- Ceza İstinaf No. 14/74-
- (Dava No. 851/74;Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: M. Necati Münir, Başkan, Ahmet İzzet ve
Şakir S. İlkay.
İstinaf eden: Baş Savcılık
ile
Aleyhine istinaf edi-len: Ahmet Vedat Kemal, Lefkoşa.
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Argun F. Korkut.
Aleyhine istinaf edilen namına: Vedat Derviş.
Aleyhine istinaf edilen şahsen hazır.
Hırsızlık mal olduğuna dair makul olara-k şüphe olunan mal tasarrufu-
Fasıl 154 Ceza Yasası'nın 309. maddesine aykırı tasarruf Maddeye göre Sanığın tasarrufla ilgili izahat vermesi gerekirVerdiği izahatın ihtimaller dengesi esasına göre doğru olma ihtimali gösterebilmesi halinde Sanığın mahkûm- edilememesiMaddeye göre Sanığın sadece kendi bilgisi dahilinde olan vakalarla ilgili bir müdafaayı öne sürmesi.
Ceza Usulü - İspat külfeti - Sanıklara düşen ispat külfeti -
Sanıkların ispat külfetinin ihtimaller dengesine göre olması - Hırsızlık mal o-lduğundan makul olarak şüphe edilen mal tasarrufu suçunda Sanıkların ispat külfetinin ihtimaller dengesine göre olmasıSanığın davada verdiği izahatın doğru olma ihtimali bulunmaması.
İspat külfeti - İddia Makamının hırsızlık mal olduğuna dair makul
olar-ak şüphe olunan mal tasarrufu suçunda 3 hususu makul şüpheden ari olarak ispat etme zorunluluğu - Bu üç husus: a) Dava konusu eşyanın Sanığın tasarrufunda bulunduğu; b) Sanığın tasarrufunda dava konusu eşyayı bulan veya gören şahsın eşyahın çalınmış olduğu-na dair şüphe etmesi ve c) Böyle bir şüphenin makul olmasıdır.
İddia Makamının İlk Mahkemenin verdiği beraat kararını istinaf etmesi- Sanığın verdiği izahatın doğru olma ihtimalinin
bulunmamasıİstinaf Mahkemesinin İlk Mahkemenin beraat kararını iptal e-derek Sanığı 2 ay hapse mahkûm etmesi.
Şahadet - Hırsızlık mal olduğuna dair makul olarak şüphe olunan mal
tasarrufu suçu - Malın Rum tarafında olan bir tüccardan satın
alındığı iddiası - Rum tüccarın Mahkemede şahadet vermeye celbedilememesinin İlk Ma-hkeme tarafından Sanık lehine alınması.
Şahadet - Sanığın verdiği ifadelerin (davaya cevap, ilk sorgu,
istintak v.s.) inanılır bir izah olmaması ve Fasıl 154 Ceza Yasası madde 309'da öngörülen hırsızlık mal olduğuna dair makul olarak şüphe edilen mal ta-sarrufu suçu için aynı madde gereğince Sanığın ispatı gerekenleri tatmin edici bir nitelikte ispat etmiş sayılmaması.
Ceza takdiri - Sanığın suçları önlemekle görevli polis memuru
olmasının cezayı artırıcı etkisi - Hırsızlık olduğuna dair makul olarak ş-üphe edilen mal tasarrufu suçu için Sanığa azami cezanın verilmesi halinde Sanığın işi ile ilgili doğacak sonuçların dikkate alınmâsı.
Başsavcılığın beraat kararlannı istinaf edebilmesi.
OLAY: Bir olayı tahkik etmek için bisiklet tamircisinegidenpolis- orada gördüğü bisikletlerin numaralarını inceledi vebunlarla ilgili bilgi aldı. Bunların hırsızlık olduğundan şüpheeden polis bunları zaptederek polis merkezine götürdü.
Müteakiben Sanığın evine giden polis orada 14 adet bisiklet ve birçok bisiklet aks-amı buldu. Sanık bisikletleri bir Rum tüccardan aldığını söyledi.
Sanık Ceza Yasasının 309. maddesine aykırı hırsızlık olduğuna dair makul olarak şüphe olunan i4 adet bisikleti ve
bisiklet aksamını tasarrufunda bulundurmaklaitham edildi.
İlk Mahkeme İddi-a Makamının Ceza Yasasının 309. maddesindeki suç unsurlarını ispat ettiği, ancak Sanığın tasarrufunda bulunan malların hırsızlık olmadığına Mahkemeyi ikna ettiği kanaatine vararak Sanığı beraat ettirdi.
