-YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA Ceza İstinaf No.2/72
(Dava No.1050/71)
M.Necati Münir, Başkan ve Ülfet Emin, Üye.
İstinaf eden: Hüseyin Zihni
(Sanık)
- ile -
Al-eyhine istinaf edilen: Türk Emniyet Müdürlüğü
arasında.
İstinaf eden namına: M. Çağatay Ali.
Aleyhine istinaf edilen namına: Vedat Aziz.
Fasıl 154 Ceza Yasası - Ciddi Darp - Yasa'nın 243. maddesine
aykı-rı darbetmek suretiyle ciddi bedensel incinmeye
neden olma.
Ceza Usulü - Şahadet - Bilirkişi şahadetinin değerlen-
dirilmesi - Bilirkişi şahadetinin, ancak göz şahidinin
şahadetini desteklemek için kullanılacağı.
OLAY:- Sanık, ovada harup toplamadan kaynaklanan bir ihtilâf
sonucu değnekle Müştekinin gözüne vurmak suretiyle darbet-
mekle itham edildi.
Bidayet Mahkemesi, Müştekiye ve İddia Makamı tara-
fından çağrılan göz doktoruna- inandı, Sanığın olay
yerinde bulunan gelinine ve çağırdığı göz doktoruna
inanmadı ve Sanığı K.L.30.- para cezasına mahkûm etti.
Sanık, Bidayet Mahkemesinin şahadeti yanlış değerlen-
dirdiğini ileri sürerek mahkûmiyet -aleyhine istinaf etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme, Bidayet Mahkemesinin bilirkişinin
şahadetine ilişkin bulgusunu hatalı buldu, ancak
Müştekinin şahadeti ışığında varılan mahkûmiyet kararının
hatalı olmadığını ifade ile- istinafı reddetti.
H Ü K Ü M
M. Necati Münir, Başkan: Bu İstinafta hükmü Sayın Üye Ülfet Emin okuyacaktır.
Ülfet Emin, Üye: Sanık 17 Aralık 1971'de Limasol Kaza Mahkemesi tarafından 6 Eylül 1971 tarihind-e Limasol Kazasına bağlı A/Alsandık köyünde Hulus Hüseyin'i gayri kanuni olarak darbetmek sureti ile kendisine ciddi bedensel incinme yaptığından kabahatlı bulunarak K.L.30.- para cezasına mahkûm edildi. Sanık Bidayet Mahkemesinin şahitleri-n şahadetini incelerken, şahadeti değerlendirmekte hata işlediğini ileri sürerek mahkûmiyet aleyhine istinaf eyledi.
Müşteki 72 yaşında bir ihtiyardır. 6 Eylül 1971 tarihinde İddia Makamı şahidi No.3, müştekiye gidip bir şey söyledikten -sonra müşteki evinden çıktı ve A. Civiya köyünün Kocabağ mevkiine gitti. Müştekinin Kocabağ mevkiinde zeytin ve harupları vardı. Müşteki bu mevkiye gittiğinde Sanık ve Sanığın gelini Müdafaa Şahidi No.2 Zehra Salih'i buldu. Müştekinin i-ddiasına göre oraya gittiğinde bir merkebin üzerinde bir torba harup gördü. Bu merkebi Sanığın gelini idare etmekte idi. Müşteki harupların kendisine ait olduğunu iddia ederek torbayı merkebin üzerinden aşağıya itti. Müştekiye göre bunu gö-ren Sanık müştekiye hücum etti ve müştekinin elinde olan değneği alarak müştekiyi gözünden darbetti. Müşteki Mahkemeye verdiği ifadede Sanığın kendisine sağ omuzundan da vurduğunu söyledi.
Müdafaaya göre ise müşteki bu mevkiye geldiğinde- merkebin üzerinde olan harup torbasını itmeye çalışırken, diğer taraftan Zehra Salih torbanın merkepten düşmesine mani olmak için torbayı çekmekte idi ve bu esnada müşteki yere düştü, torba da müştekinin üzerine düşerek müştekiyi gözünden yaraladı.
