- Konsolide edilmiş
Ceza İstinaf No. 14,15,16/75
(Dava No. 75/75 Girne)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyet-i: Ülfet Emin, Ahmet İzzet ve Şakir S. İlkay.
İstinaf edenler: Cemil Hüseyin (Ceza İstinaf No:l4/75)
Arif Mehmet Uzun (Ceza İstinaf No: 15/75)
Yılmaz Korkmaz (Ceza İstinaf No. 16/75)
ile
Aleyhine istinaf- edilen: Türk Emniyet Müdürlüğü arasında.
İstinaf edenler namına: Menteş Aziz.
Aleyhine istinaf edilen namına: Argun Korkut.
Hırsızlık - Sanıkların 4 banyoyu boş bir tarlada görerek almaları
Hırsızlığın Fasıl 154 Ceza Yasasının 255(1) maddesine göre ta-rifi - Bu tarife göre Sanığın mahkûm edilebilmesi için mal sahibinin rızası olmaksızın hile ile (fraudulently) ve iyi niyetle yapılmış bir hak talebi olmaksızın malı alması gerekir.
Fasıl 154 Ceza Yasası - Yasanın 20, 255 ve 262. maddelerine aykırı
hır-sızlık.
Suç ortaklığı - Sanıkların birlikte hırsızlık yapmaları.
Fasıl 154 Ceza Yasası - Yasanın 20. maddesi - Suç ortaklığı.
Fasıl 155 Ceza Usulû Yasası - Yasanın 38. maddesi - Bu maddeye göre
ithamnamelerin 39. maddede belirtilen hükümlere uygun ola-rak hazırlanması zorunluluğu.
1953-54 Ceza Usulü Tüzüğü ve Ekleri (Ek A) - Tüzüğün 3. nizamıNizamın
ithamnamelerin Ek A'da gösterildiği gibi yapılmasını öngörmesi - Ek A'da hırsızlıkla ilgili bir örnek yer alması.
İthamname - Örnek ithamnameler - Hırs-ızlıkla ilgili örnek ithamname
1953-54 Ceza Usulü Tüzüğü Ek A).
Fasıl 155 Ceza Usulü Yasası - Yasanın 176. maddesi - Yasanın daha iyi
yürütülmesi için Tüzük yapma yetkisi vermesi - Bu maddeye dayanılarak yapılan 1953-54 Ceza Usulü Tüzüğü.
Fasıl 154 -Ceza Yasası - Yasanın 255(3) maddesi - Değeri olan ve
herhangi bir şahsa ait olan şeylerin çalınabilir şeyler olması.
Fasıl 155 Ceza Usulû Yasası - Yasanın 39(c) maddesi - Maddeye göre
herhangi bir şahsın aleyhine getirilen davada Sanığın işlediği idd-ia edilen suçun basit bir lisanla özet olarak tarif edilmesini öngörmesi - Maddenin suçun ne vakit nerede ve nasıl işlendiği hususunda Sanığa luzumu kadar gerekli bilginin davada verilmesini öngörmesi.
İthamname - İthamnamenin Sanık aleyhine getirilen suç-un basit bir
lisanla özet olarak tarif edilmesi gereği - Fasıl 155 Ceza Usulü Yasası madde 39(c).
Fasıl 154 Ceza Yasası - Yasanın 255(1) ve (3) maddesi -
Hırsızlık Hırsızlığın tarifi ve çalınabilen şeylerin neler olabileceği.
Dava ile Sanığa suçun ne- vakit, nerede ve nasıl işlenği hususunda luzumu kadar gerekli bilgirıin verilmesi gerekir - Fasıl 155 Ceza
Usulü Yasası madde 39(g).
Fasıl 155 Ceza Usulü Yasası - Yasanın 66. maddesi - Maddenin formal
veya şekli kusur olan ithamnameleri kapsaması.
-İthamname - İthamnamenin şekli kusurları - Şekli kusurların Fasıl 155
Ceza Usulü Yasası madde 66 kapsamına girmesi.
Fasıl 155 Ceza Usulü Yasası - İthamname - Yasanın 39
Maddesi İthamnamenin 39. maddeye göre kusurlu olup olmaması - 39(c) maddesine göre- ithamnamenin işlenen suçun tüm unsurlarını içermesinin gerekmesi - 39(c), (f) gözönünde tutulduğunda Ceza Yasasının 255. maddesi gereğince hırsızlık suçlarında çalınan eşyanın kime ait olduğunun ithamnamede belirtilmesinin elzem olmaması - Uygulamanın far-klı olması - İngilteredeki durumun benzerliği.
Şahadet - Hırsızlık davasında çalınan malın kime ait olduğu
belirtilmeyen hallerde de İddia Makamının hırsızlık suçunun tüm unsurlarını ve bunlar içinde yer alan malın kime ait olduğu ve rızası olmaksızın a-lınıp alınmadığı unsurunu da şahadetle ispat etmesi gerekir - Hırsızlık suçunun makul şüpheden ari bir şekilde ispat edilmesi - İspat edilmemesi halinde şüphenin menfaatini Sanığa vererek Sanığın beraat ettirilmesi.
Fasıl 155 Ceza Usulû Yasası - Yasanın 1-35. maddesi - Suçunu kabul eden
Sanığın hangi hallerde mahkûmiyet aleyhine istinaf edebileceği - Bunlara ilâveten bazı hallerde istinaf edilebilmesi.
Suçunu kabul eden Sanığın Mahkûmiyet aleyhine istinaf edebileceği haller - Fasıl 155 Ceza Usulü Yasası -madde 135 - Bu maddede belirtilen
hallere ilâveten herhangi bir Sanık suçunu kabul ettiğinde kabulünû anlamadığı hususunda Mahkemeyi ikna ederse veya
kabul ettiği olaylar gözönünde tutulduğunda kanunen işlediği suçtan mahkûm edilemeyeceği hususunda Mahke-meyi ikna ederse, Sanığın istinaf edebilmesi.
Hırsızlık - Alınan herhangi bir eşyanın sahibinin izni ile alındığını
ispat külfetini suçu işleyene yükletildiği iddiası - İddianın Temel Kurallarla etkilenmiş hali ile Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının 183(7)- maddesine dayanılarak çıkarılan 'oir Kararnameye dayandırılması - Anayasanın sözkonusu maddesinin Fevkalade Hal ilânı ile ilgili olması ve konu ile ilgili olmaması nedeniyle iddianın reddi.
Fasıl 155 Ceza Usulü Yasası - Yasanın 68(1) maddesi - Maddeye gö-re
suçunu kabul ettiği ve anladığı hususunda ikna olan Mahkemenin Sanığı mahkûm ettiğini belirtmesi gerekmemesi ve Sanığın mahkûm edilmiş addolunması.
Mahkemenin suçunu kabul eden ve anlayan Sanığı mahkûm ettiğini belirtmesmin gerekmemesi.
Hükmûn aleni- bir celsede okunması ve davanın dinlenmesinin aleni bir surette yapılması - Buna aykırılığın hükmü hükümsüz kılması Bu şekilde
yapılmayan yargılamanın hükümsüz olması.
1/69 sayılı 1968, Adalet Mahkemeleri Kuralı - Kuralın 13.
