-YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
İstinaf eden : Mustafa Şükrü Karabela,
ile
Aleyhine istinaf edilen: Baş Savcılık,
arasında.
(İstinaf No.13/70, Dava No. 450/70)
İstinaf eden şahsen hazır.
Aleyhine istinaf edilen namına: Vedat Aziz.
Cinsel Suç - Do-ğa Kurallarına aykırı cinsel ilişki - 13 yaşından küçük bir çocukla doğa kurallarına aykırı cinsel ilişki Fasıl 154 Ceza Yasasının 174. maddesi ve 171 (a) maddeleri.
Tecavüz - Ahlâka aykırı tecavüz - Fasıl 154 Ceza Yasasının 151 ve 35. maddel-eri.
Tecavüz - Küçüğe tecavüz. Bir şahsın sorumlusu bulunduğu bir küçüğe tecavüz etmesi - Fasıl 352 Çocuklar Yasasının 54(1) maddesi.
Cezanın ağırlığı - Sanık birden fazla suçtan mahkûm olmuşsa önemli suçun cezasının yeterli olması - Sanığın ma-hkûm olduğu bir suç diğer suçun bir kısmı ise bu suçtan ayrıca ceza vermenin doğru olmaması.
H Ü K Ü M
İstinaf eden (Sanık) Lârnaka Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda 4 dava ile, yani -
(1) Fasıl 154, Ceza Kanununun 174. maddesine aykırı olarak 28 Şu-bat 1970 tarihinde Tuzla'da 8 yaşındaki Lefkoşa'lı Mülkiye Ahmetle tabiat kurallarına aykırı, yani anüsten, cinsi münasebette bulunmakla;
(2) Fasıl 154, Ceza Kanununun 171 (a) maddesine aykırı olarak 1. davada zikrolunan aynı tarih ve mahalde Lefkoşalı- Mülkiye Ahmetle tabiat kurallarına aykırı, yani anüsten cinsi münasebette bulunmakla;
(3) Fasıl 154, Ceza Kanununun 151 ve 35. maddelerine aykırı olarak, l. davada zikrolunan aynı tarih ve mahalde bir kız çocuğu olan Lefkoşalı Mülkiye Ahmedi edebe muga-yır şekilde darbetmekle, yani zekerini Mülkiye Ahmedin anüsüne sürtmekle;
(4) Fasıl 352, Çocuklar Kanununun 54(1) maddesine aykırı olarak, l. davada zikrolunan aynı tarih ve mahalde, 16 yaşına erişmiş olduğu halde mesulu bulunduğu 8 yaşındaki Mülkiye A-hmedi bilerek darbetmekle itham olunmuştur.
Sanığa dâvalar okunduğu zaman davalann hiç birisini de kabul etmemiştir.
Bu davanın vakıaları, Bidayet Mahkemesinin inandıği şahadete göre, şu şekilde özetlenebilir: Sanık 28 Şubat 1970 tarihinde Tuzl-a'da Hamit Bey sokağındaki bir evde karısı Zehra Mustafa, küçük kızı Seza ve karısının küçük kızkardeşi Mülkiye Ahmet ile beraber yasamakta idiler. Karı-koca daha önce Lefkoşa'da ikamet etmekte idiler, fakat sanık Mormenekşe'de yapıcı olarak iş bulduğundan- ailesini takriben 5-6 ay önce Tuzla'da bir eve aktarmıştı. Karısı hamile olduğundan, kendisine yardımcı olması için yani küçük çocuğu Sezayı oyalamak için Mülkiye Ahmet ismindeki 8 yaşlarında küçük baldızını yanına almış ve Tuzla İlkokuluna yazdırmıştı ve- böylece Tuzla'da beraber yaşamaya başlamışlardı. Tuzladaki evde ailenin bir yatak odası vardı. Karı koca ile Mülkiye Ahmet aynı odada fakat ayrı yataklarda yatıyorlardı. Mülkiyenin Karı-Kocanın yatağını yataklarını görmemesi için arada bir perde bulunmakt-a idi. 28.2.1970 tarihinde ö.s. sanığın evine kayınvalidesi ve çocukları beraber olduğu halde başka bazı misafirler geldi. Karı-koca misafirlerini yapmış oldukları yemek ve içkilerle ağırladılar ve gece takriben 8.30 dan sonra