-YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
İstinaf eden : İrfan Hüseyin, Dağaşan
ile
Aleyhine istinaf edilen : Baş Savcılık
arasında.
(Ceza İstinaf No. 10/68, Ceza Dava No. 75/68)
İstinaf eden namına : Menteş Aziz
Aleyhine istinaf edilen namına : Savcı Vedat Aziz.
-
Adam ölürme - Tammüden adam öldürme - Önceden tasarlanmış bir fiil ile adam öldürme - Fasıl 154, Ceza Yasasının 203 ve 204 maddelerine aykırı adam öldürme.
Teşebbüs. Adam öldürmeye teşebbüs - Adam öldürmeye teşebbüs suçunda, niyetin isbatlanm-ası gereği - Sanığın ödürme niyeti ile ateş ettiğinin makul şüphe kalmıyacak şekilde isbatlanma gereği.
Yaralama - Yasaya aykırı bir fiille ağır yaralama - Fasıl 154 Ceza Yasasının 231. maddesine aykırı yaralanma - İstinaf Mahkemesi Fasıl 155, Ceza -Usûl Yasasının 145 (1) (c) paragrafına dayanarak Sanığı insan öldürmeye teşebbüs suçundan beraat ettirerek ve kanuna aykırı bir fiil ile ağır yaralama suçundan mahkum etmesi.
Usul - Yargıtayın Fasıl 155 Ceza Usul Yasasının 145 (1) (c) paragrafının verdiği- yetkiyi kullanması.
H Ü K Ü M
İstinaf eden 25 Kasım 1968'de Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda Fasıl 154, Ceza Kanununun 203 ve 204'üncü maddelerine aykırı olarak 5 Temmuz 1967 tarihinde Dağaşan köyünde teammüden kanuna aykırı bir fiil il-e yani bir tabanca ile ateş edip Dağaşanlı Cemil Hüseyin'in öllümüne sebep olmakla suçlandırıldı. Ağır Ceza Mahkemesi şahadeti dinıledikten sonra istinaf eden, itham olunduğu suçtan kabahatli bulunmayıp, Ağar Ceza Mahkemesi tarafından beraat ettirildi. Ma-mafih, Ağır Ceza Mahkemesi istinaf edeni, ve vakitte Ceza Kanununun 203 ve 204. msddelerine aykırı Dağaşanlı Cemil Hüseyini katle teşebbüs ettiğinden kabahatli bularak 10 sene hapislik cezasına muhkum etti. İstinaf eden mahkûmiyet ve ceza kararı aleyhine a-şağıdaki sebeplorden dolaya istinaf eder :-
l. Mahkeme İddia Makamı şahidi No. 1 Duriye Cemil'in verdiği şahadete inanmakla hataya düşmüştür ve bu şahidin şahadetinde davanın esasına tesir eden hususlarda bariz tenakuzlar (manifestly open contradict-ion) mevcut olduğu cihetle buı şahide inanmaması icab ederdi.
2. Verilen geçerli sahadet muvacehesinde sanığı katilliğe teşebbüs suçundan mahkûm etmekle Mahkeme hataya düşmüştür.
3. Her ihtimale binaen verilen şahadet muvacehesinde sarığın mahk-um olduğu suç mevcut olduğuna dair kanaat getirilse dahi, Mahkemenin teammüden katillik gibi vahim bir suç taşıyan ithamnamede sanığı mahkûm edildiği davadan suçlu bulmak usulsüz ve hatalıdır.
4. Her ihtimale binaen suçun işleniş tarzı ve nevi sanığ-ı çok daha hafif bir ceza verilmesi gerektiğinden Mahkeme sanığa 10 yıl hapislik cezası kesmekle hataya düşmüştür.
