu belge sahtedir.
Somut olay kısaca yapılan bu açıklamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde; sanık ... tarafından taşınmazın satımı konusunda 300.000 Euro üzerinde anlaştıkları, babası olan sanık ...'dan borç olarak almış olduğu 150.000 Euronun katılana verildiği ve bu nedenle suça konu senedin alındığı ileri sürülmüş ve bu savunma diğer sanıklar tarafından da doğrulanmış ise de, ekonomik ve sosyal durumları dosyaya yansıyan ve ortalama 1.500 Lira aylık ücretle çalışan sanık ... ve borç aldığı ileri sürülen sanık ... tarafından, katılana verildiği iddia olunan ve adı geçen sanıkların ekonomik ve sosyal durumları açısından yüksek miktar sayılabilecek 150.000 Euronun ne şekilde temin edilerek ödendiğine, kalan 150.000 Euronun ne şekilde ödeneceğine dair, akla ve hukuka uygun somut bilgi ve belge ibraz edilememiştir. Bu miktarda bir paranın, ekonomik ve sosyal durumları çok yüksek olmayan sanıklar ... ve ... tarafından nakit olarak elde tutulması, yatırım amacıyla taşınmaz alımında kullanılması ve kaynağının açıklanamaması hayatın olağan akışına uygun değildir. Her ne kadar tapulu taşınmazlarda haricen yapılan sözleşmeler geçerli değil ise de, parası ödenmesine rağmen herhangi bir nedenle taşınmazın tapuda devrinin sağlanmaması ya da sağlanamaması ihtimaline binaen, tapuda devri sağlamak ya da uğranılan zararın tazmin etmek amacıyla, toplam 300.000 Euro tutarındaki bir alım-satım için sözleşme düzenlenmemiş olması da hayatın olağan akışına uygun değildir. Yapılan bu tespitler ve dosya kapsamındaki delillere göre, mahkememizce, katılan ile sanık ... arasında taşınmaz alım satımına dair anlaşmanın olmadığı ve sanık ... tarafından katılana 150.000 Euro ödenmediği, buna rağmen ödenen bu paraya ilişkin olduğu iddia olunan senedin düzenlendiği, dolayısıyla suça konu senedin katılanın gerçek iradesini yansıtmadığı, senedin düzenlenişi sırasında kullanılan hile ya da sonradan yapılan değişikliklerle, katılanın gerçek iradesini yansıtmayan senet oluşturulduğu ve bunun sonucu olarak takibe ve suça konu senedin sahte olduğu kanaatine varılmıştır.
Sanık ...'ın alacaklı olarak geçtiği senedin sahte olduğu bu şekilde kabul edildikten sonra, diğer sanıkların suça katılıp katılmadıklarının, suçun sanıklar tarafından birlikte işlenip işlenmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Suça konu senet, sanık ... tarafından sanık ...'a ciro edilmiş, sanık ... tarafından da vekil aracılığıyla icraya konulmuştur. Ayrıca sanık ... oğluna borç para verdiğini, geri ödenmemesi nedeniyle senedin kendisine ciro edildiğini ve kendisi tarafından icraya konulduğunu savunmalarında ileri sürmüştür. Adı geçen sanıkların baba oğul olmaları ve senedin içeriği dikkate alındığında, sanık ... tarafından ciro edilen senedin hangi şartlarda oluşturulduğundan bilgisinin bulunmadığı ileri sürülemez. Kaldı ki, sanık ..., oğluna borç para verdiğini ileri sürmüş ise de, bu husus ispat edilememiş olup, aşamalardaki savunmaları, baba-oğul ilişkisi, senedin kendisine ciro edilmesini kabul ederek icraya koymuş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanık ...'ın senedin sahte olduğunu bildiği ve bu şekilde kullandığı, dolayısıyla yüklenen suçu sanık ... ile birlikte fikir ve eylem birliği içinde işlediği sonucuna varılmıştır. Sanık ... ise, suça konu senetteki yazıların kendisi tarafından yazıldığını kabul etmiş, aşamalardaki savunmalarında, katılan ile sanık ... arasındaki taşınmaz alışverişine kendisinin aracılık ettiğini, sanık ...'nin 150.000 Euroyu katılana verdiğini, bunun karşılığında kendisinin önerisi üzerine senet düzenlendiğini ileri sürmüş, daha sonra sanık ...'a ciro edilen senedi vekil olarak icraya koymuştur. Senetteki yazıların sanık ... tarafından yazılmış oluşu, senedin oluşumuna ilişkin açıklamaları, sanık ...'ın çalışanı olması, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 13.07.2011 tarih ve 4190 nolu bilirkişi raporunda, suça konu senetteki; ödeyecek adresi, tanzim ve ödeme tarihi ile alacaklı ismi yazılarının diğer yazılardan farklı fiziki evsaftaki bir kalemle yazılmış olduklarının belirtilmiş oluşu, 02.04.2010 tarihli Uzm. Dr. Bora Karaçam imzalı rapor içeriği ve katılanın iddiaları birlikte değerlendirildiğinde, sanık ...'ın da suça konu senedin sahte olduğunu bildiği, diğer sanıklar ile fikir ve eylem birliği içinde yüklenen suçu işlediği kanaatine varılmıştır.
Aslı üzerinde inceleme yapılan senedin, düzenleyenin gerçek iradesini yansıtmaması nedeniyle sahte olduğu bu şekilde kabul edildikten sonra, bu senedin katılan tarafından düzenlendiği iddia olunan ancak sanık ... tarafından kabul edilmeyen 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgenin alt kısmının koparılarak oluşturulup oluşturulmadığı hususunun da sonuca etkisi bulunmamaktadır. İradeyi sakatlayan fiilin senedin düzenlenmesi aşamasında gerçekleştirilmesi ya da herhangi bir belge düzenlendikten sonra, düzenleyenin gerçek iradesine aykırı olarak bu belgenin senet haline getirilmesi durumunda, her iki halde de düzenleyenin gerçek iradesini yansıtmaması nedeniyle senedin sahte olduğunun kabul edilmesi gerekmekte olup, sahtecilik suçunun oluşumu açısından bu fiiller arasında bir ayırım yapmak doğru değildir. Bu noktada, fotokopi belge üzerinde inceleme yapılamayacağı ve bu şekilde yapılan inceleme sonuçlarına itibar edilemeyeceği yolundaki savunmaların da hukuki değeri bulunmamaktadır. Bununla birlikte, katılanın aşamalardaki anlatımları, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nin raporunun içeriği, suça konu senet ile Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi - Yetki Belgesi başlıklı belgenin birebir örtüşmesi ve bütün dosya kapsamına göre, suça konu senedin, Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi başlıklı belgeden koparılarak senet haline getirildiği mahkememizce de kabul edilmektedir.
Serik 1. İcra Dairesinin 2010/1129 sayılı dosyası üzerinden takibe konulan ve aslı üzerinde inceleme yapılan 150.000 Euro tutarındaki, 11.02.2009 tanzim ve 02.03.2009 ödeme tarihli senedin sahte olduğu ve sanıkların sahtecilik suçunu bu şekilde birlikte işledikleri kabul edildikten sonra, bu senedin icraya konularak tahsile çalışılmasının, sahtecilik suçundan başka ayrıca nitelikli dolandırıcılık suçunu da oluşturacağı değerlendirilmiştir. Zira, sahte belge kullanılarak, mağdurun zararına, failin veya üçüncü kişinin lehine menfaat temin edilmesi halinde, belgedeki sahteciliğin, dolandırıcılık suçunun hileli hareketini oluşturduğu kabul edilmektedir.
Özetle; sanıkların fikir ve eylem birliği içinde, sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarının kanuni tanımında yer alan fiilleri birlikte gerçekleştirdikleri, sanıklara yüklenen sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarının sabit olduğu, iddianame tarihi itibariyle menfaatin temin edilememesi nedeniyle dolandırıcılık suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı, yüklenen suçların unsurlarının oluşmadığına, fotokopi belge üzerinde yapılan inceleme sonuçlarına itibar edilemeyeceğine ilişkin savunmalara suçtan kurtulmaya yönelik olması nedeniyle itibar edilemeyeceği kanaatine varılmış, yazılı nedenlerden dolayı sanıkların cezalandırılmalarına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. Her ne kadar sanık ... hakkında ayrıca görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılması talep edilmiş ise de, TCK'nun 44. maddesi uyarınca bir fiil ile, birden fazla farklı suçun oluşumuna sebebiyet verildiği takdirde, failin en ağır cezayı gerektiren suçtan sorumlu tutulmasının gerekmesi nedeniyle, sanık ...'ın ayrıca görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılmasına karar verilmemiştir' gerekçesine dayanmış, Yüksek Yargıtay 15. Ceza Dairesi de benzer gerekçelerle hükmü onamıştır.