Maddesi Mahkemelerin böl-gesel yetkisi - Maddenin Girne Kaza Mahkemesinin bölgesel yetkisini ortadan kaldırmamakla beraber Girne Bölgesinde işlenen suçlara Lefkoşa Kaza Mahkemesinin de bakabilmesi.
1960 Adalet Mahkemeleri Yasası - Yasanın 3(4), 21 ve 23. maddeleri -
21. maddeni-n hukuk, 23. maddenin ceza davaları ile ilgili Kaza Mahkemesinin bölgesel yetkisini düzenlemesi - 3(4) maddesinin
Yüksek Mahkemeye bir emirle Mahkemelerin bölgesel yetkisini değiştirebilme yetkisi vermesi.
Yüksek Mahkemenin Ceza Usulû ile ilgili Tüzük yap-ma yetkisi - Fasıl
155 Ceza Usulü Yasası madde 176.
Mahkumiyet ve ceza aleyhine istinaf - Suçunu kabul eden Sanığın
kâbulünü anlamadığı veya kabul ettiği olgulara göre kanunen işlediği suçtan mahkûm edilemeyeceği hususunda Mahkemeyi ikna etmesi halind-e, Fasıl 155 Ceza Usulü Yasası madde 135'te belirtilen hallere ilâveten, istinaf edebilmesi.
Bölgesel Yetki - Lefkoşa Kaza Mahkb meiS in69es y lıal968h Adalet
bölgesinde işlenen suçlara baka i m Mahkemeleri Kuralının 13. maddesi.
Suçunu kabul eden S-anığın ithamnamede belirtilmeyen suçun ru kabul ettiği manasına gelmemesi.
Fasıl 155 Ceza Usulü Yasası - Yasanın 153. maddesi - İthamnamenin
şekli veya özü hakkında herhangi bir kusuru olduğu nedeniyle Mahkeme hükmünün değiştirilememesi - İlk Mahkemed-e de bu hususta itiraz yapılmadıkça, ithamnamenin kusuruna dayanarak Mahkeme hükmünün değiştirilememesi.
OLAY: Sanıklar boş bir tarlada atılı olarak gördükleri 4 adet banyoyu
aldılar. Sanıklar itham olundukları hırsızlık suçlarını kabul ettiler. İlk Ma-hkeme Sanık 1 ve 3'ü 3 ay, Sanık 2'yi 3 ay 15 gün hapse mahkûm etti.
Sanıklar hükmü ayrı ayrı istinaf ettiler. İstinaflar birleştirilerek dinlendi.
Sanıklar İddia Makamının İlk Mahkemede izah ettiği olguların Sanıkların kabul ettiği suçun unsurlarını teşki-l etmediğini, İlk Mahkemenin Sanıkları mahkûm etmeden cezalandırma yönüne gitmekle, aleni bir yargılama yapmamakla ve hükmü aleni bir celsede okumamakla hatalı hareket ettiğini, cezanın alenen fahiş olduğunu öne sürerek hüküm ve ceza aleyhine istinaf dosya-ladılar.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme istinafı dinledikten sonra hükmü iptal etti
fakat gerekçeli kararın okunmasını daha sonraya bıraktı.
Gerekçeli kararda Yüksek Mahkeme yargıçlarının her biri kısmen benzer kısmen farklı gerekçelerle hükmün iptal edilmesi ge-rektiği görüşüne katıldılar.
Yüksek Mahkemenin iki yargıcı bir hırsızlık davasında ithamnamede çalınan malın kime ait olduğunun belirtilmesinin zorunlu olmadığını, buna rağmen İddia Makamının malın başka bir şahsa ait olduğunu kanıtlamak zorunda olduğunu, -İddia Makamının suçun kabul edilmediği davalarda bu iddiasını şahadetle isbatladığını, suçun kabul edildiği davalarda ise anlatılan olgularla malın kime ait olduğunun kanıtlanması gerektiğini, bu davada Sanıklar boş bir arsada gördükleri banyoların terkedi-lmiş olduğunu, yani kimseye ait olmadığını zannettiklerini iddia ettiklerine göre malın bir başka şahsa ait olduğunun isbatlanmadığını belirttiler ve bu nedenle hükmün iptal edilmesi gerektiği görüşünü benimsediler.
Yüksek Mahkemenin diğer yargıcı Sanıklar-ın suçu kabul etmelerinden sonra anlatılan olguların mahkûmiyete değil cezaya etki edebileceğini belirtti. Buna rağmen Sanıkların hafifletici neden olarak öne sürdükleri olguların suçun kabulü ile bağdaşmadığını ve bu durumun Sanıkların ithamı anlamadıklar-ını gösterdiğini belirten yargıç bu gerekçe ile hükmün bozularak yeniden dinlenmek üzere Ilk Ma.hkemeye iade edilmesi gerektiğini belirtti.
Yüksek Mahkemenin üç yargıcı bu davanın yargıç odasında dinlenmesinin davaların aleni olarak dinlenmesi gerektiği p-rensibini ihlal ettiğini, özellikle hapislik cezası verilen bir davanın Mahkeme salonunda dinlenmesinin zorunlu olduğunu belirttiler ve bu nedenle hükmün iptal edilmesi gerektiği görüşünde birleştiler.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlaı:
Ioannis Stilian-ou Sawa Clonarou v. The District Officer (1963) 1 C.L.R. s.47.
A. G. v. Sıtkı Mahmut (1962) C.L.R. s.181 sayfa 183.
R. v. Ingleson ( 1915 ) 1 K. B. s. 512.
4- R. v. Golathan (1915) 11 Cr. App. Rep. s.79.
5- Hibbert v. Mckierman (1948) 1 All E.R. s.860 sayf-a 862.
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
1- Archbold 35. baskı para.l5l4.
__________________
HÜKÜM
Ülfet Emin:
Girne Kaza Mahkemesinde 75/75 sayılı ceza davasında 14/75 sayılı istinafta istinaf eden (sanık1) -15/75 sayılı davada istinaf eden
(sanık 2) ve 16/75 sayılı davada istinaf eden (sanık 3) olarak Fasıl
154, Ceza Kanunu'nun 20,255 ve 262. maddelerine aykırı 2 Ocak 1975'de Girne'de K.L.BO.- kıymetinde 4 adet banyoyu çalmakla suçlandırıldılar. Tüm sanıklar- 3 Mayıs 1975'de Mahkeme huzurunda itham edildikleri suçu işlediklerini kabulettikleri cihetle sanık 1 ve 3 üçer ay, sanık 2 ise üç ay 15 gün hapse mahkûm edildi.
Her üç istinaf aynıkonuyu ilgilendirdiğinden tarafların rızası
ile konsolide edildi.
Her ü-ç istinaf aynı istinaf sebeplerini ihtiva etmektedir. Sanıklar Bidâyet Mahkemesininmahkûmiyet ve ceza kararının aşağıdaki
sebeplerden dolayı hatalı olduğunu ileri sürerek istinaf eylediler:
l. Sanıklar aleyhine İddia Makamınca Mahkeme huzurundaserd
ve iz-ah olunan hakikatlar sanığın itham olunduğu suçun unsurlarını teşkil etmediğinden Bidayet Mahkemesi sanıkları mahkûmedip cezalandırmakla hataya düşmüştür.
2. Bidayet Mahkemesi sanıkları mahkûm etmeden, cezalandırma
yönüne gitmekle hata işlemiştir ve netic-e itibarı ileverilen mahkûmiyet hatalıdır.