Sanık ile maktül kardeş olup Dağaşan'da kalırlardı ve evleri de birbirlerine yakındır. Maktulün karısı olan 1'inci şahit Düriye Cemil'i-n mahkemeye verdiği şahadete göre 1967 senesinde bir gün ö.s. saat 6.00 raddelerinde maktül eve geldi ve dama çıkan merdiveni tamir etmeye başladı. Bir müddet sonra Vasfiye abla denilen bir şahıs maktül ve karısına ait olan bir oğlakla yanlarına geldi. Ara-larında bir konuşma oldu. Bundan hemen sonra sanık Düriye'nin yanına geldi ve "Sen çocuklarını yollan ve ziyan yaparlar, bana yüklenirler. Bağı Nihadın yedirdiler. Nihad da benimle kavga eder" dedi. Bu esnada maktulün çocukları geldi ve maktül çocuğuna 3, -4 tokat vurarak "Sen iki para adam, nereye yolladım seni, sen nereye gittin" dedi. Bunun üzerine sanık maktüle "Göstereceğim sana iki para adam kimdir" dedi. Maktül dama çıkarak saman dengini açmaya başladı ve bunun üzerine sanık "Gördün beni, seni buralar-da göremem. Koy samanlarını da eve, ye elmalarını da, yanaştı zamanın seni öldüreceğim. Kanından kan içeceğim" dedi. Maktül sanığa herhangi bir cevap vermedi ve sanıkla karısı oradan ayrılıp evlerine gittiler. Bundan hemen sonra maktul karısına bir şey -söyledi ve oradan ayrıldı. Düriye de bir balta alıp domatesleri sulamaya gitti. Takriben bir saat geçtikten sonra. Düriye tarlada çalıştığı esnada, silâh sesleri işitti ve ikinci silahı duyunca yola taraf koştu. Bu esnada Esat Ahmedin kendisine doğru geldi-ğini gördü. Aşağıya yola taraf süzüldü ve bu esnada sanığın Hasan Bafidiyi vurduğunu gördü. Ertesi gün sabah maktulü Camide ölü olarak gördü.
Mahkemeye şahadet veren 2'nci şahit P.E. Esat Ahmet'e göre, kendisi 5 Temmuz 1967 de Dağaşan köyünde devriye-de idi ve o gün ö.s. 6.45 raddelerinde maktul şahide bir şikayette bulundu. Bu şikayet üzerimde şahit maktul ile beraber sanığın evine doğru gitmek için hareket etti. Yollarına devam ederken yolu bir bükümüne geldiklerinde, sanıkla buluştular. O an maktul -şahide "İşte bu adamdır ki biraz evvel beni silahla vuracağıan dair tehdit etti" dedi. O an sanık hiç konuşmadan belinden tabancayı çekti ve maktule bir el ateş etti. Maktul arka üstü yolun içerisine düştü. Maktule kurşun isabet etti. Sanık, maktule bir el- ateş ettikten sonra kahveye taraf koşmaya başladı. Esat da aksi tarafa doğru 5, 6 bacak geri kaçtı. Tekrar geriye baktı ve Mehmet Hasan Bafidiyi maktulün yanında gördü, bunun üzerine takrar maktulün ve Mehmet Hasan Bafidinin yanına geri döndü. Maktul yerd-e yatırdı. Şahit maktulün yanına gittiğinde maktul yattığı yerden yukarıya kalktı ve bu esnada maktulün ağzından ve burnundan kan döküldüğünü şahit gördü. Maktul oradan yolun kenaraında olan bir ormanlığın (çalılığın) içerisine atladı. Bundan hemen sonra s-anık geri döndü ve Hasan Mehmet Bafidiye bir el ateş etti. Bunu gören şahit selameti kaçmakta buldu. Kaçarken arkasına bakarak, sanığın elinde tabanca ile kendisini takip ettiğini gördü. Şahit sanıktan kurtuldu ve bir eve gidip sığındı. Takriben yarım saat- sonra maktulü köy Camisinde ölü olarak gördü. Maktulün üzerinde 3 kurşun yarası vardı.