Katılanın ve davanın temel dayanağını dosyada aslı bulunmayan 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belge fotokopisi oluşturmaktadır.
Katılan beyanlarında; Antalya'da bulunan hukuksal sorunları nedeniyle Avukat ...'ı vekil tayin ettiğini, Avukat ...'ın bürosunda 150.000 Euro ücret karşılığında anlaşmaya vardıklarını, davaya konu Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi başlıklı belgenin üst kısmına Avukat ...'ın el yazısı ile '150.000 Euro' ibaresini yazdığını, alt kısmında boşluk olduğunu, bunun alt kısmına tekrar el yazısıyla 150.000 Euro ve rakamla Türk Lirasının üzerini çizerek 150.000 Euro ibaresinin Avukat ... tarafından yazıldığını, kendisinin en alt kısma imza attığını, bir suretini istemesine rağmen kendisine verilmediğini, bu nedenle sözleşme aslının kendisinde bulunmadığını beyan etmiştir.
Katılanın bu beyanına göre davaya konu 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi'nin aslı kendisine verilmemiştir.
Sanık ... tüm aşamalarda ısrarla, katılan ... Göğen ile aralarında iddia edildiği gibi bir sözleşmenin düzenlenmediğini beyan etmiştir.
Katılan akabinde İsviçre'ye döndükten sonra oğlundan avukattan sözleşme örneğini almasını istediğini, oğlunun aktardığına göre anlaşma belgesinin olmadığının kendisine söylenmiş olduğunu öğrendiğini, bunun üzerine oğlunun sanık ...'ın yanında çalışan avukat ... ile görüştüğünü, avukat hanımın ilk önce cevap vermediğini, akabinde avukat hanımın oğlunu arayarak imzalanan belgelerin avukat sözleşme belgesi olmayıp anlaşmaları oğluna gönderdiğini, avukat hanım tarafından faksla gönderilen belgelerin dava dosyasında bulunduğunu, bu belgeleri avukatlara incelettirdiklerinde, bunların avukatlık belgesi olmadığını ve her şeyin kendi aleyhlerine olduğunu öğrendiğini, bu nedenlerden ve işlerini istediği şekilde takip etmemesi nedeniyle avukatı azlettiğini beyan etmiştir.
Katılanın 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgeyi sanık ...'ın yanında çalışan Avukat ...'nın kendilerine faksladığını beyan etmesine rağmen, Avukat ... Cumhuriyet Savcılığında ve mahkemedeki beyanlarında; katılan ile Avukat ... arasında yazılı bir dava vekalet ücret sözleşmesi yapılıp yapılmadığını bilmediğini, dava vekalet ücret sözleşmesi ve yetki belgesi başlıklı sözleşmenin nasıl ve kimin tarafından hazırlandığını bilmediğini, kendisi tarafından da katılana fakslanmadığını beyan etmiştir.
Beyanlara göre katılan 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgenin varlığını iddia etmesine rağmen sanık ... ve katılan tanığı Av. ... belgenin düzenlendiği olgusunu inkar etmektedirler.
Davaya konu bu belgenin düzenlenmesi ile ilgili de katılanın aşamalardaki beyanları da birbiriyle örtüşmemektedir.
Katılan vekili tarafından Serik Cumhuriyet Başsavcılığına verilen 10.04.2010 tarihli şikayet dilekçesinde ve katılanın 10.05.2010 tarihli Göztepe Polis Merkezi ifadesinde 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgeyi sanık ...'ın yanında çalışan Avukat ...'nın 2 sahife olarak düzenlediğini beyan etmelerine rağmen, katılan vekilinin Serik 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/204 Esas sayılı dosyasına sunduğu 27.05.2010 tavzih dilekçesi ile aynı tarihli Serik Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu beyan dilekçesinde bu belgenin tek sahife olarak düzenlendiğini, sözleşme metninin altında boş senedin bulunduğunu, Avukat ...'ın bu sözleşmeyi çekmecesinden çıkartarak, bu belgenin altında boş olarak bulunan senedin altını katılana imzalattığını beyan etmişlerdir. Katılan ve vekilinin beyanları aşamalarda tezat teşkil etmektedir.
'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgenin aslının bulunmaması ve onaysız fotokopi olması nedeniyle hükme esas teşkil edemeyeceği açıktır. Konuya ilişkin Yargıtay uygulaması da bu yöndedir.
Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 18.03.2015 gün ve 3919-23974 sayılı ilamında; 'Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 gün ve 232-250 sayılı, 09.10.2012 gün 335-1804 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, belgenin nesnel olarak aldatıcılık yeteneğinin bulunması ve aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği cihetle; suça konu onaysız fotokopi niteliğindeki belgelerin aldatma yeteneğini haiz olmadığına ilişkin delilleri CMK'nun 217. maddesi uyarınca duruşmadan edindiği kanaate göre değerlendiren mahkemenin suçun unsurları itibariyle oluşmadığı yönündeki kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden
',
Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 02.03.2015 gün ve 13235-22977 sayılı ilamında; 'Dosyanın incelenmesinde; dava konusu belgenin Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin M.27.0.GBB.0.11.03.00/2920 sayı ve 18.09.2010 tarihli yazısını içeren onaysız fotokopiden ibaret belge olduğu, Dairemizin uygulamalarına göre de, onaysız fotokopiden ibaret belgelerin hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmadığından yüklenen sahtecilik suçunun oluşmadığı cihetle...',
Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 16.02.2015 gün ve 2767-19151 sayılı ilamında; 'Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 gün ve 232-250 sayılı kararında açıklandığı üzere, onaysız fotokopi niteliğinde olup suret belge özelliği taşımayan belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte olmadığı ve aldatıcılık yeteneği bulunmadığı, suça konu 'çed gerekli değildir belgesi' aslı veya onaylı bir suretinin ele geçmediği, fotokopi belge üzerinden yapılan bilirkişi incelemesinin hükme esas alınamayacağı cihetle, yüklenen resmi belgede sahtecilik suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde hüküm kurulması...' isabetsizliğinden hükümleri bozmaktadır.
Yine 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgenin düzenlenmesinin sanık ...'a hiçbir menfaat sağlamayacak olduğu, yargı makamları önünde kullanamayacağı bilinen bir sözleşme tanzim edilmesinin mantık kurallarına da uygun olmadığı açıktır.
Katılan 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgenin 17.04.2009 tarihinde 0242 311 69 07 nolu fakstan kendilerine ulaştığını beyan etmesine rağmen sanık Avukat ...'ı 22.02.2010 tarihinde azletmesi, faks gelmesinden 1 ay sonra da (15.05.2009) oğlunun ...'ı vekil tayin etmesi müşteki iddialarının somut bir dayanağının bulunmadığını göstermektedir.
Öte yandan katılana faks çekilen 0242 311 69 07 nolu hattın Köfte Diyarı isimli bir işyerine ait olduğu, sanık ...'a ait büroya ait olmadığı Türk Telekom Müdürlüğünün 30.06.2010 tarih ve 7563 sayılı yazıları ile sabittir.
Dosyada mevcut 17.04.2013 tarihli Belge İnceleme ve Sahtecilik Uzmanı Hüseyin Şahin'in Teknik Uzman Mütalaasına göre; örnek olarak sunulan belgeler üzerinde yapılan incelemede, başka belge veya belgelerin bölümlerinden çeşitli yöntemlerle bir araya getirilerek, sahte belge oluşturulabileceği, bu belgeye başka belgelerde yer alan o belgeyi yazan sahibi tarafından yazıların bilgisayar teknikleri ile monte edilerek yeni bir metin, kelime, cümle oluşturabilen bir belgenin üretilmesinin mümkün bulunduğu mütalaa edilmektedir.
