-YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA Ceza İstinaf No: 10/71
(Dava No. 3350/71)
M.Necati Münir, Başkan, Ülfet Emin ve
Ahmet İzzet, Üye.
İstinaf eden: Tahsin Beliğ, Ortaköy
(Sanık)
-
- ile -
Aleyhine istinaf edilen: Başsavcılık
arasında
İstinaf eden namına: Ali Dana
Aleyhine Îstinaf edilen namına: Vedat Aziz.
Fasıl 154 Ceza Yasası - Yasanın 203 ve 204. maddele-
- rine aykırı taammüden adam öldürme - Yasanın 205.
maddesine aykırı gayri kanuni bir fiil ile adam öldürme.
Ceza Usulü - Şahadet - İddia Makamının suçu tüm unsurları ile
birlikte makul şüpheden ari bir şekilde ispat etme yüküm
lülüğü - Men-s rea - Taammüd - Herhangi bir suçta niyet,
suçun bir unsurunu teşkil ediyorsa, niyetin mevcut
olduğunu İddia Makamının makul şüpheden ari bir şekilde
ispat etmesi gerekir - Sanığın verdiği izahatı makul
şüpheden ari olarak ispat etmesi g-erekmez ve bu izahatın
doğru olma ihtimalinin bulunması yeterlidir. - Sanığın
verdiği izahatın makul şüphe yaratması halinde Sanığın
beraat ettirilmesi gerekir.
OLAY: Sanık, 1971'de Ortaköy'de, aralarında mali sorunlar
bulunan kayın pede-rini taammüden öldürmekle itham edildi.
Bidayet Mahkemesi, Sanığın maktulü vurmaya karar
verdiğine fakat karar vermesi ile ateş etmesi arasında
geçen sürenin, Sanığın sakinleşmesine ve niyetini yürür-
lüğe koymaktan vazgeçmesine fı-rsat verecek kadar uzun
olmaması nedeni ile taammüdün gerçekleşmediğine kanaat
getirdi ve Sanığı Fasıl 154 Ceza Yasasının 205. maddesine
aykırı gayri kanuni bir fiil ile adam öldürme suçundan
10 yıl hapse mahkûm etti.
Sanık, mahkû-miyet ve ceza aleyhine istinaf etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme istinafı şu nedenlerle reddetti:
Bidayet Mahkemesinin, Sanığın, maktulü öldürmeye
veya yaralamaya niyeti olduğu hususundaki bulgusu hatalı-
dır, çünkü bu husus makul şüpheden ari -olarak ispat
edilmemiştir; ancak Sanık av tüfeğini alıp dışarıya
çıkmış ve tüfeği Maktüle doğru tutmuştur ve Sanığın bu
davranışı de kanuna aykırıdır. Bu nedenle Sanığın gayri
kanuni bir fiille adam öldürme suçundan mahkûm edilmesi
- yerindedir.
Bidayet Mahkemesi, şahadeti değerlendirirken hata
yapmadı.
Bidayet Mahkemesinin bir şahidin şahadetini kabul etmek
hususunda vardığı kanaatı bozabilmek için varılan
kanaatın doğruluğundan şüphe etmek kâfi olmayıp, -varılan
kanaatın yanlış olduğunun istinaf eden tarafından kâti
olarak kanıtlanması gerekir.
Yüksek Mahkeme, kararında yargıçların Sanığı uzun
istintaka tabi tutmalarının doğru olmadığı görüşüne de
yer verdi.
Atıfta Bulunu-lan Yargısal İçtihatlar:
1- R.V. Bradbury (1969) 113 S.J. 70, C.A.
2- Woolmington v. D.P.P. (1935) A.C. s.481
3- R. v. Lamb (1967) 2 Al1 E.R. s.1282
4- R. v. Lipman (1969) 3 All E.R. s.413.
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
1- -Archbold, 37. Baskı, para.1001.
H Ü K Ü M
- Sanık Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesinde Fasıl 154, Ceza Kanununun 203 ve 204. maddelerine aykırı, Ortaköyde, 24 Nisan 1971'de taammüden kanuna aykırı olarak bir fiil veya ihmalle Ortaköylü Sait Ahmet Ali'nin ölümüne sebep olmakla suçlandırıldı. Ağ-ır Ceza Mahkemesi, Mahkemeye verilen şahadet muvacehesinde, Sanığı taammüden katillik suçundan mahkûm edecek kâfi derecede şahadet olmadığı kanaatına vardı mamafih, Ceza Kanununun 205. maddesine aykırı gayri kanuni bir fiil ile insan öldürme suçu-ndan Sanığı kabahatlı bularak 10 yıl hapse mahkûm etti.
-
- İstinaf eden Bidayet Mahkemesi hükmünün aşağdaki sebeplerden dolayı hatalı olduğunu ileri sürerek mahkûmiyet ve ceza aleyhine istinaf eylemiştir.
-
- 1. Mahkemenin Sanığın tetiği isteyerek çekmiş olduğuna ve/veya öldürmek veya yaralamak niyeti ile bilerek ateş açmış olduğuna dair bulgusunu desteklemeye kâfi gelecek şahadet mevcut değildir.