Mahkemeye şahadet veren 4'ncü şahit Ali Bey Hüseyin hem maktulün ve hem de sanığın kardeşidir. Bu şahide göre maktulü vaka gününde takriben ö.s. saat 5.30 raddel-erinde gördü, maktul şahidin evine geldi, şahitle birşeyler konuştuktan sonra ayrıldı. Ayrıldıktan 3 çeyrek geçtikten sonra şahit maktulü 2'nci şahir olan Polis Esatla beraber yolda maktulün evine doğru yürüdüklerini gördü. Şahit maktulle Esatı gördüğünde -kendisi Hasan Bafidi ile beraberdi. Maktul ile Esat yollarına devam ettiler ve yolun bükümüne geldiklerinde bunların sanıkla karşılaştığını gördü. Sanık kendi evinden kahveye doğru gelmekte idi. Maktul sanığı görünce ikinci şahit Esata "İşte İrfan bana s-övdü ve beni vuracak" dedi. Bunun üzerine sanık tabancasını çekerek "Vuracam be köpek" dedi ve ateş etti. Ateş ettikten sonra maktul arka üstü yere düştü. Şahit derhal kendi evine kaştu ve kendi av tüfeğini aldı. Sanık şahidin evine kadar geldi, sonra yine- geri döndü. Şahit silâhını aldıktan sanra dışarıya sokağa çıktı ve bu esnada maktulün yerden kalktığını ve kendi evine taraf koştuğunu gördü. Hasan Bafidinin bahçesine taraf gitti. Sanık maktule taraf koşardı. Şahit büküme gitmezden evvel iki silah ses-i daha dııydu. Şahit büküme yanaştığında Hasan Mehmet Bafidi'nin yolda arka üstü yaralı olarak yattığını gördü. Ağzından kan gelirdi. Buradan şahit sanığın maktulün peşine koştuğunu gördü. Daha sonra maktulle sanık ağaçlık içerisine girdiklerinden şahit -bunları göremezdi. Biraz sonra şahit üç el silâh daha işitti. Silâh sesleri maktulün koştuğu taraftan geldi. Bu sırada şahit ıslık çaldı ve köylü geldi. Maktulün koştuğu tarafa doğru gittiler ve maktulü Hasan Mehmet Bafidi'nin bahçesinde buldular. Bulduk-ları yer yoldan 5, 6 dönüm uzaktadır. Maktulün yanına gittiklerinde maktul ölü idi. Yüzü delik deşikti. 3 tane delik vardı. Bir tanesi alnındaydı, ikincisi burun deliğindeydi, 3'üncüsü çenesindeydi ve 4,üncüsü ise sol memesinin üst kısmındaydı. Bütün yaral-ardan kan sızardı. Maktulü oradan alıp Camiye götürdüler.
Mahkeme şahadeti dinledikten sanra 1'inci ile 2'inci şahidin yani Düriye Cemil ile Esat Ahmed'in şahadetinin doğruluğuna kanaat getirdiler.
İstinaf edenin avukatı Ağır Ceza Mahkemesinin- 1'inci şahide inanmakla hataya düştüğünü ileri sürdü. Şahitlere inanıp inanmama hususunda Yüksek Mahkeme 9/68 numaralı Ceza İstinafında şunları söyledi -
" İstânaf Mahkemesi alt kademedeki bir Mahkemenin şahadet hususunda vardığı kanaatı bozması iç-in varılan kanaatın doğruluğundan şüphe etmesi kâfi olmayıp, varılan kanaatın yanlış olduğuna dair isbat etmek külfeti gerek hukuk davaları gerekse ceza davalarında istinaf edene düşer."
Ağır Ceza Mahkemesi Ali Bey Hüseyin'in şahadetine kıymet verme -olarak yanlış olduğu gösterilemediğinden 1'inci şahide inanmak hususunda istinaf edenin avukatânın yaptığı iddia reddalunur.