Katılan tarafından CMK'nun 67. maddesi uyarınca dosyaya sunulmuş olan 02.04.2010 tarihli Uzman Bora Karaçam imzalı rapor incelemesi faks-fotokopi belge üzerinden yapıldığı için hükme esas alınamayacağının açık olduğu,
Serik 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/204 Esas sayılı dosyasında, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesinin 13.07.2011 gün ve 4190 sayılı bilirkişi raporuna göre, davaya konu bonoda ödeyecek adresi, tanzim ve ödeme tarihi ile alacaklı ismi yazılarının diğer yazılardan farklı fiziki evsaftaki bir kalemle yazılmış oldukları, senette bulunan miktar, rakam ve yazıları, ödeyecek ismi ve imzası ile dava vekalet ücret sözleşmesi ve yetki belgesi fotokopisinin alt kısmında bulunan yazılar ve imza ile tetabuk halinde oldukları, inceleme konusu senedin üst kısımlarının forme kesim olmadığı kanaatini içerdiği,
Sanık ... savunmasında; sanık ...'ın yanında çalışan elamanı olduğunu, turizm bölgesinde gayrimenkul aradığını bildiğini, katılanın da müvekkili olduğunu, onun da gayrimenkul satmak istediğini söylemesi üzerine iki tarafı odasında buluşturduğunu, 300.000 Euroya gayrimenkulün alımı konusunda anlaştıklarını, ...'ın 150.000 Euroyu peşin verdiğini, kalan kısmını sonra vereceğini beyan ettiğini, hukuki anlamda tarafların korunması için en kısa yolun bono tanzim edilmesi olduğunu söylediğini, senedi bilgisayar ortamında bono formatında hazırladıklarını, bonoyu kendisinin yazdığını, imzanın katılana ait olduğunu, görüşmeler tamamlandıktan sonra vade tarihi ve diğer eksiklikleri tamamladığını, kendi huzurunda 150.000 Euronun sanık ... tarafından katılana teslim edildiğini, ...'ın bu parayı nasıl temin ettiğini bilmediğini, ...'ın babasının eskiden müteahhitlik yaptığını, akabinde katılanın tapuyu devretmediğini ve parayı da iade etmediğini öğrendiğini, katılan ile görüştüğünü, katılanın süre istediğini, akabinde katılanın kendisini azletmesi nedeniyle hem vekalet ücretinin tahsili hem de davaya konu senedin tahsili için katılan aleyhine icra takibine geçtiğini, katılanın bu süreçte mal kaçırdığını beyan ettiği,
Sanık ... savunmasında; yatırım amaçlı arsa aradığını, ...'ın kendisini arayarak arsa olduğunu söylediğini, Avukat ...'ın ofisinde katılan ile tanıştıklarını, katılanın 41 dönümlük arsayı gösterdiğini, 300.000 Euroya anlaştıklarını, 150.000 Euroyu peşin verdiğini, kalan kısmı tapuda devir sonrası verme konusunda anlaştıklarını, 150.000 Euro nakit için katılandan senet aldığını, bonoyu ...'ın hazırladığını, sözleşme yapılmadığını, parayı babası ...'dan aldığını, babasının 1993 yılından beri müteahhitlik yaptığını, kalan 150.000 Euroyu da İsviçre'de bulunan dayısından almayı düşündüğünü, ...'ın bürosunda 4 yıldır çalıştığını, aylık gelirinin 1.500 Lira olduğunu, akabinde katılanın kendisini arayarak satıştan vazgeçtiğini beyan ettiğini, katılanın 50.000 Lira gönderdiğini, geri kalan kısmı göndermediğini, babasının kendisini sıkıştırdığını, katılana ulaşamayınca senedi babasına ciro ettiğini, babasının da icraya koyduğunu beyan ettiği,
Sanık ... savunmasında; katılanı tanımadığını, ...'ın oğlu olduğunu, oğlunun yatırım amaçlı arsa alacağını söylemesi üzerine kendisine 150.000 Euro para verdiğini, oğlunun arsa işinin olmadığını söylemesi üzerine parasını istediğini, sıkıştırması üzerine oğlunun senedi kendisine ciro ettiğini, kendisinin de tahsil amaçlı avukata verdiğini, 50.000 Liranın ödendiğini, paranın cirodan önce mi sonra mı geldiğini hatırlamadığını beyan ettiği,
Tüm bu deliller ışığında davaya dayanak teşkil eden 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belge aslının bulunamaması, fotokopisinin bulunması, fotokopinin de onaysız belge olması, çeşitli yöntemlerle sahte olarak oluşturulma ihtimalinin bulunması, katılanın aşamalarda 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgenin oluşumuna ilişkin istikrarsız beyanları, katılan tanığı Av. ...'nın beyanları, katılanın 17.04.2009 tarihinde 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgenin varlığını öğrenmesine rağmen ...'ı 22.02.2010 tarihinde azletmesi, katılanın oğlunun da 15.05.2009 tarihinde ...'a vekalet vermesi hususları dikkate alındığında, sanıkların mahkumiyetlerine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, müsnet suçlardan beraatlerine karar verilmesi ve bu nedenle hükmün bozulması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.
CMK'nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince, 01.07.2015 gün ve 12348-27948 sayı ile itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçe ile karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların üzerine atılı nitelikli dolandırıcılık suçuna teşebbüs ve resmi belgede sahtecilik suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, sanıklar ... ve ...'ın ekonomik ve sosyal durumlarının tespit edilmemesi nedeniyle eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık ...'ın oğlu olan sanık ...'ın, Antalya Barosuna kayıtlı olarak avukatlık yapan sanık ...'ın yanında işçi olarak çalıştığı,
Katılan ...'in ise uzun süredir İsviçre'de yaşadığı ve hizmet sektöründe faaliyet gösterdiği, suç tarihinden bir süre önce de Türkiye'de yatırım yapmaya karar verip bu kapsamda girişimlerde bulunduğu, ancak iş ortakları ile yaşadığı hukuki anlaşmazlıklar sebebiyle bu ortaklığa son verip vekil olarak atadığı bir avukat aracılığı ile Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunarak ayrıca hukuk davası da açtığı, ilerleyen süreçte ise tanık Bahattin'in yönlendirmesi ile Antalya'da avukatlık yapan sanık ...'ı bu hukuki uyuşmazlıkların çözümü için Serik 2. Noterliğinin 11.02.2009 tarihli vekaletnamesi ile vekil olarak atadığı, katılanın vekilliğini üstlenen sanık ...'ın, katılan lehine Bakırköy 1. Asliye Ticaret ve Serik Sulh Hukuk Mahkemeleri nezdinde hukuk davaları açıp, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca katılan aleyhine verilen kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karara itiraz ettiği, bu hukuki girişimler sonrası katılanın, sanık ...'ı Bakırköy 2. Noterliğinin 22.02.2010 tarihli azilnamesiyle azlettiği,
İddiaya göre sanık ...'ın katılanın vekilliğini üstlenmesinden sonra katılan ile aralarında düzenledikleri "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi" adlı belgenin müvekkil kısmını "...", vekalet ücreti kısmını "150.000 EURO (yüzellibin EURO)" şeklinde doldurup, matbu ifadelerin bulunduğu bölümün altında boş bırakılan yere tekrar "=150.000= EURO" yazdıktan sonra, sayfanın en alt kısmının katılana imzalatılması sonucu elde ettiği imzalı boş kısmı senet haline getirip 11.02.2009 tanzim ve 02.03.2009 vade tarihlerini, ayrıca alacaklı kısmına da yanında çalışan sanık ...'ın ismini yazarak gerçeğe aykırı olarak düzenlenen bu senedin, sanık ...'ın babası olan sanık ...'a cirolanmasını sağladığı ve söz konusu senede istinaden Serik İcra Müdürlüğünün 2010/1129 sayılı dosyası üzerinden alacaklı ... vekili sıfatıyla katılan hakkında takip başlattığı, katılanın İsviçre'de ikamet ettiğini bildiği halde, Türkiye'deki adresini bildirerek ödeme emrinin tebliğ edilmesini sağlamaya çalışıp, katılanın haberi olmaksızın icra takibini kesinleştirmek istediği, ayrıca vekalet ücreti olarak yanında çalışan sanık ... aracılığıyla 27.02.2009 tarihinde 50.000 Lira, ... aracılığıyla 50.000 Lira ve daha sonra tanık Gülsüm Ünal adına 14.12.2009 tarihinde 30.000 Lira almasına rağmen, katılanın kendisini vekillikten azletmesinden sonra vekalet ücreti alacağına istinaden Serik 1. İcra Müdürlüğünün 2010/1767 sayılı dosyası üzerinden katılan hakkında haksız icra takibi başlattığı;