-
- 1(a) Mahkeme kanunsuz adam öldürme suçunun unsurlarını tesbit etmekte ve/veya işbu unsurların mevcudiyetinin var olup olmadığını kararlaştırmakta ve/veya Sanığın ileri sürdüğü kazaen vurulma müdafaasını gerekli şekilde tetkik etmemekle hataya düşmüşt-ür. Mahkemenin keza, silâhın dolu olup olmadığının Sanık tarafından bilinmemesinin adam öldürme suçunun tesbitinde ehemmiyeti haiz olmadığı şeklindeki düşüncesi hatalı idi.
-
- 2. İddia Makamı tarafından çağırılan yegâne göz şahidi Fatma Özay'ın bütün şahadetini (yalnız bir nokta hariç) kabul etmekle Mahkeme hataya düşmüş ve/veya kendi bulguları arasında tezat yaratmıştır.
-
- 3. Sanığın şahadetine inanılmaması için Mahkeme tarafından ileri sürülen sebepler pek ehemmiyetsizdi ve/veya Sanığın şahadetinin reddedilmesi için kâfi değildi.
-
- 4. Mahkeme şahadet değerlendirmesi yaparken hataya düşmüştür.
-
- 5. Sanık Mahkeme tarafından çok uzun istintaka tabi tutulmuştur.
-
- 6. Mahkeme şahadet prensiplerinde veya bu prensiplerin tatbikinde hataya düşmüş olup kabul etmemeleri gereken ve Sanık için zararlı olan şahadeti, müdafaa tarafından müteaddit itirazlar yapılmasına rağmen kabul etmiştir.
-
- 7. Verilen ceza bütün ahval ve şerait nazarı itibara alındığında haddinden fazla yüksek ve/veya gayri adilânedir.
-
Bu meselede vakıalar özetle şöyledir:-
- Sanık, Mukaddes Tahsin ile evli olup 5 çocuk sahibidir ve Ortaköyde ikamet etmekte idi. Maktul Sanığın dayısı ve kayınpederi idi. Maktul de Ortaköyde ailesi ile beraber ikamet etmekte idi. Sanığın karısı maktulün ilk karısından kızıdır. Ma-ktulün ikinci karısından 1963 Aralığında ölen Özay Sait isminde bir oğlu vardı. Özay Saitin karısı Fatma Özaydır. Sanık aslen Fasullalı olup küçük yaşta Lefkoşa'ya gelmiş ve maktulün evinde uzun müddet kalmıştır. 1950'de Sanık maktulün kızı Mukaddes T-ahsinle evlenmiş ve bir sene sonra İngiltere'ye hicret etmiştir.
-
- Sanığın karısı da iki sene sonra İngiltere'ye gitmiş fakat bir müddet sonra Kıbrıs'a geri dönmüştür. Sanık ise vaka tarihinden takriben 1 yıl önce geri geldi. Sanık İngiltere'de iken Fasulla'daki mallarına bakması ve idare etmesi için maktulü -yazılı bir vekâletname ile vekil tayin etti. Maktul vekil bulunduğu süre zarfında Sanığın Fasulla'daki mallarını inkişaf ettirmek maksadı ile Sanığın nam ve hesabına bir miktar para borçlandı. Sanığın ailesinin halihazırda içinde oturmakta olduğu ev ile -ittisalindeki daha büyükçe bir ev maktüle aitti. Vakadan takriben 1 sene önce maktul bu evleri oğlu Özay Sait'ten olan torunları ile Sanığın karısı arasında taksim etti. Yapılan taksime göre Özay Sait'in çocukları büyük evi, Sanığın karısı ise ayni avlu iç-inde olan tali evi almıştı. Sanığın karısı küçük evi aldıği için Özay Sait'in çocukları Sanığın karısına üst olarak K.L.1000.- vermeyi deruhte ettiler. Sanık İngiltere'de iken maktul Sanığın nam ve hesabına oğlu Özay Sait'ten K.L.600.- ve kendi nam ve hes-abına da K.L.200.- borçlandı. Özay Sait'in karısı Fatma Özay'a göre çocuklarının sanığın karısı Mukaddes Tahsin'e ödemeyi deruhte ettikleri K.L.1000.-ya karşılık Sanıktan alacakları olduğu iddia edilen K.L.600.- ile maktulden alacakları olduğu K.L.200.- v-e bu paraların faizleri bağışlanmış olacaktı. Maktulün Sanığın mallarını idare ettiği esnada alacak-verecek üzerine Sanıkla maktul arasında çıkan münazaa neticesi Sanık maktule vermiş olduğu vekâletnameyi 1968'de feshetti. Sanık, karısı ile Özay Sait'in ço-cukları arasında maktul tarafından yapılan ev taksiminden pek memnun kalmamıştı. Bunun için Sanıkla maktulün arası iyi değildi. Maktul vaka tarihinde oturduğu eve taşınmazdan önce hali hazırda Sanığın işgalinde bulunmakta olan evde oturmakta idi. Maktul bu- evden ayrılırken kendisine ait olan arı kovanlarını alamamış ve evin avlusunda bırakmıştır. Maktul 22.4.1971 tarihinde bu kovanları almak için iki kişi ile birlikte Sanığın evine gitti. Maktul kovanlarını almak üzere iken Sanık maktulün yanına gitti- ve kendisinden izinsiz