Ağır Ceza Mahkemesi Ali Bey Hüseyin'in şahadetine kıymet vermenin tehlikeli olacağı kanaatında alduklarından onun şahadetini -reddettiler. Ali Bey Hüseyin'in şahadeti kabul edilmeyince Ağır Ceza Mahkemesi sanığın itham olunduğu teammüden katillik suçunun isbat olunamadığı kanaatına vardı fakat sanığı Ceza Usulü Kanunu Fasıl 155, madde 85(2)'ye istinaden yine Ceza Kanunu Fasıl 154-, madde 203 ve 204'e aykırı katle teşebbüs suçundan kabahatlı buldu. Bu hususta Ağır Ceza Mahkemesinin kararına şunlar yer almâktadır :-
"Ali Bey Hüseyin'in şahadeti ihraç edildiğinde, önümüzde maktulün öldürülmesi konusunda şahadet, sanığın maktule -1 el ateş açtığı, bunun neticesi maktulün yaralanıp yere düştüğü ve bir müddet sonra kalkıp Bafidi'nin bahçesine atlayıp kactığıdır. Maktule daha sanra 3 el silah daha kimin tarafından atıldığı ve dolayısıyle ilk kurşun yaraları neticesi öldüğü bizce isbat- olunmadığı için meçhuldur. Bu gerçekler muvacehesinde verilen sahadete göre sanığın itham olunduğu gibi teammüden katillik suçunu işlediği isbat olunmamıştır. Fakat sanığı Ceza Usulü Kanunu Fasıl 155, madde 85(2)'ye istinaden yine Ceza Kanunu Fasıl 154, m-adde 203 ve 204'e aykırı katle teşebbüs suçundan kabahatli buluyoruz."
Katle teşebbüs suçundan niyet makul şüpheden ari olarak İddia Makamı tarafından isbat edilmesi gerekir. Niyet suçun isbat edilmesi gereken önemli bir kısımdır. (ingredient).
- Katle teşebbüs suçundan niyet makul şüpheden ari olarak İddia Makamı tarafından ısbat olunmazsa sanık suçtan kabahatlı bulunmaz. Bu hususta Nicolas Georghiou Kolis v. The Republic (1961) C.L.R. sayfa 55'de şunlar yer almaktadır. -
"The Court, howene-r, considersthat the Assize Court did not specifically direct its attention to the issue of wether or not it has been proved beyond reasonable that the metarial time had formed the intention to cause the death of the complaniant, which is the princpal ingr-edient of the crime of attenmpted munder. Nowehere in the judgment of the Assize Court is any mention made that this fact has been found as duly proved"
ve Regina v. Nicos Sampson Georghiades 22 C.L.R. sayfa 133'de -şunlar yer almaktadır: -
"The intent as a necessary ingredient of attempt cannot be established by positive direct proof. There are of course certain presumptions, sunh as for instance : a person intends the natural consequneces of his act, but in th-e great mapority of cases intent has to be inferred from facts and conduct. When the presence of intent in an attempt to commit a particular offence is sought to be established the nature of the evidence must be such as to rule out all other inferences inc-onsistent with the presence of such intent. It is not enough in asscertaining weterher a particular intent is proved or not say that this was a rasonable inference to be draw from the facts but one must go futher and be able to say that was only reasonable- inference which could be draw from the facts as found : if there be another reasonabl view or probability consistent with innocence capable to be taken on the same facts then the onus of proving beyond reasonable doubt the existence of the particular inte-nt has not been discharged"
ve Ioannis Michael Pefkos and Others v. The Republic 1961, C.L.R. sayfa 351'de şunlar yer a-lmaktadır :-
In an attempt to murder, howener, actual intent to cause death as distinct from presumed intent is an ingredient of the offince and this to be established. To my mind it will only cause confusion if one compares the presumed intent invol-ved in a munder case with the actual intent required in an attempted munder. In the former there are statutory presumptions for establishing malice aforethought whereas in the latter thete is no such presumption and the intent cannot be established by any -presumption but must be inferred as a fact from the surrounding circumstances of a particular case."
