-YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA Ceza İstinaf No. 21/72
- (Dava No. 212/72; Limasol)
-
M.Necati Münir, Başkan, Ülfet Emin ve
-Ahmet İzzet, Üye.
-
İstinaf eden : Faruk Süleyman, Limasol
(1. sanık)
- ile -
Aleyhine istinaf edilen: Baş Savcılık
arasında.
İstinaf eden namına: Gürsel E. Kadri.
Aleyhine -istinaf edilen namına: Zaim M. Necati.
Fasıl 154 Ceza Yasası - Yasanın 231. maddesine aykırı
bıçaklayarak yaralama.
Ceza - Ceza Aleyhine İstinaf - Sanığın suçunu kabul
etmesi - İddia Makamı ve Savunmanın farklı olgular
anlat-ması.
Fasıl 155 Ceza Usulü Yasası - Yasanın 146. maddesine göre
Yüksek Mahkemenin davayı Bidayet Mahkemesine geri
göndermesi.
OLAY: Sanık, Müştekiyi bıçaklayarak yaralamakla itham
edildi. Sanığın suçunu kabul etmesinden sonr-a İddia
Makamı ve Müdafaa olayı çok farklı şekillerde izah
ettiler. Bidayet Mahkemesi, İddia Makamının izaha
tını tercih etti ve Sanığı 2 yıl hapse mahkûm etti.
- Sanık, ceza aleyhine istinaf etti.
-
SONUÇ: Yüksek Mahkeme çoğunluk kararında,
Bidayet Mahkemesinin, şahadet dinlemeden İddia
Makamının verdiği izahatı tercih etmekle hata etti-
ğini kabul etti ve cezayı 1 yıl hapisliğe indirdi.
Azınlık kararında ise, -İddia Makamı tarafından
verilen izahatın mı, yoksa müdafaa tarafından
verilen izahatın mı doğru olduğunu meydana çıkarmak
için davanın Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi
gerektiği ifade edildi.
Atıfta Bulunulan Y-argısal İçtihatlar:
The Attorney General v. Kyriacos N. Kouppis and
Others (1961) C.L.R. s.188.
Sozas Panayi Tattaris v. The, Queen (1959-1960)
24 C.L.R. s. 250.
Stelios Michael Hji Agapion alias Mavros v. The
Police (1963) 1 C.L.R. s.100.
- ----------------
H Ü K Ü M
M.Necati Münir, Başkan:
İstinaf eden (1. sanık) Limasol Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 23 Haziran 1972 tarihinde Fasıl 154, Ceza Kanununun 231 ve 20. maddeler-ine aykırı olarak 22 Mart 1972 tarihinde Limasol'da gayri kanuni olarak Limasol'da mukim Monağralı Raif İsmail'i namı diğerle İsmail İsmail'i bıçaklayarak vahim incinmesine sebep olmaktan mahkûm edilerek mahkûmiyet tarihinden itibaren 2 sene hapislik cezas-ıne çarptırılmıştır. İstinaf eden suçunu Bidayet Mahkemesinde kabul etmiştir.
İstinaf eden kesilen 2 sene hapislik cezasının aşikâr surette fahiş olduğunu iddia ederek 24 Haziran 1972 tarihinde dosyaladığı istinaf ihbarnamesı ile istinaf eylemiştir.
-
İstinaf eden evli olup 8 çocuk babasıdır ve vaka tarihine kadar şöförlük yapmakta idi.
Limasol Ağır Ceza Mahkemesi hükmünde İddia Makamı ve Müdafaa tarafından hakikatlarla ilgili ileri sürülen ve birbirleri ile tezat teşkil eden iki ayri iddia -olduğunu belirtmiştir. Bidayet Mahkemesi hükmünde iddia Makamına göre vakıanın cereyan ediş tarzını şu şekilde özetlemiştir:-
"22.3.72 tarihinde müşteki ve kayın pederi sarhoş
bir vaziyette Limasol'da Salih Recebin kahvesine
git-tiler ve orada oturmakta olan sanık ile atfen
(isim vermiyerek) itelei lisan kullandılar.
Bilâhare kahvehaneden ayrılan müşteki ve kayın
pederinin arkasından kahvehaneyi terkeden sanık 1
kahvehanenin hemen - ittisalindeki bir kebapçı
dükkânına girer, orada Emare 1'i alır ve kebapçı
dükkanında oturmakta olan sanık 2 ile konuştuktan
sonra, beraberce müşteki ve kayın pederinin
arkalarına düşerler ve onları Mehmet- Reşat'ın
dükkânı önünde yakalarlar.
Müşteki ve kayın pederine saldıran sanıklara
karşı koyan müştekiyi sanık 1 Emare 1 ile bıçak-
lar. Oradan koşmaya başlayan müştekilerin arka-
sından sanık 1 - koşar, onu yetişir ve yetiştiği
yerde müştekiye muhtelif bıçak darbeleri indirir.
Bilâhare Polis her iki sanığı derdest eder ve
onları civardaki Türk Genel Hastahanesine gütü-
rür.
Hastahaneye -giderlerken her iki sanık ellerin-
deki bıçakları gizlice yere atarlar. Bu bıçakları
polisler görür ve hemen teslim alırlar. Hemen
ilâve edilmesi luzumdur ki müdafaa bıçakların
sanıklar tarafından yere atıldığı-nı tekzip etme-
miştir."
Bidayet Mahkemesi Müdafaaya göre vakanın nasıl cereyan ettiğini şu şekilde özetlemiştir:-
"22.3.72 tarihinde sanık 1 Salih Recebin kahve-
sinde oturmakta iken müşteki ve kayınpederi
- kahveye gelmişler. Orada sanık 1 küfredip müşteki
Emare 1 ile sanık 1 hücum etmiştir. Ancak bir
fırsatını bulan sanık 1 kahveden kaçmağa başarmış
ve dışarı çıkarak koşmaya başlamıştır. Kebapçı
dükkânında yemek yem-ekte olan sanık 2'ye niçin
kaçmakta olduğunu bağırmıştır.
Sanık 2 de koşanlara iltihak etmiştir. Müşteki
sanık 1'i yetişip onu bıçaklamış fakat bu arbede
içinde sanık 1 Emare 1'i ele geçirmeğe muvaffak
-olmuş ve onunla sanık 1'i bıçaklamıştır.
Müdafaaya göre sanık 1'in kabahatı Emare 1'i ele
geçirdikten sonra oradan kaçmamasıdır."
Bidayet Mahkemesi hükmünde devamla şöyle demiştir:-
"Hakikatlar noktai nazarından Mah-kemeye verilen
iki izahat arasında büyük fark vardır.
Şayet vak'a madafaanın ileri sürdüğü gibi
cereyan etmişse muhakkak ki verilecek ceza
oldukça hafif olacaktır."
Bidayet Mahkemesi her iki tarafı-n verdiği izahatı inceleyip ve müdafaa tarafından ileri sürülen izah şekline gereken ehemmiyeti verdiğini belirttikten sonra vakanın İddia Makamı tarafından beyan edildiği şekilde cereyan ettiğine inanmıştır ve istinaf edeni o esasa göre cezalandırmıştır.-
Bidayet Mahkemesi Emare 4 olarak ibraz olunan doktor raporunun vakanın İddia Makamının ileri sürdüğü gibi cereyan ettiğini teyid ettiği kanaatına varmıştır. Doktor raporuna göre müşteki şu yaraları almıştır:-
"1. Sol boyun kökünde 4 cm. tulü-nde kesik yara.
- 2. Sol böbrek nahiyesinde batına nafiz 4 cm. tulün-
de kesik yara.
- 3. Sol göğüs üstünde kalb nahiyesinde 2 adet
-2 cm. tulünde kesik yara.
- 4. Sağ omuzda 2 cm. uzunluğunda bir kesik yara.
5. Sağ sırtta 3 cm. uzunluğunda kesik bir yara.
6. Sağ kolda 4 cm. uzunluğunda kesik yara.
7. Sol boyun kökündeki yara, sol göğüse nafiz ve
damarda büyük kanama.
8. -Tepede saçlı deride 5 cm. - 3 cm. tulünde saçlı
deri eksiği,
yaraları alınmıştır."
Bidayet Mahkemesi hükmünde istinaf edene kesilecek cezayı tesbit ederken müştekinin feci bir şekilde yaralandığını, o kadar ki doktor raporuna göre du-rumunun o zaman kritik olduğunu, müştekiye iki cerrahi müdahele yapıldığını, istinaf eden leyhine vaka gecesi küfretmek sureti ile istinaf edenin tahrik olduğunu, hiç bir sabıkası olmadığını, evli ve 8 çocuk babası olduğunu ve gerek Türk ve gerekse Rum Pol-isinde 27 gün tutuklu kaldığını nazarı itibara aldığını belirtmiştir.
Kanaatımca bu istinafta en önemli husus Bidayet Mahkemesi huzurunda vakıalarla ilgili İddia Makamı ve Müdafaa tarafından ileri sürülen ve vakanın ne şekilde cereyan ettiğini izah e-den iki ayrı ayrı ve aralarında büyük fark olan beyanlar olmasıdır. Yukarıda belirttiğim gibi Bidayet Mahkemesi İddia Makamının vakaları izah eden beyanatını Müdafaanın vakaları izah eden beyanatına tercih etmiştir. Bu tercihi yaparken de Bidayet Mahkeme-si hükmünde belirttiği gibi Emare 4 olarak ibraz edilen doktor raporuna ve istinaf edenin Emare 1'i (suçun işlendiği iddia olunan büyük bir bıçağı) gizlice saklamaya çalıştığına istinad ettirmiştir.
Bidayet Mahkemesi İddia Makamının vakalarla ilgili -izahatını Mddafaanın izahatına tercih ederken, usulen Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen ilk tahkikat (preliminary inquiry) esnasında yemin tahtında verilen ifadelerin tutanaklarına Bidayet Mahkemesi tarafından bakılıp bakılmadığı bilinmemektedir. Şayet bakı-lmışsa ve Bidayet Mahkemesi ilk tahkikatta verilen ifadeleri nazarı itibara almışsa, hiç şüphe yoktur ki bizim bir İstinaf Mahkemesi olarak ilk tahkikatın dosyasını ve orada verilen ifadeleri istinaf maksatları için nazarı itibara almamız doğru olmaz kanaa-tindayım. The Attorney-General v. Kyriacos N. Kouppis and Others (1961) C.L.R. 188 davasında Yüksek Mahkeme Başkanı O'Briain verdiği hükümde sayfa 192 ve 193'de şöyle demiştir:-
"It is a fundamental principle in these courts
that they -are bound by the Law of Evidence and are
entitled to act only upon facts proved or admitted,
save where facts are such that the courts will take
judicial notice of them. Accordingly the Judges of
the trial court, in th-is case, were bound to
consider the question of sentence upon the facts
admitted before them, divorced from any knowledge
they might have of the case, aliunde, and on the
basis that each of the accused was innocent o-f the
charges upon which no evidence had been offered by
the Republic. This Court hearing this appeal has
the duty to the accused to act in the same way.
It seems to me that the Attorney-General sought
to put bef-ore this court a picture quite different
from that painted by prosecuting counsel at the
trial. He quoted an English Authority to the
effect that a judge considering whether he will
exercise his discretion an-d permit a charge of
murder to be reduced to one of infanticide, is
bound to look at the depositions. Upon that
Authority he proceed to read in this Court the
depositions taken at the preliminary inquiry whic-h,
of course, related to eight other charges upon
which the trial court had properly acquitted the
accused. He painted a picture of truly grave
misconduct on the part of these young men.
Mr. Trya-ntafillides objected to the reading of
these depositions and in my view that objection was
correct in point of law and in considering this
- case I shall put out of mind, so far as I can,
anything which appears in the depositions other
then that which is upon the written record before
us."
Hâkim Zekâ ise verdiği hükümde s.196'da bu hususta şöyle demiştir-:-
"I agree that as a Court of Appeal in the
assessment of punishment or in ascertaining
whether the sentence imposed by the trial court is
manifestly excessive or manifesty inadequate we
have to c-onfine ourselves to the statement of
facts made before the trial court.
A distinction has to be drawn between what can
be stated before a tral and a Court of Appeal.
Generally facts relevant to the charge to- which a
plea of guilty has been made can be put before a
trial court. The prosecution can state mitigating
as well as aggravating facts which are not
irrelevant to the charge pleaded guilty to. But
wh-en the case comes before this Court then we have
to confine ourselves to the statement of facts
made in the court below. In considering the
adequacy or inadequacy of thp punishment we have
to confine oursel-ves to the facts stated at the
trial otherwise it may turn to be unfair to the
parties of the case to introduce new facts. In
a case before a trial court if aggravating facts
are stated which are not accepted b-y an accused
who pleads guilty then he has got the chance to
retract his plea and apply for leave of the Court
to withdraw his plea because that bears a lot on
the punishment.
A plea of guilty necessarily -implies that he
accepts all the ingredients of the offence but
does not necessarily imply that he accepts all
aggravating circumstances which are not strictly
relevant to the charge itself."
İlk duruşmada ye-min tahtinde verilen ifadelerle ilgili Baş Hâkim Bourke, Sozos Panayi Tattaris v. The Queen (1959-60) 24 C.L.R. 250 davasında verdiği hükümde 2.253'de şöyle demiştir:-
"Some Judges, as is well known, who are also
Judges of the fact-s, prefer, out of a sense of
precaution and lest they might be influenced by
material not forthcoming as evidence in the case
at trial not to peruse even the depositions."
Bidayet Mahkemesi İddia Makamı ve Müdafaa taraf-ından vakaları izah eden ve birbirlerinden çok farklı olan beyanatlarla karşılaştığında ve İddia Makamının izahatını Müdafaanın izahatına tercih etmek temayülünü hissettiği zaman, kanaatimce Müdafaaya vakanın nasıl cereyan ettiğini isbat etmek igin şahadet- çağırma fırsatını vermeliydi.
Suçunu kabul eden bir sanığa kesilecek cezayı değerlendirip tesbit ederken bir mahkemenin bu hususta şahadet dinlemesi ile ilgili Stelios Michael Hji Agapiou alias Mavros v. The Police (1963) 1 C.L.R. 100 davasında Yüks-ek Mahkemenin hükmünde belirtilen genel hususlara atıfta bulunmak faydalı olur. Yüksek Mahkeme Başkanı Wilson hükmünde s.101 ve 102'de şöyle demiştir:-
"Counsel for the appellant has pointed out to us
the difficulty that he, and, perhap-s other counsel
have had in making submissions to trial Judges on
the question of giving evidence to the Court with
respect to sentence.
Now, in what I am about to say: I do not wish it
to be taken that this Cou-rt in any way intends that
the practice of counsel making submissions after a
plea of guilty is to be completely discarded.
Usually in minor cases this serves the very useful
purpose of expediting trials and can b-e done
without risk to the proper administration of
justice. However, there are cases in which
evidence should be taken by trial judges.
It is almost impossible to lay down a rule of
general app-lication but, in any event, in cases
where the penalties are likely to be severe there
should be on record material upon which the trial
Judge and, in case of appeal, this Court can form
their decision as to sentenc-e. This, apart from
statements at the Bar, may take the form of a
statement by the accused, if he wishes to make it,
or general evidence as to his character as well as
any other material relevant to sentence. Also-
where counsel requests permission to call evidence
relevant to the assessment of sentence, after a
conviction has been made, he must, in a proper
case, be given the opportunity to do so."
-- Bidayet Mahkemesi bu davada huzurunda vakalarla ilgili birbirinden çok farklı beyanatlar olduğu halde şahadet dinlemeksizin- İddia Makamının izahatını Müdafaanın izahatına tercih etmiştir. Kanaatımca bu yanlıştır ve bu durumda vakaların hakikaten nasıl cereyan ettiğini tesbit etmek için Bidayet Mahkemesinin şahadet dinlemesi gerekirdi. Bu yapılmadığına göre istinaf edene kesil-ecek cezanın değerlendirilmesi bakımından bu istinaf maksatları için vakaların istinaf edenin iddia ettiği gibi cereyan ettiğini kabul etmemiz gerekir kanaatındayım. Bidayet Mahkemesi de hükmünde vakanın Müdafaanın ileri sürdüğü gibi cereyan etmişse veril-ecek cezanın uldukça daha hafif olması gerektiğine işaret etmiştir. Bu görüşle ben de hemfikirim. Vakanın istinaf edenin iddia ettiği gibi cereyan ettiği kabul olunduğu zaman, ve davanın bütün ahval ve şeraiti nazarı itibara alındığında, kanaatımca istin-af edene kesilen 2 yıl hapislik cezası İstinaf Mahkemesinin müdahale etmesini gerektirecek kadar fahiştir ve cezanın 1 yıla tadil edilmesi taraftarıyım.
-
Ülfet Emin, Üye:
Bu davada istinaf eden suçunu Ağır Ceza Mahkemesinde kabul etmiştir ve istinaf aden suçu işlediğini itiraf ettikten sonra Savcılık İddia Makamı namına suçun nasıl işlendiği hususunda Mahkemeye bilgi vermiştir. İstinaf eden ise suçun- nasıl işlendiği hususunda İddia Makamının ileri sürdüğü hakikatlara tamamıyle, zıt olan hakikatlar anlatmıştır. Bir Bidayet Mahkemesi suçu itiraf eden herhangi bir sanığı ancak davada isbat edilen veya kabul edilen hakikatlara dayanarak mahkûm eder ve c-ezayı da kabul adilen veya isbat olunan hakikatları göz önünde tutarak tesbit eder. İddia Makamının ileri sürdüğü hakikatları sanık davada kabul etmiyorsa ve hakikatların başka türlü olduğunu iddia ediyorsa, bunların aksisi isbat edilmedikçe İddia Makamı-nın, ileri sürdüğü hakikatlar kabul edilmiş hakikatlar addolunamaz. Bu davada sanık vakanın cereyan şeklini daha evvel de belirttiğim gibi İddia Makamından tamamıyle farklı bir şekilde izah etmiştir. Buna göre sanık, itirafını yaparken, itirafını vakalar-ı izah ettiği şartlar tahtinde yapmış addolunması gerekir. Sanığın Mahkemede verdiği izahatın hilâfına vakalar isbat edilmedikçe Mahkemenin sanığın ileri sürdüğü iddiaların doğru olduğunu kabul etmesi gerekir kanaatındayım. Meğer ki Mahkeme sanığın ileri- sürdüğü hakikatlar ışığında bunların doğru olarak kabul edilemeyeceğini sanığa bildirsin. Bu böyle yapıldığı takdirde sanığa veya İddia Makamına iddialarını isbat etmeleri için şahit çağırma fırsatını verir ve o zaman vakalar isbat edilmiş vakalar durumu-na girer. Bu davada Ağır Ceza Mahkemesi ise sanığın ileri sürdüğü iddiaları kabul etmeyeceğine dair sanığa herhangi bir ihbarda bulunmamıştır. Bu durumda sanık pek haklı olarak hakikatlar üzerinde ileri sürdüğü iddiaların doğru olarak Mahkeme tarafından k-abul edileceğini düşünebilirdi. Sanığın Mahkemeye verdiği izahatın hilâfına şahadet olmadığı için kanaatımca sanık tarafından verilen ifadelerin yalnız sanık aleyhine olan kısımlarını değil leyhine olan kısımlarını da nazarı itibare almak mecburiyeti oldu-ğu için sanığın kendi leyhine söylediklerini de Mahkeme nazarı itibara alması ve bunları sanığın leyhine değerlendirmesi gerekirdi kanaatındayım. Ağır Ceza Mahkemesi cezayı tesbit ederken hükmünde vakanın sanık tarafından izah edildiği şekilde olduğu kabu-l edilecekse cezanın kesilen 2 sene cezadan oldukça daha hafif olabileceğini belirtmişti. Sanığın suçun nasıl işlendiğine dair ileri sürdüğü hakikatlar kabul edildiğinde hiç şüphe yoktur ki kesilen 2 senelik hapislik cezası aşkâr surette fahiştir.
B-en de bu ahval ve şerait tahtinde 2 yıllık hapislik cezasının 1 yıla indirilmesine taraftarım.
Ahmet İzzet, Üye:
Sayın Başkan ve Üyenin belirttikleri prensiplerle ben de hemfikirim. Yalnız davanın bu andan itibaren takip edeceği yol hususunda hemf-ikir değilim. Hiç şüphe yoktur ki Ağır Ceza Mahkemesinde vakanın işleniş tarzı hakkında İddia Makamı ve Müdafaa tarafından farklı iddialar ileri sürülmüştür. Bu iddialara göre de verilecek olan cezanın epeyce değişmesi icab edecektir. Bidayet Mahkemesi -hükmünde zaten bunu kabul etmiş ve şöyle demiştir:-
"Hakikatlar noktai nazarından Mahkemeye verilen
iki izahat arasında büyük fark vardır.
Şayet vaka Müdafaanın ileri sürdüğü gibi cereyan
etmişse, muhakkak ki ve-rilecek ceza oldukça hafif
olacaktır."
-
Yalnız biz İstinaf Mahkemesi olarak cezanın ne kadar hafifletilmesi gerektiği hususunda bir karar verecek durumda değiliz. Bu sebeple İddia Makamı tarafından ileri sürülen izahatın mı yoksa Müdafaanın ileri sürdüğü izahatın mı doğru olduğun-u meydana çıkarmak için davanın Fasıl 155, Ceza Usulü Kanununun 146. maddesi tahtinde Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi taraftarıyım.
-
M.Necati Münir, Başkan:
Netice olarak, ceza aleyine yapılan işbu istinaf oy çokluğu ile kabul olunur ve 2 yıl hapislik cezası 1 yıla indirilir.
- Yüksek Mahkeme
25 Temmuz 1972.
Full & Egal Universal Law Academy