3. Bidayet Mahkemesi sanıkları aleni mahkemede mahkeme edip
mahkûm etmeyerek kararı aleni bir celsede beyan etmemekle hata
işlemiştir.
4. Bidayet Mahkemesi verilen ceza prensiplerine aykırı hareket ederek sanık-ları hapse göndermekle hataya düşmüştür.
5. Sanıklara verilen hapislik cezası alenen fahiştir.
6. Sanıkları muhakeme eden Bidayet Mahkemesi hukuki şahsiyete sahip olmadığından, sanıkların işledikleri iddia olunan suça bakma salâhiyetine sahip değildir.
İs-tinafın duruşması 30 Mayıs 1975'de yapıldı ve Mahkeme istinafları kabul ederek mahkûmiyet ve cezaların iptaline karar vererek sanıkiarı beraat ettirdi. Gerekçelerin daha sonra verileceği belirtildi. Şimdi işbu gerekçeleri veriyoruz:
Tüm sanıklar hırsızlık -suçu ile itham edilmişlerdir. Sanıkların aleyhine getirilen İthamname aynen şöyledir:
"Sanıklar aşağıda zikrolunan davalarla itham olunur.
İTHAM OLUNDUĞU SU
l. Dava
Fasıl 154, Ceza Kanunu'nun 20, 255 ve 262. maddelerine aykırı sirkat.
S-UÇUN TAFSİLATI
l. Sanıklar 2 Ocak 1975 tarihinde Girnede K.L.BO.- kıymetinde 4 adet banyo çaldılar."
İstinaf edenler yukarıda iktibas olunan 1. dava ve suçun tafsilâtı sanıkların işledikleri iddia olunan suçun tüm unsurlarını ihtiva etmediğini, bu nedenl-e İthamnamenin kusurlu olduğunu ve bu kusurun suçun esasına müteallik olduğunu, suçun nasıl işlendiği hususunda İddia Makamı tarafından Mahkemeye bildirilen olgularda dahi suç unsurlarının belirtilmediğini ileri sürerek sanıkların mahkûm edilip cezalandırı-lamayacaklarını iddia etti. Herhangi bir şahıs aleyhine getirilen İthamnamelerde nelerin yer alması gerektiği hususunda Fasıl 155, Ceza Usulü Kanunu'nun 39. maddesinde hükümler mevcuttur. 38. maddeye göre bütün İthamnamelerin 39. maddede vaz edilen hükümle-re uyması gerekir. 39. maddenin (c) fıkrası herhangi bir şahsın aleyhine getirilen davada sanığın işlediği iddia edilen suçun basit bir lisanla özet olarak tarif edilmesini öngörmektedir. Ceza Usulü Kanunu'nun 38. maddesi her davanın tesbit edilmiş örnekte- (prescribed form) olması gerektiğini belirtı'nektedir. Ceza Usulü Kanunu'nun 176. maddesi Ceza Usulü Kanunu'nun daha iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacı ile Vali'ye tüzük yapma yetkisi vermektedir. Bu maddeye dayanılarak 1952' de Ceza Usulü Tüzüğ-ü yapıldı. Ceza Usulü Tüzüğünün 3. nizamı Ceza İthamnarrıelerinin Ek 'A'da gösterildiği gibi yapılmasını öngörmektedir. Hırsızlıkla ilgili ithamnamenin bir örneğini vermektedir. Örnek aynen şu şekildedir:-
"STATEMENT OF OFFENCE.
Theft, contrary to section- 262 of the Criminal Code Law, Cap.13.
Particulars of Offence
The accused on the. . . . day of . . . . . . , in the District of . . . . , being clerk or servant to C.D., stole from the said C.D. a camera."
Yukarıda iktibas edilen örnekten açıkça görülüyo-r ki suçun tafsilâtında suçun nerede ve hangi tarihte işlendiği, sanığın neyi çaldığı ve çalınan eşyanın kime ait olduğu belirtilmelidir. Ceza Kanununun 255. maddesinin (1). fıkrası hırsızlığı şöyle tarif etmektedir. "Bir şahıs, mal sahibinin rızası olmaks-ızın hile ile (fraudulently) ve iyi niyetle yapılmış bir hak talebi olmaksızın, çalınabilen herhangi bir şeyi, alındığı zaman mal sahibini böyle bir şeyden devamlı olarak mahrum etmek niyeti ile, alır ve taşırsa hırsızlık yapmış olur."
Aynı maddenin (3). -fıkrası ise değeri olan ve herhangi bir şahsa ait olan herşeyin çalınabilen bir şey olduğu hususunda hüküm koymuştur. Ceza Usulü Kanunu'nun 39(g) maddesi suçun ne vakit, nerede ve nasıl işlendiği hususunda sanığa lûzumu kadar gerekli bilginin davada verilm-esini öngörmektedir. Ceza davalarında İddia Makamı herhangi bir suçu işleyen şahsın aleyhine getirilen bir davayı şüpheden ari bir şekilde isbat etmesi gerekir. İddia Makamı işbu isbat külfetini iki şekilde yerine getirebilir. Birincisi Mahkemeye şahitler -çağırarak sanı ın aleyhine getirilen suçu makul şüpheden ari bir şekilde isbat edebilir, ikincisi ise sanık mahkeme huzurunda aleyhine getirilen suçu ihtiva eden İthamnamede belirtilen davayı sanığın kabul etmesi ile isbat edebilir. İstinaf konusu davada s-anıklara dava okunduğunda sanıklar davalarını kabul etmişlerdir. Sanıklar davalarını kabul ettikten sonra İddia Makamı olgular hususurda Mahkemeye aynen şunları söylemiştir:-
"2.1.75'de geceleyin saat 21.00 raddelerinde PE 646 Salim Yusuf Girne-Lefkoşa a-na yolu barikatında görevli idi. Sanık 1'in kullandığı Van tipi CS 863 plâkalı arabayı durdurup yokladı. Arabada 4 adet yeni banyo olduğunu gördü Sanık 1 e nereâe bulduğunu sordu. Sanık 1 sanık 2 ve 3 ile birlikte Girnede büyük bir Apartman yanında boş bir- arsada olan birçok banyo arasından bu 4 banyoyu arabaya yüklediklerini söyledi. A rkadan geleceklerini de bildirdi. Olanlar bunlardır. Çalınanların kıymeti K.L. 80. -'dir."
Sanıkların avukatı ise aynen şunları söyledi: -
"Sanık 1 şöför, evli ve 4 çocuk b-abasıdır. Fakir biı aileye mensuptur. Sanık 2, 1963'den beri mücahitlik yapmış ve elan mücahittir. Evli, iki çocuk babasıdır. Sanık 3, mücahittir, el an daha. Sanıklar Girneye gezmeye geldiler. Daha sonra dolaşmaya başladılardı. Boş bir tarlada bir takım k-ırık dökük banyolar arasında gördüler ve aldılar. Sanık 2 ve 3' ün Gönyelide evi hasar görmüştür. Kendi evinin banyosu için ve terkedilmiş eşya olduğu kanaatı sonucu yapmışlardır. Hava kararmak üzere idi ki oldu. Saat 9.00' da gece değil. Sanık 1 ve 3 ilk -defa Mahkemeye gelir. Nadimdirler, mülâyım davranılmasını istirham ederim. Sanıkların hiç biri 1974 göçmeni değildir."