Sanığın maktulü öldür-meye niyeti hususunda Ağır Ceza Mahkemesinin kararının 1 ve 2'nci sayfasında şunlar yer almaktadır: -
"Düriye Cemil'in şahadet verirken tavrı hareketini yakından müşahade ettik. Şahadetinde bazı tenakuzlar olmasına rağmen, bunların yanılma neticesi m-eydana geldiği, ve esas olarak verdiği şahadetin doğru olduğu kanaatine vardı. Sanığın maktulü tehdit ettiğine dair verdiği şahadeti kabul ediyoruz. Vakadan 3 - 4 sene evvel de sanığın bu gibi tehditler savurduğu, sanıkla makdulün arasının eskiden beri iyi- olmadığını gösterir. Son yapılan tehditlerin ciddi surette yapıldığına kanaat getirdik."
Aynı hususta kararın 3'ncü sayfasında şunlar yer almaktadır :-
"Birinci ve ikinci şahitlerin verdiği şahadetten varılan netice şudur : Cinayetin işlenmes-inden yarım saat, üç çeyrek evvel sanığın maktulü öldüreceğine dair tehdit etmesi, daha sonra onu Esat Ahmet'in yanında görünce bir adım mesafeden ona ateş açması, tabancanın havaya veya yere olmayıp maktulün vicudunun üst kısmına doğru tutulması sanığın m-aktulü öldürmeye karar verdiğini ve öldürmek niyetiyle ateş açtığını gösterir."
1'nci şahidin öldürmeye tehdit konusunda şahadeti notların 3'ncü sayfasında şöyledir. :-
"Sanık dedi "Gördün beni, seni buralarda göremem. Koy samanlarını da eve, -ye elmalarını da yanaştı zamanın seni öldüreceğim. Kanından kan içeceğim" dedi. Kocam kendisine cevap vermedi. Sonra sanık ile karısı eve gittiler."
Notların sayfa 7'sinde ise şunlar yer almaktadır. :-
"Daha evvel de yine kocama öldüreceğim, t-emizleyeceğim derdi. Kahvelerin içinde, halkın içinde bile söyledi. 3, 4 sene evvelinden söylerdi. Polisin huzurunda da, kahvenin, halkın içinde de söylerdi kendisine bunu."
1'nci şahidin şahadetinden görülüyor ki, sanığın maktulü tehdit etmesi yalnı-z suçun işlendiği gün yapılmamış, bu tehdit suçun işlendiği günden 3, 4 sene evvelden başlamış ve tehditler aleni yerlerde de yapıldığı iddia edilmiştir. Bu gibi tehditlerin ve bilhassa suçun işlendiği gün yapılan tehdidin sanığın maktulü hakikaten öldürme-ye niyet ettiği manasına geldiği makul şüpheden ari olamayacağı kanaatindeyiz. Suçun işlendiği gün maktulün evinin yanında sanık tarafından söylendiği iddia edilen sözler ancak maktul tarafından çocuklarına söylendiği iddia edilen 'Sen iki para adam, nere -yolladım seni, sen nereye gittin' sözleri söylendikten sonra söylenmiştir. Sanığın maktulün çocuklarına söylediklerini kendine söylemiş addetmesi ve buna kızdığından dolayı maktulü iddia edildiği gibi tehdit etmesi ihtimal dışı sayılamaz. Kaldı ki o gün ya-pılan tehdit sanığın maktulü daha sonra öldüreceğine dair yapılan bir tehditti çünkü tehdit sanık maktulü "elmalarını yedikten sonra" öldüreceğine dairdir. Bu gibi tehditlerin 3, 4 seneden beri devamlı olarak yapıldığı iddia edildiği halde, bu 3, 4 sene za-rfında tehditlerin yerine getirilmesine teşebbüs yapıldığına dair herhangi bir şahadet mevcut değildir. Bu 3, 4 sene zarfında yapılan tehditler ciddi olmayıp şu veya bu sebepten dolayı bir dargınlık veya kızma neticesi yapılmış olma ihtimali de makul sayıl-abilir. Suçun işlendiği gün yapılan tehdidin daha evvel yapılan tehditlerden farklı olduğuna dair herhangi bir şahadet mevcut değildir. Suçun işlendiği gün sanığın maktulü evinin yanında maktule yaptığı tehditten makul olarak yalnız sanığın maktulü hakikat-en öldürmeye niyet ettiği manasını çıkarmak ve başka herhangi bir makul mana çıkarmamak kanaatimizce olmaz.