evine gir-diği için maktulle Sanık arasında bir atışma oldu. Daha sonra Sanık Ortaköy polisine giderek maktulü kendine ait kovanları almaya teşebbüs ettiği için şikâyette bulundu. Tam bu sırada maktul de Ortaköy polisine gitti ve - maktul de kendi kovanlarını almasına Sanığın müsaade etmediği hususunda şikâyet etti. Poliste Osman Nizami'nin yapmış olduğu tavassut neticesi olarak Sanık ile maktul anlaşmış ve Sanık geriye kalan kovanların maktul tarafından alınmasına rıza gö-stermiştir. Orada varılan anlaşmaya göre maktul geriye kalan kovanlarını bir polis refakatinde 24 veya 25 Nisan tarihlerinde alacaktı. Maktul Sanıkla varmış olduğu anlaşmaya uygun olarak 24 Nisan 1971 tarihinde sabahleyin takriben saat 8.30'da Fatma Özay'l-a birlikte Sanığın evinin avlusuna gittiler. Beraberlerinde 2 boş kovan, arıları dumanlayıp yatıştırmaya yarar bir körük, ve arıcı elbiselerini de götürmüşlerdi. Maktulle Fatma Özay Sanığın avlusuna girdikten sonra arıcı elbiselerini giyip körükle arılar-a duman ver-diler ve dolu kovanlardan petekleri boş kovanlara aktarmaya başladılar. Takriben 9.15 raddelerinde maktul petekleri bir kovandan öteki kovana aktardığı bir sırada Sanık elinde bir av tüfeği olduğu halde evinden çıkıp Fatma Özay ve -maktüle doğru yürüdü. Sanığın maktüle yanaştığı bir esnada Sanığın elindeki silâh patladı, maktul vurulup yaralandı ve orada yere yıkıldı. Bir müddet sonra maktul Lefkoşa Türk Genel Hastahanesine götürüldü. Maktul hastahaneye götürüldüğünde ölmü-ş olduğu tesbit edildi. Yapılan otopsi neticesi ölüm sebebi barsakların kökü üzerindeki büyük damarların parçalanması neticesi meydana gelen kitlevi bir kanama olarak tesbit edildi. Maktul üzerinde tesbit edilen yaralara, yekın mesafeden atılan bir av tüf-eğinden çıkan saçmalar sebep olmuştur. Maktulün vurulmasından sonra Sanık elinde tüfeği olduğu halde, takriben 9.30'da Ortaköy polisine gitti ve oradaki PÇ 973 Ömer Mehmet Sakallıya "kayınpederim Sait Ahmet Ali'yi vurdum" dedi. Bunun akabi-nde çavuş Sanığa kanuni ihtarda bulundu, Sanık ise devamla "tüfek patladı ve vuruldu" dedi. Polis çavuşu tüfeği Sanığın elinden aldı ve tüfeğin sağ namlusu içinde atılmış bir fişenk olduğunu gördü. Takriben saat 10.00'da PÇ Mehmet Burhan ve Polis Müfettişi- Ali Fındıkoğlu Ortaköy polisine gittiler. Polis çavuşu Burhan Sanığı tutukladı ve kendisine tutuklama sebebini söyleyip kanuni ihtarda bulundu. Sanık cevaben "Yok, kasıt olarak bir şey yoktur. Tüfeğin dolu olduğunun farkında değildim. Kendisini ko-rkutmak için attım, dolu bulundu" dedi. Ayni gün öğleden evvel 11.20'de Sanık PÇ Mehmet Burhan'a gönüllü bir ifade yaptı. Sanık bu ifadesinde, diğer şeyler meyanında, o gün maktulün kendisine ve o sırada İngiltere'de tedavide bulunan karısına devamlı s-urette beddua ettiğini duymuş olduğunu, bir an için kendisini kaybedip sinirlendiğini ve dolabın içinden kırma tüfeğini alarak maktulü beddua etmemesi için korkutmak maksadı ile bahçeye çıktığını ve badem ağacının altında tüfeğini maktüle doğru -çevirip nişan almadan tetiği çektiğini ve tüfeğin patladığını ve biraz sonra da maktulün yere düştüğünü söylemiştir. Sanık ayni ifadesinde tüfeği evde hiçbir zaman dolu bulundurmadığı cihetle tüfeğinin o gün boş olduğunu bildiğini söylemiştir. S-anık 27.4.1971 tarihinde ö.s. kendi isteği ile polis çavuşu Burhan'a ikinci bir ifade yaptı. Sanık bu ifadesinde, diğer şeyler meyanında, vaka günü elinde tüfekle maktulün yanına gittiğinde birçok arıların kendisini başından ve yüzünden soktuğunu ve sok-arlarken kendisinin ellerini aşağı yukarı kaldırdığını ve bu esnada tüfeğin ansızın patlayıp maktulün vurulduğunu söylemiştir. Sanık ayni ifadesinde bu hususu, bir gün evvel ikindi üzeri başını kaşırken, daha sonra attığı bir arı iğnesini bulup hat-ırladığını ve bunun üzerine bu ifadeyi vermek istemiş olduğunu söyledi. Sanığa göre bu hususu daha evvelki ifadesinde şok geçirdiği için söyleyememiştir. Sanık ikinci ifadesini yaptıktan sonra kendi rızası ile Doktor Dikengil tarafından muayene edi-ldi. Doktor Dikengil'e göre Sanığın yüzünde ve başında arı sokmasından mütevellit şişkinlik müşahade edememiştir ve bu emareler bilhassa hassas olmayan insanlarda aradan 48 saat geçmesi ile ortadan kaybolur ve müşahade edilemez. Doktor bu gibi emare-leri Sanıkta tesbit etmemekle beraber Sanığın yüzünün muhtelif yerlerinde küçük küçük noktalar görmüştür. Bu noktalar Doktora göre arı sokması da dahil muhtelif sebeplerden husule gelmiş olabilirdi:
-
- İddia Makamı Sanığın maktulü kasıtlı olarak ve taammüd neticesi vurup öldürdüğünü iddia etmiştir. Müdafaa ise Sanık tüfeğini, dolu olmadığını bilerek ve maktulü korkutup beddua etmekten vaz geçirtmek maksadı ile evinden almış fakat tüfeğin kaz-aen patlaması neticesi maktulün vurulduğunu iddia etmiştir. Sanık Mahkemede bizzat şahadet vermiş ve şahadetinde silâhın dolu olduğunu bilmediğini, silâhın boş olduğunu tahmin ettiğini ve silâhın tetiğini isteyerek çekmediğini, maktulü yaralamak yahut da ö-ldürmek için herhangi bir niyeti olmadığını söyledi. Sanık şahadetinde silâhı açıp bakmadığını fakat silâhı maktulü korkutmak için aldığını, eli tetiğin yanına gitmediğini, silâhın nasıl patladığına kendisi de şaştığını söyledi. Sanık tüfeği ile -beraber avluya çıktığında ilkin Fatma hanıma rastladığını ve Fatma hanıma "utanmaz mısınız bize söversiniz, evimize gelip de aibize söversiniz, hade gidin buradan, falan" dediğini ve silâhın ucu ile Fatma hanıma tokunduğunu, bunun üzerine Fatma- hanımın gittiğini ve hemen sonra maktüle "sen ne durursun, sen de git" dediğini ve bu esnada silâhın patladığını söyledi. Sanık Mahkemeye verdiği şahadette arıların kendisine hücum ettiğini ve kendisini arılardan müdafaa ettiği bir sırada si-lâhın kazaen patlayabileceğini ileri sürdü.
-
- İddia makamı vurma hadisesinde taammüdün mevcut olduğunu isbat etmek gayesi ile maktulün üvey kızı, ve Sanığın da üvey baldızı olan Muazzez Tahiri şahit çağırmıştır. Bu şahidin şahadetine göre Sanık 19.4.1971 tarihinde öğle sonu 1.30'da şahidin evine- gitmiş ve orada şahitten kendisine çocuklarının başında kalabilecek bir kadın bulmasını istemiştir. Şahit kadını ne yapacağını sorunca, Sanık kendisine "ben bugün varım yarın yokum, mutlaka çocuklarımın başında kalmasını istiyorum" demiş. Yine- bu şahide göre Sanık daha evvel bahsedilen ev taksiminin hakkaniyetce yapılmadığını Sanığın söylediğini ve maktulün Sanığa K.L.3000.- verip evleri geri alması için şahidin maktüle söylemesini rica etmiştir. Yine bu şahide göre Sanık ertesi akşam üzer-i kendisini ziyaret etmiş ve bu ziyeret esnasında şahit maktulün K.L.3000.- yerine K.L.500.- teklif ettiğini Sanığa söylediğini, Sanık ise bu teklifi kabul etmediğini söylemiştir. Yine bu şahide göre Sanığın şahide "ben sana söylediğime pişman oldum- çünkü ben başka türlü yapmak taraftarıyım" dediğini şahadetinde belirtmiştir.
-
- Göz şahidi olan Fatma Özay'ın şahadetine göre maktul 2. kovandaki petekleri boş bir kovana aktarırken kendisi bir şey almak için yere iğilmişti. Bu esnada Sanığın sesini işittiğini ve arkasına dönüp baktığında Sanığı gördüğünü ve Sanığın "kime danış-ıyorsunuz da alıyorsunuz" dediğini, bunun üzerine kendisinin iki adım kadar Sanığa doğru ilerlediğini ve karşı karşıya geldiğini ve Sanığın "onlar benim paralarımla alındı, ben paralarımın üstüne bir kadeh su içeyim ha" dediğini, kendisi ise Sanığa "doğru- değildir, anlaşırsınız, kaynatam size paranızı verir" dediğini, bunun üzerine Sanık iki eli ile belinin hizasında tutmakta olduğu tüfeğin ucu ile kendisine çarptığını ve kendisinin iki adım geriye yana çekildiğini söyledi. Bu esnada Sanık tüfeğini- kırarak dolu olduğunu kendisine gösterdiğini ve kendisi yana çekildiğinde Sanık ile maktul karşı karşıya geldiğini, o an maktul "nedir Tahsin yaptığın" dediğini ve 3 defa komşu evde oturan Emine hanıma çağırdığını söyledi. Bunun üzerine sanık "Emine han-ım sana ne yapacak" dediğini ve hemen akabinde ateş ettiğini söyledi.