Sanıklar ... ve ... haklarındaki iddiaya göre ise; katılan ve avukat ...'ın vekalet ilişkisi kurmasından sonra taraflar arasında imzalanan fakat aslı ele geçirilememekle birlikte sureti faks yoluyla katılana gönderilen "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi - Yetki Belgesi" başlıklı belgenin en altındaki sadece katılanın isim ve imzası ile yazı ve rakamla yazılı "150.000 Euro" ibaresinin bulunduğu kambiyo senedi şeklinde düzenlenmiş kısmın, "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi" başlıklı sayfadan kesilmek suretiyle bağımsız bir senet haline getirildikten sonra Avukat ... tarafından doldurulup sanıklar tarafından icra takibine konu edildiği,
Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesince nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlarından sanık ... hakkında son soruşturmanın 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 59/son. maddesi uyarınca Manavgat Ağır Ceza Mahkemesinde açılmasına karar verilmesi üzerine, Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/41 sayılı esasına kaydedilen bu davanın, resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından sanıklar ... ve ... hakkında görülmekte olan 2012/27 esasına kayıtlı dava ile birleştirilmesine karar verildiği,
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi-Adli Belge İnceleme Şubesinden alınan 13.07.2011 tarihli bilirkişi raporunda; senetteki ödeyecek adresi, tanzim ve ödeme tarihi ile alacaklı ismi yazılarının diğer yazılardan farklı fiziki evsaftaki bir kalemle yazılmış oldukları, senette bulunan miktar ve rakam yazıları, ödeyecek ismi ve imzası ile "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi" fotokopisinin alt kısmında bulunan yazılar ve imzanın tetabuk halinde oldukları, inceleme konusu senedin üst kenarının forme kesim olmadığı kanaatinin bildirildiği,
Katılan vekilince dosyaya sunulan Uzman Bora Karaçam tarafından düzenlenen 02.04.2010 tarihli bilirkişi raporunda; tetkik konusu "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi"nin, üst kenarında bulunan demarkosyan hattı ve telefon numarası itibarıyla faks çıktısı belge ya da onun fotokopisi olduğu, yazı unsurları net seçilebilir durumda olan belgeler üzerinde montaj mükerrer çekim ve benzeri yoluyla elde edildiklerine delalet edecek kesin ve fiziksel bulgunun mevcut olmadığı, sonuç olarak inceleme konusu 02.03.2009 tarihli ve 150.000 Euro meblağlı senetteki, üzerinde "...-TG BATRIS-3206672161- GARANTİ BANKASI" yazılı pusuladaki ve "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi"ndeki yazıların, ...'in el ürünü olmadığı, söz konusu belgelerdeki yazıların aynı el ürünü oldukları, tetkik konusu senedin "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi"nin alt bölümünün kesilip bilahare üzerine tanzim ve ödeme tarihi rakam ve yazıları, alacaklı isim yazıları ve borçlu adres yazılarının yazılmasıyla oluşturulmuş olduğu kanaatini içerdiği,
Katılan vekili tarafından dosyaya sunulan Zülküf Oktay ve Mustafa Kariptaş imzalı tarihsiz raporda; bono aslı ve "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi" üzerinde yer alan yazı ve rakamların kendi içlerinde birbiriyle uyumlu olduğu, bono aslı ve "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi" ile ...'a ait hesabın yer aldığı pusula üzerindeki yazıların birbirine uygunluk gösterdiği, "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi" altında bulunan bono ile bono aslının tetabuk içinde olduğu, bono aslının üst kısmının giyotin ile kesilmemiş olduğu, bononun "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi" altındaki kısımdan kesilerek oluşturulduğu kanaatinin bildirildiği,
Sanık ... müdafii tarafından dosyaya sunulan 17.04.2013 tarihli bilirkişi raporunda; başka belge veya belgelerin bölümlerinden çeşitli yöntemlerle bir araya getirilerek sahte belge oluşturulabileceği, belge sahibinin başka belgelerde yer alan yazıları bilgisayar teknikleri ile belgesine monte ederek yeni bir metin, kelime, cümle oluşturabilen bir belge üretmesinin mümkün bulunduğunun belirtildiği,
Türk Telekom Müdürlüğünün 30.06.2010 tarihli yazısında; "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi -Yetki Belgesi" ve "Talimat" başlıklı belgelerin faks yoluyla gönderildiği 0242 311 69 07 numaralı hattın Aspendos Bulvarı, A Blok, No:74 adresinde faaliyet gösteren Köfte Diyarı isimli işletmeye ait olduğunun bildirildiği, sanık ...'a ait avukatlık bürosunun ise .... adresinde bulunduğu,
05.03.2010 tarihinde sanık ... tarafından katılan aleyhine Serik 1. İcra Dairesinin 2010/1129 E. sayılı dosyası üzerinden başlatılan icra takibinin şikayete konu 150.000 Euro bedelli bonoya dayandığı ve takip miktarının sanık ...'ın banka hesabına yapılan 50.000 Lira tutarındaki ödeme mahsup edilerek faiziyle birlikte 340.191,02 Lira olarak belirlendiği,
İcra takibine ilişkin yapılan tebligatın usulsüz olduğu gerekçesiyle katılan vekilinin açtığı itiraz davasının, Serik İcra Hukuk Mahkemesince 08.04.2013 gün ve 63-93 sayı ile reddine karar verildiği,
Soruşturma ve kovuşturma evrelerinde sanıklar ... ve ...'ın gelir düzeylerine ilişkin resmi araştırma yaptırılmadığı, sanıklar müdafii tarafından sunulan 15.06.2015 tarihli dilekçede, üniversite mezunu olup bir süre öğretmenlik de yapan sanık ...'ın aylık 1.500 Lira gelirle çalıştığı, sanık ...'ın ise hem emekli hem muhtar maaşı aldığı, bir süre İsviçre'de çalışıp yurda döndükten sonra lokanta ve kahvehane işletmeciliği, müteahhitlik ve taşeronluk yaptığı, bu kapsamda çok sayıda kamu binası inşaatını yaparak teslim ettiği, 350.000 ve 500.000 Lira değerindeki gayrimenkullerinden kira geliri elde ettiği, yine eşine ait Serik ilçesinde bulunan arsanın değerinin 1.000.000 Lira olduğu hususlarının belirtilerek, bir kısım taşınmazların tapu ve hakediş suretlerinin dosyaya ibraz edildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan vekili Av. M. Ç. sanıklar hakkında Serik Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 12.04.2010 havale tarihli şikayet dilekçesinde; katılanın yaklaşık 40 yıldır İsviçre'de ikamet ettiğini, bu nedenle Türkçe hukuki terimleri bilmediğini, Türkiye'de iş yapmak isterken ağabeyinin damadı ve arkadaşları tarafından 1.450.000 Euro dolandırıldığını, Antalya'da tesadüfen tanıştığı tanık Bahtiyar'a olanları anlatması üzerine tanık Bahtiyar'ın, katılanı sanık avukata yönlendirdiğini, sanığın bürosunda 20-25 kadar çalışan avukatı olduğunu söyleyip bürosunu gezdirdikten sonra Antalya Adliyesinde ve Yargıtay'da itibarının yüksek olduğunu belirttiğini, bunun üzerine katılanın, sanık avukatla 150.000 Euro vekalet ücreti karşılığında anlaşıp 11.02.2009 tarihli vekaletname ile sanık avukat ... ve eşi tanık ...'a vekalet verdiğini, büroya döndükten sonra sanık avukatın, yanında çalışan tanık avukat Semra'ya bilgisayarda iki sayfalık tek nüsha 11.02.2009 tarihli "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi" başlıklı sözleşmeyi yazdırdığını, sözleşme şartları bitiminin altında fazla boşluk bırakılarak belgenin katılana imzalatıldığını, tek nüsha olan bu belgenin sanık avukat tarafından alındığını, katılanın belgeden suret istemesi üzerine sanık avukatın "vergi dairesi ile başımız belaya girer" diyerek suret vermediğini, vekaletname ile "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi- Yetki Belgesi"nin aynı tarihte yani 11.02.2009'da tanzim edildiğini, sözleşmede avukatların imzasının bulunması gerektiği halde bulunmadığını, katılanın burada sanık avukata 9000 İsviçre Frangı ödeme yaptığını, sanık avukatın geriye kalan yaklaşık 141.000 Euro vekalet alacağının kendi adamı olan diğer sanık ...'