misafirler ayrıldılar. Karı--koca vakitlerini geçirmek için Hatice Abla ismindeki bir kadının evine Mülkiye ve çocuklan Seza ile gittiler. Orada çocuklara yemiş alındı ve kendileri de birer kahve içip sohbet ettikten sonra evlerine döndüler. Sanık ile karısı evlerine dönünce sanık kar-ısına bu defa kola almak için geri gitmek istediğini çünkü ertesi gün misafirlerinin geleceğini karısına söyledi ve Mülkiye'yi de beraber götürmek istediğini söyledi. Karısı, madem ki kola almak niyetinde idin niçin Hatice abadan almadığını ve niçin Mülkiy-e'yi beraber götürmek istediğini sorunca, sanık Mülkiye'yi bir elinden çekerken karısı buna mani olmağa çalıştığında kendisine eli ile bir tokat attı ve Mülkiye'yi elinden tutup evden ayrıldılar. Karısı evde bu olaydan rahatsız oldu ve merağı arttı. Takrib-en bir çeyrek saat sonra evlerinin yakınında bulunan bir viranelikten "aba, aba" diye bir ses işitti. Evinden dışarıya çıktığında seslerin kesildiğini ve merakının daha fazla arttığını ve bunun için kendisinin viraneliğin sağ tarafındaki odalara dışarıdan -bakmağa gittiğini, viraneliğin kapı ve gencerelerinin sökük olduğunu, pencerenin yanına vardığında ve dış taraftan içeriye doğru baktığında, yolun yanındaki elektrik lambasının ışığından odanın içerisinde şunları görmüştü: (Küçük kız kardeşi Mülkiye odanın- döşemesinde yüzükoyun yerde yatmakta pantalon ile kilotu yarıya kadar indirilmiş vaziyette, sanığın pantolonunun düğmeleri çözük erkeklik uzvu çocuğun anüsüne sukulmuş, sanık çocuk üstünde gidip geliyordu. Sanığın çocuk üstünde yatış şekli şu şekilde idi.- Sanık dizlerinin üzerinde durmakta ve çocuğun arkasına doğru yatay bir durumda idi.) Bu vaziyette karısı kendisini, anlattığına göre, bu pozisyonda gördü. Karısı kendisini bu pozisyonda görünce "Aman Allahım" dedi ve bu söz üzerine Mülkiye yüzünü ablasına- çevirmiş ve ablasını pencereden. bakarak görmüştür. Sanık bu müdahale üzerine işin devam etmekten vazgeçmiş ve çocuğun bir bez ile silmiş, pantolonu ile kilotunu giymiş ve evine gitmiştir. Karısı bu manzarayı görünce evine dönmüş ve kocasının kendisine hü-cum edeceğinden korkmuş, Sanık ile Mülkiye eve döndüklerinde elbiseleri toprak içinde idi. Karı-koca arasında münakaşa oldu, çocuğu yatmağa yolladı ve karısını dövdü, karısı sekiz aylık hamile olduğu için suyu açıldı, dayaktan korku içinde kaldı. 1.3.1970 -tarihinde kadın özel doktoruna bakınmak için Mülkiye ile beraber Lefkoşa'ya gitti. Mülkiye Lefkoşa'da annesine kavuştuğunda yere düşüp bayıldı, başlarından geçeni annelerine anlattıktan sonra derhal meseleyi Lefkoşa polisine şikâvet ettiler. Sanık Tuzla'da- bulunduğundan sanık hakkındaki soruşturmayı yürütmek icin mesele Tuzla polisine havale edildi. Müştekiler de Tuzla'ya gönderildi. Dr. Halûk Avni l.3.1970'de Mülkive Ahmet'i anüsten muayene etti ve neticede anüste saat 12 katranı civarında hafif bir fisur -ve hiperemi görüldü ki bunun bir insanın erkeklik uzvunun sokulmasından ileri geldiğni söyliyebiliceğini söyledi. Bu nevi yaranın akut kabızlıktan da ileri gelebileceğini söyledi.
