-
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
İstinaf eden : Şefik Suyolcu, Lefkoşa
İle
Aleyhinde istinaf edilen : Türk Emniyet Müdürlüğü.
ararsında.
(Ceza İstinaf No. 2/69, Dava No. 220/68)
İstinaf eden namına : Ali Dana
Aleyhine istinaf edilen namına : Zaim M. Necati
-
Doğa kurallarına aykırı cinsel ilişki - Fasıl 154 Ceza Yasasının 171(a) maddesine aykırı cinsel ilişki.
Suç ortağı - Suç ortağı olmak için suçun işlenmesinde yer almak veya yardımcı olmak gereği - Tanığın engel olmamasının suçun işlenmesine- yardımcı olduğu anlamına gelmemesi.
Tanıklara inanma ile ilgili bulgu - İlk Mahkemenin tanıklara inanma ile ilgili bulgusunun değiştirilmesi için istinaf edenin bu bulgunun yanlış olduğunu kesinlikle isbatlaması gereği.
H Ü K Ü M
İstina-f eden 26 Mart 1969'da Lefke Kaza Mahkemesi huzurunda Fasıl 154, Ceza Kanununun 171 (a) maddesine aykırı olarak 27 Ekim, 1968 tarihinde Lefke'de Direk Otel'de Lefkoşa'lı Özkan Mehmet üzerinde tabiat kanunlarına aykırı cinsi münasebette bulunduğundan kabaha-tlı bulunarak 9 ay hapse mahkûm edildi. İstinaf eden mahkûmiyet kararı aleyhine aşağıdaki sebeplerden dalayı istinaf etti :
1. Şahadet sanığın mahkûm edilmesini gerektirecek derecede ve/veya kalitede değildi ve/veya mahkeme şahadetin değerlendirilmesine -hataya düşmüştür.
2. Mahkeme hakikatta ve/veya kanunen cürüm ortağı telâkki edilmesi gereken bir şahsın şahadetini normal bir şahidin şahadetiymiş gibi kabul etti ve/veya mahkeme şahadeti değerlendirirken hataya düştü.
İstinaf edenin avukatı İstinaf- Mahkemesinde, Bidayet Mahkemesinde iddia Makamı namına şahadet veren 2'nci şahit Mustafa Mehmet Salih'in suç ortağı (accomplice) olduğunu iddia etti ve Bidayet Mankemesinin bu şahidi suç ortağı olarak kabul etmesi gerektiğini ileri sürdü. Bir şahsın suç -ortağı olması için suçun işlenmesinde yer alması veya suçun işlenmesinde yardımcı olması gerekir. Bir şahsın bir suçun işlenmesinde suç ortağı olup olmadığı hususu suçun işlenmesinden evvel, suçun işlenmesi esnasında ve suç işlendikten sonra o şahsın oyna-dığı role, yapmış olduğu hareket ve faaliyete bağlıdır. "Suç ortağı" ibaresi R. v. Davies (1954) 38 Cr. App. R. sayfa 32'de Lord Simond tarafından şöyle tarif edilmiştir:-
" There is in the authorities no formal definition of the term "aceomplice" : a-nd your Lordships are forced to deduce a meaning for the world from the cases in
which X. Y. and Z have been held to be, or held liable to be treated as, accomplices. On
the cases it would appear that the following persons, if called as witnesses for t-he prosecution, have been treated as falling within the category :- (i) On any view, persons who are participes criminis in res-pect of the actual crime charged, whether as prinsipals or accessories before or after the fact and abetting (in the case of misdemeanours). This is surely the natural and primary meaning of the term "accomplice". But in two cases, persons falling strict-ly outside the ambit of this category have, in particular decisions, been (ii) Receivers have been held to be accomplices of the thieves from whom they receive goods on a trial of the latter for larceny (JENNINGS (1912) 7 Cr. App. R. 342 ; DIXON (1925} 19 -Cr. App. R. 36) ; (iii) When X has been charged with a specific Offence on a particular occasion, and evidence is admissible, and has been admitted of his having committed crimes of this indentical type on other occasions, as proving system and intent and -negativing accident : in such cases the court has held that in relation to such cases the court has held that in relation to such other similar offences, if evidence of such other parties should not be left to the jury without a warning that it is dangero-ues to accept it without corroboration."
ve sayfa 34'de
" My Lords, I have tried to define the term " accomplice ". The branch. of the difinition relevant to this case is that which covers " participes criminis " in respect of the actual crime char-ged, " whether as principals or accessories before of after the fact. " But, it may reasonably be asked, who it to decide, or how it it to be decided, whether a particular witness was a " particeps criminis " in the case in hand? In many or most cases thi-s puestion answers itself, or, to be more exact is answered by the witness in question himself by, confessing to participation, by pleading guilty to it, or by being convicted of it. But it is indisputable that there are witnesses outside these straightf-orward categories, in respect of whom the answer has to be sought elsewhera. The witness concerned may never have confessed, or may never have been arraigned or put on trial, in respect of the crime involved. Such cases fall into two classes. In the first-, the judge can properly rule that there is no evidence that the witness was, what I will, for short, call a participant. The present case, in my view, happens to fall within this class, and can be decided on that narrow ground. But there are other cases w-ithin this field in which there is evidence on which a reasonable jury could find that a witness was a " participant ". In such a case the issue of " accomplice vel non " is for the jury's decision : and a judge should direct them that if they consider on- the evidence, that the witness was an accomplice, it is dangerous for them to act on his evidence unless corroborated : thaugh it is competent for them to do so, -if, after that warning, they still think fit to do so. "
Bidayet Mahkemesi İddia Makamı namına şahadet veren 2'nci şahidin iddia edilen suç islenirken hazır olduğu halde bu suçun islenmesinde yer almadığı veva yardamcı olmadığı kanaatına vardı ve bundan do-layı işbu şahit suç ortağı olarak addolunmadı.
Şimdi İddia Makamının 2'nci şahidinin suc ortağı addolunmama hususunun verilen şahadete göre, doğru olup olmadığını inceleyelim. fddia Makamı tarafından verilen şahadete göre sanık, müşteki (Özkan) ve- 2'nci şahit Otelin bir odasına girdiler, orada yemek yedikten sonra 2'nci sahit ellerini yıkayarak tuvalete gitti. Geri dönerken sanıkla karşılaştı ve sanık şahide Özkanı kullanacağını söyledi. Bunun üzerine şahit kendisinin bu işe karışmıyacağını bildird-i. 2'nci şahit odaya girdi, potinlerini çıkardı ve kenardaki yastağın üzerine oturdu. Daha sonra yatağa yattı ve uyur gibi yaptı. Sanık da odaya girdi, soyundu, atlet ve kilotla yatağın üstüne oturdu. Bu arada Özkan kapının yanında dururdu. Sanık Özkan'a -yanına gelmesini söyledi. Bunun üzerine Özkan soyundu, atlet ve kilotla kaldı ve sanığın oturduğu
yatağa girdi. Sanık da yatağa girdi ve her ikisi çarşafla örtündüler. 2'nci şahit "Oh, oh, sıkma sıkma" sesleri ile sanıkla Özkan'ın yattığı karyol-anın gıcırtısını duydu. Bu gıcırtı ve sesler 10,15 dakika sürdü. Sanık 2'nci şahide bir tomar tuvalet kâğıdı attı, bunun üzerine 2'nci şahit sanık ve Özkan'ın olduğu tarafa baktı ve sanığı Özkan'ı kullanırken gördü. Daha sonra Özkan'ın tuvalete gittiğini -ve geri geldikten sonra Özkan nöbette olduğunu iddia ederek Lefkoşa'ya gelmek istediğini söyledi. Bunun üzerine her üçü de odayı terkettiler ve daha sonra Lefkaşa'ya geldiler. Sanık mahkemede verdiği şahadette Özkan ile beraber hiç bir zaman yatağa girmedi-ğini ve Özkan ile İddia Makamının 2'nci şahidinin söylediklerinin doğru olmadığını iddia etti. Bidayet Mahkemesi sanığın şahadetini kabul etmedi; diğer taraftan Bidayet Mahkemesi tddia Makamı namına sahadet veren sahitlerin şahadetine makul şüpheden ari ol-arak inandığını kararında belirtti.
Istinaf edenin avukatı 2'nci şahidin sanığa " Ben karışmam " demesinin ve odaya girdikten sonra yatakta uyur ğibi görünmesi hareketinin sanığı suçu işlemek için teşvik ettiğini ileri sürdü ve 2'nci şahit bunu yapm-akla sucun işlenmesi için gereken atmosferi yarattığını ve 2'nci şahidin suçun yer almasın yardım ettiğini iddia etti. Bazı şahıslar bir vaka'nın zuhuru esnasında çeşitli hareketlerde bulunurlar veya bazan hiç bir şey yapmazlar. Kanaatimizce 2'nci şahidin -sanığa " karışmam " demesi ve yatağa yattıktan sonra uyur gibi yapması suçun işlenmesinde yer aldığı veya suçun işlenmesinde yardımcı alduğu kabul edilemez. 2'nci şahit suçun işlenmesinde herhangi bir aktif yer almamıştır yalnız suçun işlenmesine de mani -olmamıştır. Fakat bu mani olmama hareketi suçun işlenmesinde yer aldığı veya yardımcı olduğu manasına gelemez.
Nitekim (1961) C.L.R. sayfa 330 da metni geçen, (reported) Georghios Panaghi Makarios alias Petinos v. The Police davasında sanık (istinaf- eden) bir arabada edebe mugayir tecavüz suçu ile suçlandırıldı ve Bidayet Mahkemesi tarafından kabahatli bulunarak mahkûm oldu. Bu davada sanığın aleyhine müşteki ile taksi şöferi şahadet verdi. Bidayet Mahkemesi müşteki ile taksi şöferinin şahadetini ka-bul ederek sanığı mahkûm etti. Sanık zamanın Yüksek Mahkemesine makûmiyet kararı aleyhine istinaf eyledi. İstinafın dinlenmesi esnasında taksi şöferinin suç ortağı olup olmama hususu incelendi. Suç taksinin arka yastığında yer aldı. Suç arka yastıkta işlen-irken taksi şöferi arabayı sürmeye devam ettiği halde ve suç işlendikten sonra sanığın ön yastığa geçmesine müsaade ettiği halde ve suç işlenirken veya işlendikten sonra arabayı durdurmadığı halde ve arabanın petralü bitinceye kadar arabayı sürmeye devam e-ttiği halde ve arabanın petrolü bitip araba durduktan sonra müştekinin arabadan kaçması üzerine sanık ile berarber müştekiyi kovaladığı halde taksi şöferi bir suç ortağı alarak addolunmadı.
Kanaatimizce 2'nci şahit yukarıda R. v. Davies davasın-da tarif edilen "suç ortağı" sınıfına girmez. Verilen şahadet tüm olarak incelendiğinde 2'nci şahidin suçun işlenmesinde yer almadığı veya yardımcı olmadığı görülür. Bundan dolayı Bidayet Mahkemesinin bu husustaki bulgusu hatalı değildir.
İstinaf eden- 2'nci şahit suç ortağı olarak addolunmasa dahi 2'nci şahidin şahadetine dayanarak sanığı mahkûm etmenin hatalı alduğunu istinaf Mahkemesinde ileri sürdü. Bidayet Mahkemesinin şahadet hususunda varmış olduğu kanaatın istinaf Mahkemesi tarafından bozulması -bazı prensiplere dayanmaktadır. Bu prensipler hususunda 9/68 numaralı ceza istinafında şunlar söylenmiştir :-
" İstinaf Mahkemesi alt kademedeki bir mahkemenin şahadet hususunda vardığı kanaati bozması için varılan kanaatın doğruluğundan şüphe etmesi kâf-i olmayıp, varılan kanaatın yanlış olduğuna kanaat getirmesi lâzımdır ve bunun kati olarak yanlış olduğuna dair isbat etmek külfeti gerek hukuk davaları gerekse ceza davalarında istinaf edene düşer. "
Yukarıdaki prensipleri ihtiva eden bir çok içt-ihat kararları mevcuttur ve bunların bazıları 9/68 numaralı ceza istinafında gösterilmiştir. Bu içtihat kararlarını burada tekrarlamaya fayda görmüyoruz.
İstinaf eden Bidayet Mahkemesinin 2'nci şahidin şahadeti hususunda vardığı kanaatın kati olarak -yanlış olduğunu gösteremediğinden ve İstinaf Mahkemesini bunu böyle olduğuna ikna edemediğinden Bidayet Mahkemesinin varmış olduğu kanaata müdahale etmenin doğru olmayacağı kanaatindeyiz.
Yukarıda izah olunan sebeplerden dolayı işbu İstinaf reddolun-ur. Hapislik Bidayet Mahkemesinin emrettiği 20 Mart, 1969 tarihinde başlar.
Tarih : 3l Mayıs, 1969.
Full & Egal Universal Law Academy