İddia Makamı hırsızlık suçunu şüpheden ari bir şekilde isbat etmesi için sanıkların çalınabilen bir eşyayı yani Ceza Kanunu'nun 255. mad-desinin (3). fıkrasına göre değeri olan ve başkasına ait olan bir eşyayı hile ile ve mal sahibinin rızası olmaksızın ve mal sahibini çalınan eşyalardan daimi olarak mahrum etmek niyeti ile bir yerden alıp taşıdıklarını isbat etmesi gerekir. Sanıklara okuna-n İthamnamedeki davada eşyaların herhangi birisine ait olduğu hususunda herhangi bir kayıt yoktur. Bu nedenle çalındığı iddia olunan eşyaların 255. maddenin öngördüğü bir şekilde çalınan bir eşya olduğu hususunda davada iddia yapılmadı. Buna ilâveten sanık-lar Mahkemede İthamnamede ileri sürülen davadaki suçu kabul ettikten sonra İddia Makamının olgularla ilgili yaptığı izahatta da çalınan eşyaların herhangi birine ait olduğu belirtilmedi. Sanıklar namına avukatları tarafından Mahkemeye yapılan izahatta ise -sanıkların aldıkları bu eşyaların terkedilmiş eşya olduklarını ileri sürmüştür. Hiç şüphe yoktur ki eğer çalınan eşyalar, hakikaten terkedilmiş eşya ise herhangi bir şahsa ait değildir. Bu durumda sanıklar itham olundukları suçtan kabahatlı bulunup mahkûm -edilem ezdi.
İstinafın duruşması esnasında sanıkların avukatı İthamnamedeki hırsızlık davasının esas unsurlardan biri olan çalınan eşyaların kime ait olduğu belirtilmediği cihetle, sanıkların mahkûm edilemeyeceğini ileri sürdü. İddia Makamı namına bulunan- Savcılık ise Ceza Usulü Kanununun 66. maddesi gereğince herhangi bir İthamnamedeki davanın kusurlu olup olmadığı hususu ancak sanıklar dava kendilerine okunduktan sonra herhangi bir cevap vermezden önce ileri sürülebilir ki bu husus bu davada yapılmadığı -cihetle, sanıklar bu hususu istinafta ileri süremeyeceklerini iddia etmiştir. Kanaatımca Ceza Usulü Kanunu nun 66. maddesi sadece İthamnamenin formal kusurlu olduğu hallere şamildir. iCusur İthamnamenin esasına müteallik ise bu madde şamil değildir. Bu ned-enle sanıkların mahkûm olduğu İthamnamedeki davanın Ceza Usulü Kanununun 39. maddesi gereğince kusurlu olup olmadığını incelemek gerekir. Hırsızlık davaları için Ceza Usulü Kanunu tahtında yapılan Tüzükte belirtilen örnekte malların kime ait olduğunu göste-rmesine rağmen ve bugüne kadar bu tip İthamname ve ceza davaları hazırlanmasında bu usul takip edilmekle beraber Ceza Usulü Kanunu'nun 39(f) maddesi gereğince herhangi bir malı ilgilendiren suçlarla ilgili davalarda malın belli bir şahsa ait olduğunu belir-tmek gerekmez meğer ki malın özel mülkiyeti dolayısıyle, özel mülkiyetin belirtilmesi şart olsun. Ancak İddia Makamı bu gibi hallerde mal ile ilgili bir suç işleyenlerin suçu işlediklerine dair isbat etmek bakımından Mahkemede mülkiyetin kime ait olduğunu -isbat etmesi kâfidir. Aynı Kanunun 39(c) maddesi İthamnamedeki davalar hazırlanırken, davanın işlendiği iddia olunan suçun tüm esasa ait unsurlarını ihtiva etmesi gerekmediğini öngörmektedir. 39(c), (f) ve (g) maddelerini göz önünde tutarak Ceza Kanununun -255. maddesi gereğince hırsızlıkla ilgili suçlardaki herhangi bir davanın çalınan eşyanın kime ait olduğunun davada belirtilmesi elzem olmadığı kanaatındayım. Ancak bu gibi hallerde İddia Makamının suçun tüm unsurlarını isbat etmesi gerekli olduğu cihetle -İddia Makamı çalınan eşyaların kime ait olduğu hususunu şahadetle isbat etmesi gerekir. Herhangi bir hırsızlık suçunu işlediği iddia olunan şahıs hırsızlıkla ilgili bir davayı Mahkeme huzurunda kabul ettiğinde, böyle bir davada çalınan eşyanın kime ait old-uğu İthamnamede sarahaten belirtilmeyen hallerde, İddia Makamı olgularla ilgili Mahkemeye izahat verirken malların kime ait olduğunu belirtmesi elzemdir kanaatındayım. Bunu belirtmediği takdirde hırsızlık suçunun tüm unsurları isbat edilmemiş olur ve tüm u-nsurları isbat edilmeyen hırsızlık suçundan herhangi bir şahıs mahkûm edilemez. İstinaf konusu meselede, İthamnamedeki tiırsızlık davasında çalınan eşyaların kime ait olduğu belirtilmemiştir. İddia Makamının olgular hususunda Mahkemeye verdiği izahatta da -eşyaların herhangi birisine ait olduğu belirtilmemiştir. Bu nedenle hırsızlık suçunun esas unsurlarından biri olan çalınan eşyanın birisine ait olması ve mal sahibinin rızası olmaksızın alınması hususları isbat edilmiş değildir. Buna ilâveten sanıklar namı-na avukatları tarafından Mahkemeye verilen izahatta sanıkların çalınan eşyaların terkedilmiş eşya oldukları kanısında oldukları hususu nazarı itibara alındığında sanıkların çalınan eşyaların herhangi bir şahsa ait olduğunu kabul etmedikleri görülmektedir. -Bu nedenle sanıkların aleyhine getirilen suç, makul şüpheden ari bir şekilde, isbat edilmiş sayılamaz.
İstinafın duruşması esnasında İddia Makamı Ceza Usulü Kanununun 135. maddesi gereğince herhangi bir sanık Mahkemede suçu işlediğini kabul ettikten sonra- mahkûmiyet aleyhine ancak İthamnamede belirtilen olguların suç olmadığı hallerde istinaf edebileceğini ve bu meselede İthamnamede belirtilen olguların bir suç işlendiğini gösterdiğini iddia etmiştir. Daha önce belirttiğim gibi sanıkların aleyhine getirile-n İthamnameye bakıldığında hırsızlık suçunun tüm unsurlarının ihtiva edilmediği görülmektedir. Bu nedenle sadece İthamnamedeki davanın tafsilâtında belirtilenlere istinaden sanıklar mahkûm edilemezler. Şayet sanıklar Bidayet Mahkemesinde İthamnamedeki dava-yı kabul ettikten sonra İddia Makamı olgular hususunda mahkemede izahat verirken İthamnamedeki davada çalınan eşyaların birisine ait olduğu hususunda izahat vermiş olsaydı ve sanık bu hususa cevap vermemiş olsaydı, o zaman hırsızlık suçunun tüm unsurları i-sbat edilmiş olacaktı ve sanıklar mahkûm edilebilecekti. Kaldı ki suçunu Bidayet Mahkemesinde kabul eden herhangi bir şahıs Ceza Usulü Kanunu'nun 135. maddesinde belirtilenlere ilâveten herhangi bir sanık suçunu kabul ettiğinde kabulünü anlamadığı hususund-a Mahkemeyi ikna ederse veya mahkûm edilemeyeceği hususunda Mahkemeyi ikna ederse, sanık bu gibi hallerin vukuunda istinaf edebilir ve ileri sürdüğü hususlarda Mahkemeyi ikna ederse, istinafında muvaffak olur. Bak. Ioannis Stilianou Sawa Clonarou v. The Di-strict Officer (1963) 1 C.L.R. 47. Bu istinafta sanıkların itham olunduğu suçu gösteren İthamnamedeki suçun
tafsilâtı kendiliğinden hırsızlık suçunu işlediğini göstermez ve buna ilâveten sanıkların Bidayet Mahkemesinde kabul ettiği olgula.r nazarı itibara -alındığında suçun işlendiği isbat edilmiş sayılamaz ve bu nedenle sanıklar kanunen hırsızlık suçundan mahkûm edilemezdi.