Başsavcılık, İlk Mahkemenin gerçekleri kanuna uygular-ken
hata ettiğini ileri sürerek hükmü istinaf etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme, bu istinafta tezekkür edilmesi gereken
hususun Sanığın tasarrufunda bulunan ve çalınmış olduğuna makul surette şüphe edilen bisikletler ile bisiklet aksamını meşru şekile tasarruf-una geçirmiş olduğunu ispat edip etmediği olduğunu; Sanığın eşyaların tasarrufları ile ilgili vermiş olduğu izahatta 2 tanesi hariç, diğer tüm bisiketleri bir Rumtüccardan
aldığını belirttiği, Rum tüccarın şahit olarak çağrılamadığı veya
çağrılmasının gü-ç olduğu cihetle Sanığın şahadetideğerlendiri-
lirken teyit edici şahadet eksikliğinin Sanığın aleyhine alınmaması gerektiği, bu böyle olmakla beraber Sanığınizahatında
muhtelif defalar satın aldığı Rum tüccarın ismini ve müessesesinin adresini ve sair h-ususları bilmediği dikkate alındığında Sanığın tasarrufunda bulunan eşyaları Rum kesiminden yasal bir surette almış olduğuna dair söylediklerinin inanılabilecek nitelikte olmadığı kanaatine vardı. Bu nedenle İlk Mahkemenin Sanığın Ceza Yasası madde 309 ger-eğince ispat yükünü yerine getirdiğine ilişkin bulgusunun hatalı olduğu sonucuna varan Yüksek Mahkeme, İlk Mahkemenin beraat kararını iptal etti ve Sanığı mahkûm ederek 2 ay hapis cezasına çarptırdı.
Atıfta Bulunulan Ysrgısal İçtihatlar:
Police v. Neoclis- Haralambous and Stefanis Yanni 14 C.L.R.
s.109.
Alexandros Teffi Kamilaris v. The Police 18 C.L.R. s.78.
The Police v. Theocharis Loziou Skoufaris 23 C.L.R. s.187.
Andreas Georghiou Economides v. The Police 24 C.L.R. s.5.
2/73 sayılı Hasan Yus-uf ile Türk Emniyet Müdürlüğü arasındaki Ceza İstinaf.
6- Rex v. Carr-Briant (1943) K.B. s.607 sayfa 612.
7- R. v. Dunbar (1957) 2 All E.R. s.737.
8- A.M.Y. Havale No:2/73 sayılı karar.
___________________
- HÜKÜM
M. Necati Münir, Başkan: Aleyhine istinaf edilen (sanık) bir emniyet mensubu olup Lefkoşa'da 28, Abdullah Parla sokağında ikamet etmektedir.
Lefkoşa Kaza Mahkemesinde sanık aleyhine 2 dava getirilerek l. dava ile Fasıl 154, Ceza Kanunu'nun- 309. maddesine aykırı olarak 21 Şubat 1974 tarihinde Lefkoşa'da 28, Abdullah Parla sokağında kâin ikâmetgahında hırsızlık mal olduğuna dair makul olsrak şüphe olunan K.L.210.- kıymetinde 14 bisikleti tasarrufunda bulundurmak; 2. dava ile Fasıl 154, Ceza K-anunu'nun 309. maddesine aykırı olarak ayni tarih ve mahalde hırsızlık mal olduğuna dair makul olarak şüphe olunan K.L.l4.- kıymetinde bisiklet aksamını tasarrufunda bulundurmak suçlarından itham edilmişti.
Bidayet Mahkemesi davayı dinledikten sonra İddia- Makamının Fasıl 154 Ceza Kanunu'nun 309. maddesindeki suç unsurlarını isbat ettiği, ancak sanığın ayni madde gereğince tasarrufunda bulunan malların hırsızlık olmadığına dair Mahkemeyi ikna ettiği kanaatına vararak sanığı her iki davadan da beraat ettirmi-ştir.
Beraat kararından istinaf eden Baş Savcı, beraat kararını destekleyecek gerçekleri Bidayet Mahkemesinin makul olarak bulabilmesi için huzurunda şahadet olmadığını ve gerçekleri kanuna uygularken Bidayet Mahkemesinin hataya düştüğünü iddia etmiştir.