-
- Bidayet Mahkemesi şahadeti dinledikten sonra, İddia Makamı tarafından verilen şahadetin, Muazzez Tahir ile Fatma Özay'ın şahadeti de dahil olmak üzere doğru olduğunu ve bu şahadete şüpheden ari olarak inandıklarını belirtmişlerdir. Bidayet Mahke-mesi Sanığın Mahkemeye vermiş olduğu şahadetinin ve polise yapmış olduğu ifadelerin İddia Makamının şahitlerinin söyledikleri ile bağdaşmayan kısımlarının doğruluğuna inanmadı. Bidayet Mahkemesi Fatma Özayın vakadan hemen önce Sanığın elindeki tüf-eği kırıp dolu olduğunu kendisine gösterdiği hususunda verdiği şahadeti şüpheden ari olarak tatminkâr bulmadıklarından dolayı bu şahadeti nazarı itibara almadığını hükmünde belirtmiştir.
-
- Bidayet Mahkemesi Muazzez Tahirin Mahkemeye verdiği şahadetin doğruluğuna inanmakla beraber bu şahadetin Sanık aleyhine taammüdü gösterdiğini kabul etmedi. Sebep olarak da Sanık tarafından Muazzez Tahire söylenenlerin behemehal Sanığın maktulü öldürme-yi tasarladığını göstermediği ileri sürüldü. Bidayet Mahkemesi Sanığın av tüfeğini evden alıp avluya çıktığına ve ateş ederek maktulü öldürdüğüne makul şüpheden ari olarak inandı. Mamafih, Sanığın maktulü vurmaya vakadan gayet kısa bir müddet evve-l niyet etmiş olduğunu ve Sanığın niyetinin teşkil edildiği vakit ile maktüle ateş edilen an arasında geçen müddet ise pek kısa olduğu cihetle Sanığın sakinleşip niyetini yürürlüğe koymaktan vazgeçmesine fırsat verecek derecede olmadığı kanaatına var-arak taammüdün mevcut olmadığına hükmetti. Bundan dolayı Sanık itham edildiği taammüden katillik suçu yerine Ceza Kanununun 205. maddesine aykırı gayri kanuni bir fiil ile insan öldürme suçundan kabahatlı bulunup mahkûm edildi.
-
- Şimdi 1 ve 1(a) istinaf sebeplerini ele alalım. İstinaf eden Mahkemenin Sanığın tetiği isteyerek çekmiş olduğu hususundaki bulgusunu destekleyecek kâfi derecede şahadet mevcut olmadığını ileri sürdü. Sanık Bidayet Mahkemesi huzurunda verdiği şahadet-te silâhın nasıl patladığını bilmediğini, kendisinin tetiği isteyerek çekmediğini söyledi. Mamafih, vakadan hemen sonra polise gittiğinde ve polis çavuşu Burhan tarafından tutuklanıp kendisine kanuni ihtar yapıldığında cevap olarak "yok, kasıt ol-arak birşey yoktur. Tüfeğin dolu olduğunun farkında değildim. Kendisini korkutmak için attım, dolu bulundu" demiştir. Vakadan hemen sonra polise verdiği cevap nazarı itibara alındığında Bidayet Mahkemesinin Sanığın tetiği bilerek çektiği hususund-aki bulgusu hatalı değildir. Bidayet Mahkemesi Sanığın maktulü vurmak niyeti olduğu hususunda bir bulgu yapmıştır. İstinaf eden Bidayet Mahkemesinin niyet hususundaki bulgusunun hatalı olduğunu ileri sürmüştür. Bidayet Mahkemesi Sanığın verdiği niyet h-ususundaki şahadetinin doğruluğuna inanmadığını hükmünde belirtmiştir. Sanık Mahkemede verdiği şahadette silâhı aldığında maktulü korkutmak niyeti ile aldığını ve maktulü vurmak niyetinde olmadığını, silâhın boş olduğunu bildiğini belirtmiştir. Sanı-k vakadan hemen sonra polise gittiğinde, polise verdiği beyanat ve ifadelerde ortada kasıt olmadığını ve silâhın kazaen patladığını, kendisinin silâhın boş olduğunu tahmin ettiğini, maktulü vurmak niyetinde olmadığını söylemiştir.