ın hesabına yatırılmasını istediğini ve kendi el yazısıyla ...'a ait hesap numarasını bir kağıda yazıp katılana verdiğini, katılanın bu hesaba 27.02.2009 tarihinde 50.000 Lira havale gönderdiğini, katılanın diğer sanıklar Mehmet ve ... ile ilişkisinin olmadığını, sanık avukatın devamlı katılandan para istemesi üzerine bu kez de katılanın 13.03.2009 tarihinde sanık avukatın bildirdiği ... hesabına 50.000 Lira havale gönderdiğini, yani toplamda sanık avukata 109.000 Lira ödeme yapıldığını, durumdan şüphelenen katılanın oğlu Hakan Gögen'in sanık avukata sık sık telefon açarak sözleşme suretini istediğini, en sonunda "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi" başlıklı belgenin 17.04.2009 tarihinde 0242 311 69 07 nolu hattan İsviçre'ye faks yoluyla gönderildiğini, katılanın sözleşmeyi incelediğinde alt kısmının senet görünümlü olarak düzenlendiğini fark ettiğini, durumu sormak için katılanın telefon etmesi üzerine sanık avukatın "borcunuz unutulmasın diyerek 150.000 Euro yazdım" dediğini, bu olaydan sonra sanık avukatın, katılan lehine Bakırköy 1. Ticaret Mahkemesinde dava açtığını, akabinde tekrar para istemesi üzerine katılanın sanık avukatın hesabına 30.000 Lira daha yatırdığını, böylece verilen miktarın 140.000 Lirayı bulduğunu, katılanın hukuki sürece ilişkin belge ve makbuz istemesine rağmen sanık avukatın bu taleplerine karşılık vermemesi üzerine kendisini 22.02.2010 tarihli azilnameyle azlettiğini, sanık ...'ın, katılanın İsviçre'de ikamet ettiğini bilmesine rağmen farklı adresler gösterip icra takibini kesinleştirmeye çalıştığını, icra dosyasını incelediğinde "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi"nin altında bulunan katılanın imzası üzerindeki boş senet görünümlü belgenin fotokopisinin çekilerek ya da kesilmek suretiyle senet görünümü verildiğini gördüğünü, senedin sahte olduğuna dair bilirkişiden rapor alındığını,
Katılan vekilinin şikayet dilekçesi üzerine soruşturma evresinde talimat yoluyla kollukta beyanı alınan katılanın; vekilinin sunduğu şikayet dilekçesine benzer anlatımlarda bulunarak, sanıkla vekalet ücretini 150.000 Euro olarak belirlediklerini, sanığa elden 9.000 İsviçre Frangı verdiğini, sanığın vekalet ücretinin adına gönderilmesini istemeyerek kendi el yazısıyla sanık ...'ın hesap numarasını bir pusulaya yazıp verdiğini, avukatlık ücret sözleşmesinin tek nüsha olarak tanık avukat Semra tarafından hazırlandığını, sözleşmenin üst ve alt taraflarında çok fazla boşluk olduğunu ve en alt kısmının imzalatıldığını, kendisine imzalattıkları sözleşmenin altına sonradan ilave ettikleri senedi kopyalayıp veya kesip alacaklıymış gibi hakkında icra takibi yapıldığını, vekalet verirken yanında gelen başka bir avukatın verdiği adresi vekaletnameye yazdırdığını, bu adrese icra takibi yapıldığını, kendisinin İsviçre'de ikamet ettiğini, sözleşme kendisine faks yoluyla gönderildiğinde alt kısmın senet gibi gösterildiğini gördüğünü, sanık ... ve ...'nun hesabına ayrı ayrı 50.000 Lira, ...'ın hesabına ise 30.000 Lira gönderdiğini, ayrıca bir de senetle ödeme yaptığını; savcılıkta da benzer anlatımlarda bulunarak, belgenin müvekkil ve ödeyecek kısımlarındaki "..." yazısı ile bedel kısmındaki "150.000 Euro" yazısını sanık avukatın yazdığını, belgeyi okumadan imzaladığını, sanıklar ... ve ... ile ticari ilişkisinin olmadığını,
Katılan vekili Av. M. Ç., Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 27.05.2010 tarihli ek dilekçesinde; her ne kadar ilk şikayet dilekçelerinde "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi"nin tanık Semra tarafından hazırlandığını, birinci sayfanın altının tamamen boş olduğunu, bu boşluğun sonradan senet haline getirildiğini ve sözleşmeden kesilerek sanık ... adına tanzim edilip sanık avukat tarafından doldurulduğunu iddia etmişler ise de; müvekkili ile yapmış olduğu görüşmede durumun böyle olmadığını anladığını, katılanın İsviçre'de yaşıyor olması nedeniyle anlatım zorluğu çektiğini, "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi- Yetki Belgesi"nin hazır yazılmış vaziyette sanık olan avukat tarafından çekmeceden çıkartıldığını ve sözleşmenin altında bulunan senedi katılanın imzaladığını, senedin sözleşmenin altında bulunduğunu; 24.09.2010 havale tarihli dilekçesinde ise katılanın noterde vekalet verip büroya dönmesinden sonra sanık avukatın yanında çalışan tanık avukat Semra'ya tek nüsha iki sayfalık sözleşme hazırlattığını, birinci sayfanın başlığının "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi- Yetki Belgesi", ikinci sayfa başlığının ise "Talimat" olduğunu ve bu sayfaların tanık Semra tarafından kendilerine faks yoluyla gönderildiğini,
Katılan kovuşturma evresinde mahkemeye sunduğu 29.03.2012 ve 19.04.2012 tarihli yazılı beyanları ile 18.04.2012 ve 19.04.2012 tarihli oturumlarda sözlü olarak; vekili ile benzer anlatımlarda bulunup senedin sözleşmenin altından kesildiğini, arsa alım-satımı için sanıklardan para almadığını, sanıklar ... ve ...'ı tanımadığını,
Tanık ... aşamalarda benzer şekilde; katılanı çalıştığı dönemde sanık ...'ın müvekkili olması nedeniyle tanıdığını, açılacak davaya ilişkin belgeleri istemek için hem katılanla hem de oğlu ile irtibat kurduğunu, daha sonra katılanın vekalet verdiğini, vekaleti verdikten sonra da sanık ... ve katılan ile birlikte büroda buluştuklarını, burada bizzat kendisi tarafından hazırlanan "Talimat" başlıklı belgeyi katılanın imzaladığını, bu belgenin yapılan tüm işlerde davanın özelliğine göre müvekkilin verdiği talimatlar doğrultusunda hazırlandığını, "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi" başlıklı belgenin nasıl ve kim tarafından hazırlandığını bilmediğini, bu belgenin hazırlanmasına şahit olmadığını, katılanın önceki vekili aracılığı ile müracaatlarda bulunduğunu, kendilerinin ise bu işlere devam ettiklerini, yine aynı uyuşmazlığın konusu olan Belek'teki bir gayrimenkulle ilgili Serik Sulh Hukuk Mahkemesi aracılığıyla değer tespiti yaptıklarını, sanık ...'ın daha sonra bu yerin katılan tarafından ...'a satıldığını, satış bedelinin bir kısmının sanık ... tarafından katılana ödendiğini, geri kalan miktar ödendiği zaman katılanın tapuyu devredeceğini, devretmemesi ihtimaline karşı sanık ...'a senet verdiğini kendisine anlattığını, ancak bu senetin soruşturma konusu senet olup olmadığını bilmediğini, icraya ilişkin işlemlerde müvekkiller ile genelde dava vekalet ücret sözleşmesi yapıldığını, ancak icra dışındaki işlemlerde bu sözleşmelerin yapılıp yapılmadığını bilmediğini, katılanın oğlunun e-posta yoluyla kendisinden katılanın imzaladığı belgeleri istediğini, kendisinin de bu talebi sanık ...'a aktardığını fakat sonrasında belgelerin faks yoluyla gönderilip gönderilmediğini bilmediğini,
Tanık ... aşamalarda benzer şekilde; Belek beldesinde inşaat ve emlak bürosu işlettiğini, yaklaşık iki yıl kadar önce katılanın oğlu olan Hakan Gögen'in, Belek beldesindeki 40 dönümlük arazinin bedelini sorduğunu, tahmini olarak fiyat verdiğini, aradan 2-3 ay geçtikten sonra katılanın kendisine telefon açarak görüşmek istemesi üzerine buluştuklarını, kendisine 2-3 milyon Euro civarında dolandırıldığını anlatarak, tanıdık avukat olup olmadığını sorduğunu, kendisinin de bunun üzerine katılanı sanık ...'a yönlendirdiğini, birlikte sanık ...'ın bürosuna gittiklerini ve katılanın olayları anlattığını, yaklaşık 6-7 ay kadar sonra katılanın tekrar yanına gelerek Belek'te bulunan arsasını satmak istediğini söyleyip değerini sorduğunu, kendisinin de arsanın değerinin 300-350 bin Euro civarında olabileceğini söylediğini, aradan bir kaç gün geçtikten sonra ise katılanın kendisine sanık ...'ın arsaya 300.000 Euro bedelle alıcı bulduğunu söylediğini, sonrasında katılan ile görüşmediğini,