-
Davanın vakıaları kısaca şöyledir:
21 Şubat 1974 tarihinde bir olayı tahkik etmek için PE.298 Selçuk Zihni Lefkoşa' da No.29, İzzet Efendi sokağında dükkânı bulunan bisikletçi Altay Ali Şahuri'yi ziyaret etti. Tahkikat ettiği bisikletlerle ilgili soruştu-rmayı bitirdikten sonra şahit Şahuri'nin dükkânında gördüğü 6 adet muhtelif marka ve tipteki bisikletlerin numaralarını çek etti ve bu hususta bisikletçiden bilgi aldı. Bu bisikletlerin hırsızlık olduğu kanaatına vararak bisikletleri zaptedip emniyet merke-zine götürdü ve Ceza Tahkikat ve Davalar Sorumlusu Behiç Dilaver beyi olaydan haberdar etti. Bunu müteakip PE Selçuk Zihni ve Polis Baş Müfettişi Behiç Dilaver birlikte sanığın evine gittiler. Behiç bey sanığın evinin avlusunda birçok bisikletler gördü. Sa-nığı çağırarak evinin araştırılması için herhangi bir itirazı olup olmadığını sordu. Sanık itirazı olmadığını belirttikten sonra ev araştırıldı, ve evde, avluda, yatak odası ve diğer odalarda 14 adet bisiklet ve bunlara ilâveten çeşitli bisiklet aksamı bul-undu. Bu bisikletleri görünce Behiç Dilâver beyin fikrinde bisikletlerin hırsızlık olduğuna dair şüphe uyandı. Sanığın nazarı dikkatını kanuna celbettikten sonra evinde hırsızlık bisiklet olup olmadığını sordu. Sanık cevaben Bu bisikletleri Rum semtinden t-edarik ettim. Türk semti ile ilgisi yoktur dedi. Polisler sanığın evine giPdikleri zaman sanık orda bisikletler üzerinde çalışmakta idi ve tulum giyiyordu. Bisikletler ve bisiklet aksamı müsadere edilerek karakola götürüldü.
Aynı gün sanık poliste bir ifa-de verdi. Bu ifadenin ilgili kısmı şöyledir:-
"Ben bu bisikletleri muhtelif tarihlerde iki aydan bu yana Rum semtinde ikamet eden bir Rum tüccardan aldım. ..... Rum tüccarının ismini şahsen bilmiyorum. . . . . . . . . . Rum tüccarının adresini bilmiyorum f-akat buluştuğumuz yer Ayandon çarşısı civarı idi."
28 Şubat 1974 tarihinde sanığa dava okundu. Sanık ' Her ne söyleyeceksem Mahkemede söyleyeceğim' dedi.
Fasıl 154, Ceza Kanunu'nun 3C9. maddesi aynen şöyledir:
-"309. Any person who has in his possession any chattel, money, valuable security or other property whatsoever which is reasonably suspected of being stolen property, is, unless he establishes to the satisfaction of a Court that he acquireri the possession -of it lawfully, guilty of a misdemeanour and is liable to imprisonment for six months."
-
Bu maddenin tefsiri Police v. Neoclis Haralambous and Stefanis Yanni, 14 C.L.R. 109, Alexandros Tofi Kamilaris v. The Police, 18 C.L.R. 78, T-he Police v. Theocharis Loziou Skoufarıs 23 C.L.R. 18î, Andreas Geor hiou Aconomides v. The Police, 24 C.L.R. 5 davalarında ve son olarak 2 73 sayılı Hasan Yusuf v. Türk Emniyet Müdürlüğü ceza istinafında yapılmıştır. Buna göre sanığın bu madde gereğince m-ahkûm edilebilmesi için İddia Makamının 3 unsuru isbat etmesi gerekir:
Dava konusu eşyanın sanığın tasarrufunda bulunduğu;
Sanığın tasarrufunda dava konusu eşyayı bulan veya gören
şahsın eşyanın çalınmış olduğuna dair ,şüphe etmesi; ve
3. Bö-yle bir şüphenin makul olması.
Bidayet Mahkemesi Hâkimi bu üç suç unsurunu nazarı itibara aldıktan sonra İddia Makamının her üç unsuru da ispat ettiği kanaatına varmıştır. Bidayet Mahkemesi tarafından tezekkür edilecek yegâne husus sanığın verdiği izahatı-n 309. madde gereğince tatmin edici olup olmadığı idi.
Kanunun bazı unsurların sanık tarafından ispatlanmasını öngördüğü hallerde sanığa yükletilen ispat külfeti, İddia Makamına yükletilen ispat külfetinin aynı değildir. Sanığın ispatlaması gereken hususl-arı şüpheden ari bir şekilde ispatlaması gerekmez. Sanığa düşen ispat külfeti ihtimaller dengesi "balance of probabilities" esasında dayanır. Rex v. Carr-Briant (1943) iC.B. 607 davasında s.612'de bu prensip şöyle ızah edilmektedir:-
"In our judgment, in a-ny case where, either by statute or
at common law, some matter is presumed against an accused person 'unless the contrary is proved', the jury should be directed that it is for them to decide whether the contrary is proved, that the burden of proof requir-e is less than that required at the hands of the prosecution in proving the case beyond a reasonable doubt, and that the burden may be discharged by evidence satisfying the jury of the probability of that which the accused is called upon to establish."