Sanık şahadetinde vaka gecesi karısının isteği üzerine kendisine. Rum -tarafından Coca-Cola alması için Mülkiye ile Muhtari isminde bir Ruma takriben saat 10.30 sularında gitmek istediğini Rum tarafına geçmek için evlerinin yanındaki bir viraneliğin içerisinden geçmek icap ettiğini, Muhtari ismindeki Ruma gidildiğinde kapalı -olduğunu, Coca-Cola alamadığını, geri Mülkiye ile ayni viranelikten geçtiğini, maksadı Mülkiye'yi viranelikten geçirip eve bıraktıktan sonra dönüp bir Rum barına gitmek istediğini fakat yolda gelirken bazı sesler işittiğini ve karısının sesine benzettiği i-çin ve karısından şüphelendiği için önce yanına gittiğini, kezıdisinin önde, Mülkiyenin ise arkadan geldiğini, karısına kiminle konuştuğunu sorduğunu, aralarında sahıs için rnünakaşa ederken kendisini dövdğünü iddia ederek müşteki Mülkiye ile herhangi bir- cinsi münasebette bulunmadığını iddia etti.
Bidayet Mahkemesi 15 Nisan 1970 tarihinde verdiği hükümde huzurundaki şahadet hakkında şöyle demektedir :
"Çocuğun söylediklerini kabul ettik ve ona inandık. Kadının söylediklerinden sanığın çocuğun üstünd-e ne pozisyonda olduğunu ve ne gördüğünü daha önce kararımızda belirttik. Sanığın erkeklik uzvunun çocuğun anüsüne sokulduğuna ve çocuğun çok ağrıdığına inandık. Dr. Halûk Avni'nin muayenesinde çocuğun anüsünde fisur ve hiperemi bulduğunu ve bunun çacuğu-n anlattığı şekilde mümkün olabileceğini ve yerde sanığın erkeklik uzvunu çocuğun anüsüne sokup dühul ettirdiğini fakat bu duhulün çok olmadığını ve az bir duhul olduğunu bulup kabul ediyoruz. Mahkeme kadının tıbbi muayenesinde sanığın yazılı ifadesindeki- iddiayı karşılamak için kabul ettik. Yani "rebutting evidence" olarak. Bu şahadeti çocuğun meselesinde destekleyici şahadet olarak kabul etmedik, çünkü Turko Mihalos v. Polis 21 Cyp. Law Rep. page 27'de İstinaf Mahkemesi kararına göre kadına olan tecavüz- doğru olsa dahi çocuğun aleyhine işlenen bir suçta bir "corroborative" evidence" olamaz."
Bidayet Mahkemesi tüm şahadeti inceledikten sonra şu neticeye varmıştır :-
"Mahkeme bu ciddî davada tüm şahadeti bütün ayrıntıları ile incelediğinde sanık aley-hine getirilen bütün davalarda Baş Savcılık davalarını en ufak bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ispat ettiğini buluyoruz ve böylece sanığı bütün davalarda mahkum ediyoruz.
Bidayet Mahkemesi sanığı mahkum ettiği her dört davadan da aşağıdaki ce-zaları kesmiştir :-
(a) l. davada 5 senelik hapislik cezası
(b) 2. davada l. davanın benzeri olduğundan 2. dava için ceza verilmemesi uygun
görülmüştür;
(c) 3. davada 2 sene hapislik;
(d) 4. davada 6 ay hapislik.
Bütün davalârdaki cezalarin m-ahkûmiyet gününden itibaren müşterek (concurrently) çekilmesi emredilmiştir.
İstinaf eden (sanık) Bidayet Mahkemesinin mahkûmiyet hakkında veridiği hüküm aleyhine 17 Nisan 1970 tarihinde dosyaladığı istinaf ihbarnamesi ile istinaf eyledi. İstinaf ihh-arnamesi şahsen istinaf eden tarafından hazırlandığı için istinaf sebebi olarak yalnız "Suçsuz" kelimesi belirtilmektedir.
İstinafın istiamaında istinaf eden şahsen bulunmuştur ve istinafı bir avukat tarafından yürütülmüş değildir. Sanık Yüksek Mahkemede s-uçsuz olduğunu ileri sürdü ve bütün meselenin karısı ile geçimsizlik yüzünden karısının kendisine karşı yaptığı bir iftiradan gayri bir şey olmadığını ileri süzdü.