Tanık ... aşamalarda benzer şekilde; katılanın, ibra karşılığında değerinin üzerinde gösterilen bir arsa verildiğini beyan ederek kendilerinden hukuki yardım istediğini, sanık ... ile beraber katılana yardımcı olmaya çalıştıklarını ve ibranın geçersiz olduğuna dair dava açıldığını, bu davanın Bakırköy'de devam ettiğini, daha sonra katılanın bu taşınmazını sanık ...'a sattığını, 300.000 Euro üzerinde anlaşıldığını, bunun yarısının sözleşme anında yarısının da devir anında ödenmesinin kararlaştırıldığını, 150.000 Euro için sanık ...'ın bono düzenlediğini, bu bononun bilgisayar formatında olduğunu, katılanın satıştan vazgeçmesi nedeniyle senedin icraya konulduğunu, katılan tarafından bononun vekalet sözleşmesine ekli bonolardan olduğunun iddia edildiğini, gerçekte böyle bir sözleşme ve formatlarının olmadığını,
Tanık ... kovuşturma evresinde; Serik 1. İcra Müdürü olarak çalıştığını, davaya konu olan senedin takip tarihinde izinde olduğunu, içeriğini ve kimlerin anlaşmasıyla yapıldığını bilmediğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... soruşturma evresindeki benzer yazılı ve sözlü savunmalarında özetle; suçlamaları kabul etmediğini, katılanın vekilliğini üstlendikten sonra aralarında yazılı vekalet ücret sözleşmesi düzenlenmediğini, bu anlamda fotokopi olarak dosyaya sunulan "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi"nin kendisiyle bir ilgisinin bulunmadığını, bu belgeyi düzenlemediğini, katılan ile aralarında şifahi olarak vekalet ücretinin kararlaştırıldığını, karşılığında katılana hukuki yardım mahiyetinde girişimlerde bulunduğunu, kendisinin vekil olarak görev ve sorumluluklarını tam ve gereği gibi yerine getirdiğini, aralarında şifahi olarak kararlaştırılan vekalet ücretine mahsuben, katılanın sadece hesabına 30.000 Lira tutarında havale yaptığını, bunun haricinde tarafına herhangi bir ödeme yapmadığını, Serik 1. İcra Müdürlüğünün 2010/1129 takip sayılı dosyasına konu edilen alacak mesnedi bono senedinin, katılan ile sanık ... arasındaki taşınmaz alım satımına ilişkin olarak tanzim edildiğini, vekalet ilişkisi ve avukatlık ücreti ile hiç bir ilgisinin olmadığını, katılanın tarla vasıflı arazisini sanık ...'a 300.000 Euro bedelle sattığını, sanık ... tarafından bedelin tamamının peşin olarak ödenememesi ve bedelin tam olarak ödenmediği takdirde de şikayetçinin tapuda tarlanın devrine yanaşmayacak olması sebebiyle, ilerde tapu devri sırasında ortaya çıkabilecek sorunların önüne geçmek için sanık ...'ın katılana peşin olarak ödediği 150.000 Euro için söz konusu bononun aralarında tanzim edildiğini, tanzim sırasında kendisinin de hazır olduğunu ve bonoyu bizzat düzenlediğini, tapuda gayrimenkulün devri sağlanmadığından ve sanık ...'ın ödediği parayı da katılan iade etmediğinden, bu parayı tahsil amacıyla aralarında imzalanan bonoyu esas alarak icra takibinde bulunduğunu, katılan tarafından kendisine vekalet ücreti karşılığında ödendiği iddia edilen sanık ... hesabına havale edilmiş 50.000 Liranın söz konusu takip borcuna mahsup edildiğini, kendisi ile bir ilgisinin olmadığını, katılanın aralarında kararlaştırdıkları ve hak ettiği vekalet ücretini de 30.000 Lira dışında ödemediğinden, vekalet alacağına mahsuben Serik İcra Müdürlüğünün 2010/1767 Esas sayılı dosyası üzerinden takip başlattığını, mükerrer ödemelerin söz konusu olmadığını, katılanın ticari ilişkileri nedeniyle başkaları ile yaptığı para trafiğini de kendisine yapmış gibi göstermeye çalıştığını, katılanın aralarında anlaşmış oldukları ve Avukatlık Kanunu gereğince hak ettiği vekalet ücretini ödememek maksadıyla kötü niyetli olarak bu şekilde iddiada bulunduğunu, sonuç olarak iddiaların asılsız olduğunu, kim tarafından hazırlandığı belli olmayan, aslı dahi mevcut bulunmayan fotokopi belge üzerinde yapılan incelemelerin de hiç bir hukuki değerinin olmadığını; kovuşturma evresinde ise benzer anlatımlarda bulunarak; sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre satışın yapılamaması halinde süreç uzun olacağından sözleşme yerine bizzat kendisi tarafından bono düzenlendiğini, bononun ön yüzündeki tüm yazı ve rakamların kendisine ait olduğunu, bu bononun katılan tarafından imzalandığını, bonoyu bilgisayar çıktısı şeklinde basıp hazırladığını, görüşmeler tamamlandıktan sonra vade tarihinin belirlendiğini, bono aslını sanık ...'a, suretini ise katılana verdiğini, huzurunda sanık ...'ın 150.000 Euroyu katılana teslim ettiğini, 150.000 Euronun ne şekilde temin edildiğini bilmediğini, Avukat ...'nın kendi ofisinde çalıştığını, ancak daha sonra ayrıldığını, senet üzerinde bulunan yazıların farklı kalemlerle yazılmış olmasının senedin geçerliliğine bir etkisinin bulunmadığını, masasında yirmi farklı kalem olduğunu, kalemin kendi hobisi olduğunu,
Sanık ... aşamalarda benzer şekilde; yatırım amaçlı arazi aradığını, sanık ...'ın kendisini katılanla bir araya getirdiğini, 41 dönümlük araziyi kendisine gösterdiğini, katılanla arazi bedelini 300.000 Euro olarak belirleyip anlaştıklarını, bedelin yarısını peşin verdiğini, devir olmama ihtimaline binaen senet düzenlediklerini, sanık ...'ın "tapulu yerlerde satış sözleşmesi geçersiz" demesinden dolayı senet düzenlendiğini, ilerleyen süreçte katılanın kendisini arayıp satıştan vazgeçtiğini, vade günü de kendisine 50.000 Lira yollayıp geri kalanını ödeyeceğini söylediğini, 150.000 Euroyu babası olan diğer sanık ...'dan aldığını, babasıyla bu konuda tartıştığı için senedi babasına ciroladığını, sanık ...'ın kaç kalemle senedi hazırladığını görmediğini, sanık avukatın geçersiz olacağını söylemesinden dolayı katılanla aralarında herhangi bir gayrimenkul satış vaadi veya benzeri bir sözleşme yapmadıklarını, katılanı sanık ...'ın ofisinde tanıdığını, 08.02.2009 tarihinde kendisi ile görüşüp, pazarlık yaptıklarını, daha sonra senet düzenlendiğini, senet verildiğinde kendi isminin, düzenleme ve ödeme tarihinin, katılanın adres ve T.C. kimlik numarasının da yazılı olduğunu, babasından aldığı paraya ilişkin belgenin bulunmadığını, parayı elden aldığını, bildiği kadarıyla babasının bu parayı alacaklılarından topladığını, ancak alacaklıların kim olduğunu bilmediğini, geri kalan parayı İsviçre'de yaşayan dayısından alacağını, babasından parayı elden aldığını, babasının banka hesabı olmadığını,
Sanık ... aşamalarda benzer şekilde; 1981 yılından beri ticaretle uğraştığını, lokanta ve kahvehane işletmeciliği ile akabinde müteahhitlik ve taşeronluk işini 2003 yılına kadar sürdürdüğünü, bu dönemde çok sayıda okul ve sağlık ocağı yaparak teslim ettiğini, 2004 yılından beri de 6000 nüfuslu mahallenin muhtarlığını yaptığını, birikmiş parasını değerlendirmek için arazi almaya karar verdiğini, durumu oğluyla da paylaştığını, daha sonra oğlunun yanına gelip arsa bulduğunu söylediğini, ertesi gün katılanla görüşmeye gittiklerini, 300.000 Euro bedelde anlaştıklarını, 150.000 Euroyu peşin vermeyi kabul ettiğini, geri kalan kısım içinse 20 gün süre istediğini, katılanın da bunu kabul ettiğini, devire az süre kala oğlunun kendisine satıcının vazgeçtiğini söylediğini, sonradan katılanın vade tarihinde paranın bir miktarını gönderdiğini söylemesi üzerine oğluyla tartıştığını, bunun üzerine senedi oğlunun kendisine ciro ettiğini, durumu sanık avukata anlatıp icra takibi yapılmasını istediğini, sanık ...'ın katılanın müvekkili olduğunu söyleyip durumun uygun olmayacağını ancak katılanla görüşeceğini belirttiğini, daha sonra sanık ...'ın katılanın vekilliğini bırakması ve katılanın parayı ödemeye yanaşmaması üzerine icra takibi başlattıklarını, oğluna gönderilen 50.000 Lirayı takip bedelinden düştüklerini,
Savunmuşlardır.