Ca-rr-Briant davasındaki prensip daha sonra R. v. Dunbar (1957)
2 All E.R. 737 davasında tatbik edilmiştir. Bu davada sanık aleyhine Homicide Act 1957 tahtinde katillik davası getirilmişti. Bu kanunun 2. maddesi gereğince sanık "diminished responsibility" müd-afaasını ileri sürdü. Bu müdafaa hakkında kanunun maddesi şu şekildedir:
-"On a charge of. murder, it shall be for the defence to prove that the person charged is by virtue of this section not liable to be cönvicted of murder."
-Bu maddede "prove" kelimesi kullanıldığı halde sanığa düşen ispat külfetinin ihtimaller dengesi esasından öteye geçmediğine hükmedildi.
Kanunun sanığa yüklediği Mahkemeyi tatmin etme külfeti sanığın aksi ispat edilene kadar masum olduğu karinesini ihlâl e-ttiği veya ispat külfetinin sanığa yüklendiği manasına alınamaz. Madde 309 tahtında getirilen ceza davalarında İddia Makamı diğer ceza davalarında olduğu gibi bütün suç unsurlarını ispatlamakla mükelleftir. Madde 309 sanığa sadece kendi bilgisi dahilinde o-lan vak'alarla ilgili bir müdafaayı öne sürmek fırsatını vermektedir. Bak: A.M.Y. Havale IVo.2/73.
İstinaf konusu davada sanık uhdesine düşen Mahkemeyi tatmin etme külfetini erine getirmiş mi; yani 1. dava konusu olan bisikletleri
ve 2. dava konusu olan -bisiklet aksamını tasarrufuna meşru yollardan geçirdiğine dair Bidayet Mahkemesini tatmin edecek nitelikte bir müdafaa ileri sürdü mü?
Bidayet Mahkemesinin sanığın verdiği izahat hâkında söyledikleri aynen şöyledir:-
"Sanığın verdiği izahata gelince bir k-ısım e ş eyeç mensublarının gelirlerini artırma gayesiyle ikinci bir alıştıkları iddia edilmiş ve iddia makamı şahitleri tarafından inkâr edilmemiştir. Sanık iki bisiklet dışındaki bisikletleri Rum tarafından satın aldığını iddia etmiştir. Bu iddiasını isb-atlamak için Rum kesiminden şahit çağırmasının güç olduğunu kabul ediyorum. Anormal durum nedeniyle mevcut bu güçlüğü sanığın leyhinde değerlendirmek zorundayım. Sanık bisikletlerden birini Tomris Hüseyinden satın aldığını iddia etmiş ve Mahkeme şahidi ola-rak çağrılan Tomris Hüseyin 10 yıl önce sanıkla bisiklet takas ettiklerini, sanığa verdiği bisikletin kendisine gösterilen Emare bisikletin aynı olduğunu söylemiştir.
-Kanaatımca bir ceza davasında sanığın üzerine düşen isbat yükünü yerine getirmesi için sanığın leyhinde Rum tarafından şahit getirme güçlüğü gibi bir durumun mevcut olması ve temas ettiğim diğer deliller yeterlidir.
-
Bu pasajdan görüleceği gibi, Bidayet Mahkemesi hakimi daha ziyade sanığın söylediklerini isbat etmek için şahit çağıramaması üzerinde durmuş ve bunu adeta sanığın müdafaası olarak addetmiştir. Sanığın şimdiki durumundan dolayı şahit çağıramaması üzücü olm-akla beraber, sanığın müdafaası çağıracağı şahitlerin vereceği şahadet kadar kendisinin vereceği şahadete de bağlıdır. Bu bakımdan sanığın Mahkemede müdafaa olarak söylediklerinin madde 309 gereğince bir müdafaa olup olmayacağı hususu davanın esasını teşki-l etmektedir. Maalesef Bidayet Mahkemesi sanığa ve verdiği şahadete inanıp inanmadığı hakkında hiç bir şey söylememiştir. Sanığı beraat ettirdiğine göre sanığa inandığı ima edilebilır. Fakat sanığın verdiği izahat tatmin edici bir izahat mı idi, değil mi -idi? Şimdi de onu tetkik edelim.