-
- Ceza davalarında İddia Makamı Sanığın işlediği iddia edilen suçu bütün unsurları ile beraber makul şüpheden ari bir şekilde isbat etmesi gerekir. Müdafaanın kabahatsız olduğunu isbat etmesi gerekmez. Bir Mahkeme bir Sanığı mahkûm etmezde-n önce Sanığın itham olunduğu suçu işlediğine dair makul şüpheden ari emin olması gerekir. Bak R.v.Bradbury (1969) 113 S.J.70,C.A. ve Woolmington v. D.P.P. (1935) A.C. s.481 ve Archbold 37. baskı para. 1001. Herhangi bir suçta niyet, suçun bir unsurunu -teşkil ediyorsa niyetin mevcut olduğunu İddia Makamının makul şüpheden ari bir şekilde isbat etmesi gerekir. Bak Archbold, para.1001. Duruşma esnasında Sanık herhangi bir müdafaa ortaya atarsa meselâ suçun unsurlarından herhangi birisinin mevcut olmadığını- veya vakanın kazaen meydana geldiğini ileri sürerse, İddia Makamının bunun böyle olmadığını makul şüpheden ari bir şekilde isbat etmesi gerekir. Sanığın iddia ettiği hususların makul şüpheden ari bir şekilde doğru olduklarını isbat etmesi gerek-mez. Sanığın herhangi bir hususta verdiği izahat doğru olmasa dahi, verdiği izahat makul bir şüphe yaratacak nitelikte ise, Mahkemenin, Sanık aleyhine olan suçun makul şüpheden ari bir şekilde isbat olunmadığı kanaatına varması gerekir. Bu gibi hal-lerde Mahkeme, Sanığın söylediklerini veya vermiş olduğu izahatın doğru olup olmadığı hususunu değil, ancak doğru olma ihtimalinin mevcut olup olmadığını araması gerekir. Bidayet Mahkemesi hükmünde Sanığın Mahkemeye vermiş olduğu şahadetin birçok nokt-alarda muğlak olduğunu ve tenakuzlar ihtiva ettiğini, polise vermiş olduğu ifadelerle birçok noktalarda kabili telif olmadığını, polise verilen iki ifadenin de kendi aralarında bağdaşmadığını, silâhı aldığında boş olduğunu bildiğini söylediğini halbuki- vakadan hemen önce ve hemen sonraki tavrı hareketi silâhın boş olduğunu bilmiş olması ile kabili telif olmadığını, silâhın tetiğinin kazaen çekildiğini ve maktulün kazaen vurulduğunu söylediğini belirtmiş fakat Sanığın vakadan hemen sonra - orada silâhın boş olduğunu bildiği ve silâhın tetiğinin kazaen çekildiğini ve maktulün kazaen vurulduğu hususunda hiçbir şey söylememesi ve vakadan hemen sonra maktulün yardımına koşmaması hususunu gözönünde tutarak Sanığın Mahkemeye vermiş- olduğu şahadetin ve polise vermiş olduğu ifadelerin İddia Makamı şahitlerinin söyledikleri ile bağdaşmayan kısımlarının doğruluğuna inanmadı ve Sanığın vakadan gayet kısa bir müddet evvel maktulü vurmaya niyet ettiği kanaatına vardı. Öyle görülüyor - ki Mahkeme Sanığın müdafaa olarak ileri sürdüğü hususları isbat etmesi gerektiği kanaatinde idi. Halbuki daha evvel de belirttiğimiz gibi Sanığın ileri sürdüğü hususların doğruluğunu isbat etmesi gerekmez. Mahkeme Sanığın ileri sürdüğü hususların doğru -olma ihtimali olabileceğini nazarı itibara almamıştır. Kanaatimizce Mahkeme, bu hususu da düşünmemekle hata işlemiştir. Niyet suçun hakikaten bir unsuru ise, İddia Makamının bu unsuru da makul şüpheden ari bir şekilde isbat etmesi gerekir. Genel olarak bi-r şahıs yaptığı işin tabii ve mümkün neticesini niyet ettiği sayılır. Mamafih, bunun böyle olmadığı hususunda herhangi bir iddia yapılırsa Mahkemenin Sanığın bu hususlarda verdiği izahatı değerlendirmesi ve bu gibi izahatın doğru olma ihtimali olduğunu- tetkik etmesi gerekir. Sanığın vakadan hemen sonra Ortaköydeki polis karakoluna gitmesini ve vakanın nasıl olduğu hususunda polise kasıt olmadığını, tüfeğin dolu olduğunun farkında olmadığını, maktulü korkutmak için attığını vakadan hemen sonra -söylemesini ve Sanığın maktulü öldürmek veya yaralamak niyetinde olduğu hususunda herhangi başka sarih bir şahadet olmadığını nazarı itibara alarak, Sanığın niyeti hususunda Mahkemeye verdiği izahatın doğru olma ihtimali mevcut olduğundan, Sanığın maktulü- öldürmeye veya yaralamaya niyeti olduğu hususunun şüphe ile karşılanması gerekir. Kanaatimizce Sanığın maktulü öldürmeye veya yaralamaya niyeti olduğu makul şüpheden ari olarak isbat edilememiştir.
-
- İstinaf edenin avukatı gayri kanuni bir fiil ile adam öldürme suçunda İddia Makamının, Sanığın öldürmeye veya yaralamaya niyeti olduğunu isbat etmesi gerektiğini iddia etti ve bu hususta R.v. Lamb (1967) 2 All E.R. s.1282'yi iktibas etti. R.v.-Lamb'da s.1284'de şunlar yer almaktadır:-
-
"Another way of putting it is that mens rea being now an
essential ingredient in manslaughter (compare Andrews v.