Dolandırıcılık suçunun basit şekli 5237 sayılı TCK'nun "Dolandırıcılık" başlıklı 157. maddesinde; "Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir" biçiminde düzenlenmiş, 158. maddesinde ise onbir bent halinde bu suçun nitelikli halleri sayılmıştır.
Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,
3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da nesnel ölçütler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarar olmalıdır.
Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlal edildiği vurgulanmıştır.
"Hileli davranışlar" kavramının incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
Hile, karşısındakini aldatan, yanılgıya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika vb. her türlü eylemdir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkanlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa, bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir.
Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.
Dolandırıcılık suçunda hileli davranışın ancak bu şekilde gerçekleşmiş sayılacağını kabul eden bu görüşe "sahneye koyma" (mise en scéne) teorisi adı verilmektedir. O halde dolandırıcılık suçunun unsurunu oluşturan hileli davranışı şu şekilde tanımlamak mümkündür. Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarfedilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve şartlardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir. Böylece dolandırılanın iradesi fesada uğratılmakta, sakatlanmaktadır.
Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenen dolandırıcılık suçu 5237 sayılı TCK'nun suç tarihinde yürürlükte olan haliyle 158/1-d maddesinde;
"Dolandırıcılık suçunun; ...d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,
işlenmesi halinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur" şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenleme ile toplumda yaşayan insanlar üzerinde güven etkisi oluşturan kurum, kuruluş ve tüzel kişiler aracı kullanılmak suretiyle kişilerin istismar edilmesinin önlenmesi amaçlanmış ve maddenin bu bölümüne ilişkin gerekçesinde de; "Birinci fıkranın (d) bendinde, dolandırıcılık suçunun kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi, bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Çünkü, kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişilikleri toplumda güven beslenen müesseseler olarak kabul edilmişlerdir" şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Bu aşamada kamu kurumu ve kuruluşları, siyasi parti, vakıf ve dernek sözcükleri üzerinde durulmasında da yarar bulunmaktadır.
Kamu kurum ve kuruluşları, genel, katma ve özel bütçeli kurumlar, belediyeler ve bu kurumların kurdukları döner sermayeli kuruluşlar, kamu iktisadi teşekkül ve teşebbüsleri, özel kanunlarla kurulan diğer devlet teşekkülleridir. Kamu kurumu; belirli bir ya da birkaç kamu hizmetini ya da faaliyetini yürütmekle görevli, tüzelkişiliğe sahip idare teşkilatı birimidir. Kamu kurumu deyince akla; devlet tüzel kişiliği, il özel idareleri, belediyeler, üniversiteler, Yüksek Öğretim Kurumu, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu ve katma bütçeli kuruluşlar gelmektedir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, Anayasanın 135. maddesiyle tanımlanmıştır. Anılan maddeye göre, belli mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen hükümlere göre yargı gözetimi altında gizli oyla seçilen kamu tüzel kişileridir. Örneğin, Barolar, Noterler Birliği, Ticaret ve Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları gibi kuruluşlar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıdır.
Siyasi partiler, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununa göre faaliyetlerini sürdürmektedirler. 2820 sayılı Kanunda siyasi partiler tanımlanmış olup, anılan kanunun 3. maddesine göre; "Siyasi partiler, Anayasa ve kanunlara uygun olarak; milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip" kuruluşlardır. Öğretide de siyasi parti, belirli bir ilkeyle programını belirleyip seçmenin desteğini almak suretiyle, yönetime gelmeyi amaçlayan sürekli ve düzenli etkinliği olan, siyasi bir topluluğun örgütü olarak tanımlanmıştır.
Dernek; kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarını,
Vakıf ise; gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip, mal topluluğunu ifade eder.
Görüldüğü üzere, 5237 sayılı TCK'nun 158. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, dolandırıcılık suçunun kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilirken, fıkrada sayılan tüzel kişiliklere toplumda duyulan güvenden faydalanılması ve bu güvenin bir aldatma aracı olarak kullanılması aranmıştır. Burada önemli olan, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle insanların aldatılmasıdır.
Maddede belirtilen kamu kurum ve kuruluşları, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliğinin sadece isminin kullanılması bu bendin uygulanması için yeterli olmayıp, bunlara ait maddi varlığın veya bu tüzel kişiliklerle bağ kurulmasını sağlayan somut başka olguların kullanılması gerekir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evrak ve makbuzların sunulması, taşıtın kullanılması, mağdur üzerinde bentte sayılan tüzel kişiliklerden gelinildiğine veya buralardan aranıldığına dair bir düşünce oluşturulması ve mağdurun aldatılması gerekmektedir.
Öğretide de, TCK'nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde sayılan tüzel kişiliklere toplumda duyulan güven nedeniyle, bunların araç olarak kullanılması durumunda suçun işlenilmesinin kolaylaşması ve mağdurun araştırma eğiliminin ortadan kalkması karşısında dolandırıcılık suçunun nitelikli halinin oluşacağı belirtilmiştir. (Yaşar/Gökcan/Artuç, Türk Ceza Kanunu, c.4, 2010, s.4655-4656; Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku, 2013, s.629; Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku, 2012, s.654)
5237 sayılı TCK'nun "Resmi belgede sahtecilik" başlıklı 204. maddesi ise;
"(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre, resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olup, resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi hali tanımlanmış ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesinin yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olması gerekir. Kamu görevlisinin gerçeğe aykırı olarak bir olayı kendi huzurunda gerçekleşmiş gibi veya bir beyanı kendi huzurunda yapılmış gibi göstererek belge düzenlemesi halinde, bu fıkra hükmünde tanımlanan suç oluşmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmi belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması halinde cezanın yarı oranında artırılması hükme bağlanmıştır.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamu güveni olup, belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç olarak düzenlenmiş ve yaptırıma bağlanmıştır.
Resmî belgenin gerçeği taklit edilerek (sahte olarak düzenlenerek) işlenen suçun sahtecilik olarak nitelendirilebilmesi için, düzenlenen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte (nesnel) olup olmadığının ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığının şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekir.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun ele alındığında;
1500 Lira aylık gelirle sanık ...'ın yanında işçi olarak çalışan sanık ...'ın katılana taşınmaz bedelinin yarısı olarak elden verdiğini iddia ettiği 150.000 Euro'yu, babası olan ve çevresinden alacaklarını toplayan diğer sanık ...'dan aldığını savunması; sanık ...'ın ise bu miktarın kişisel birikimi olduğunu beyan etmesine karşın, banka hesabı bulunmayan sanık ...'ın alacaklı olduğu kişilere, tahsil ettiği alacaklara veya yüksek bir meblağ olan 150.000 Euro tutarında olduğunu iddia ettiği kişisel birikimine dair hukuki bir açıklama getirememesi karşısında; dosya kapsamından orta düzey gelire sahip olduğu anlaşılan sanıklar ... ve ...'ın mali ve ekonomik durumlarına ilişkin ayrıca bir araştırma yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
Ön soruna ilişkin olarak çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı;
"Avukat olan sanık ...'ın katılanın vekilliğini üstlenip bazı hukuki girişimlerde bulunmasının ardından katılan tarafından azledilmesi üzerine katılan ile birlikte düzenlediği 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi' başlıklı belgenin altında bulunan bonoyu kesip bağımsız bir senet haline getirdikten sonra, diğer sanıklar ... ve ... lehine doldurarak icra takibine konu ettiği iddia ve kabul edilen somut olayda;
Sanık ... aşamalarda suçlamayı kabul etmemiş, 'Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi'nin varlığını reddederek, söz konusu bononun kendisi tarafından katılan ile sanık ... arasındaki gayrimenkul alım-satımına ilişkin düzenlendiğini savunmuştur. Diğer sanıklar ... ve ... da sanık ...'ın savunmasıyla uyumlu şekilde bononun gayrimenkul alımı sırasında katılana taşınmaz bedelinin yarısı olarak ödenen 150.000 Euroya istinaden düzenlendiğini, 150.000 Euronun kendi uhdelerinde hali hazırda olup katılana elden teslim ettiklerini beyan etmişlerdir.