(i) IMŞ No.2 Altay Ali Şahuri'nin şahadetine göre şahit sanığa-
- bisikletleri nerede bulduğunu sorduğu zaman sanık kendisine
ilk defasında yeğeninin getirdiğıni, diğerinde de bir Rum
tüccardan aldığını söyledi.
(ii)IMŞ No.3 Baş Müfettiş Behiç Dilâver sanığa evinde hırsızlık
bisiklet olup olma-dığını sorunca, sanık şu cevabı verdi:
"Bu bisikletleri Rum semtinden tedarik ettim. Türk semti ile
bir ilgisi yoktur."'
(iii) Sanık 21 Şubat 1974 tarihinde verdiği gönüllü ifadede
bisikletleri muhtelif tarihlerde Rum semtinde ikamet eden-
bir Rum tüccardan aldığını, Rum tüccarın gerek ismirıi
gerekse adresini bilmediğini fakat Ayandon çarşısı
civarında buluştuklarını söyledi.
(iv)Sanık Mahkemede ilk sorgusu esnasında bisikletlerin
tasarrufunda bulunmasını şöyle izah etti-:
-"1974'den önce ben Yerolakkolu bir Rumla buluştum. Ben
Yerolakkoda Polislik yaptım. Herkesin ismini bilmem. Bu Rum Ay Andon çarşısı civarında yanıma geldi. Hal hatır sordu. Kendisine çalışıp geçiniyoruz dedim. Bana gel seni bir yere götüreyim orada kull-anılmış çeşitli eşyalar var dedi, dükkân sahibi eşya versin sat para kazan dedi. Gittim oranın mesulu ile konuştum."
-
(v)İstintak esnasında bisikletleri nasıl aldığına dair sorulan
bir suale sa.nık şu cevabı verdi:
"Bu bisikletleri Ay Andon Çarşısı civarında bazan bir yerden bazan daha ileriden alıyordum. Dışarıda da olabilir. Dükkânda da, yol civarı, dükkân önü. K-endisini bulup alıyordum."
Bu ifadeler incelendiği zaman sanığın tasarrufunda bulunan bisikletleri ve bisiklet aksamını nasıl elde ettiğine dair verdiği izahatın inanılır bir izahat olmadığı ve madde 309 gereğince tatmin edici nitelikte olmadığı aşikârdı-r. Kanaatımca Bidayet Mahkemesi sanığın verdiği izahatı tatmin edici bulmakla hata etmiştir.
Sanık tasarrufunda bulunan bisikletlerden bir tanesini yani ithamnameye ilişik Birinci Cetvelde 10 numaralı bisikleti Tomris Hüseyin isimli birisinden alındığını -iddia etmiştir. Bidayet Mahkemesi kendi insiyatifi ile Tomris Hüseyini şahit olarak çağırmış ve 10 numaralı bisiklet hakkında söylediklerini tatminkâr bulmuştur. Ka.naatımca Bidayet Mahkemesinin bu bisikletin Tomris Hüseyin'e ait olduğu kanaatına varması i-çin tatmin edici şahadet mevcuttu.
Aynı şekilde, sanığın Birinci Cetveldeki 8 numaralı bisikletin ayrılmış olduğu ilk karısından kaldığına dair verdiği izahat da doğru olabileceğinden bu bisiklet ile de ilgili beraat kararı hatalı değildir, kanaatındayım.-
Netice olarak istinaf kabul olunur. Aleyhine istinaf edilenin
1. davada izah edildiği şekilde fakat yainız takriben K.L.180.- kıymetinde 12 bisikleti tasarrufunda bulundurduğundan ve 2. davada izah edildiği şekilde iC.L.l4.- kıymetindeki bisiklet aksamı-nı tasarrufunda bulundurduğundan kabahatlı bulunup her iki davadan da mahkûm edilmesi gerektiği kanaatındayım.
Ahmet İzzet Hâkim: Sayın Başkanın verdiği hükümle ben de hemfikirim.
Şakir S. İlkay, Hâkim: İşbu istinafta ihtilâf konusu olup tezekkür edilmes-i gereken husus aleyhine istinaf edilenin (sanığın) tasarrufunda bulunan ve çalınmış olduğuna makul surette şüphe edilen bisikletler ile bisiklet aksamını meşru şekilde tasarrufuna geçirmiş olduğunu ispat edip etmediğidir.