- Bidayet Mahkemesi şahadeti dinledikten sonra müştekinin verdiği şahadeti doğru olarak kabul etmiş, Sanık namına Zehra Salih'in verdiği şahadeti ise reddetmiştir. Bidayet Mahkemesi hükmünde İddia Makamı tarafından çağrılan göz doktoru Hürmüs İnan'ın şa-hadetini ve Müdafaa tarafından çağrılan göz doktoru Hasan Nihat'ın şahadetini kıyaslamış ve harup torbasının müştekinin gözünden aldığı yarayı yapamayacağı hususundaki Dr. Hürmüs İnan'ın şahadetini kabul etmiş ve Dr. Hasan Nihat'ın şahadetini reddetmiştir.- Dr. Hürmüs İnan'ın Bidayet Mahkemesinde verdiği şahadeti tetkik ettik. Dr. Hürmüs İnan kat'iyetle harup torbasının müştekinin gözündeki yarayı yapamayacağı hususunda şahadet vermiştir. Diğer taraftan Dr. Hasan Nihat ise, böyle bir y-aranın harup torbasının merkep üzerinden müşteki üzerine düşmesi ile de meydana gelebileceği kanaatını izhar etmiştir. Bidayet Mahkemesi bunun böyle olamayacağı kanaatına vararak Dr. Hasan Nihat'ın şahadetini bu hususta reddetmiştir. Dr. Hürmüs İ-nan torbanın bu gibi yarayı yapamayacağı hususundaki fikrini desteklemek için de böyle bir yaranın sert bir cisimden meydana gelebileceğini ve bu sert cismin asgari olarak iki metre bir mesafeden indirilmesi gerektiği kanaatında olduğunu ileri sürmüştür-.
Kanaatimizce Bidayet Mahkemesinin bu husustaki kanaatı her iki doktorun verdiği şahadet bilirkişi şahadeti olduğu göz önünde tutulduğunda, doğru değildir. Dr. Hürmüs İnan gözdeki yaranın ancak iki metre mesafeden inen sert bir cisimden olabi-leceği hususundaki kanaatı kat'i olarak herhangi bir esasa istinad etmemektedir. Kanaatimizce böyle bir yaranın ancak iki metre mesafeden inen bir cisimden meydana gelebileceği kat'i olamaz. Bazan sert bir cismi kullanan şahıs iki metre mesafeden -ise ayni cismi daha sert bir hareketle kullanabilir. Bu husustaki Bidayet Mahkemesinin bulgusu hatalı olmakla beraber her iki Doktorun verdiği şahadet bir bilirkişi şahadetidir ve bu gibi şahadetler ancak göz şahidinin verdiği şahadeti desteklemek ba-kımından kullanılır. Her iki Doktor da gözdeki yaranın Mahkemeye ibraz edilen değnekten olabileceğini de söylemişlerdir. Böyle destekleyici şahadet olmasa dahi, göz şahidinin şahadetine kat'i olarak inanıldığı hallerde Bidayet Mahkemesi bir şahsı s-alimen kabahatlı bulabilir. Bidayet Mahkemesi müdafaa şahidi Zehra Salih'in şahadetini incelerken bu şahidin şahadetinin Dr. Hürmüs İnan'ın şahadeti ile taban tabana zıt olduğundan doğru olamayacağı kanaatına vardığını söylemiştir. Ancak buna ilâveten Zehr-a Salih'in şahadetine niçin inanmadığı hususunda daha başka sebepler de vermektedir. Bu ilâve sebeplerden en mühimi Zehra Salih'in, müştekinin yaralanmasından sonraki tutumudur. Bu tutumu da 72 yaşında ihtiyar bir şahsın yaralandığını gördüğü hal-de bu şahsın yardımına gitmemesidir. Bidayet Mahkemesi Zehra Salih'in şahadetinin Dr. Hürmüs İnan'ın şahadeti ile bağdaşmadığı ve taban tabana zıt olduğu cihetle inanmadığı hususundaki bulgusu hatalıdır. Mamafih bu bulgu hatalı olmakla beraber, Zehra Salih-'in Bidayet Mahkemesi huzurunda şahadetini verirken tavır ve hareketinden ve vakadan hemen sonraki tutumundan dolayı, Bidayet Mahkemesinin bu şahide inanmaması makuldur.
Yukarıda bahsettiğimiz Bidayet Mahkemesinin iki yanlış bulgusuna rağmen, Bidayet- Mahkemesi müştekinin şahadetinin doğru olduğunu kabul etmekle salimen bu şahadete istinad ederek Sanığı mahkûm edebilirdi. Müştekinin vermiş olduğu şahadet birçok esas noktalarda başka şahadet tarafından ve bilhassa Düriye'nin şahadeti tarafından -desteklenmektedir. Her ne kadar da müştekinin Düriye'ye ilk şikâyet bakımından söylediği sözlerle Düriye'nin şahadetinde müştekinin kendisine söylediği sözler arasında bir fark varsa da, bu şikâyetin esasında müştekinin Sanık tarafından döv-üldüğü hususunda olduğu aşikârdır.
Bidayet Mahkemesi huzurunda verilen tüm şahadet incelendiğinde, ve bilhassa Bidayet Mahkemesinin müştekinin şahadetinin doğru olduğunu kabul etmesi göz önünde tutulduğunda, Bidayet Mahkemesi bu şahadete dayanarak -Sanığı mahkûm etmekle herhangi bir hata işlemiş değildir. Bundan dolayı istinaf reddolunur.
Yüksek Mahkeme
18 Ocak 1972.
Full & Egal Universal Law Academy