Director of Public Prosecutions and R.v.Church) this could
not in the present case be established in relation to the
-first ground except by proving that element of intent
without which there can be no assault."
Kanaatimizce -iktibas ettiğimiz pasajda yer alan mens rea kelimesi adam öldürmeye değil, fakat gayri kanuni fiili işlemekte aranan mens rea'dır. Yani gayri kanuni fiilin gayri kanuni addolunması için bir mens rea'nın ortada mevcut olması gerekir. Gayri kanuni- bir fiil ile adam öldürme hallerinde, özel bir niyetin mevcut olması şart değildir. Bu hususta R.v.Lipman (1569) 3 All E.R. s.413'de şunlar yer almaktadır:-
"These authorities show quite clearly, in our opinion,
that it was well estab-lished that no specific
intent was necessary to support a conviction for
manslaughter based on a killing in the course of an
unlawful act and that, accordingly, self-induced
drunkenness was no defence to -such a charge."
ve sayfa 414'de şunlar yer almaktadır:-
"This passage forms the basis of the applicant's sub-
mi-ssion before us, namely, that by 1965 (the date of R.
v. Church) it had become recognised that guilt of
manslaughter drived from the accused's having intended
or foreseen that some harm should befall the victim as a
result- of his action. It is accepted in this
argument that at that time the so-called objective test was
applied to the state of the accused's mind, so that the
issue was concluded against him if ordinary sober and
reasonable- people would recognise that harm was likely
to be caused. But it is nevertheless maintained
that the theoretical basis of guilt was -the accused's
supposed intent of foresight."
ve sayfa 415'de şunlar yer almaktadır:-
"If the applicant's argument be sound, it follows
that we have come a long way since Director of Public
Prosecutions v. Beard and that eve-nts have moved very
fast. In our judgment, there is a flaw in the appli-
cent's argument; and the flaw lies in the
assumption that R. v. Church introduced a new element of
intent or foreseeability into this type- of manslaughter.
All that the judgment in R. v. Church says in
terms is that whereas, formerly, a killing by any
unlawful act amounted to manslaughter, this consequence
does not now inexorably follow unless -the unlawful act
is one in which ordinary sober and responsible people
would recognise the existence of risk. The
development recognised by R. v. Church relates to the
type of act from which a charge of man-slaughter may
result, not in the intention (real of assumed) of the
prisoner. It is perhaps unfortunate that a reference to
mens rea, which had been found unhelpful by Lord Atkin,
was repeated in R. v. Church and to gi-ve it the
effect now contended for would be contrary to
Director of Public Prosecutions v. Beard and the
other authorities which we have cited. The decision
in R. v. Church was referred to in this court -later
in R. v. Lamb where the accused had pointed a revolver
at the victim in the belief , as he said, that
there was no round in the chamber, but the revolver
had fired and victim was killed. It was point-ed
out in this court that no unlawful act on the part
of the prisoner had been proved in the absence of the
necessary intent to constitute an assault. But this
is intention of a different kind. Even if intent has
- to be proved to constitute the unlawful act, no
specific further intent is required to turn that act
into manslaughter. Manslaughter remains a most difficult
offence to define because it arises in so many
- different ways and, as the mental element
(if any) required to establish it varies so widely, any
general reference to mens rea is apt to mislead.
We can dispose of the present application by reiterat-
ing that whe-n the killing results from an unlawful act of
the accused no specific intent has to be proved to con-
vict of manslaughter, and self-induced intoxication is
accordingly no defence. Since in the present case the
acts complained -of were obvious likely to cause harm to
the victim (and did, in fact, kill her) no acqittal
was possible and the verdict of manslaughter, at
the least, was inevitable."
Yukarıda iktibas ettiğimiz R. v. Lipman davası-nda da açıkça görülüyor ki gayri kanuni bir fiilden dolayı adam öldürme suçlarından özel bir niyetin mevcut olması gerekmez. Belki yapılan fiilin gayri kanuni olduğunu bulmak için bir niyet aranabilir. Bu meselede Sanığın yapmış olduğu iddi-a olunan gayri kanuni fiil, Sanığın silâhı evden alıp dışarıya çıkarak, silâhını maktüle doğru tutmasıdır. Burada aranabilecek niyet Sanığın silâhını alıp dışarıya çıkmasında niyeti olup olmadığıdır. Sanık Mahkemede verdiği şahadette silâhı kend-isinin bizzat aldığını, maktulü korkutmak niyeti ile aldığını söylemiştir. Kanaatimizce Sanığın evden silâhı alıp dışarıya çıkması ve korkutmak niyeti ile maktüle doğru tutması maktüle zarar yapabilecek nitelikte gayri kanuni bir fiildir ve bu gayri -kanuni bir fiili yapmakta Sanığın niyeti olduğuna şüphe yoktur. Bu gayri kanuni fiilden dolayı maktulün yaralanıp ölmesi ile Sanık, adam öldürme suçunu işlemiş sayılır. Sanığın tüfeğin boş olduğunu bilmesi iddiası doğru olsa dahi, boş tüfeği alıp k-orkutmak niyeti ile başkasına doğru tutması gayri kanuni bir fiildir. Bu durumda Sanığın tüfeğin boş olduğunu bilmesi veya tahmin etmesi herhangi bir ehemmiyeti haiz değildir. Bu hususta Bidayet Mahkemesinin kanuni bulgusu hatalı değildir.