Kaza Mahkemesi iddia makamı şahi-tlerine inanmış ve verdikleri şahadete istinaden mezkûr eşyanım (a) sanığın tasarrufunda bulunduğunu (b) bu eşyanın çalınmış olduğunun şüphe edildiğinin ve (c) bu şüphenin makul olduğunun gerektiği şekilde ispat edilmiş olduğuna kanaat getirmiştir. Kaza Ma-hkemesinin bu bulgusunun hatalı olduğu iddia edilmiş değildir. Kaza Mahkemesi yukarıda zikredilen 3 hususun ispat edildiğine kanaat getirdikten sonra mezkûr eşyayı meşru veya kanuni surette ele geçirmiş olduğu hususunda sanığın ileriye sürmüş olduğu müdafa-ayı tezekkür etmiş ve neticede sanığın beraatına karar vermiştir.
Müstenife göre beraat kararını destekleyecek gerçek veya gerçekleri Mahkemenin makul olarak bulabilmesi için huzurunda şahadet mevcut değildi. Sair deyimle, müstnife göre, sanık mezkûr eşya-yı meşru bir şekilde ele geçirmiş olduğunu isbat edememiştir ve binaenaleyh Kaza Mahkemesinin beraat kararı hatalıdır.
Ceza Kanunu'nun 309. maddesine göre sanığın tasarrufunda bulunan eşyanın çalınmış olduğu makul surette şüphe edildiği takdirde sanığın k-abahatlı bulunup mahkûm edilmesi gerekir meğer ki sanık mezkûr eşyayı meşru veya kanuni bir surette ele geçirmiş olduğuna dair mahkemeyi tatmin etmiş olsun. Sanığın uhdesine düşen ispat külfeti bir ceza davasında İddia Makamına düşen ispat külfeti ile ayni- değildir. Sanığın ispat etmesi gereken hnsusu makul şüpheden ari olarak ispat etmesi gerekmez. Sanık iddiasının doğru olma ihtimalini gösterebildiği takdirde uhdesine düşen ispat külfetini yerine getirmiş olur. Kanuni durum bu merkezde olduğuna göre tezek-kür edilmesi gereken husus sanığın mezkûr eşyayı meşru bir şekilde elde etmiş olmasının muhtemel olduğunu Kaza Mahkemesi huzurundaki şahadetin tatminkâr veya inanılabilecek bir şekilde gösterip göstermediğidir.
Sanık dava konusu olan bisiklet aksamının bi-r iki bisiklete ait parçalar olduğunu ve tasarrufundaki bütün bisikletleri, iki tanesi hariç, Rum semtinde bir tüccardan satın almış olduğunu iddia etmiş ve bu tüccarın Rum Polisine danıştıktan sonra şahit olarak gelmeyi red ettiğini söylemiştir. Kaza Mahk-emesi sanığın Rum semtinden şahit çağırabilmesinin güçlüğü üzerinde hassasiyetle durmuş ve bunun sanığın leyhine tezekkür edilmesi gerektiğine işaret etmiş fakat sanığın kendi şahadetini eleştirmemiş ve bu şahadete inanıp inanmadığını hükmünde zikretmemişt-ir. Mamafih, sanığı beraat ettirmiş olduğuna göre, sanığın şahadetine inanmış olduğu zımnen anlaşılmaktadır.
Sanığın Rum semtinden şahit çağırmasının güç olduğu aşikârdır. Binaenaleyh, kendi şahadeti tezekkür edilip değerlendirilirken, teyid edici şahadet-in eksikliğinin sanığın aleyhine alınmaması gerekir. Bu böyle olmakla beraber kend'ı verdiği şahadetin incelenip iddialarının
doğru olması ihtimalinin mevcut olup olmadığının tezekkür edilmesi lâzımdır. Eğer sanığın kendi şahadetinin tezekkür edilip değerl-endiril- mesi neticesıi böyle bir ihtimalin mevcut olmadığına kanaat getiri- lirse sanığın uhdesine düşen ispat külfetini yerine getirmediğine hük- medilmesi gerekir.
Sanık K.L.64.- maaşının 6 çocuklu ailesini geçindirmeye kâfi gelmediği cihetle, Rum semt-inden ikinci el bisiklet satın alıp bunları bisikletçi Şahuriye tamir ettirip sattığını iddia etmiştir. Sanığın bu husustaki şahadeti şöyledir:-
"Bu bisikletlerin tasarrufumda bulunmasının nedeni şudur. 1974'den önce ben Yerolakkolu bir Rumla buluştum. Be-n Yerolakkoda Polislik yaptım. Herkesin ismini bilemem. Bu Rum Ay Andon çarşısı civarında yanıma geldi. Hal hatır sordu. Kendisine çalışıp geçiniyoruz dedim. Bana gel seni bir yere götüreyim orada kullanılmış çeşitli eşyalar var dedi, dükkân sahibi eşya ve-rsin sat para kazan dedi. Gittim oranın mesulu ile konuştum. Orada bisikletler de vardı. Ben düşüneyim dedim. Bisikletçi Şahuriyi tanıyordum. Oraya gittim. Bana getir tamir edeyim, satayım dedi. Aradan 5-10 gün geçince tekrar gittim. 3-4 bisiklet aldım. İk-i iki bu tarafa getirdim. Evime götürür yıkar sonra Şahurinin dükkânına götürdüm. Şahuri vasıtasıyle satardım. Her bisiklet için K.L.l.- alırdı. Ben fatura yapıp imzalardım. Ben de bisiklet sattım. 3, 4 tane sattım. Yine makbuz verdim. Aşikâr alır aşikâr s-atardım. 21 Ocak'ta Behiç bey bisikletleri görür görmez kanuni ihtar yaptı. Behiç beye 'bu bisikletleri Rum tarafından bir Rumdan aldığımı' söyledim. Ben ifademde aldım dedim, satın aldım demek istedim. Ben bisikletleri görür kıymet biçerdim, pazarlık eder-dim, alırdım. Peşin parayla alırdım. Adamın yani Rumun ismini bilmiyordum. Daha sonra Rumu buldum ......... İlk zamanlar bisiklet aldığımda makbuz almıyordum. Bu adam bisiklet değil her şey satar. Bu bisikletler için kayıt tutmazdım. Bu bisikletleri Rum se-mtinden alıyordum. Alırken başka müşteriler de olabilirdi. Bu bisikletleri Ay Andon civarı çarşısında bazan bir yerden bazan daha ileriden alıyordum. Dışarıda da olabilir. Dükkânda da, yol civarı, dükkân önü. Kendisini bulup alıyordum. İsmi Xenofon Brokobi-you'dur. 'Bu adam eşya alır satar. O yer kendinin mi başkasının mı bilmiyorum. Beni ilgilendirmiyor. Ben polis olmama rağmen adresini bilmem. Rum tarafında çalışmadım. Ben Polis olarak bütün kanunları bilmiyorum. Makbuz almamamın hata oluı olmadığını bilm-em. Aldığım her eşya için makbuz da almam. Ikinci el bisiklette israr edersen makbuz verilir. Rumlarla ilişkimiz hakkında birşey söyleyemem. Ben makbuz almamanın bir hata olduğunu düşünmedim. Ben gece gündüz Rum semtindeyim. Ben bisikletleri yıkayordum çün-kü Şahurinin yıkayacak yeri yoktur. Bu parçalar bir bisiklete aittir. Diğer 2, 3 zil ve far başkadır.
Onlar başka biskletten de olabilir. Gönüllü ifademde aldım dedim. Yanlışlıkla satın kelimesini yazdırmadım. Yerolakkolu Rumun ismini halâ bilmiyorum. Ben- bazan dükkândan bazan dışarıdan aldım. İsmini bile öğrenemedim. Daha sonra öğrendim. Bu bisikletlere K.L.300-400.- ödedim. Zamana göre K.L.400.büyük para sayılmaz. . . . . . . . . "
İddia Makamı tarafından çağırılan Şahuri ise şahadetinde sanığa bisiklet-leri nerede bulduğunu sorduğu zaman sanığın kendisine ilkin yeğeninin getirdiğini birkaç gün sonra ise Rum tüccardan satın almış olduğunu söylediğini ifade etmiştir.
Sanığın şahadetini tezekkür edip değerlendirirken akla şu sorular gelmektedir: -
Sanık h-akikaten bu bisikletleri Rum kesiminden kanuni
yoldan elde etmiş ise, Şahuriye bunu ilkten söylemekte
niçin sakınca görmüştür?
Rum tüccardan iddia ettiği gibi muhtelif defalar meşru
surette bisiklet satın almış ise nasıl olur da bu t-üccarın
adını veya müessesesinin adresini bilmiyordu ve polise
vermiş olduğu ifadede bunları verememiştir?
(iii) Ticari maksatla bu kadar bisiklet satın aldığına göre
mezkûr tüccardan satın aldığı bisikletler için niçin
m-akbuz veya fatura almamış veya hiç .olmazsa satın
aldığı bu bisikletler ile ilgili olarak kayıt
tutmamıştır.
Yukarıdaki sorulara sanık tarafından verilmiş izah veya tatminkâr bir izah mevcut değildir. Buna ilâveten, bisikletleri -tasarrufunda görüp hırsızlık olduğuna şüphelenen ve kendisine kanuni ihtar yapan Polis Müfettişi Dilâver beye vermiş olduğu cevap da manidardır. Sanık, kendisine kanuni ihtar yapılınca, bu bisikletleri Rum semtinden tedarik ettim Türk semti ile ilgisi yokt-ur cevabını vermiş ve doğrudan doğruya bu bisikletleri meşru şekilde bir tüccardan satın almış olduğunu söylememiştir.
Yukarıda söylenenlerden görüleceği gibi sanığın tasarrufunda bulunan bisikletlerden ikisi hariç, diğerlerini ve dolayısıyle bisiklet par-çalarını Rum kesiminden kanuni bir surette satın almış olduğuna dair söyledikleri inanılabilecek bir nitelik taşımamakta ve bunları söylemiş olduğu şekilde tedarik etmiş olması muhtemel görünmemektedir. Binaenaleyh, mevzu bahis bisikletler ve bisiklet aksa-mının sanık tarafından kanuni şekilde elde edilmiş olması ihtimalinin mevcut olduğuna dair Kaza Mahkemesinin yapmış olduğu zımni bulgu kanaatımca hatalıdır.
Sanık, tasarrufunda bulunan bisikletlerden GH07191 ve LL11308 numaralı iki bisikletin kendisinin k-ullandığı bisikletler olduğunu ve bunlardan birincisini gardiyan eri Tomris Hüseyinden aldığını, diğerinin de eski karısından kalma olduğunu iddia etmiştir. İddia Makamı şahidi PÇ 482 Mustafa Mehmet ise, şahadetinde, bu iki bisikletin sanığa ait olabileceğ-ini söylemiştir. Kaza Mahkemesi de sanığın bu iki bisiklet hakkında söylediklerinin doğru olabileceğini kabul etmiştir. iaza Mahkemesinin bu bisikletler ile ilgili bulgusunu değiştirmek için kâfi derecede sebep olmadığı kanaatındayım.
Netice itibarı ile -istinafın kabul edilip Kaza Mahkemesinin beraat kararının iptal edilmesini ve sanığın GH07191 ve LL11308 numaralı iki bisiklet haricinde Emare III'deki diğer bisikletler ile ilgili olarak 1. davadan ve Emare IV'deki bisiklet aksamı ile ilgili olarak da 2. -davadan kabahatlı bulunup mahkûm edilmesi gerektiği görüşündeyim.
M. Necati Münir, Başkan: Netice itibarıyle, oybirliği ile istinaf kabul edilir. Kaza Mahkemesinin beraat kararı iptal edilir. Aleyhine istinaf edilen 1. davada izah edildiği şekilde takriben- K.L.180.- kıymetinde 12 bisikleti tasarrufunda bulundurmaktan ve 2. davada izah edildiği şekilde K.L.l4.- kıymetinde bisiklet aksamını tasarrufunda bulundurmaktan kabahatlı bulunup mahkûm edilir.
Allocutus: Yoktur. (Aleyhine istinaf edilen: "Bugünkü için-de bulunduğumuz durumun göz önüne alınmasını rica ederim.")
Sabıka: Yoktur.
Vedat Derviş bey hafifletici sebep göstermek maksadıyle Mahkemeye hitap eder:. . . . . .
M. Necati Münir, Başkan: Ahmet Vedat Kemal, suçları önlemekle görevli bir polis memuru ol-arak bu gibi bir suça tevessül etmen son derece esef vericidir. Tasarrufunda bulunup hırsızlık olduğu şüphe edilen eşya da gerek miktarı gerekse kıymeti itibarı ile haylidir. Bu durumda sana kanunun öngördüğü en yüksek ceza olan 6 ay hapisliğin verilmesi g-erekirdi. Mamafih şahsi ve ailevi durumunu, sabıkan mevcut olmayışını, kabahatlı bulunduğun suçun taşıdığı azami cezayı, mahkûmiyetinin işin ile ilgili doğuracağı neticeyi ve avukatının gayet muktedirane leyhine sunduğu sair noktaları nazarı itibara alarak- sana oldukça ehven bir cezanın verilmesine karar verdik. Bütün ahval ve şerait tahtinde sana verebileceğimiz en ehven ceza, kanaatımızca, 2 ay hapislik cezasıdır.
Netice itibarı ile aleyhine istinaf edilen 1. davadan 2 ay ve
2. davadan ise 15 gün hapse -gidecektir. Her iki ceza beraber çekilecektir.
GH07191 ve LL11308 numaralı iki bisiklet haricinde Emare III'deki bisikletler ile Emare IV'deki bisiklet aksamı müsadere edilir.
Yüksek Mahkeme
26 Ekim,- 1974.
Full & Egal Universal Law Academy