Gerek sanığın söylediklerini gerekse aleyhine istinaf edilen Baş Savcılık tarafından b-ulunan Savcının söylediklerini de tezekkür ettikten sanra, İstinaf Mahkemesi olarak Lârnaka Ağır Ceza Mahkemesinin bulgularını veya 1. davadaki mahkûmiyeti değiştirecek herhangi bir sebep görmediğimizden, işbu istinafın 1. davadaki mahkûmiyet aleyhine olan- kısmını reddederiz.
2., 3. ve 4. davalardaki mankûmiyete gelince, bu davalar 1. davadaki itham edilen suçun birer kısımlarını teskil ettikleri addolunabilir. Bu gibi ahvalde Yüksek Mahkemenin Ioannis Michae1 Pefkos and others v. The Republic (1961) -C.L.R. 340 davasında belirttiklerini göz önünde tutmak gerekir. Bu davada Yüksek Mahkeme sayfa 355 - 356'da şöyle demektedir :
"As regards the other counts (counts 4-8 inclusive) the matter bacomes almost purely academic. If the first appellant (to whom I -shall hereinafter refer as the appellant) succeeds on the issue of identification none of his convicting can stand. If he fails on that issue, the ather convictions lose their practical effect, as they are obviously of less importance than that for attem-pted armed robbery, (ct. 3); and the sentences passed for them, far smaller in extent, are made cancurrent to that passed on Cout 3.
I would, however, venture the viow that although technically, the same set of facts may constitute more than one offenees, -as a matter of practice, a canviction on the most serious of such offences, renderes conviction on the rest, acadamic; and sentence thereon unnecessary, as no person can be punished twice for the same act or omission. (Art. 12 .2 of the Const.) Such convic-tions, and sentences are samotimes put on the record, merely in otder that they be faund there in case the conviction on the more seriaus counts becomes inaperative."
-ve sayfa 370 - 371'de şöyle denmektedir :-
"As to caunts 4, 5, 6, 7 and 8, i.e. the charges of cariying and using a pistol and a revolver, and possessing rounds af ammunition, although technically the first appellant is guilty on those charges, neverthel-ess, as the same facts and circumstances formed part and parcel of the attempted armed robbery charged of which he has been convicted and sentenced I consider that no sentence should have been passed upon those counts (Cf. Article 12, paragraph 2, of the -Constitution, and section 40, sub-section (5), of the Criminal Procedure Law, Cap. 155.)"
Kıbrıs Cumhuriyeti Anaya-sasının 12(2) maddesi, Fasıl 155, Ceza Usulü Kanununun 40(3) maddesi ve yukarıda belirttiğim prensipler göz önünde tutulduğunda 2. davada olduğu gibi 3. ve 4. davalarda da (her ne kadar da cezaların beraber çekilmesine emir verilmişse) hiç ceza verilmemesi- gerekirdi. Bu istinaf sanık tarafından şahsen yapılıp bir avukat tarafından temsil edilmediğinden, istinaf yalnız mahkûmiyet aleyhine yapılmıştır ve ceza aleyhine herhangi bir istinaf yapılmış değildir. Bundan dolayı kanaatımızce Anayasaya aykırı olarak 3-. ve 4. davalarda ceza kesildiğinden ve istinaf yalnız mahkûmiyet aleyhine yapıldığından 3. ve 4. davalarda kesilen cezaların iptal edilebilmeleri için 3. ve 4. davalardaki mahkûmiyetlerin de iptal edilmesi gezektiği kanaatındayız. 2. davadaki mahkûmiyet i-çin herhangi bir ceza kesilmediğinden o davadaki mahkûmiyete müdahale etmemeyi uygun görüyoruz.
Netice olarak istinafın 1 ve 2. davalardaki mahkûmiyet aleyhine olan kısımları reddolunur. 3. ve 4. davalardaki mahkûmiyetler ve dolayısıyle cezalar ipta-l olunur.
1. davada kesilen hapislik cezası mahkûmiyet tarihinden itibaren başlayacaktır.
Tarih : 11 Haziran,1970.
Full & Egal Universal Law Academy