- Şimdi de ikinci istinaf sebebini ele alalım. İstinaf edenin avukatı göz şahidi Fatma Özay'ın şahadetini kabul etmekle Bidayet Mahkemesinin hataya düştüğünü ileri sürmüştür. Bidayet Mahkemesinin bir şahidin şahadetini kabul etmek hususunda v-ardıkları kanaatı bozabilmek için varılan kanaatın doğruluğundan şüphe etmek kâfi olmayıp, varılan kanaatın yanlış olduğuna kanaat getirmek gerekir ve bunun kati olarak yanlış olduğunu isbat etmek istinaf edene düşer. Verilen şahadet tüm -olarak incelendiğinde Fatma Özay'ın şahadetinin büyük bir kısmının Sanığın şahadeti tarafından desteklendiği görülmektedir. Bidayet Mahkemesi Fatma Özay'ın şahadetini kabul etmekle herhangi bir hata işlemiş değildir.
-
- Şimdi de 3. istinaf sebebini ele alalım. İstinaf edenin avukatı Bidayet Mahkemesinin Sanığın şahadetine inanılmaması için ileri sürülen sebeplerin pek ehemmiyetsiz olduğunu ve Sanığın şahadetinin reddedilmesi için kâfi olmadığını ileri sü-rdü. Mahkemeye verilen tüm şahadet incelendiğinde Bidayet Mahkemesinin Sanığın vermiş olduğu şahadet hususunda yaptığı bulguları destekleyecek kâfi derecede şahadet mevcuttur. Ancak daha evvel de belirttiğimiz gibi Sanığın maktulü öldürmeye ve-ya vurmaya niyeti olduğu hususunda Bidayet Mahkemesinin bulgusu hatalıdır.
-
- Şimdi de 4. ve 5. istinaf sebeplerini bareber ele alalım. Mahkemeye verilen tüm şahadet incelendiğinde yukarıda bahsettiğimiz niyet meselesinden mada şahadet hususunda yaptıkları değerlendirme hatalı değildir. Sanığın Mahkeme tarafından çok -uzun istintaka tabi tutulması hususuna gelince, Bidayet Mahkemesi hakim veya hakimlerinin Sanığı uzun istintaka tabi tutması arzu edilmemekle beraber Bidayet Mahkemesi hakim veya hakimleri birçok noktaları temizlemek için gereken sualleri sorabil-irler ancak bunu yaparlarken Sanığı itham olduğu suçtan kabahatlı addettikleri havasını yaratmamak gerekir. Bu hususta Bidayet Mahkemesinin herhangi bir hata işlediği doğru değildir.
-
- Şimdi de 6. istinaf sebebini ele alalım. İstinaf edenin avukatı şahit Muazzez Tahir'in şahadetinin şahadet prensiplerine aykırı olarak kabul edildiğini ve şahadet prensiplerine aykırı olarak kabul edilen bu şahadetin Sanık için zararlı olduğunu iler-i sürmüştür. Sanığın itham olunduğu suçu isbat edecek herhangi bir şahadet kabul edilebilir. Kanaatimizce Muazzez Tahir'in verdiği şahadet Sanığın itham olunduğu suçun bazı unsurlarını isbat edebilecek nitelikte idi. Bu gibi şahadeti Bidayet Mahkemes-i kabul etmekle herhangi bir hataya düşmüş değildir.
-
- Şimdi de 7. istinaf sebebini ele alalım. İstinaf edenin avukatı verilen cezanın bütün ahval ve şerait nazarı itibara alındığında haddinden fazla yüksek ve gayri adilâne olduğunu iddia etti. Sanık gayri kanuni bir fiilden dolayı maktulün hayatına son- vermiştir. Bidayet Mahkemesinin bulduğu gibi Sanık maktulü öldürmeye veya yaralamaya niyeti olmuş olsaydı, Bidayet Mahkemesinin kestiği 10 yıl hapislik cezası çok az olacaktı ve hiç tereddüt etmeden bu 10 yıllık hapislik cezasını yükseltecektik. Ma-mafih, Sanığın maktulü öldürmeye veya yaralamaya niyeti olduğu hususu kâfi derecede isbat edilmediği kanaatına vardığımızdan ancak öldürmeye ve yaralamaya niyeti olmadığı halde gayri kanuni bir fiil ile maktulün ölümüne bir av tüfeği ile sebep old-uğunu nazarı itibara alarak kesilen 10 yıl hapislik cezasının çok fazla olmadığı kanaatindeyiz. Şunu da kaydetmek isteriz ki Üye Ahmet İzzet, şimdiye kadar Türk tarafında uygulanan cezalar ışığında, cezayı azaltmamak kararına tereddütle iştirak etm-iştir.
-
- Yukarıda izah olunan sebeplerden dolayı istinaf reddolunur. Sanığın hapislik cezası mahkûmiyet tarihinden başlar.
-
Yüksek Mahkeme
31 Temmuz 1971.
Full & Egal Universal Law Academy