Yukarıda belittiğimiz gibi Ağır Ceza Mahkemesi sanığın maktulü Esat Ahmet'in yanında görünce bir adım mesafeden ona ateş açması, tabancanın ha-vaya veya yere olmayıp maktulün vicudunun üst kısmına doğru olması sanığın öldürmeye karar verdiğini ve öldürmek niyeti ile ateş açtığını gösterdiği kanaatine vardı.
Suçun nasıl işlendiğini ve suç işlenirken meselenin bütün ahval ve şeraitini göz ön-ünde tutarak sanığın suçu işlerken niyetinin maktulü öldürmek niyeti olduğu manası makul çıksa dahi, Mahkemenin sanığı mahkum edebilmesi için meselenin bütün ahval ve şeraiti göz önünde tutulduğunda, sanığın niyetinin makul şüpheden ari olarak, yalnız öldü-rmek olduğu ve bu niyetten başka bir niyeti olmayacağı kanaatına varması gerekir ve bu hususun Mahkemenin kararında bu hususun nazarı itibara alındığı belirtilmemiştir. Tabancanın maktulün vücudunun üst kısmına doğru tutulması hususundan, sanığın maktulü ö-ldürme niyeti olduğu manasına da gelmeyebilir. Sanık maktulü korkutmak için veya yaralamak için ayni şekilde tabanca ile ateş açabilirdi. Kanaatimizce suçun işlenmesinden önce sanığın yaptığı tehditler ve suçun işlendiği esnada sanığın yaptığı hareketler n-azarı itibara alındığında sanığın niyetinin, makul şüpheden ari olarak, maktulü öldürmek olduğu ve bunun başka bir şey olmayacağını addetmek hatalıdır. Vakanın bütün ahval ve şeraiti nazarı itibara alındığında sanığın tabancayı çekerek maktule ateş açtığı -esnada niyetinin öldürme niyetinden başka bir şey olabileceği de makul olarak ihtimal dışı edilemez.
Yukarıda izah ettiğimiz sebepleren dolayı sanık suçu işlediği esnada maktulü öldürmek niyeti ile tabancası ile ateş ettiği makul şüpheden ari olarak- isbat edilmemiştir. Bundan dolayı sanık suçlu bulunup mahkum edildiği suçtan mahkum edilmemesi icap ederdi.
Mamafih, sanığın maktulü tabancası ile gayri kanuni olarak ağır yaralandığına dair kafi derecede ve makul süpheden ari olarak şahadet mevcutt-ur. Bundan dolayı Fasıl 155 Ceza Usül Kanunu, madde 145(1)(c) tahtinde Yüksek Mahkemeye verilen yetkiye istinaden Ağır Ceza Mahkemesinin mahkumiyet kararını iptal eder ve sanığın Fasıl 154, Ceza Kanununun madde 231 tahtinde ayni vakit ve yerde Dağaşanlı Ce-mil Hüseyin'i gayri kanuni olarak ağır bir surette yaralandığından (grievous harm) kabahatlı bulur ve mahkum ederiz. Sanığın Yüksek Mahkeme tarafından kabahatlı bulunup mahkum olduğu suçun cezası azami 7 sene hapisliktir. Sanığın 7/7/1967'den tutuklu bulun-duğu göz önünde tutularak, Ağır Ceza Mahkemesinin mahkum ettiği tarihten, yani 3/12/68'den başlamak şartıyle, 5 sene hapse gitmesine karar verilir.
Tarih : 8 Mart, 1969.
Full & Egal Universal Law Academy