İstinafın duruşması esnasında İddia Makarnı namına Savcılık 24 Ağustos 1974'de Kıbrıs Türk Yönetimi Yürütme Kurulunun Temel Kurallarla- etkilenmiş hali ile Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının 183. maddesi tahtında fevkâlade hal ilân edilmiş olması muvacehesinde aynı maddenin (7). fıkrasına istinaden bir Kararname isdar ettiğini ve bu Kararnamenin 1. maddesinin şart bendine göre alınan herhang-i bir eşyanın sahibinin izni ile alındığını isbat külfetini suçu işleyene yüklediğini belirterek İddia Makamının sanıkların çaldığı iddia olunan eşyaların mal sahiplerinin belirtilmesi gerekmediğini ileri sürmüştür. Savcılığın bahsettiği Kararnamenin 1. ma-ddesi aynen şöyledir:-
"l. (a) Yağmacılık; çapulculuk; hırsızlık; Askeri makamlarca
yasak ilân edilen bölgelere, evlere, yerlere girme; Kıbrıs Türk Barış Kuwetlerinin veya Kıbrıs Türk Silahlı Kuvvetlerinin emirlerine ve yasaklarına itaatsızlık, suçların-ı işleyen,
(b) elinde veya yedinde kanunsuz alındığına veya ganimet
olduğuna makul şüphe uyandıran eşya, araç, hayvan veya
diğer herhangi çeşit mal bulunduran; veya
(c) Yukarıda zikri geçen suçlardan herhangi birine teşebüs
ede-n, herhangi bir şahıs derhal yakalanıp tutuklanabilir
ve hakkında Kanunda ön görülen cezai müeyyideler tatbik
edilebilir.
Bu madde maksatları bakımından Rumlara veya ecnebilere veya ölü veya kayıpta olduğuna inanılan şahıslara ait olduğu aşikâr -olan her hangi yerden, evden, iş yerinden, bahçeden veya sokaktan alınan her çeşit mal, araç veya eşyalar, aksi isbat edilmedikçe, sahibinin izni olmaksızın alınmış addolunur.
" Savcılığın ileri sürdüğü Kararname Anayasanın 183. maddesinin 7. fıkrasına ist-inaden yapılmış bir Kararname olduğu iddia edildi. Anayasanın 183. maddesinin 7. fıkrası aynen şöyledir: -
"7. (1) Bir Fevkâlade Hal İlânı yürürlükte olduğu zaman, bu
Anayasanın hükümlerine rağmen, Bakanlar Kurulu, kendince derhal harekete geçilmesiger-eken hallerde, Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin 57'inci madde gereğince, ayrı ayrı veyamüştereken, kullanabilecekleri veto hakkına tabi olmak kaydıyle, münhasıran fevkâlade hal ile ilgili kanun hükmünü haiz herhangi bir kararname çıkarabilir.-
(2) Bu fıkranın yukarıdaki (1)'inci bendigereğince veto
hakkı kullanılmamışsa, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan
Muavini, bahis konusu kararnameyi derhal Cumhuriyet Resmi
Gazetesinde yayınlamak suretiyle ilân ederler.
(3) Bahis -konusu kararname, daha ewel kaldırılmamışsa,
fevkâlade halin sona ermesi ile yürürlükten kalkar.
Anayasanın 183. maddesinin 7(1) fıkrası tahtında kanun hükmünü haiz herhangi bir kararname çıkarabilmeic için konunun münhasıran fevkfade hal ile il-gili olması gerekir. Şahsen sözü geçen kararnamenin isbat külfeti ile ilgili maddesinin münhasıran fevkâlade hal ile ilgili olduğu hususunda şüpheliyim. Buna rağmen, bu maddenin istinaf konusu dava ile herhangi bir ilişkisi yoktur. Çünkü istinaf konusu dav-ada çalınan eşyaların mal sahibinin izni ile alındığı hususunda herhangi bir iddia yapılmış değildir.
Yukarıda izah olunan sebeplerden dolayı istinafın kabulü, mahkûmiyet ve cezaların iptal edilerek sanıkalrın beraat ettirilmesi gerekir.
1. istinaf sebeb-ine istinad ederek sanıkların beraat ettirilmesine karar verdikten sonra diğer istinaf sebeplerini eleştirmek gerekmiyorsa da, diğer istinaf sebebpleri hususunda, önemine binaen, bu istinafta birkaç söz söylemeyi uygun gördüm.
İstinaf edenler 2. istinaf s-ebebpleri ile Bidayet Mahkemesi sanıkları mahkûm etmeden cezalandırmak yönüne gitmekle hata işlediğini ileri sürdüler. Ceza Usulü Kanunu'nun 69(1) maddesine göre herharıgi bir sanık herhangi bir davadaki suçunu işlediğini Mahkeme huzurunda kabul ederse ve -Mahkeme sanığın kabul ettiği hususları anladığı hususunda ikna olursa sanık Mahkemenin hükmü ile kabahatlı bulunduğu addolunarak Mahkeme gereken işlemi yapar. Bu nedenle herhangi bir suç ile itham olunan şahıs suçunu işlediği hususunda Mahkemede kabl eder-se ve Mahkeme sanığın yaptığı kabulü anladığına ikna olursa sanığı mahkûm ettiğine dair herhangi bir kayıt yapması gerekmez çünkü bu gibi hallerde sanığın Mahkeme kararınca mahkûm edilmiş olduğu addolunur.
3. istinaf sebebi ise sanıkların aleni mahkemede -muhakeme olmadıkları hususundadır. Anayasanın 30(2) maddesi gereğince davanın dinlenmesinin aleni bir surette yapılmasına ve Mahkeme kararının aleni bir celsede okunmasını, bazı haller müstesna, öngörmektedir. Bu istinaftaki davanın duruşmasının Mahkeme sa-lonunda yapılmadığı ve hakim odasında yapıldığı hususunda sanıkların Bidayet Mahkemesinde avukatı olan Hasan Murat tarafından bir yemin varakası mevcuttur. Savcılık bu hususun doğruluğunu kabul etmiştir. Kanaatımca Bidayet Mahkemelerinin Anayasanın 30(2) m-addesine harfiyen riayet etmeleri gerekir. Riayet edilmediği takdirde duruşma ve karar batıl sayılır. Bu gibi hallerde verilen herhangi bir hükmün iptal edilmesi gerekir.
Ceza ile ilgili istinaf sebepleri hususunda herhangi bir şey söylemek bu istinafta g-erekmemektedir.