Sanık ... beyanlarında söz konusu 150.000 Euroyu babası olan diğer sanık ...'dan aldığını savunmaktadır. Müdafiin dosyaya ibraz ettiği bilgi ve belgelere göre emekli olup halen muhtarlık görevini yürütmekte olan sanık ...'ın, bir süre yurt dışında çalıştığı, yurda döndükten sonra esnaflık ve müteahhitlik yaptığı, çok sayıda kamu binası inşaatını tamamlayarak teslim ettiği, yüksek bedelli bir kısım taşınmazların da sahibi olduğu ileri sürülmektedir. Bununla birlikte yerel mahkeme sanıkların mali ve ekonomik durumuna ilişkin resmi bir araştırma içine girmeden, sanıkların 150.000 Euroya sahip oldukları yönündeki savunmalarına itibar etmeyerek mahkumiyet hükmü kurmuştur. Gerekçe bu yönüyle yeterli ve doğru değildir. Bu nedenle sanıkların mali ve ekonomik durumlarının araştırılmasının gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun ön soruna ilişkin değerlendirmesine katılmak mümkün olmamış ve aksi yönde oy kullanılmıştır. Ancak ön sorun sonuca bağlandıktan sonra dosyadaki mevcut deliller bir bütün olarak değerlendirilerek esasa ilişkin itirazın reddi yönünde oy kullanılmıştır" görüşüyle,
Diğer Beş Genel Kurul Üyesi de, "eksik araştırma ile hüküm kurulduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Ön sorunun bu şekilde çözümlenmesinden sonra mevcut delillere göre sanıkların üzerine atılı suçların sabit olup olmadığı hususundaki uyuşmazlık konusu ele alındığında;
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi-Adli Belge İnceleme Şubesi, Uzm. Dr. Bora Karaçam ile Zülküf Oktay ve Mustafa Kariptaş tarafından düzenlenen raporlarda; katılanın anlatımlarını destekler mahiyette, sanık ...'ın bizzat yazdığını kabul ettiği senetteki ödeyecek adresi, tanzim ve ödeme tarihi ile alacaklı ismi yazılarının diğer yazılardan farklı fiziki evsaftaki bir kalemle yazıldığı, senette bulunan miktar ve rakam yazıları, ödeyecek ismi ve imzası ile "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi" fotokopisinin alt kısmında bulunan yazılar ve imzanın tetabuk halinde oldukları, inceleme konusu senedin üst kenarının forme kesim olmadığı kanaatinin bildirilmesi; banka hesabı bulunmayan sanık ...'ın alacaklı olduğu kişilere, tahsil ettiği alacaklara veya gelir düzeyine göre yüksek bir meblağ olan 150.000 Euro tutarında olduğunu iddia ettiği kişisel birikimine ve taşınmaz bedelinin geriye kalan 150.000 Eurosunun ne şekilde ödeneceğine dair somut delil sunamaması ve hayatın olağan akışına aykırı şekilde bedeli 300.000 Euro olan gayrimenkulün alım-satımına dair herhangi bir sözleşme yapılmamış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu anlaşılmış olup,
Avukatlık yapan sanık ...'ın, katılanın vekilliğini üstlendikten sonra aralarında düzenledikleri ve alt kısmında kambiyo senedi bulunan "Dava Vekalet Ücret Sözleşmesi-Yetki Belgesi" başlıklı belgenin müvekkil kısmını "...", ücreti vekalet kısmını "150.000 EURO (yüzellibin EURO)", belgenin alt kısmında bulunan kambiyo senedinin bedel bölümlerini yazı ve rakamla "150.000 Euro", ödeyecek kısmını ise "..." şeklinde doldurup katılana imzalattıktan sonra, katılan tarafından vekillikten azledilmesi üzerine diğer sanıklarla fikir ve eylem birliği içinde belgenin alt kısmında bulunan kambiyo senedini kopartıp katılanın iradesi ile uyuşmayan bağımsız bir senet haline getirerek 11.02.2009 tanzim ve 02.03.2009 vade tarihlerini, ayrıca alacaklı kısmına da yanında çalışan sanık ...'ın ismini yazıp senedin sanık ...'ın babası olan diğer sanık ...'a cirolanmasını sağlayıp söz konusu senede istinaden Serik İcra Müdürlüğünün 2010/1129 sayılı dosyası üzerinden alacaklı ... vekili sıfatıyla, katılan aleyhine haksız takip başlatması şeklinde gerçekleşen olayda; sanıkların iştirak halinde resmi belgede sahtecilik ve teşebbüs aşamasında kalan nitelikli dolandırıcılık suçlarını işlediklerinin kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi ...; "Ceza Muhakemesinin amacı, iddia ve savunma ile bağlı kalınmadan hukuken geçerli kanıtlarla hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.
İtiraza konu olayda katılan ... ile sanık Avukat ... arasında, katılanın sanık ...'ye 150.000 Euro vekalet ücreti ödemesine ilişkin sözleşme düzenlenip, sözleşmenin alt kısmının katılan tarafından imzalandığı konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Sanık Avukat ...'ın, dava vekalet sözleşmesinin katılanın imzasının bulunduğu alt kısmını kesip elinde hukuken geçerli hiçbir belge bulunmadan katılan hakkında vekalet ücreti nedeniyle icra takip talebinde bulunmasının mantıkla bağdaşmayacağı açıktır.
Dolayısıyla katılan ve sanık Avukat ... arasında vekalet ücreti sözleşmesi düzenlenirken sözleşmenin alt kısmındaki boş senedin borçlu sıfatıyla katılan tarafından imzalandığı, miktar hanesine de kararlaştırıldığı gibi 150.000 Euro yazıldığı diğer kısımları boş bırakılan senedin sanık ...'a verildiği anlaşılmaktadır.
Kararlaştırılan 150.000 Euro vekalet ücretinin bir kısmının katılan tarafından sanık Avukat ...'a ödenmesinden sonra taraflar arasında çıkan anlaşmazlık üzerine sanık ...'ın kendisinde bulunan senedin alacaklı hanesine bürosunda çalışan sanık ...'ın adını yazıp boş olan diğer kısımlarını da doldurmak suretiyle senedi bono vasfına dönüştürdüğü, bononun sanık ... tarafından ...'a ciro edildiği şeklindeki kabul dosyadaki kanıtlarla daha uyumlu olacaktır.
Açıklanan nedenlerle; kararlaştırılan vekalet ücreti olarak sadece bedel hanesi rakamla doldurulup, diğer kısımları boş bırakılmış şekilde katılan tarafından imzalanarak verilen senede, alacaklı olarak kendi adı yerine bürosunda çalışan ...'ın adını yazan, ... tarafından ...'a ciro edilen senedi bir kısım vekalet ücretini tahsil ettiği halde de ... vekili sıfatıyla 150.000 Euro bedel üzerinden icra takibine koyan sanık ...'ın eylemleri 5237 sayılı TCK'nun 209/1, 156. maddelerine,
Sanık ...'ın eylemlerine iştirak eden sanıklar ... ile ...'ın eylemleri de TCK'nun 37. maddesi aracılığıyla TCK'nun 209/1, 156. maddelerine uyduğundan itirazın bu değişik gerekçeyle kabul edilmesi görüşüyle çoğunluğun itirazın reddine ilişkin kararına katılmıyorum." düşüncesiyle,
Diğer Üç Genel Kurul Üyesi ise; "itirazın kabul edilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, ön soruna ilişkin olarak 27.09.2016 günü yapılan müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 04.10.2016 tarihinde yapılan ikinci müzakerede, ön sorun ve esas uyuşmazlık yönünden oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy