- Ceza İstinaf No.l8/75
(Dava No. 925/75;Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: M.Necati Münir Ertekün, Başkan, Ahmet İzzet ve Şakir
S. İlkay.
İstinaf eden: Mustafa Süleyman Çelik, Türkiyeli şimdi
Merkezi Ce-zaevi, Lefkoşa.
(Sanık)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Baş Savcılık,
a r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Cahit Yılmazoğlu.
Aleyhine istinaf edilen namına: Güner Çakın.-
Öldürmeye Teşebbûs - Fasıl 154 Ceza Yasası 214(a) ve 306 maddeleri -
Suçun oluşması için niyetin öldürme olması gerekir.
Fasıl 154 Ceza Yasası - Yasanın 3/62 sayılı Yasa ile değiştirilmiş
şekliyle 214(a) ve 306. maddeleri - Bu maddelere aykırı öldür-meye teşebbüs suçu.
Fasıl 154 Ceza Yasası - Yasanın 282 ve 283. maddeleri - Bu maddelere
aykırı sirkat - Sirkattan hemen önce ve sonra füli şiddet kullanmak yani darpetmek.
29/75 sayılı Barış ve Özgürlıik Bayramı Af Yasası - Darbetme suçunun
Af Yasas-ı kapsamına girmesi.
Şahadet - Teyit edici şahadet - Teyit edici şahadetin şikâyetçinin
şahadetini desteklemesi.
İstinaf - İstinaf Mahkemesinin İlk Mahkemenin kanaat ve bulgularına
müdahale etmek için geçerli nedeni olmaması.
Niyet - Öldürmeye teşeb-büste niyet - Suçun meydana. gelmesi için
niyetin öldürme olma zorunluluğu - Sanığın söz ve davranışları ile diğer olguların niyetinin öldürme olduğunu göstermesi.
İlk Şikâyet - Sanığı su deposuna (hazneye) başaşağı sarkıtılmış olarak
bulan polislerin- söylediklerinin Fasıl 9 Şahadet Yasası madde 10'a göre ilk şikâyet olarak kabul edilebilmesi.
Fasıl 9 Şahadet Yasası - Yasanın 10. maddesi - Sanığı su deposuna
(haznesine) başaşağı sarkıtılmış olarak bulan polislerin söylediklerinin madde 10'a göre ilk- şikâyet olarak kabul edilebilmesi.
OLAY: Şikâyetçi bir hamamın idarecisidir. Sanık bir süre yatıp
kalkarak bu hamamda tellâk olarak çalışmıştı. Daha sonra işten ayrılan Sanık vakit geçirmek ve konuşmak için sık sık hamama geliyordu.
Sanık 3 Nisan 1975- tarihinde gece 11.30'da yine hamama gitti ve orada yatıp kalkmak istedi. Şikâyetçi bu isteği kabul etti. Şikâyetçi uykuya yattıktan bir müddet sonra Sanık onu göğüsünden sarstı ve "sesini çıkarma, seni öldürürüm" diyerek onu yarı aydınlık olan soğukluğa g-ötürdü. Şikâyetçi burada Sanığın elinde bıçak olduğunu gördü. Sanık şikâyetçiden para çekmecesinin anahtarını istedi ve bu arada şikâyetçicin el ve ayakları ile gözlerini bağladı. Sanık şikayetçiyi bırakıp hamama gittikten bir süre sonra geri geldi ve şikâ-yetçiden kasanın anahtarını istedi. Sanık epeyce uğraşmasına rağmen kasayı açamadı. Daha sonra başka bir kasayı açmayı denedi ve açtı. Ancak bu kasada para bulamadı. Bilâhare Sanık şikâyetçinin başına bir peştemal atarak elleri ile onun yüzünü ve boğazını -sıkmaya başladı. Şikâyetçi kendinden geçti. Sanık şikâyetçinin öldüğünü zannederek onu avludaki kuyuya atmayı denedi. Fakcat kuyuyu açamayınca kuyu suyunun içine aktığı bir hazneye şikâyetçiyi başı aşağıda olacak şekilde sarkıttı. Şikâyetçinin ellerinin ba-ğlı bulunduğu peştemal hazneye uzanan su borusunun vanasına takıldığından Şikâyetçinin başı suyun dışında kaldı. Sanık şikâyetçiyi bu vaziyette bırakarak kaçtı.
Şikâyetçi Sanığın ayrıldığından emin olduktan sonra "imdat, imdat diye bağırmaya başladı. Ham-amın yanındaki fırında çalışan birisi bu sesleri işitip polise bildirdi ve bir süre sonra polisler gelip şikâyetçiyi hazneden çıkararak hastahaneye götürdüler.
Sanık Müştekiyi öldürmeye teşebbüs etmek ve soygunculuk yapmakla itham edildi. İlk Mahkeme Sanığ-ın suçlu olduğuna kanaat getirerek Sanığı 1. davadan 3 yıl ve 2. davadan 2 yıl hapse mahkûm etti.
Sanık, şikâyetçinin şahadetine dayanarak Sanığı mahkûm etmekle İ1k Mahkemenin hata ettiğini ileri sürerek hükmü istinaf etti.
SONUÇ: Yüksek Mâhkeme, şikâyetç-inin şahadetini İ1k Mahkemenin
titizlikle incelediğini, bu şahadetin diğer şahadet ve doktor şahadeti ile desteklendiğini, İlk Mahkemenin Sanığın şahadetini de inceleyerek doğru olma ihtimalinin bulunmadığı kanaatine vardığını, İlk Mâkemenin yapmış olduğ-u bu bulgulara müdahale etmek için geçerli neden bulunmadığını belirtti.
İstinaf edenin avukatının Sanığın hareketlerinin şikâyetçiyi
öldürmek niyeti ile değil de onu dövmek veya bayıltmak niyeti i1e de kabili telif olabileceği iddiasının doğru olamayaca-ğını belirten Yüksek Mahkeme Sanığın para bulamayınca şikâyetçiye sarfettiği "ben bir cani adamım bu iş burada bitti, sen cennete, ben cehenneme" sözleri ile şikâyetçinin boğazını sıkmasının, kuyuya atamayınca hazneye baş aşağı atmasının Sanığın niyetinin -öldürmek olduğunu ortaya koyduğunu, şikâyetçinin başının suya tamamen girmemesinin bir tesadüf eseri olduğunu vurguladı ve İlk Mahkeme kararının doğru olduğu sonucuna vararak istinafı reddeti.
_________________
H -Ü K Ü M
M. Necati Münir Ertekün, Başkan: Mahkemenin hükmünü Sayın Ahmet İzzet
verecektir.
Ahmet İzzet: İstinaf eden (sanık) Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi
huzurunda 1962 yılının 3 sayılı Kanununun 6. maddesi ile tadil edilen Fasıl 154, Ceza Kanunu'nun 2-14(a) ve 306. maddelerine aykırı olarak 4 Nisan 1975 tarihinde Lefkoşa'da Hüseyin Salih Ağa'yı kanuna aykırı olarak ve öldürmek niyeti ile boğazını sıkmak, el ve ayaklarını bağlayarak, ağzını peşkir ile bağlayarak tıkamak ve kendisini bir su haznesi içeris-ine baş aşağı sarkıtmak sureti ile öldürmeğe teşebbüs etmekten; keza, ayni tarih ve yerde Fasıl 154 Ceza Kanunu'nun 282 ve 283. maddelerine aykırı olarak Lefkoşalı Hüseyin Salih Ağa'dan K.L.15.250 mil ve 650TL'sı nakdi parayı sirkat etmekten ve sirkattan h-emen önce veya sonra sirkat etmiş olduğu parayı elde etmek veya mezkûr paranın geri alınmasına mukavemeti önlemek maksadıyle Hüseyin Salih Ağa'ya karşı füli şiddet kullanmaktan, yani mezkûr şahsı bıçakla tehdit etmekten, boğazını sıkıp el ve ayaklarını ve -ağzını peşkirle bağlamaktan ve kendisini bir su haznesi içerisine baş aşağı sarkıtmak sureti ile darbetmekten itham olunmuş, kabahatlı bulunarak 20 Mayıs 1975 tarihinde 1. davadan 3 yıl ve 2. davadan da 2 yıl hapse mahkûm edilmiştir. Sanık bu mahkûmiyet ka-rarından istinaf etmiştir.
2. dava yeni çıkan af yasası kapsamına girdiği gerekçesi ile istinaf yalnız l. davaya şamil tutulmuştur.
Ağır Ceza Mahkemesine göre vaka şu şekilde cereyan etmiştir:
Şikâyetçi Hüseyin Salih Ağa 64 yaşında olup Lefkoşa'da İbrahim- Salâhi Sarıkarınca'ya ait Korkut hamamının idarecisidir. Hamama gelen müşterilerden para tahsil etmek ve paydos saatında hamamda çalışanları ödemek vazifeleri arasındadır. Şikâyetçi tahsil ettiği paraları hamamdaki bir çekmeceye koymakta idi. Bu çekmeceni-n iki anahtarı vardı, birisi kendisinde, diğeri de mal sahibi Sarıkarınca'da idi. Cumartesi geceleri ve Pazar günleri Sarıkarınca hamama gelir, tahsil edilen paranın bir kısmını alır ve geriye hamam işinin dönmesi için bozuk pars bırakırdı.
Sanık aslen Tü-rkiyeli olup 1975 Ocak ayı iptidalarında iş için şikâyetçiye başvurmuş ve varılan anlaşmaya göre Cumartesi ve Pazar geceleri iş çok olduğu için sanığın hamamda tellâk olarak çalışması kararlaştırılmıştı. Haftada 1- 2 gece çalışması icap ettiği halde, diğer- eceler de hamamda yatmasına izin verilmişti. Sanık hamamda 1 ay kadar çalışmış ve takriben Şubat 1975' de başka yerde iş ve yatacak yer temin ettiği için hamamdan ayrılmıştı. Ancak haftanın birçok eceleri sanık vakit geçirmek ve konuşmak için hamama uğrar- fakat geceyi orada geçirmezdi. Hamamda bazan çamaşırlarını yıkadığı da olurdu. Hamamda gerek 1 ay kadar yatıp kalkması ve gerekse daha sonra hamamı sık sık ziyaret etmesi nedeni ile sanık tahsil edilen paranın konduğu çekmecenin nerede olduğunu biliyordu -
3 Nisan 1975 tarihinde gece saat 11.30' da şikâyetçi hamamı kapayıp yatmıştı. Uyumadan hamamın sokak kapısı çalındığını işiten şikâyetçi kapıyı çala.nın kim olduğunu tesbit ettikten sonra sanığı içeriye aldı. Sanığın ertesi günü Sarıkarınca nam ve hesabı-na arabaları Pazara götüreceği için erkenden kalkması icab ettiğini söylemesi üzerine, şikâyetçi onun o akşam hamamda yatmasına izin verdi.
Şikâyetçi uyuduktan bir müddet sonra sanığın onu göğsünden sarstı ını hissetti ve uyandı. Saat sabah 1.30' du. Şikâ-yetçi sanığa "ne oldu, sabah mı oldu" şeklinde sorması üzerine sanık "sesini çıkarma, seni öldürürüm" diye cevap verdi ve onu hamamın soğukluğuna götürdü. Soğukluk, tuvaletten gelen lâmbanın ışığı ile kısmen aydınlıktı. Bu aydınlıkta şikâyetçi sanığın elin-de bıçak olduğunu görâü. Sanık şikâyetçiden para çekmecesinin anahtarını istedi. Bu arada şikâyetçinin el ve ayaklarını ve gözlerini bağladı. Çekmecenin anahtarının nerede olduğu kendisine söylenince sanık şikâyetçiyi bırakarak tekrar hamama geçti. Olduğu -yerden hamamın içini, yani yattıkları yeri görmek mümkün olmadığı için şikâyetçi sanığın hamamda ne yaptığını örmedi. Sanık bilâhare lâmarinadan bir kasanın anahtarını istedi. Anahtar şikâyetçide olmadığı için sanık lâmarina kasayı kucaklayıp soğukluğa get-irdi. Şikâyetçi gözü bağlı olmasına rağmen, gözlerinin peştemal ile bağlı olmasından ötürü başını hafifçe yukarı kaldırarak burun hizasından sanığın hareketlerini görebiliyordu. 45 dakika kadar uğraşmasına rağmen sanık lâmarina kasayı açamatlı ve onu alıp -yerine götürdü. Bu sefer sanık sabun v.s. bulunan bir kasayı getirdi fakat onun içinde de para bulamadı. Bilâhare sanık müştekinin başına bir peştemal atarak "şimdi ben cani bir adamım, bundan sonra sen cennete ben cehenneme" dedi ve elleri ile şikâyetçini-n yüzünü ağzını ve boğazını sıkmaya başladı. 10 dakika kadar uğraştıktan sonra şikâyetçi kendi tabirine göre %70-80 kendinden geçerek yere yuvarlandı. Şikâyetçinin öldüğünü tahmin eden sanık onu hamamın büyük salonuna ayaklarından tutarak sürükledi ve orad-a onu kucağına alıp avluya çıkardı. Bu sırada sabah ezanı okunuyordu. Sanık şikâyetçiyi ilk önce avluda büyük bir kuyunun içerisine atmak istedi fakat kuyuyu açamayınca şikâyetçiyi kuyu suyunun bir boru ile içine aktığı bir haznenin yanına oturttu, göğsünd-en kaktırarak ilk başını, sonra da yarı vücudunu hazneden aşağı sarkıttı, ancak bu esnada hazneye uzanan su borusunun rubinetine şikâyetçinin ellerinin bağlı bulunduğu peştemal takıldı ve bu şekilde şikâyetçinin başının haznede bulunan suya tamamen girmesi- engellendi.
Sanık şikâyetçiyi o şekilde bıraktı. Şikâyetçi kısa bir müddet sonra sokak kapısının sürgüsünün çekildiğini duydu ve biraz daha bekledikten ve sanığın hamamı terkettiğine emin olduktan sonra imdat, imdat" diye bağırmaya başladı. Hamamın yan-ındaki fırında çalışan birisi bu sesleri işitip polise bildirdi ve bir süre sonra polisler gelip şikâyetçiyi hazneden çıkardılar ve olduğu şekilde Türk Genel Hastahanesine götürdüler.
Sanığın istinafı esas olarak şikâyetçinin verdiği şahadetle ilgilidir. -İstinaf edenin avukatı, Bidayet Mahkemesinin şikâyetçinin şahadetini davanın bel kemiği diye addettiğini, buna rağmen şikâyetçinin kendi şahadetine göre sanık tarafından bağlanıp hırpalandıktan sonra %70-80 kendini kaybettiğini, bu sebeple şikâyetçinin o a-ndan itibaren olanları fark edemeyeceğini ve netice itibarıyle şikâyetçinin şahadetine güvenilemeyeceğini, gözleri bağlı olduğu için sanığın kuyuyu açıp açmamağa teşebbüs ettiğini görecek bir durumda olmadığını ve hazneye kendisinin tekerlenerek düşmüş ola-bileceğini iddia etmiştir. İstinaf edenin avukatı aynı zamanda şikâyetçinin atıldığı haznenin derin olmadığını, içindeki suyun çok az olup boğulacak kadar olmadığını iddia etmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi şikâyet edenin şahadetinin büyük bir dikkatle incelen-mesi gerektiğine işaret etmiş ve bu şahadeti çeşitli yönlerden incelemeğe çalışmıştır. Bidayet Mahkemesi hükmünde (sayfa 142' de) şikâyetçinın şahadetine hangı nazarla bakılacağını izah etmiştir:-
"Huzurumuzdaki davanın ciddi ve vahim olduğunu, sanığın kab-ahatlı bulunmasıyle, hürriyetinden uzun bir süre mahrum edilmesi ihtimalinin kuwetli olduğunu nazarı itibara alarak ve isbat külfetinin de daima İddia Makamırıda olduğunu hatırda tutarak iddia makamınca ibraz edilen şahadete titizlikle iğildik. Daha evvel -de değindiğimiz gibi İddia Makamının davasının belkemiğini teşkil eden müşteki Hüseyin Ağa'nın şahadetini dikkatle inceledik. Onun şahadet kürsüsünde iken takındığı tavır ve hareketlerini müşahademiz altında bulundurduk. Şahadetinin ve sözlerinin tabü bir -şekilde verilip verilmediğine ayrı bir itina ile baktık. Şahadetinde kin ve garazın az dahi olsa bulunup bulunmadığına sanığın ille de mahkûm olunması için gayret gösterip göstermediğine dikkat ettik. Gerekli olmamakla beraber şahadetinin başka diğer şahad-etle teyit edilip edilmediğini araştırdık. Bütün bunlar üzerinde esaslıca durduktan sonra hiç tereddütsüz ve herhangi bir kuşkuya kapılmadan müştekinin şahadetinin her türlü yalan, iftira ve mübalâğadan azade olarak doğru olduğuna inandık.
Müşteki şahadet- verirken, takındığı tavır ve hareketler ile olayı tabü bir şekilde anlatış şekli üzerimizde çok olumlu bir intiba bırakmıştır. Şahadetinde ve özellikle istintakında hiç sarsılmaması da gözümüzden kaçmamıştır. Yalnız daha önce de temas ettiğimiz bir noktad-a müşteki çelişkiye düşmüştür."
Ağır Ceza Mahkemesi daha sonra bu çelişkiyi kanaatbaş bir şekilde izah etmiştir.
Yukarıda iktibas edilen pasajdân görülecektir ki Bidayet Mahkemesi şikâyetçinin şahadetinin çok önemli olduğunu bildiği için bu hususta gerek-en azami dikkatı göstermiş ve nazarından herhangi bir hususun kaçmaması için dikkatını bu şahadetle ilgili her cepheye yöneltmiştir.
Buna ilâveten, Bidayet Mahkemesi şikâyetçinin inanılır bir şahıs olduğuna kanaat getirmesine rağmen, şikâyetçinin şahadeti-nin diğer müstakil şahadetle desteklenip desteklenmediğini araştırmıştır. Netice olarak, şikâyetçinin şahadetinin 4 hususta müstakil ve başka şahadetle desteklendiği kanaatına varmıştır. Bu 4 husus ve bunlar ile ilgili istinaf edenin avukatının ileri sürdü-ğü ek idâialar aşağıdaki gibidir:
a) Olay yerine ilk gelen iki emniyet mensubu olmuştur. Bunlardan birine, yani İ.M.Ş. No.9, P.E.118 Cahit Ali'ye şikâyetçi kuyudan çıkarılır çıkarılmaz ve kendisine birisi konuşmadan sanık tarafından hazneye atıldığını söyl-emiştir. Bu hususta P.E. Cahit Ali'nin şahadeti şöyledir: -
"Oradan çıkardık kendısini diğer arkadaşlarla beraber, çıkardıktan sonra biz kendisine bir şey söylemeden bize 'topal Mustafa bağladı elimi ayağımı, kasadan parayı almak istedi ve beni bunun içer-isine attı' dedi."
Ağır Ceza Mahkemesi bunu "ilk şikâyet" olarak almış ve bunun şikâyetçinin şahadetini desteklediğini belirtmiştir. İstinaf edenin avukatı bazı içtihat kararlarına atıfta bulunarak bunun bir ilk şikâyet olarak alııamayacağını ileri sürmü-ştür.
Kanaatımızca davanın bütün olguları gözönüne alındığı zamtın şikâyetçinin P.E.118 Cahit Ali'ye kuyudan çıktığı zaman söylediği sözler Fasıl 9, Şahadet Kanununun 10. maddesi kapsamına girdiğinden ilk şikâyet olarak kabul edilebilir. Bidayet Mahkemesi- bu şahadetin şikâyetçinin şahadetini destekler mahiyette olduğu kanaatına varmakla hata işlemiş değildir.
b) Bidayet Mahkemesi 2. hususu şöyle izah etmiştir: -
"Müşteki göğsünden kaktırılmak suretiyle hazneye sırt üstü yuvarlandığını v.s. söyledi. Onu ku-rtarmağa gelen polisler ile hiç istintaka tabi tutulmayari İ.M.Ş. No.3 müştekiyi tarif edilen pozisyonda bulduklarını söylediler". Bidayet Mahkemesi devam ederek şikâyetçinin haznenin kenarına oturtulduktan sonra göğsünden itilerek sırt üstü hazne içerisin-e yuvarlandığını söylediğini, haznenin ağzı 18x17 inç ebadında olduğu için bunun imkânsız olduğu şikâyetçiye sorulduğu zaman şikâyetçinin %70-80 kendinden geçmiş olduğunu ve o şekilde hatırladığını söylediğini, şikâyetçinin bilerek ve isteyerek yalan söyle-mediği kanısında olduğunu ilâve etmiştir. İstinaf edenin avukatı Bidayet Mahkemesinin şikâyetçinin dediği şekilde hazneye atılamayacağını kabul etmekle beraber "pek iyi hatırlayamayabilirdi" diyerek meydana gelen boşluğu doldurduğunu iddia etti ve hazneye -kendisinin düşebileceğini ileri sürdü. Uzun zaman gözleri bağlı kalan ve bu müddet zarfında ilk önce tokatlanan ve daha sonra yerde sürüklenerek avluya götürülen şikâyetçinin korku içinde olduğu nazarı itibara alındığında bu olayın her anını hatırlayamayac-ağı bizce de aşikârdır. Şikâyetçinin bütün şahadetini ve şahadet verme tarzını nazarı itibara alan Bidayet Mahkemesinin bu husustaki bulgusu hatalı değildir kanaatındayız.
c) Bidayet Mahkemesi Dr. Altıner'in şikâyetçinin sırtında kesik kesik ekimozlar bul-duğu ve bunların sürüklenmeden ileri gelebileceği hususundaki şahadetine değinerek bunun şikâyetçinin hamamın soğukluğundan salona sırt üstü sürüklendiği hususunda verdiği şahadeti teyit ettiğini belirtmiştir. Bu şahit Mahkemenin sorduğu bir suale karşı şu-nu söylemiştir.
"S. Şok durumu yoktu?
C. Hayır konuşuyordu fakat üşüyordu korku ifadesi vardı.
S. Bilhassa ağız ve boğaz kısmında olan bağ gevşek miyd?
C. Evet ve ıslak idi.
S. Size getirilmiş şekli ile o gevşek hali ile uzun bir müddet
yahut 3--S saat daha kalsa o şekilde hasta ölebilir miydi?
C. Burun açıktı ağız kapalı idi öyle bir ihtimal yoktu."
İstinaf edenin avukatı bilhassa müştekinin 3-5 saat daha olduğu yerde kalabileceğine değinerek şikâyetçinin ölme ihtimali olmadığını ileri sürm-üştür. Şikâyetçinin haznenin içinde 3-5 saattan daha fazla asılı olarak kalmaması bir tesadüf eseridir. Doktorun şahadeti tetkik edildiği zaman şikâyetçinin yaraları hakkında söylediklerini hakikaten teyit ettiği görülmektedir. Buna ilâveten bu şahadet san-ığın şikâyetçiyi tekmelediği hususundaki iddiasını da çürütmektedir.
d) Bidayet Mahkemesi son olarak teyit edici şahadet hakkında
şunları söylemiştir: "Müşteki, sanığın onu yüzü ve ağzı peştemalla örtülü olduğu bir durumda yüz çevresini parmaklarıyle sı-kıştırdığını iddia etmiş ve bu husus da Dr. Altıner'in şahadetiyle teyit edilmiştir. Ne kadar kayda değer bir husustur ki Dr. Altıner, müdafaa tarafından sorulan bir soruya yüzde görizlen ekimozların tokat veya yumruk ile meydana gelemiyeceğini ifade etmiş-tir. Müşteki de hiç bir zaman sanığın ona tokat veya yumruk attığını söylememiştir."
Yukarıdan görüleceği gibi Bidayet Mahkemesi şikâyetçinin şahadetini büyük bir titizlikle inceleyerek onu kabul etmiştir. Buna ilâveten Bidayet ,Mahkemesi sanığın şahadeti-ni de eleştirmiş, bunun da doğru olup olamayacağını araştırmıştır. Mahkemenin bu husustaki bulgusu aynen şöyledir:- (s.l45)
"Bütün bunlara rağmen sanığın müdafaasını doğru olma ihtimali açısından mütalâa ettik ve olayın ceryan ediliş nedeni ve şekliyle iz-ahatının doğru olması irtimalinin mevcut bulunmadığına kanaat getirdik. Birkaç misal vermekle yetineceğiz. Sanığa göre kendisi ile müşteki arasında bir baba-evlât münasebeti vardi. Müşteki geçmişte sanığa hiçbir gayri ahlâki teklifte bulunmadı ve yine sanı-ğa göre sözü edilen K.L.7.-yı geçmişte hiç talep etmedi. Böyle olmakla, sanığın iddia ettiği gibi müştekinin olay gecesindeki hareketi rasyonal biz adamın hareketi olamaz. K.L.7.-yı o güne kadar hiç talep etmE-yen bir şahıs nasıl olur da bıçağa sarılacak k-adar ileri gider: Bilhassa o şahıs müşteki gibi cılız ve 64 yaşında ihtiyar birisi ve bıçak çektiği şahıs da 35 yaşında genç ve görünüşte kuwetli birisi olursa?.......
İnanılması imkânsız hikâyenin bir an için doğru olabileceğini farzetsek bile, yere yüzü-stü ve her tarafı bağlı olarak bıraktığı müşteki nasıl olur da bu sefer sırtüstü haznenin içinde yarı beline kadar baş aşağı bir şekilde bulunur?"
İstinaf edenin avukatı sanığın vakadan bir müddet sonra olay yerine gittiğine ve oradakilere "Cenaze nerede:-" diye sorduğuna değinmiş ve bunun sanığın aleyhine alınacak bir husus olmadığını iddia etmiştir. Sanık şahadetinde olay yerine tekrar giderken yolda Sarıkarınca'nın oğlunu gördüğünü ve müştekinin öldüğünü ondan öğrendiğini söylemiştir. Müdafaa şahidi olar-ak çağırılan Sarıkarınca'nın oğlu Hasan İbrahim de yolda sanığa rastladığını ve şikâyetçinin öldüğünü sanığa söylediğini beyan etmiştir. Bunun aksine herhangi bir şahadet olmadığı cihetle istinaf edenin avukatı bu iddiasında haklıdır. Bu böyle olmakla bera-ber bu hususa Bidayet Mahkemesinin fazla önem verdiği görülmemektedir.
Yukarıda söylenenlerden anlaşılacağı gibi, Ağır Ceza Mahkemesinin kime inanıp inanmaması gerektiği hususunda varmış olduğu kanaata ve olgular ile ilgili yapmış olduğu bulgulara müdahal-e edebilmemiz için geçerli sebep mevcut değildir.
Son olarak sanığın niyeti hakkında bir şey söylemeyi uygun gördük. İstinaf edenin avukatı sanığın niyetinin şikâyetçiyi öldürmek olmuş olsaydı şikâyetçinin boğazını sıkarken öldürebileceğini, hakikatta şik-âyetçiyi bayıltmak niyeti ile dövmüş olabileceğini ve haznede fazla su bulunmamasının şikâyetçiyi boğmak maksadı ile hareket etmediğini gösterdiğini iddia etmiştir. Dikkatımızı Pefcos v. Republic (1961) C.L.R. 340 davasına çeken istinaf edenin avukatı, san-ığın hareketlerinin şikâyetçiyi öldürmek niyeti ile değil de şikâyetçiyi dövmek veya bayıltmak niyeti ile de kabili telif olabileceğini iâdia etmiştir. Biz bununla hemfikir değiliz. Davadaki bütün şahadet sanığın hareketlerinin yalnız şikâyetçiyi öldürmek -niyeti ile kabili telif olduğu doğrultusundadır. Sanık şikâyetçinin ellerini ve ayaklarını bağlarken şikâyetçiye "hiç sesini çıkarmayacaksın, sesini çıkardığında seni öldürürüm" dedi. Aradığı parayı bulamayınca sanık şikâyetçiyi peştemalla örtmeye çalışırk-en şu sözleri söyledi: "ben bir cani adamım bu iş burada bitti, sen cennete, ben cehenneme". Bunları söyledikten sonra da sanık şikâyetçinin boğazını sıkmaya başladı ve 10 dakika kadar uğraştı. Bu sözleri söylediği zaman ve şikâyetçinin boğazını sıkmağa ba-şladığı zaman soygunculuk işleminin bittiği nazarı itibara alınırsa bu sözlerin önemi bir o kadar daha artmaktadır. Bilâhare şikâyetçiyi ilk önce bir su kuyusuna, onu açamayınca da oradaki su haznesine baş aşağı sarkıtıp atması sanığın niyetinin öldürmek o-lduğunu ortaya koymaktadır. Peştemalın rubinete takılması ve bundan dolayı şikâyetçinin başının haznede bulunan suya tamamen girmemesi bır tesadüf eseridir. Bidayet Mahkemesi bu karara varmakla kanaatımızca doğru hareket etmiştir.
Netice itibarı ile istin-af reddolunur.
(M.Necati Münir Ertekün) (Ahmet İzzet) (Şakir S. İlkay)
Başkan. Yargıç. Yargıç.
27 Kasım,1975.
Full & Egal Universal Law Academy