İstinaf edenin avukatı Bidayet Mahkemesinin Girne Kaza Mahkemesi olarak görev ifa etme yetkisi olmadığını ileri sürmüştür. İstinaf edenin avukatı işbu iddiasını 1/69 sayılı 1968, Adalet Mahkemeleri Kuralının 13. maddesine istinad ettirmişt-ir. 13. madde aynen şöyledir:-
"Kaza Mahkemelerinin yetki bölgesi bakımından, 1960, Adalet Mahkemeleri Kanunu'nun 21, 23. maddelerine bakılmaksızın, Lefkoşa Kazası Girne Kazasını da içine alır."
1960, Adalet Mahkemeleri Kanunu'nun 21. maddesi hukuk davala-rı ile ilgili, 23. maddesi ise Ceza davaları ile ilgili (Caza Mahkemelerinin bölgevi yetkisini tesbit eder. 1960, Adalet Mahkemeleri iCanunu'nun 23. maddesinin (a) bendine istinaden Mahkemenin kurulmuş olduğu bölge içinde işlenen bilcümle suçları muhakeme -etmeye yetkisi vardır. Kanaatımca 1/69 sayılı Kuralın 13. maddesi Girne Kazasında işlenen bir suçun Lefkoşa Kaza Mahkemesinde de muhakeme edilebileceğini öngörmektedir. Kuralın 13. maddesi Girne Kaza Mahkemesini bölgevi yetkisinden yoksun etmiş değildir. N-itekim 11/69 sayılı kural gereğince yürürlükte olan 1960 Adalet Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesinin (2). fıkrasına göre Kıbrıs Cumhuriyeti bölgelere ayrılacak ve o bölgelerin her birince Ağır Ceza Mahkemesi inikad edecek ve bir Kaza Mahkemesi olacaktır. A-ynı maddenin (3). fıkrasına göre ise halen mevcut idari bölgeler bu Kanunun gayeleri için bölgeler olacaktır. Aynı Kanunun (4). fıkrasına göre Yüksek Mahkeme zaman be zaman Cumhuriyet Resmi Gazetesinde neşrolunacak emir ile bu bölgelerin sayısını ve hudutl-arını değiştirebilir veya bu bölgelerden ikisini veya daha fazlasını birleştirebilir veya bu bölgelerden herhangi birisini bölebilir. Görülüyor ki yürürlükte olan 1960, Adalet Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesi gereğince Girne Kazası bir bölgedir. Yüksek Ma-hkeme Girne bölgesinin hudutlarını değiştirdiği veya Girne bölgesini başka bir bölgeye birlşetirdiği hususunda Resmi Gazetede herhangi bir emir neşretmiş değildir. Dolayısıyle Girne bölgesi halâ daha bir bölgedir ve Girne bölgesinde bir Kaza Mahkemesi göre-v yapabilir. Ancak 1/69 sayılı Kuralın 13. maddesi gereğince ceza davaları bakımından Girne kazasında işlenen herhangi bir suç Lefkoşa Kaza Mahkemesinde de muhakeme edilebilir.
Ahmet İzzet:
Sayın Ülfet Emin tarafından okunan hükümle hemfikirim. Yalnız l.- istinaf sebebine ben de değinmek istiyorum.
Sanıkların aleyhine getirilen dava aynen şöyledir:
"İTHAM OLUNDUĞU SUÇ
Birinci Dava
Fasıl 154 Ceza Kanununun 20, 255 ve 262. maddelerine aykırı sirkat.
SUÇUN TAFSİLATI
1. Sanıklar 2 Ocak, 1-975 tarihinde Girnede K.L.BO.- lira kıymetinde 4 adet banyoyu çaldılar.
Bu davayı sanıklar kabul ettikten sonra İddia Makamı Mahkemeye şu beyanda bulunmuştur:-
"Özdemir Bey: 2.1.75'de geceleyin saat 21.00 raddelerinde, P.E.646 Selim Yusuf, Girne Lefkoşa a-na yolu barikatında görevli idi. Sanık 1'in kullandığı Van tipi GS 863 plâkalı arabayı durdurup yokladı. Arabada 4 adet yeni banyo olduğunu gördü. Sanık 1'e nerede bulduğunu sordu, sanık 1, sanık 2 ve 3'le birlikte Girnede büyük bir apartman yanında boş bi-r arsada olan birçok banyo arasından bu 4 banyoyu arabaya yüklediklerini söyledi, arkadan geleceklerini de bildirdi. Olanlar bunlardır. Çalınanların kıymeti K.L.8O.-dir."
Sanıkların avukatının iddiasına göre 1. dava, onunla ilgili tafsilât ve Mahkeme huzu-runda izah olunan olgular sanığın itham olunduğu suç unsurlarını teşkil etmediğinden Mahkeme sanığı mahkûm edip cezalandırmakla hataya düşmüştür.
Kanaatımca konunun iki yönü vardır. a) İthamnameye konan bilgi ve tafsilâtın yeterliliği b) Suçun isbatı. Doğ-ru bir karara varmak için bu iki husus arasında ayırım yapmak ve bu ayırımı göz önünde tutmak gerekir.
a) İlk önce İthamname ile ilgili hususu ele alalım.
Fasıl 155 Ceza Usulü Kanununun 39'uncu maddesinin (c) fıkrası aynen şöyledir:-
"(c)the court in a c-harge shall describe the offence wirh which
the accused is charged shortly in ordinary language, avoiding as far as possible the use of technical terms and without necessarily stating all the essential elements of the offence and it shall contain a refer-ence to the section of the enactment creating the offence..................."
Buna göre bir suçun bütün unsurlarının İthamnamed-e belirtilmesi zorunlu değildir.
39. madenin (f) fıkrası ise aynen şöyledir: -
"(f) if the offence charged consists in doing anything with or to
any proPerty, except where required for the purpose of describing an offence depending on any special owner-ship of property or speciat value of property, it shall not be necessary to state that the property belongs to any parti= cular person, and whether such statement is made or not, it shall be sufficient for the prosecution to prove such facts as to ownershi-p as to show that the accused committed the offence with which he was charged;"
Bu fıkraya göre işlenen suç mal ile ilgili ise,- bazı istisnai haller hariç, malın herhangi birisine ait olduğunun İthamnamede belirtilmesi gerekmez, sanığın itham edildiği suçu işlediğini ispat etmek maksadıyle İddia Makamının mülkiyet ile ilgili olguları isbat etmesi yeterlidir.
Şimdiye kadar uygulan-an usule göre, çalınan eşyanın kime ait olduğu bilindiği hallerde mal sahibin ismi İthamnameye konulmakta, bilinmediği hallerde ise "bilinmeyen şahıs veya şahıslara ait" deyimi kullanılmaktadır. Tatbikatta bu böyle olmakla beraber yukarıda iktibas edilen f-ıkralardan aşikârdır ki çalınan eşyanın sahibi İthamnamede belirtilmezse, bu, İthamnamenin şekli bakımından bir eksiklik sayılmaz; Bu sebeple istinaf konusu olan İthamname şekil bakımından eksik değildir.
b) Her davanın bir de isbat yönü vardır. İthamname -sanşğa okunduğu zaman sanık okunan davayı kabul etmezse İddia Makamı şahadet çağırmak sureti ile suçun unsurlarını isbat eder. Eğer sanık okunan davayı kabul ederse, şahadet çağırmaya lûzum kalmaz. Bu gibi hallerde sanık, kendisinin kabul ettiği olgulara i-stinat edilerek mahkûm edilir. Bu da demektir ki İddia Makamı sanığın kabul ettiği olgular dışına çıkamaz. Yani özetle, bütün ceza davalarında suçun tüm unsurları isbat edilmelidir. Bu sanığın suçu kabul etmediği hallerde şahadetle olur, suçu kabul ettiği -hallerde ise sanık kendisinin kabul etmiş olduğu olgulara istinaden mahkûm edilir.
Hırsızlık suçunun esas unsurlarından birisi, çalınan malın mal sahibinin rızası olmadan alındığı hususudur. Bu Archbold'un 35. baskısında paragraf 1514' de şöyle izah edilm-ektedir: -
"1514 MEANING OF OWNER. The essence of larceny is the taking of property without the consent of the owner..........."
Mal sahibinin rızası olduğu ve malın terkedilmiş olduğu hallerde hırsızlık suçu teşekkül etmez. Hırsızlık suçlarında Iddia Mak-amının alınan eşyaların mal sahibinin rızası olmadan çalındığını isbat etmesi gerekmektedir. Suçun sanık tarafından kabul edildiği hallerde suç unsurlarının sanığın kabul ettiği olgular arasında yer alması gerekmektedir. Yukarıda konuyu incelemeye başlarke-n İthamnameye konan bilgilerin yeterliliği ile suçun isbatı arasında ayırım yapılması gerektiğini söylemiştim. İthamname şekil bakımından mal sahibinin ismini ihtiva etmemesine rağmen kusursuz olabilir. Fakat bunun İthamnamede eksik olması, suç unsurlarını-n isbat edilmesinin bertaraf edilmediği manasına alınamaz. Aksi takdirde, 39. maddenin (c) fıkrasına göre suçun herhangi bir unsurun, İthamnameye konması zorunlu olmadığı sebebiyle isbatı gerekmez. Bu gibi hallerde İddia Makamının dikkat edeceği husus şudu-r. Eğer İthamnamede suçun tüm unsurları belirtilmişse, bunları sanık kabul ettiği zaman 'sanığın aleyhindeki dava isbat edilmiş olur. Fakat İthamnamede suçun unsurlarının tümü belirtilmemişse, ki 39. maddenin (c) fıkrasına göre bu mümkündür, o zaman sanık -suçunu kabul ettiği zaman İthamnamede eksik suç unsurunu da kabul etmiş sayılamaz. Ithamnamede belirtilmeyen suç unsuru bu gibi hallerde İddia Makamı tarafından Mahkemeye bildirilen olgular arasında yer almalıdır.
Netice olarak, istinaf konusu İthamname ş-ekil bakımından tamam ise de sanıkların kabul ettiği olgular suç unsurlarının tümünü ihtiva etmediği için sanıkların mahkûm edilmemesi gerekirdi.
Diğer ikinci bir husus da, sanıklar davayı kabul etmekle beraber sanıkların avukatı tarafından Mahkemeye yapıl-an hitapta sanıkların suçu ile bağdaşmayan bazı beyanlarda bulunulmuştur. Sanıkların avukatının hitabesinde şu da yer almıştır: "Sanık 2 ve 3 ün evi Gönyelide hasar görmüştür. Kendi evinin banyosu için terkedilmiş eşya olduğu kanısı sonucu yapmışlardır." B-undan da görülüyor ki sanıkların avukatı sanıkların banyoları terkedilmiş eşya zannederek aldıklarını ileri sürmüştür ki bu sanıkların davayı kabulü ile bağdaşmamaktadır. Bu gibi durumlarda Mahkemenin vazifesi, müdahale ederek sanıkların avukatına sözlerin-de ısrar edip etmediğini sormaktır. Israr ettiği takdirde şahadet dinlenmesi gerekmektedir. Bak:-
A.G. v. Sıdkı Mahmut, 1962 C.L.R. 181,
R. v. Ingleson (1915) 1 KB 512,
R. v. Golathan ( 1915 ) 11 Cr. App. Rep.79.
-İstinafın duruşması esnasında Ceza Usulü Kanunun 66, 135 ve 153. Maddelerine de değinilmiştir. Bunlar hakkında söyleyeceklerim özetle şöyledir:-
-
Madde 66 kanaatımca ithamnameye yapılacak itirazın şekil ile ilgili (formal) olduğu hallere şamildir.
135. maddeye göre sanık suçu kabul ettikten sonra ancak bazı hallerde mâhkûmiyet aleyhine istinaf edebilir. Bu hallerden birisi de sanı ın itiraf ettiği- suç ithamnamesinde belirtilen olguların suç teşkil etmediğidir. Fakat 68. maddeye göre, bir sanık itham edildiği suçu kabul ederse, Mahkeme sanığın suçun mahiyetini anlayarak kabul ettiğine kani olmalıdır. Bu gibi hallerde şimdiye kadar süregelen usule gö-re 135. madde altında istinaf yapılabilmektedir. Hatta, Klonarou v. The District Officer C.L.R. (1963) Part l, 47 davasında sanığın suçu kabul etmesine rağmen mahkûmiyet aleyhine istinaf edebileceği hususlar genişletilmiştir. Bu bakımdan kanaatımca bu dava-daki sanıkların mahkûmiyet aleyhine istinaf etmek hakları vardır.
153. maddeye göre Bidayet Mahkemesinin kararı, ithamnamenin ekli veya özü hakkında herhangi bir kusuru olduğu sebebi ile değiştirilemez, meğer ki Bidayet Mahkemesinde bu hususta itiraz yapı-lmış olsun. Kanaatımca bu maddenin davadaki ithamnameye şumülü yoktur. Çünkü ithamname sanığa okunduğu zaman şekil bakımından kusursuzdu. Bu bakımdan ithamnameye o zaman herhangi bir itiraz yapılamazdı.
Sakir S. İlkay:
İstinaf ihbarnamelerinde yer alan l-. istinaf sebebi aynen şöyledir:-
"1. Sanık aleyhine iddia makamınca Mahkeme huzurunda
serd ve izah olunan hakikatler Sanığın itham olunduğu suçun unsurlarını teşkil etmedi inden Muhterem Bidayet Mahkemesi
sanığı mahkûm edip cezalandırmakla hataya düşmüş-tür."
Görüleceği gibi ithamnamede zikredilen olguların bir suç teşkil etmediği değil de sanıkların aleyhine getirilen davayı kabul etmeleri üzerine Mahkemeye İddia Makamınca izah olunan olguların suç teşkil etmediği iddia edilmektedir. Halbuki bir sanık a-leyhine getirilen davayı kabul etmesi neticesi itham olunduğu suçtan mahkûm edilip cezalandırıldıktan sonra mahkûmiyet aleyhine istinaf Fasıl 155 Ceza Usulü Kanununun 135(b) maddesi tahtında ithamnamede zikredilen olguların suç teşkil etmediği nedeni ile y-apılabilir. Davanın kabul edilmesi üzerine olğuların Mahkemeye izah edilmesinden gaye suçun işlendiğini isbat etmek olmayıp uygun cezanın takdir ve tesbit edilebilmesi için Mahkemeye yardımcı olmak ve gerekli olanağı sağlamaktır.
İstinafın duruşmasında, 1-. istinaf sebebi tahtında, çalınan eşyaların kime ait olduğunun ithamnamede belirtilmediği ve binaenaleyh ithamnamenin esasa müteallik bir hususta kusurlu olduğu iddia edilmiştir. Yine iddia edildiğine göre eşyaların kime ait olduğu suç ile ilgili olgular -İddia Makamı tarafından Mahkemeye izah edilirken de belirtilmediği cihetle Mahkeme sanıkları mahkûm edip cezalandırmakla hata etmiştir.
Bu meselede sanıklar Fasıl 154 Ceza Kanununun 20, 255 ve 262'nci maddelerine aykırı olarak hırsızlık yapmakla itham olu-ndular ve ithamnamede bahse konu suç ile ilgili olgular Suçun Tafsilâtı başlığı altında şöyle zikredildi:-
"Sanıklar 2 Ocak, 1975 tarihinde Girne' de K.L.BO.- lira kıymetinde 4 adet banyoyu çaldılar."
Fasıl 155 Ceza Usulü Kanununun 39'uncu maddesinin (c)- fıkrasına göre ithamnamede bir suçun bütün unsurlarının zikredilmesi şart değildir. Ayni maddenin (f) fıkrasına göre ise bir mal ile ilgili olarak işlenen bir suç itham konusu olduğunda, fıkrada belirtilen istisnalar haricinde, malın muayyen bir şahsa ait- olduğunun ithamnamede zikredilmesi gerekmemektedir, İngilterede bu husustaki mevzuat aynidir. -Gör: r.6(1) of the Indictment Act, 1915, Sched I. Hibbert v. Mckiernan, (1948), 1 All E.R. 860 at 862 davasındaki istinafta Lord Goddard, C.J. şöyle demiştir:-
-"In the present case any difficulty might have been avoided by describing the balls, or, at any rate, seven of them, as the property of pe,rsons unknown, and at the present day allegations concerning the ownership of stolen property are, except in a few ex-ceptional cases, trated as immaterial."
Aynı davanın istinafında Humphreys, J. de şöyle demiştir:-
"In such a case as the present it is not necessary to allege or prove who is in law the owner of the goods. Indeed, it is not essential to name any person -as the owner of the goods in an
indictment for larceny though it is the practice to do so: see r. 6(1) of the rules contained in sched I to the Indictments Act, 1915."
-Hukuki durum yukarıda izah edildiği merkezde olmakla beraber
1953-1954 Ceza Usulü Tüzüğüne ek olarak verilen hırsızlıkla ilgili ithamname örneğinde çalınan malın kime ait olduğunu belirtilmektedir.
Pratikte de ithamnameler genellikle bu örneğe uygun olara-k hazırlanmaktadır. Mamafih, Ceza Usulü Kanununun 39. Maddesine göre bir ithamname o madde ahkâmına uygun olarak hazır landığı takdirde şekil ve muhteviyatı bakımından itiraza tabi tutulamaz. Saniyen şu da var ki Ceza Usulü Kanununun 153. Maddesine göre it-hamnamedeki bir kusur ile ilgili bir itiraz üzerine duruşmayı yapan Mahkemenin hüküm, bulgu veya kestiği ceza istinafen değiştirilemez meğerki mevzubahis itiraz duruşmayı yapan Mahkeme huzurunda da yapılmış olsun veya sanık
davanın duruşmasında avukat ile- temsil edilmemiş ise Yüksek Mahkeme böyle bir itirazın ileri sürülmesine müsaade etmiş olsun. Bu meselede ise, sanıklar Avukat ile temsil edilmiş olmalarına rağmen, ithamname ile ilgili her hangi bir itirazın Kaza Mahkemesi huzurunda yapılmış olduğu tutan-aklardan görünmemektedir.
Çalınan eşyaların kime ait olduğunun İddia Makamı tarafından suç ile ilgili olgular Mahkemeye izah edilirken de belirtilmediği bir gerçektir. Hırsızlık davalarında suç ile ilgili olgular Mahkemeye izah edilirken çalınan malın kim-e ait olduğunun bilhassa ithamnamede gösterilmediği hallerde, belirtilmesi daha doğru ve uygundur. Mamafih Mamafih davanın yani malın sanık tarafından çalındığının, kabul edilmesi üzerine syçun işlendiğinin isbatı gerekmediği ve olguların Mahkemeye izahınd-an güdülen gaye davayı isbat etmek olmadığı cihetle böyle bir eksikliğin mahkûmiyete tesiri olmadığı görüşündeyim. Tabiidir ki kabul edilen olgular, sadece böyle bir eksikliği havi olmakla kalmayıp, suçun işlenmediğini gösterirse durum daha farklı olabilir-.
1. İstinaf sebebi altında temas edilip ileriye sürülen diğer bir husus da sanıkların nam ve hesabına hafifletici sebep olarak Mahkemeye sunulan olguların suçun sanıklar tarafından kabulü ile bağdaşmadığıdır. Tutanakların tetkikinden göründüğüne göre ha-kikaten davanın kabulü ile badaşmayacak nitelikte olguların sanıkların avukatı
tarafından Mahkemeye sunulmasına müsaade edilmiştir. Avukatın Mahkemeye yapmış olduğu izahatta sanıkların bahse konu eşyaları boş bir tarladan ve terkedilmiş eşya olduğu kanaat-ı ile almış oldukları iddia edilmiştir. Böyle bir iddia suçun kabulü ile bağdaşmaz niteliktedir. Binaenaleyh sanıkların kabul ettikleri suçun mahiyetini tam manası ile anlamamış olmaları muhtemeldir. Bu durumda, daha başka sebep de mevcut olmasa, normal ol-arak davanın betekrar dinlenmek üzere Kaza Mahkemesine iadesi gerekecekti: - Gör The Att. General of the Republic v. Sıdkı Mahmoutz 1962 C.L.R. 181 at 183.
3. istinaf sebebi tahtında sanıkların aleni mahkemede muhakeme edilmedikleri ileri sürülmüştür. Bu i-stinaf sebebini desteklemek bakımından dosyalanan yemin varakasında davanın duruşmasının Mahkeme salonunda değil de Hâkim odasında yapıldığı beyan edilmiştir. Savcılık duruşmanın Hâkim odasında yapıldığını kabul etmiş olmakla beraber aleni olmadığını kabul- etmemıştir. Hâkim odasında yapılan bir duruşma aleni sayılır veya sayılmaz, ceza davalarının, bilhassa bu meselede olduğu gibi hapislikle rıeticelenen bir davanın, Mahkeme salonu yerine Hâkim odasında dinlenip karara bağlanması kat'iyen doğru değildir ve -titizlikle uygulanması gerekli usul ve prensiplere aykırıdır.
2., 6. ve ceza ile ilgili istinaf sebepleri hakkında Sayın Hâkim Ülfet Emin'in hükmünde söyledikleri ile hemfikirim.
Yukarıda söylenenlerden anlaşılacağı gibi l. ve 3. istinaf sebeplerini eleş-tirirken belirttiğim hata ve yanlışlıklardan ötürü istinafın kabulünü doğru ve uygun gördüm.
(Ülfet Emin) (Ahmet İzzet) (Şakir S. İlkay)
Hâkim. Hâkim. Hâkim.
16 Temmuz, 1975.
Full & Egal Universal Law Academy